LEONARDO DA VINCI

Leonardo da Vinci (d. 15 Nisan 1452 - ö. 2 Mayıs 1519) İtalyan Rönesans mimarı, müzisyen, anatomist, mucit, mühendis, heykeltıraş, geometrici ve ressamdır.

En tanınmış yapıtları Mona Lisa (1503 - 1507) ve Son Yemek’tir (1495 - 1497).

Rönesans sanatını doruğuna ulaştırmış, yalnız sanat yapıtlarıyla değil, çeşitli alanlardaki araştırmaları ve buluşlarıyla da tanınan, dünyanın gelmiş geçmiş en büyük sanatçılarından biridir.

Yaşamı

Leonardo, genç bir noter olan Ser Piero da Vinci'nin ve muhtemelen bir çiftçi kızı olan Caterina'nın evlilik dışı çocuğu olarak İtalya'da, Floransa kentine bağlı Vinci kasabası yakınlarındaki Anchiano'da dünyaya geldi. Avrupa'daki modern isimlendirme kurallarının yerleşmesinden önce dünyaya gelmişti. Bu yüzden tam ismi, "Vincili Piero'nun oğlu Leonardo" manasına gelen "Leonardo di Ser Piero da Vinci"dir. Eserlerini "Leonardo" ya da "Io, Leonardo (Ben, Leonardo)" olarak imzalamıştır.

Somut kanıtlar bulunmasa da, Leonardo’nun annesi Caterina'nın, babası Piero'ya ait Ortadoğulu bir köle olduğu tahmin ediliyor. Babası, Leonardo’nun doğduğu yıl, Albiera adındaki ilk eşi ile evlendi, Caterina ile ise hiçbir zaman evlenmedi.

Leonardo’ya bebekliğinde annesi baktı, ancak birkaç yıl sonra annesi başka biriyle evlendirilerek komşu kasabaya yerleşince, babasının nadiren uğradığı büyükbabasının evinde yaşamaya başladı; arada sırada Floransa’ya babasının evine giderdi. Babasının ilk eşinden çocuğu olmadığı için aileye kabul edilmişti ama hiçbir zaman meşru bir çocuk olarak görülmedi ve amcası Francesco dışında ailedeki kimseden sevgi görmedi.


Andrea del Verrocchio14 yaşına kadar Vinci’de yaşayan Leonardo, büyükanne ve büyükbabasının ardı ardına ölmesi üzerine 1466’da babası ile birlikte Floransa’ya gitti. Evlilik dışı çocukların üniversiteye gitmesi yasak olduğundan üniversite öğrenimi görme şansı yoktu. Küçük yaştan itibaren çok güzel çizimler yapan Leonardo’nun resimlerini babası, dönemin ünlü ressam ve heykeltıraşı Andrea del Verrocchio'ya gösterince, Verrochio onu çırak olarak yanına aldı. Leonardo Verrocchio'nun yanında Lorenzo di Credi ve Pietro Perugino gibi ünlü sanatçılarla çalışma fırsatı buldu. Atölyede sadece resim yapmayı değil, lir çalmayı da öğrendi.

Floransa’yı 1482’de terkederek Milano Dükü Sforza’nın hizmetine girdi. Dükün hizmetine girebilmek için köprüler, silahlar, gemiler, bronz, mermer ve kilden heykeller yapabileceğini anlattığı ancak göndermediği mektubu bütün zamanların en olağanüstü iş başvurusu sayılır.

Leonardo, 1499’da şehir Fransızlar tarafından alınıncaya kadar 17 yıl boyunca Milano Dükü için çalıştı. Dük için sadece resim ve heykeller yapmak, festivaller organize etmekle uğraşmadı, aynı zamanda bina, makine ve silah tasarımları yaptı. 1485 - 1490 yıllarında doğa, mekanik, geometri, uçan makinelerin yanısıra, kilise, kale ve kanal yapımı gibi mimari yapılar ile ilgilendi, anatomi çalışmaları yaptı, öğrenciler yetiştirdi. İlgi alanı o kadar genişti ki, başladığı çoğu işi bitiremiyordu. 1490 - 1495 yıllarında çalışmalarını ve çizimlerini deftere kaydetme alışkanlığı geliştirdi. Bu çizimler ve defter sayfaları, müzeler ve kişisel koleksiyonlarda toplanmıştır. Bu koleksiyonculardan birisi de Leonardo’nun hidrolik alanındaki çalışmalarının el yazmalarını toplayan Bill Gates’dir.

1499’da Milano'yu terkeden ve yeni bir koruyucu (hami ) aramaya başlayan Leonardo, 16 yıl boyunca İtalya’da seyahat etti. Pek çok kişi için çalıştı, çoğu eserini yarım bıraktı.

İnsanlık tarihinin en iyi resimlerinden birisi kabul edilen Mona Lisa için 1503’te çalışmaya başladığı söylenir. Bu resmi tamamladıktan sonra hiç yanından ayırmamış, tüm seyahatlerinde yanında taşımıştı. 1504’te babasının ölüm haberi üzerine Floransa’ya döndü. Miras hakkı için kardeşleri ile mücadele etti ancak çabası sonuçsuz kaldı. Ancak çok sevdiği amcası tüm varlığını ona bıraktı.

1506 yılında Leonardo, bir Lombardiya aristokratının 15 yaşındaki oğlu olan Kont Francesco Melzi'yle tanıştı. Melzi, hayatının geri kalanında onun en iyi öğrencisi ve en yakını oldu. 1490’da 10 yaşında iken korumasına aldığı ve Salai adını verdiği genç de 30 yıl boyunca onunla beraber olmuş, ancak öğrencisi olarak bilinen bu genç hiçbir sanatsal ürün üretmemişti.

1513 - 1516 arasında Roma’da yaşadı ve Papa için geliştirilen çeşitli projelerde yer aldı. Anatomi ve fizyoloji alanında çalışmaya devam etti ancak Papa, kadavralar üzerinde çalışmasını yasakladı.

Leonardo da Vinci’nin ölümü1516’da koruyucusu Giuliano de' Medici’nin ölümü üzerine Kral 1. Francis’ten Fransa’nın baş ressam, mühendis ve mimarı olmak üzere davet aldı. Paris’in güneybatısında, Amboise yakınlarındaki Kraliyet Sarayı’nın hemen yanında kendisi için hazırlanan konağa yerleşti. Leonardo'ya büyük hayranlık duyan kral, sık sık ziyarete gelir ve sohbet ederdi.

Sağ koluna felç inen Leonardo da Vinci, resimden çok bilimsel çalışmalara ağırlık verdi. Kendisine dostu Melzi yardımcı olmaktaydı. Salai ise Fransa’ya geldikten sonra onu terketmişti.

Leonardo 2 Mayıs 1519’da Amboise’daki evinde 67 yaşında öldü. Kralın kollarında can verdiği rivayet edilir, ancak, 1 Mayıs günü kralın bir başka şehirde olduğu ve bir gün içinde oraya gelemeyeceği bilinmektedir. Vasiyetinde mirasının esas bölümünü Melzi’ye bıraktı. Amboise'daki Saint Florentin Kilisesi’nde toprağa verildi.

Özel yaşamı

Leonardo, özel yaşantısını gizli tutmuştur. Fiziksel temastan hoşlanmadığı iddia edilir: “Üreme faaliyeti ve bununla bağlantılı olan her şey o kadar iğrençtir ki insanlar hoş yüzler ve duygusal eğilimler de olmasa kısa sürede yok olacaktır” sözü daha sonra Sigmund Freud tarafından analiz edilmiş ve Freud, Leonardo’nun “frijit” olduğuna hükmetmiştir.

1476 yılında, sevgilisi Verrocchio ile birlikte yaşarken 17 yaşındaki model Jacopo Saltarelli ile sodomist ilişki kurduğu gerekçesiyle adı bilinmeyen bir kişi tarafından suçlanmıştır. İki ay süren soruşturma sonucu, Leonardo’nun babasının saygın konumuna da bağlı olarak hiç şahit bulunamamamsı nedeniyle dava düşmüştür. Bu olayın ardından Leonardo ve arkadaşları Floransa’daki “Gecenin Bekçileri” isimli örgüt tarafından bir süre takip edilmiştir. (Gecenin Bekçileri'nin İtalya’da Rönesans döneminde kurulan ve sodomizmin bastırılmasına yönelik faaliyet gösteren bir örgüt olduğu Podesta’nın yasal kayıtlarında da yer almaktadır)


Leonardo'nun hizmetçisi ve asistanı il Salaino'nun anonim bir ressam tarafından çizilmiş portresi (1495)“Salai” veya “il Salaino” takma adlarıyla da bilinen Gian Giacomo Caprotti da Oreno Giorgio Vasari tarafından “Leonardo’nun büyük keyif aldığı harika kıvırcık saçları olan ışıltılı ve güzel genç” olarak tanımlanmıştır. Il Salaino, 1490 yılında henüz 10 yaşındayken Leonardo’nun evinde hizmetçiliğe başlamıştır. Leonardo ve il Saliano arasındaki ilişki “kolay” olarak değerlendirilmez. 1491 yılında Leonardo il Salaino’yu “hırsız, yalancı, inatçı ve pisboğaz” olarak nitelendirmiş ve onun için “Küçük Şeytan” benzetmesini yapmıştır. Yine de, il Salaino 30 yıl boyunca yoldaşı, hizmetçisi ve asistanı olarak Leonardo’nun hizmetinde kalmıştır. Leonardo, il Salaino'yu "Küçük Şeytan" olarak çağırmaya devam etmiştir. Leonardo’nun sanatçı defterlerinde çıplak olarak çizilen il Salaino yakışıklı ve kıvırcık saçlı bir ergen olarak tasvir edilir.

1506 yılında Leonardo, 15 yaşındaki Kont Francesco Melzi ile tanışır. Melzi, Leonardo’nun kendisine karşı hislerini bir mektubunda “a sviscerato et ardentissimo amore” (çok ihtiraslı ve fazlasıyla yakıcı aşk) olarak nitelendirmiştir. il Salaino bu yıllarda Melzi’nin sürekli olarak Leonardo’nun yanında olmasını kabullenmek zorunda kalmıştır. Melzi, Leonardo’nun önce öğrencisi sonra da hayat arkadaşı olmuştur.Ayrıca Leonardo Da Vinci; Fransa'nın, kuruluşu çok eskilere dayanan (1099 M.S.) Sion Tarikatı'na 1510-1519 yılları arasında üstatlık (Başkanlık) yaptığı bilinmektedir.

Her iki ilişki de Leonardo’nun zamanında Floransa’da yaygın olan erotik usta-çırak ilişkisine bir örnektir. Bu iki ilişkisinin yanısıra Leonardo’nun Cesare Borgia ve Niccolò Machiavelli ile de “dostluktan öte” bir ilişki yaşadığı iddia edilmektedir.

Leonardo’nun genç erkeklere olan ilgisi 16. yüzyılda da tartışma konusu olmuştur. 1563’te Gian Paolo Lomazzo tarafından yazılan “Il Libro dei Sogni”de (Düşler Kitabı) yer alan “l’amore masculino”daki (erkek aşkı) kurmaca bir diyalogda, Leonardo başkahramanlardan biri olarak yer almış ve “Biliniz ki erkekler arasındaki aşk çeşitli arkadaşlık duygularıyla erkekleri biraraya getiren bir erdemdir. Bu durum onları daha erkeksi ve yürekli hâle getirir” sözü Leonardo’nun ağzından verilmiştir.


Vejetaryenlik

Leonardo’nun çalışmalarından ve biyografisini yazan erken dönem yazarlardan anlaşıldığı üzere Leonardo dürüst ve ahlaki konularda duyarlı bir kişiydi. Hayata duyduğu saygı onun en azından yaşamının bir evresinde vejeteryan olduğunu göstermektedir.


ESERLERİ
SANAT
Floransa dönemi
Leonardo’nun ilk resmiLeonardo da Vinci’nin 1466-1472 yılları arasında bilinen hiçbir eseri yoktur. Bu çıraklık döneminde atölyede boyaları karıştırıp resimlerin küçük bölümlerini boyuyordu. 1472’de Floransa'da bağımsız bir ressam oldu, ancak ustasının atölyesinden ayrılmadı.

Leonardo da Vinci’nin bilinen ilk resmi 5 Ağustos 1472 tarihli "Arno Vadisi" resmidir. Leonardo’nun dehasını yansıtan bu resimde derinlik arttıkça detaylar azalır, kağıdın rengi resme hâkim olur. Bu teknik daha sonra yokoluş perspektifi olarak adlandırılmıştır. (Leonardo' nun ilk resmi)

Leonardo, 1471-1475 yılları arasında Andrea del Verrocchio'’ya "İsa’nın Vaftizi" adlı tablosunda yardım etti. Resmin ana unsurlarını Verrochio zaten çizmişti. Leonardo, diz çökmüş bir melek ile İsa’nın vücudunu resmetti. Melek, Verrochio’nın çizdiği figürlerden çok daha başarılıydı. Bunu gören Verrochio’nun fırçalarına bir daha asla elini sürmediği söylenir. Gerçekten de bu tablo, Verrochio’nun bilinen son tablosudur.

Leonardo'nun1476-1478 döneminde kendi atölyesini açtığı sanılmaktadır ve bu dönemde sipariş üzerine yaptığı en az iki resim vardır.

1. Floransa döneminde çizdiği en önemli tablolardan birisi de "Aziz Jerom"'dur. Tamamlamış olsa Mona Lisa kalitesinde olacağı tahmin edilen bu tablo, günümüzde Vatikan’dadır.

Leonardo 1481-1482 arasında aldığı bir sipariş üzerine "Müneccim Kralların Tapınması" adlı tablo üzerinde çalıştı ancak 1482’de Milano Dükü’nün hizmetine girince dev tabloyu yarım bırakarak Milano’ya gitti.


Milano dönemi
Erminlil ( Kakım) Kadın Tablosu
Erminli (Kakım) Kadın TablosuMilano döneminin başında yaptığı resimlerin en önemlisi "Kayalıkların Bakiresi"dir. İki versiyonu bulunan bu eserin birisi Louvre Müzesi’nde, diğer Londra Ulusal Galerisi’nde yer alır.

Kayalıklar Bakiresi’nin yarattığı ilgi üzerine ısmarlanan "Erminli Kadın", günümüze kalan az sayıdaki resminden birisidir. Polonya’daki Çartorist (Czartorisky) Müzesi’ndedir.

1490'da Sforza'nın düzenlediği festival için yaptığı “Gezegenlerin Dansı” adlı müzikli oyun, İtalya çapında ünlenmesini sağladı.

1495- 1497 arasında en önemli eserlerinden birisi olan Son Yemek üzerinde çalışmıştır. "Son Yemek", Milano’da bir manastır yemekhanesinin duvarında yer alan duvar resmidir. Maalesef, bu büyük eseri yaparken denediği karışım başarılı olmamış, eser daha 1500’lü yıllarda bozulmuştur.

Leonardo, Milano döneminde matematikle de uğraştı ve İtalyan matematikçi Luca Pacioli’ye "Altın Oran Üzerine" adlı yapıtını yazmada yardım etti.

En çok vaktini alan çalışma, dükün babası onuruna yapması istenen "Bronz At Heykeli" idi. Dünyanın en büyük at heykeli olması planlanan bu eser için Leonordo uzun süre atların anatomisini inceledi. 1483’te başlayan çalışmaları sonunda 1493’te dev kil modeli hazırladı. Bronz heykel için tonlarca bronza ihtiyaç vardı. Bronzun hazırlanmasını beklerken Son Yemek üzerinde çalıştı. Heykel için gereken bronz Sforza tarafından silah yapımında kullanıldığından heykel hiçbir zaman yapılamadı. Kilden yapılmış modeli ise, Fransızların Milano’yu işgalinden sonra askerlerin hedef tahtası olarak parçalandı.

Göçebe dönemi

Milano’yu terkettikten sonra Mantova’da dönemin ressamlarının eserlerini toplamaya meraklı Isabella d'Este’nin bir portresi üzerinde çalışmaya başladı ancak 1501’de Venedik’e gidince Isabella d'Este’nin tüm ısrarlarına ve mektuplarına rağmen eseri tamamlamadı. Venedik’te Osmanlılar’a karşı kullanılmak üzere çeşitli projeler (Isonzo Vadisi’nde hareketli bir bent kurmak, Osmanlı gemilerinin altını delmek için dalgıç kullanmak gibi) geliştirdi ancak hiçbiri uygulanmayınca Floransa’ya geçti. Bir manastır için Meryem ve Çocuk İsa Azize Anna İle Birlikte adıyla bilinen ve Londra’daki Ulusal Galeri’de bulunan taslağı hazırladıysa da, Cesare Borgia’dan aldığı mühendislik teklifi üzerine bu eseri de yarım bıraktı. Papa 6. Alexander’ın oğlu Cesare Borgia hizmetinde askeri mühendis olarak çalıştı, haritalar çizdi. Cesare’den ayrıldığı sırada II. Bayezid’e, Haliç üstünde bir köprü, yeldeğirmeni inşaatı gibi projelerinden bahseden bir mektup yazdığı bilinir. Floransa’ya döndüğünde Pisa ve Floransa arasında savaş vardı. Floransa’dan Pisa’ya doğru akan Arno Irmağı’nın yatağını değiştirerek şehri susuz bırakmayı planladı ancak plan başarılı olmadı. Arno Nehri yatağı üzerindeki çalışmalardan sonra Anghiarai Savaşı adlı duvar resmi üzerinde çalıştı. 1440’ta Floransa’nın Milano’ya karşı kazandığı zaferi konu alan bu resim üzerinde çalışırken karşı duvarda da Cascina Savaşı adlı resim için Mikelanj çalışıyordu. İki sanatçı arasındaki çekişme “Savaşların Savaşı” halini aldı. Eser henüz tamamlanmadan Fransa Kralı tarafından Milano’ya çağrılan Leonardo, bir süre iki şehir arasında mekik dokuduysa da sonunda resmi yarım bırakmak zorunda kaldı. (Rakibi Mikelanj da Roma’ya çağrıldığı için kendi resmini yarım bırakmak zorunda kalmıştı.) Milano’da saray mensupları için dekoratör olarak çalıştı, saray eğlencelerini düzenledi. Zamanla anatomi çalışmalarına döndü. Resme yeniden ilgi duyarak Mona Lisa’yı yapmaya başladı. Bu resmi ömrü boyunca yanından ayırmadı ve tüm yolculuklarında beraberinde taşıdı. 1513’te gittiği Roma’da ihtiyar bir bilge olarak saygı görmesine rağmen Rafael ve Mikelanj’ın aksine Medici Ailesi'nden fazla sipariş almadı. Ancak Mikelanj’ın Davut (David) adlı eserinin yerinin belirlenmesi için kurulan komisyonda yer aldı ve Mikelanj istemediği halde, Floransa’daki Palazzo Vecchio önüne yerleştirilmesinde etkili oldu. 1515 yılında Fransızların Milano’yu yenmesinden sonra Guiliano de Medici, barış görüşmelerinde Fransa Kralı’na sunulmak üzere mekanik bir aslan yapma görevi verdi. Yaptığı aslan (Floransa’nın simgesi), birkaç adım yürüdükten sonra kalbinden Fransa’nın simgesi olan bir zambak çıkarıyordu. Genç kral kendisine hayran kaldı. Guiliano de Medici bir yıl sonra ölünce, Fransa Kralı Leonardo’yu çağırtttı ve böylece son yıllarını Fransa’da geçirdi.


Bilim ve mühendislik
' Vitruvian adamı, İnsan vicudunun oranları hakkındaki çalışması'

Vitruvian Adamı, Leonardo'nun insan vücudunun oranları hakkındaki çalışmasıLeonardo'nun bilim ve mühendislik alanındaki çalışmaları en az sanatsal olanlar kadar etkileyici ve yenilikçidir. 13.000 sayfadan oluşan defterlerinde yeralan notlar ve çizimler sanat ve bilimi kaynaştırmaktadır. Leonardo bu notları, Avrupa'da yaptığı seyahatler sırasında almıştır. Leonardo solaktı (aynı zamanda sağ ellede yazabilirdi) ve tüm yazılarını ancak ayna ile bakılınca okunabilecek şekilde yazardı.

Leonardo'nun bilime bakış açısı gözleme deyalıydı, bir bilinmezliği anlamak için en küçük detayına kadar tarif ve tasvir ederdi, teoriye ve deneye önem verdiği önemi not defterine geçirdiği şu sözlerden anlayabiliriz: "Her gereç tecrübe ile yapılmayı gerektirir", "Mekanik, matematik biliminin cennetidir, çünkü artık burada matematiğin meyvelerine ulaşmışızdır". Latince ve matematik konusunda eğitim almamış olması sebebiyle, çağdaş akademisyenler onun bilimsel çalışmalarını gözardı ettiler, oysa Leonardo Latinceyi kendi kendine öğrenmişti (40 yaşından sonra).

Anatomi

Leonardo insan anatomisi konusundaki çalışmalarına Andrea del Verrocchio'nun yanında çıraklık yaparken başladı, çünkü Verrochio tüm öğrencilerini anatomi öğrenmeleri konusunda teşvik ederdi. Sanat alanında başarı kazanmaya başlayınca, Floransa'daki Santa Maria Nuova Hastanesi'nde kadavralar üzerinde inceleme yapmasına izin verildi. Daha sonra Milano'daki Maggiore Hastanesi'nde ve Roma'daki Santo Spirito Hastanesi'nde de kadavralar üzerinde çalışmalar yaptı. 1510-1511 yıllarında doktor Marcantonio della Torre ile birlikte çalıştı. 30 yılda, farklı yaşlarda 30 adet kadın ve erkek kadavrası inceledi. Marcantonio ile birlikte anatomi konusunda teorik bir çalışma yayınlamak üzere çalışmalar yaptı ve 200'ün üzerinde çizim hazırladı. Bu çizimler ancak Leonardo'nun ölümünden sonra 1580'de "Resim Üzerine Tezler" adı altında yayınlandı.

Leonardo birçok insan iskeleti çizimi yaptı ve omurganın çift-s formunu ilk tanımlayan kişi oldu. Pelvis ve kuyruk sokumu hakkında incelemeler yaptı ve kuyruk sokumunun 5 farklı kemikten oluştuğunu belirledi. İnsan kafatasını ve beynin kesitlerini mükemmel şekilde tariflemeyi başardı. Ciğerlerin, idrar kesesinin, cinsel organların ve hatta cinsel birleşmenin yapısını gösteren çok sayıda çizim yaptı. "Hamilelik mucizesini anlamak amacıyla fetusun anne karnındaki pozisyonu hakkında çizimler yapan ilk birkaç kişiden biridir. İnsan anatomisine ek olarak, çeşitli hayvanların anatomisi hakkında da çizimleri bulunmaktadır.

Leonardo sadece insan vücudunun yapısıyla değil, aynı zamanda fonksiyonuyla da ilgileniyordu, bu yüzden anatominin yanısıra fizyoloji konusunda da çalışmalar yaptı. Fizyolojik deformasyonu olan kişilerle ilgili de çizimleri bulunmaktadır.

Anatomi alanındaki çalışmaları, yazılı tarihteki ilk robot tasarımınına öncülük etti. "Leonardo'nun robotu" adı verilen tasarım büyük olasılıkla 1495 yılında yapıldı ama ancak 1950'lerde farkedildi. Kan dolaşımı hakkında bilgisi olmamasına rağmen, robota eklediği kalp vanaları sayesinde kanın tüketilmek üzere kaslara pompalanmasını sağladı. Yaptığı bir çizim, 2005 yılında bir İngiliz kalp cerrahına hasar görmüş kalpleri tedavi etmek yolunda yepyeni bir yol keşfetmesi için ilham verdi.

Buluşlar ve mühendislik

Uçuş konusuna duyduğu müthiş ilgi sebebiyle, kuşların uçması hakkında detaylı çalışmalar yaptı ve arasında dört kişi tarafından çalıştırılabilen bir helikopter ve hafif bir hang glider da bulunan çok çeşitli uçan makine tasarladı.


Leonardo tarafından tasarlanan ve Château d'Amboise'da bulunan zırhlı bir tank1502 yılında Sultan II. Bayezid için, Haliç'in girişine inşa edilmek üzere 240 metre uzunluğunda bir köprü tasarımı yaptı. Bu köprü inşa edilmedi ama 2001 yılında Norveç'te Vebjørn Sand Da Vinci Projesi kapsamında, bu tasarımı temel alan daha küçük bir köprü yapılarak Leonardo'nun vizyonu hayata geçirildi.

Her ne kadar savaşı insan faaliyetlerinin en kötüsü olarak nitelese de, Leonardo'nun defterlerinde askerî mühendislik alanında da çalışmalar bulunmaktadır, bunların arasında makineli tüfekler, zırhlı tank, bombalar, paraşütler gibi tasarımlar yer almaktadır. Diğer buluşları arasında bir denizaltı, dişliler kullanılarak yapılmış ilk mekanik hesap makinesi ve yaylı bir mekanizmayla çalışan bir araba da bulumaktadır. Vatikan'da bulunduğu yıllarda güneş enerjisini kullanmak için, içbükey aynalar yardımıyla suyu ısıtacak bir tasarım yapmıştır. Leonardo'nun tasarımlarının çoğu yaşadığı dönemde hayata geçirilememiş olsa da, IBM'in desteğiyle birçoğunun modelleri yapılmıştır ve Amboise'deki Château du Clos Lucé'de bulunan Leonardo da Vinci Müzesi'nde sergilenmektedir.

Leonardo'nun defterleri

Leonardo'nun defterleri temel olarak dört farklı konuda yazılmıştır: mimari, mekanik, resim ve insan anatomisi. Bu defterler, farklı boy ve tipte birbirinden bağımsız kağıtlardan oluşmaktadır ve ölümünden sonra dağılmış olmalarına rağmen, günümüzde Louvre, Biblioteca Nacional de España, Milano'daki Biblioteca Ambrosiana ve British Library gibi büyük koleksiyonlarda yeralır. British Library'de bulunan defterlerin bir kısmı internette adresinde incelenebilir. Codex Leicester adı verilen defter, Leonardo'nun özel bir koleksiyonda bulunan tek büyük bilimsel çalışmasıdır ve şu anda Bill Gates'e aittir.

Ocak 2005'te, Floransa'daki Basilica della Santissima Annunziata di Firenze'nin yanında bulunan bir manastırın gizli odalarından birinde, Leonardo'nun uçuş ve diğer bilimsel çalışmalarını yaptığı bir laboratuvar bulunmuştur.


Haliç Köprüsü tasarımı
1502 Yılında tasarladığı Galata köprüsü
Leonardo da Vinci'nin 1502 yılında tasarladığı Galata köprüsüLeonardo'nun defterlerindeki notları arasında, 1502 yılında Osmanlı İmparatorluğu padişahı Sultan II. Bayezid'e Haliç üzerine yapılması için sunduğu 240 metre uzunluğunda bir köprü tasarımı de bulunur. Çizimleri kabul edilmez. Yıllar sonra 2001 yılında, benzeri bir köprü Norveç'de yapılır.

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan 17 Mayıs 2006 tarihinde, Çırağan Sarayı, Yıldız Sarayı ve Sümela Manastırı restorasyonlarını yapan Bülent Güngör tarafından Leonardo'nun orjinal planında olduğu gibi bir köprü yapılacağını açıklamıştır. Bu köprü, orijinalinde olduğu gibi 240 metre uzunluğunda, 8 metre genişliğinde ve denizin 24 metre üstünde olacaktır.


Leonardo'nun insan vücudu için yaptığı eskizler

Leonardo’nun insan vücuduna ilgisinin temelini, figür eskizleri için incelemeler oluşturur. İnsanı olabildiğince canlı ve tüm hareketleri gerçeğe en yakın şekilde çizmek için dış gözlemleri yeterli görmemiş, vücudun içini de görmek, kemiklerin, kasların ve eklemlerin birbirleriyle ilişkilerini kavramak istemiştir. Anatomi araştırmaları, giderek daha, çok zaman ayırdığı başlı başına bir ilgi alanı haline gelmiştir. İnsan organizmasına, çalışma prensiplerini merak ettiği mükemmel bir makine olarak yaklaşmıştır. O dönemin tıp bilimine temel oluşturan antik çağ hekimi Galen’in metinleri, merakını ancak kısmen giderebilmişti. Aklına gelen her soruyu sormaya başlamıştı.

Leonardo, gördüklerini çizerek açıklığa kavuşturuyordu. Kesitlerle, ayrıntılı görünüşlerle ve farklı açılardan yaptığı çizimlerle anatominin detaylarını ortaya çıkarıyordu. Çizimleri, bazı detaylardaki yanlışlıklara karşın son derece nettir. Anne karnındaki bebek çizimi için bir insan kadavrasına disseksiyon yapmamış, inekleri inceleyip, oradan elde ettiği sonuçları insan anatomisine uyarlamıştı. Papa, Leonardo’nun insan kadavraları üzerinde disseksiyon yapmasını yasakladığında, dolaşım sistemi üzerine yaptığı araştırmayı devam ettirebilmek için sığır kalpleri kullanmıştı.





































tutunamayanlar1July 1, 2013, 2:06
IVAN AIVAZOVSKY

Aivazovsky, 1817 yılında Kırım'da bir Karadeniz Liman şehri olan Feodosiya'da dünyaya gelmiştir. Feodosiya tarihi ve coğrafi özellikleriyle Aivazovsky'nin sanatçı kişiliğinin gelişmesine önemli ölçüde etki etmiştir. Şehir, Karadeniz'in kuzeyinde yer alan Kırım'ın doğusunda konumlanmaktadır. Civarındaki kırsalın hemen dışında yükselen birkaç küçük tepe dışında büyük ölçüde düzlük olan Feodosiya, böylece geniş ufuklu görünümlere olanak sağlamaktadır. Ayrıca 19. yüzyılın Rus İmparatorluğu topraklarında Akdeniz iklimine yakın olan bölgede bulunmaktadır.


Şehrin tarihi, M.Ö.6.yüzyıla uzanmaktadır. Buraya ilk olarak Helen kolonileşme çağında Miletos'tan gelen Grekler yerleşmiştir. Daha sonra M.S.3.yüzyılda Got istilasına uğramış ve ardından Hun hakimiyetine girmiştir. 13. yüzyıl başlarında Latin Haçlılar'ı dönemi yaşanmış, bundan sonra şehre Cenovalı tüccarlar hakim olmuş ve Kaffa adını vermişlerdir. 1475'te gerçekleşen Osmanlı hakimiyetiyle bu isim Kefe ya da Küçük İstanbul olarak değiştirilmiştir. Osmanlı'nın gerileme döneminde, 1771'de Rusların eline geçmiş ve bundan sonra tekrar Feodosiya olarak anılmıştır.
Şehrin tarihi ve deniz ticaretinin taşıdığı farklı insanlar, ona kozmopolit bir kimlik kazandırmaktaydı. Aivazovsky'nin yetiştiği şehir; Tatarlar, Türkler, Ermeniler, Ruslar, Yahudiler ve Arapların iç içe yaşadığı bir şehirdi. Dolayısıyla Aivazovsky, günlük hayatta farklı kültür ve dillere aşinaydı. Feodosiya; şehrin toplumsal yapısına, mimarisine ve yaşayışına yansıyan kozmopolit yapısı dışında, bir deniz şehri olmasıyla da Aivazovsky'nin üzerinde etki sahibi olmuştur. Çocukluk döneminden itibaren burada, kimi zaman süt liman kimi zaman fırtınalı, gün doğarken ve gün batarken, denizin tüm değişen hallerini gözlemleyebilmektedir.


Aivazovsky küçük yaşlardan itibaren resme ilgi göstermiştir. Sanatçı, 1887 tarihli bir resminde kendisini küçük bir çocuk olarak Feodosiya'ya hakim bir yükseklikten şehri resmederken tasvir etmiştir. Resmin üzerinde "1825'te Aivaz." yazmaktadır. Kendisinin hayatının çok erken bir döneminde, henüz 8 yaşında resme duyduğu ilgiyi ortaya koyan bu resim, aynı zamanda Feodosiya'nın onun üzerinde bıraktığı etkiyi de ifade etmektedir. Ailesinin tanıklıklarına göre, çocukken evlerin duvarlarına kömürden çizimler yapıyordu. Onun bu ilgisi, babasının şehrin mimarı olan arkadaşı Koch tarafından değerlendirilmiş ve Koch çocuğa resim üzerine perspektif gibi temel bazı bilgileri içeren dersler vermiştir. Bununla da kalmamış, resimlerini şehrin yöneticisi Kaznaachev'e göstermiştir. Kaznaachev, Aivazovsky'e destek vermiş ve görevi gereği Kırım'ın daha büyük bir şehri olan Simferepol'e taşındığında onu da yanında götürmüştür. Burada, St. Petersburg'la bağlantıları olan zengin ve asil Naryshkin ailesinden Natalia Feodorovna Naryshkin, onun resimlerini beğenerek St.Petersburg İmparatorluk Akademisi'ndeki ressam arkadaşı Tonci'ye yollamıştır. Bunun sonucunda Aivazovsky altı yıllık bir burs kazanmıştır.


1833'te 15 yaşındayken St.Petersburg'a, ülkenin başkentine gitmiştir. St.Petersburg ülkenin sadece siyasi değil, kültürel başkentidir de... Uzun zamandır katolik batıdan farklı çizgide bir kültürel gelişim süreci içerisinde olan Rusya, 18. yüzyılda batıdaki gelişmelerle ilişki içerisine girmeye başlamıştır. Bu yüzyılda; Fransa, İtalya ve Almanya'dan pekçok sanatçı, Rus sarayının siparişlerine yanıt vermek üzere St.Petersburg'a gelmiştir. Onların sanatsal üretimleri ve uzmanlıklarıyla sağladıkları katkılar sonucunda, 1757'de İmparatorluk Akademisi kurulmuştur. Okul resmi ve akademik tarzda bir eğitim vermektedir.


19.yy. başlarında St.Petersburg'un merkezinde bulunduğu bu kültürel değişim süreci resim alanında ilk sonuçlarını vermeye başlamıştır. Pekçok Rus ressamı yetişmekte ve St. Petersburg'un sanat ortamına dahil olmaktadır.


Aivazovsky'nin Akademi'de devam ettiği manzara sınıfının başında bulunan Vorobiov, atmosfer koşulları üzerinde duran ve açık hava resmini savunan bir ressamdı. Sanat yaşamı boyunca eserlerinde atmosfer koşulları ile ilgilenmiş olan bir Aivazovsky'nin, hocasından etkilenmiş olduğu, en azından varolan ilgilerinin hocasının yaklaşımıyla örtüştüğü anlaşılmaktadır. Öğrenciyken, Akademi başkanı Olenin'in tavsiyesi üzerine Akademi sergisi için deniz ve atmosfer koşullarını konu alan Deniz Üzerinde Hava Çalışması adlı resmi yapması, kariyerinin başlangıcında sanatsal çizgisinin şekillenmeye başladığını ortaya koymaktadır. Resim, Akademi sergisinde yer almış ve büyük bir başarı göstererek gümüş madalya kazanmıştır.
Bu başarı, Aivazovsky'nin İmparator I. Nicholas'ın takdirini kazanmasına ve onunla tanışmasına olanak sağlamış; imparator, Baltık Donanması ile Finlandiya Körfezi'ne deneme seferi yapacak olan oğlu Grandük Konstantin Nikolaievich'e eşlik etmesini istemiştir. Bu deneyim, Aivazovsky'nin deniz üzerindeki yaşantıyı ilk elden görmesi ve imparatorluk donanması ile hayatı boyunca sürecek olan yakın ilişkinin başlangıcı olması açısından önemlidir.


Sanatçı, 1836 Akademi sergisine yedi resimle katılmıştır. Bunlardan birisi üç yıldır görmediği Feodosiya şehrini betimlemektedir. Aivazovsky, resimlerini doğrudan doğadan çalışarak üretmemektedir. Yaptığı ön çizimlerden ve hafızasından yararlanmaktadır. Aivazovsky, bu sergide ünlü Rus şair Pushkin'le tanışma fırsatını da bulur. Pushkin ve onun şiirleri Aivazovsky'i derinden etkilemiştir.


1837 yılında, deniz manzarası resmindeki dikkat çekici başarısından dolayı altın madalya ile ödüllendirilen Aivazovsky, Akademi'den mezun olmuş ve Rusya'nın deniz görünümlerini resmetmek üzere iki yaz için Kırım'a yollanmıştır. Normalde Akademi ümit veren öğrencileri İtalya'ya yollamaktaydı, ancak bu dönemde Rus sanatında toplumsallık tartışmaları gündeme gelmiştir ve resimlerinde Rus köylüsünü ve onların günlük hayatını konu edinen Alexei Venetsianov şu çıkışı yapmaktadır: "Atalarımızın ulusal kostümü Romalılarınkinden daha az renkli değildir ve bir Rus köylüsünün sade gömleği bir Yunan tuniği kadar güzeldir."
Bu koşullarda bir Rus ressamı tarafından yapılmış Rusya görünümleri önem kazanmaktaydı. Aivazovsky, Kırım'ın güney sahillerine yaptığı gezi dışında, Karadeniz donanmasının askeri seferlerine katılmış ve iki yıl içerisinde gerçekleştirdiği çalışmaları Akademi'ye sunduktan sonra 1840'ta İtalya'ya gitmiştir.
Rönesans'ın doğduğu topraklarda çeşitli yerleri ziyaret etmiş burada tanıştığı ünlü Rus yazar Gogol ile birlikte yolculuk etmiştir. Ayrıca, Roma'da İngiliz romantik ressam Turner'la tanışmış ve ünlü ressam onun resimlerinden etkilenerek; "Sizin sanatınız yüksek ve güçlü çünkü siz dehadan ilham alıyorsunuz" diye yazmıştır.


Papa 16. Gregory'nin, Aivazovsky'nin ünlü Kaos adlı resmini Vatikan için satın alması gibi başarı haberleri St.Petersburg'ta yankılanmaktadır. Bir Rus ressamın batı sanatı çevrelerinde kazandığı başarı, Rusya'nın batı uygarlığının akışına dahil olma sürecinde özellikle önem taşımaktadır.
Aivazovsky, Rusya'nın batı kültürüne armağan ettiği ilk uluslar arası düzeyde ressam olarak Rus sarayı tarafından hararetle desteklenmiştir.


Sanatçı, 1892'de batı resim sanatının iki önemli merkezi, İngiltere ve Hollanda'yı ziyaret etmiş ve bu ülkelerdeki deniz resmi geleneğini incelemiştir, kendisi de deniz konusu üzerine çalışmıştır. Aynı yılın Paris sergisine katılan tek Rus sanatçısı olarak, sanat çevrelerinden büyük övgüler kazanmıştır. Paris'e yerleşip Fransız vatandaşlığına geçeceği dedikoduları üzerine, 1844 yılında St.Petersburg'a geri dönmüştür. Burada büyük bir coşkuyla karşılanmıştır. Bu süreçte, donanma ile ilişkileri resmiyete kazanmış ve Rusya'da denizciliğin tarihine ve genel olarak donanmaya adanmış bir seri resim yapmakla görevlendirilmiştir.


Aivazovsky, dünyanın dört bir yanını ziyaret etmiş bir sanatçıdır. İngiltere'den İtalya'ya, Hollanda'dan Portekiz'e Avrupa'nın pek çok ülkesini, Mısır'ı (1869) ve A.B.D'ni gezmiş, buralardan çeşitli birikimler edinmiş ve ününü dünyanın her köşesine yaymıştır. Ama onu dünyada en fazla etkileyen köşe İstanbul olmuştur. Aivazovsky, 1845 yılında, Grandük Konstantin Nikolaievich ile birlikte; Anadolu, Ege Adaları ve Doğu Akdeniz'e yapılan bir geziye katılmıştır. Gezinin durakları arasında İstanbul ve Truva da vardır. Geziden hemen sonra 1846'da Feodosiya'da düzenlediği sergi ile ilgili belgelerden birinde şu satırlar yer almaktadır: "Üç küçük manzaradan en çok Truva'yı beğendim. Onda bir tür hüzünlü şiirsellik var ki herşeyden önce bunu ifade etmek istiyor."


İstanbul'a ilk ziyaretini içeren bu gezinin ardından, 1846'da Karadeniz donanmasıyla bazı manevralara katılmıştır. Bu dönemde doğduğu şehir olan Feodosiya'ya yerleşmiştir. Sanatçı doğduğu şehre hayatı boyunca bağlı kalmış ve sarayla olan bağlantılarını da kullanarak Feodosiya'ya bir liman, tren yolu ve arkeoloji müzesi gibi çok sayıda katkı sağlamıştır. Şehrin merkezi kişiliği ve adeta gayrı-resmi yöneticisi olmuştur. Bu arada St.Petersburg ve sarayla ilişkilerini hiçbir zaman koparmamış, hatta imparatorluk ailesini kendi evinde ağırlamıştır.
Kırım Savaşı nedeniyle 1854-7 arasında denizden uzak olan Karkov'da yaşayan Aivazovsky, savaşın sona ermesiyle Paris'e gitmiştir. Burada bir sergi düzenlemiş ve II. Napoleon tarafından Legion d'Honneur ile ödüllendirilmiştir. Kırım'a dönüş yolculuğu sırasında bir kez daha İstanbul'a uğramıştır.


1860-80 arasında Kafkasya (1868), Mısır (1869) Fransa ve İtalya (1872), İstanbul (1874) ve Hollanda, İtalya, Fransa (1878) gezileri yapmıştır. Hayatının son yirmi yılını, 1880'de bir sanat galerisi açtığı Feodosiya'da geçirmiştir. Bu arada Feodosoya, St.Petersburg ve Moskova'da çok sayıda sergi açmıştır. 1892'de A.B.D.'ye gitmiştir ve burada özellikle Niagara şelalelerinden etkilenmiştir.


18 Nisan 1900'de evindeki atölyesinde bir Türk gemisinin patlaması üzerinde çalışmaya başlamış, ertesi gün 83 yaşında ani bir beyin kanamasıyla şövalesinin başında ölmüştür.
Aivazovsky'nin Sanatı:Aivazovsky'nin yaşam aralığı 19.yüzyılın önemli bir kısmını kapsamaktadır. Bu süreç, batı sanatında önemli gelişmelerin ardarda geldiği bir dönemi işaret eder. 19.yüzyılın başlarında Fransa'da Gericault ve Delacroix, İngiltere'de Turner ve Constable gibi sanatçılarla gelişen romantik resim anlayışını, yüzyılın ortalarına doğru Courbet, Millet ve Daumier'nin toplumsal gerçekçi resimleriyle somutlanan realizm izlemiş ve yüzyılın ikinci yarısında Manet, Monet, Renoir ve diğer izlenimci sanatçıların çıkışları resim sanatına yepyeni bir yön kazandırmıştır.
Yirminci yüzyıl girmeden önce, bir yandan sembolistler diğer yandan modern resmin öncüleri olan Cezanne, Van Gogh ve Gaugin gibi geç-izlenimci sanatçılar yüzyılın resim alanındaki son atılımını gerçekleştirmişlerdir.


Resim sanatının böylesine hızlı değişim sürecinde olduğu bir dönemde Aivazovsky'nin resimleri, kesin bir tutarlılıkla en erken çalışması olan Deniz Üzerinde Hava Çalışması'ndan (1835) ölümünden önce başladığı Patlayan Gemi'ye (1900) kadar romantik geleneğe bağlı kalmıştır.
Aivazovsky'nin yetişme döneminde, batı sanatında romantik gelenek halen çok güçlüdür. Aivazovsky'nin pekçok resminde, deniz kazazedelerini ve dalgalar arasında boğuşan gemileri konu edinmesi, başta bizzat tanıma fırsatı bulduğu Turner olmak üzere pekçok romantik ressamın temel yaklaşımını ifade eder: Doğa-insan mücadelesi ve doğanın gücü... 1876 tarihli Gemi Kazası ve 1878 tarihli Günbatımında Gemi Kazası, denizin hoyrat dalgalarının sahile savurduğu, güçleri tükenmiş insanları tasvir eder. Doğa güçlüdür, resmin büyük bölümünü kaplamaktadır; insanlar bitkindir ve ufak resmedilmiştir. Aivazovsky için övgü dolu satırlar yazacak olan Turner'ın 1805 tarihli Batış adlı resmi ve Gericault'nun 1818 tarihli Medusa'nın Salı adlı ünlü çalışması bu geleneğin çarpıcı örnekleridir. Aivazovsky'nin 1850 tarihli Dokuzuncu Dalga adlı çalışması Medusa'nın Salı'na doğrudan bir göndermedir. Dokuzuncu dalga deniz bilimine göre düzenli bir şekilde devinim gösteren dalgaların en güçlüsüdür ve kırık gemi direğini tutmuş olan kazazedeleri yutmak üzeredir.
Sappho (M.Ö.610-580) Midilli'de yaşamış eski Yunanlı kadın şairdir. Aivazovsky'nin dönemin yazın dünyasından isimlerle kurduğu ilişkiler ve onları ve etkilerini resimlerine taşıması da romantik gelenekle bağlantılıdır. Puşkin'e olan hayranlığı; Kırım Sahilinden Denizi Seyreden Pushkin (1889) ve İlya Repin'le birlikte yaptığı Karadeniz'e Veda Eden Pushkin (1887) gibi resimlere kaynaklık etmiştir. Fırtına gibi doğayı konu alan şiirleriyle tanınan Pushkin dışında, birlikte İtalya'da seyahat ettiği Rus yazar Gogol ve ünlü İngiliz romantik şair Lord Byron sanatçıyı etkileyen diğer edebiyatçılardır. Byron Venedik'te adlı resim, şehrin kanallarında gondol ile gezinen ünlü şairi tasvir eder. Resim aynı zamanda, Byron'ın Venedik'in düşsel bir betimlemesi olan Beppo (1817) adlı şiirine bir göndermedir.


Romantik resim geleneğinin doğayı ve doğa olaylarını ön plana çıkartan anlayışı Aivazovsky'nin sürdürdüğü bir özelliktir. Aivazovsky'nin sürdürdüğü bir başka özellik, romantik resmin şiir, edebiyat ve efsanelerle olan bağlantısıdır. 1886 tarihli Antik Zamanlarda Atina Akrapolü, 1892 tarihli Kızıldeniz'den Geçiş ve 1893 tarihli Sappho tarih ve edebiyatla bağlantılı örneklerdir. Aivazovsky'nin özellikle hayatının son dönemlerinde mitolojik ve klasik konulara duyduğu ilginin de bir göstergesi olan bu resimlerden Sappho, Fransız romantik ressam Antoine-Jean Gros'un (1771-1835) Sappho Leukada'da adlı resmine bir göndermedir.


Aivazovsky de, Byron gibi Venedik'ten derin bir şekilde etkilenmiştir. Onu etkileyen diğer şehirler doğduğu Feodosiya, eğitim aldığı St.Petersburg ve en çok da İstanbul'dur. Aivazovsky, İstanbul'u ilk olarak 1845 baharında ziyaret etmiştir. Şehir onun üzerinde çok büyük bir etki bırakmıştır. Bu etki yazdığı bir mektupta şu şekilde ifade edilmiştir: "Galiba dünyada bu şehir kadar muhteşem bir yer yok, buradayken Napoli ve Venedik'i unutuyorsun."


1845 tarihli Haliç'te Akşam Karanlığı onu, böylesine etkileyen şehre dair taze izlenimlerini ortaya koyar. 1851 tarihli Boğaziçi Kaprisi ise İstanbul'un bir diğer pitoresk köşesinin daha geç tarihli bir izlenimidir ve belki de sanatçının altı yıldır görmediği şehre duyduğu özlemi ifade etmektedir.
Bu ilk kısa ziyaretin ardından, Paris'ten dönerken 1857'de yeniden İstanbul'a uğramıştır. Bu sırada Abdülmecit'in emriyle, mimar bir aile olan Balyan'lar tarafından batıdaki örneklerin bir yorumu olarak Eski Beşiktaş Sarayı'nın yerine Dolmabahçe Sarayı inşa edilmektedir. Osmanlı'nın batılılaşma sürecinin mimarideki ilk anıtsal örneği olan bu yapının duvarları, aynı sürecin ürünü olacak resimlere de ihtiyaç gösterecektir.


Ancak 1857'de Türk resminin ilk güçlü temsilcileri, henüz eğitimlerinin başlangıç aşamasındadırlar ve bu yüzden Osmanlı Sarayı yabancı sanatçılara kapılarını açmıştır. Aivazovsky, Sultan Abdülmecid'e hediye ettiği tablo nedeniyle IV.dereceden Osmanlı nişanı ile ödüllendirilmiştir. Kasım 1857'de, Hariciye Nazırı Keçecizade Fuat Paşa'ya yazdığı mektupta, İstanbul'a yaptığı bu ziyaretin olumlu izlenimlerini şu şekilde aktarmıştır: "Aziz Ekselans, nazik ve doyurucu mektubunuzu büyük bir memnunlukla aldım. Beni son derece duygulandıran iyi anılar için samimi teşekkürlerimin kabulünü rica ederim. İlk fırsatta size bir tablomu küçücük bir armağan olarak göndermekle mutlu olacağım. Yeğeniniz Sara Kamil Hanımefendi'nin el işlemesini, güzel bir hatıra olarak hep gözümün önünde durduğunu lütfen kendilerine söyleyiniz. Eşim edindiği güzel izlenimler ve hatıralar için size teşekkürlerimi bildirmemi istedi. En derin sevgi ve saygılarımı kabul buyurunuz efendim."


Aivazovsky'nin İstanbul ziyaretleri içerisinde en önemli olanı, 1874 yılında gerçekleşenidir. Bu sırada tahtta olan Abdülaziz, daimi ikametgah olarak Dolmabahçe Sarayı'nı kullanmaktadır. Aivazovsky, İstanbul'da saray baş mimarı Sarkis Balyan'ın Kuruçeşme'deki konağında kalmış ve sultana onun tarafından takdim edilmiştir.
Kendisi de resimle uğraşan Abdülaziz, Aivazovsky'i otuzdan fazla resim yapmakla görevlendirmiş ve bazıları için kendisi hazırlık niteliğinde taslaklar yapmıştır. Aivazovsky'nin Osmanlı Sarayı için yaptığı resimlerden bazıları Abdülaziz'in hazırladığı taslaklara göre yapılmıştır. Aivazovsky'nin Abdülaziz'le yakınlığı, onun 1874 tarihli Boğazdan İstanbul resminde belli olmaktadır. Resimde, Boğaz'ın girişine açılan manzaranın önünde sultan ve mahiyeti gezintideyken görülmektedir. Aynı tarihli İstanbul; Eyüp'ten Ayışıklı Görünüm ise, bu "tarih" ve "su" şehrinin değişen atmosfer koşullarına ve ışık yansımalarına nasıl uyum gösteren bir özelliğe sahip olduğunu işaret eder.
1880 tarihli İstanbul; Sanatçının Desen Çizerken Oto-portresiyle Haliç Görünümü, onun İstanbul'un günlük yaşantısına akseden resim üretim sürecini ortaya koymaktadır. İstanbul'u ve onun pitoresk görünümlerini keşfetmek Aivazovsky için heyecan verici bir tecrübe olmuştur. Burada, Balyan'lar dışında, İstanbul'da bir fotoğraf stüdyosu işleten Abdullah Biraderler ile de dostluk kurmuştur. Onlara yazdığı bir mektup, doğadan çalışma alışkanlığı olmayan sanatçının, İstanbul manzaraları için hafızası ve desenler dışında başka kaynaklardan da yararlandığını ortaya koyar: "Göndereceğiniz fotoğrafları, çok rica ederim, ikisini de güzel ve sağlam sandıklara koyup, Sivastapol'a gönderin...

" Abdullah biraderler, bu dönemin İstanbul'undan çeşitli köşelerin fotoğraflarını çekmiş olmalarıyla tanınırlar ve Aivazovsky, bir referans unsuru ve başlangıç noktası olarak bu fotoğraflardan yararlanmış olmalıdır.

Aivazovsky hayatı boyunca, 1845'deki Haliç'te Akşam Karanlığı'ndan 1900 tarihli İstanbul Boğaziçi'nde Gemiler'e kadar, İstanbul'u değişmez bir konu olarak resimlerine dahil etmiştir. Deniz ve şehrin kozmopolit tarihini yansıtan mimarinin uyumlu birlikteliği; bu birlikteliğin değişen atmosfer koşulları altında değişen güzelliklere olanak sağlaması Aivazovsky'i derinden etkilemiştir. Ayrıca Osmanlı Sarayı'nın yakın ilgisine sahip olması da onun İstanbul resimlerinin bir diğer nedenidir.
Aivazovsky'nin sanatının en önemli kaynağı ise "deniz"dir. Kariyerinin başlangıcından itibaren deniz resimleri konusundaki olağanüstü başarısıyla, kendisini Avrupa'nın pekçok sanat merkezinde kabul ettirmiştir.
Deniz resmi geleneği, 17.yy. Hollanda resminde doğmuştur. Protestanlıkla bağlantılı olarak dinsel tasvirlerden uzaklaşan Hollanda'da günlük yaşam sahneleri yaygınlaşmıştır. Hollanda'da günlük yaşam sıkı bir şekilde denizle bağlantılıdır. Böylece, Hendrick Vroom ve Jan Porcellis gibi sanatçılar, deniz resmine yoğunlaşmışlardır. Onların deniz manzaraları konusundaki erken örnekleri dışında, Fransız asıllı olup hayatının büyük bir bölümünü Roma şehrinde geçiren Claude Lorraine'in Liman- Azize Ursula'nın Ayrılışı gibi deniz ve atmosfer dolu resimleri Aivazovsky'i derinden etkilemiştir.


Su yeryüzünün büyülü çoğunluğunu kaplayan bir kaynaktır. Aivazovsky'nin resimlerinin yüzeyi için de bu geçerlidir. Herşey suyun sınırsız biçim, renk ve ışık zenginliği içerisindeki dünyasında küçük bir ayrıntı olarak kalmaktadır. 1889 tarihli Dalga adlı resminde batan gemi ve figürler, coşkulu suyun anıtsal kıvrımları arasında küçücük kalmıştır. 1898 tarihli Dalgalar Arasında'da ise deniz ve gökyüzünden başka hiçbir şey yoktur.
Su maddenin üç haline de bürünebilen (katı,sıvı,gaz) bir kaynaktır. Aivazovsky'nin resimlerinde de böyledir. 1881 tarihli Karadeniz'de hareketli, devinim halinde akışkan bir maddedir. 1892 tarihli Niagara Şelalesi'nde tüm coşkusuyla akan bir sıvıdır. 1891 tarihli Durgun Su Üzerinde Bulutlar, 1870 tarihli Su Kıyısında Balık Tutan Kibar Bayanlar ve 1886 tarihli Durgun Deniz Kıyısında Öküz Arabası ve Ötesinde Bir Yüzücü gibi resimlerde durgun denizin hemen üzerinde ışığın tanımladığı bulutlar, suyun gaz halini ortaya koymaktadırlar. Maviden pembeye, turkuvazdan mora farklı renklerle verilen bu bulutlar, Aivazovsky'nin pekçok resminde yer almaktadır. Son olarak su, maddenin katı haline de bürünebilmektedir ve Aivazovsky, suyun bu haliyle de ilgilenmektedir. Onun, 1877 tarihli St.Petersburg'da Buz Tutmuş Neva Nehri Üzerinde Buz Kıranlar adlı resmi bu ilgiyi ortaya koymaktadır.

Suyun fiziksel değişiminin yanı sıra biçimsel değişimi de Aivazovsky'nin resimlerinde yer alan bir çeşitliliğe kaynak oluşturur. Sürekli devinim halinde olan su, Arkasında Ayı Dağı İle Kırım Sahili resminde olduğu gibi kimi zaman sükunet içerisinde (süt-liman), Fırtınalı Günde Sahile Vuran Dalgalar (1893) resminde olduğu gibi kimi zaman da heykelsi bir kabartı ve coşku içerisinde resmedilmiştir. Bir form olarak dalga, suyun en anıtsal durumudur. Aivazovsky'nin resimlerinde dalga, içine ışığın işlediği bir renk ve biçim bütünü olarak eşsiz güzellikte bir resimsel eleman niteliği kazanır (Dalgalı Denizde Türk Gemisi). Su ışık yansımasının bir kaynağıdır; hidrosfer, atmosferin bir aynasıdır. Işık ise, renkler ve biçimlerden oluşan görsel dünyamızı tanımlayan en önemli kaynaktır. Aivazovsky, değişen atmosfer koşulları ve bunun suyun değişen halleri üzerindeki etkisinin sonsuz zenginlikteki seçeneklerini bıkmadan resimlerine konu edinmiştir.

1845 tarihli Sabah Güneşine Övgü günün ilk ışıklarının, Kırım Ayı Dağı'nda Gün Batımı ise son ışıklarının resimsel etkilerini ortaya koyar. Buna karşılık Ayışıklı Sahilde Gemi gece karanlığını delen beyaz ay ışığının su üzerindeki gizemli yansımalarını konu edinmiştir.
Su aynı zamanda sembollerle yüklü gizemli bir dünyadır. İçine aldığı, bizlerden sakladığı bambaşka bir dünyanın sırları, zaman zaman sahile bıraktığı obje ve canlılarla aralanmaktadır. Aivazovsky, çocukken bu yolla denizin kuşattığı dünya hakkında küçük ipuçları edinmiştir. Onun atmosfer ve hidrosferle (hava ve suyla) dolu resimlerinde figürler oldukça küçük bir öğe olarak yer alır. Bu, sanatçının figür konusunda çok fazla başarılı olmamasından da kaynaklanmaktadır. 1887 tarihli Karadeniz'e Veda Eden Pushkin resminde büyük bir şekilde resme dahil olan figürü (Pushkin) Ilya Repin resmetmiştir.
Aivazovsky'nin resimlerinde figürlerden daha fazla yer tutan bir unsur gemilerdir. 1872 tarihli Denizde Kurtarma, 1860 tarihli Fırtınada Gemiler ve diğerlerinde gemi hep insanlarla deniz arasında ilişkiyi sağlayan bir aracıdır. Denizde gemi ve tekneler, insanoğlunun hayattaki zor yolculuğunun bir metaforu olarak da, Aivazovsky'nin resimlerine ayrı bir anlam katmaktadır.
Doğada çalışma alışkanlığı olmayan Aivazovsky, son derece seri bir şekilde resim üretmekteydi ve hayatı boyunca sayıları 6000'i bulan eseri tamamladığı iddia edilmektedir.


YARARLANILAN KAYNAKLAR:
CAFFIERO, G.; SAMARINE, I.; Denizler, Şehirler ve Düşler Ivan Aivazovsky'nin Resimleri, ç: M. Üstünipek,
TUĞLACI, P.; Ayvazovski İstanbul'da, İstanbul, 1983
SEVİNÇ, Gülsen; "Ayvazovski'nin Hayatından Sayfalar", Toplumsal Tarih, Şubat 2001, S.86, s.26- 28

Kaynak:lebriz.com





































tutunamayanlar1July 1, 2013, 1:56
GUSTAV KLIMT

Gustav Klimt (14 Temmuz 1862 – 6 Şubat 1918), Avusturyalı sembolist ressam. Viyana Sezession grubunun önemli üyelerindendir. Tablolarının yanı sıra duvar resimleri, eskizleri ve diğer eserleriyle de tanınır. Klimt'in birincil resim konusu kadın bedenidir, ve eserlerinde ince dekoratif süslemelerle beraber zarif bir erotizm göze çarpar.

Hayatı

Klimt 14 Temmuz 1862'de, Viyana yakınlarındaki Baumgarten kasabasında, Ernst ve Anna Klimt'in ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi. Altın ve gümüş oymacısı olan babası, ailesini kıt kanaat geçindirebiliyordu. Klimt'in çocukluğu fakirlik içinde geçti.

1876-1882 yılları arasında Viyana Uygulamalı Sanat Okulu'nda okuyan Klimt, mezun olduktan sonra kardeşi Ernst Klimt ve arkadaşı Franz Matsch ile birlikte duvar resimleri yaparak hayatını kazanmaya başladı. Kısa sürede ünü yayılan üçlü, pek çok kilise, müze, tiyatro ve devlet binasının iç süslemelerini yaptı. 1888'de Avusturya imparatoru I. Franz Josef tarafından liyakat madalyasıyla ödüllendirilen Klimt, 1892'de hem babasını, hem de kardeşi Ernst'i kaybetti. Aynı sıralarda tanıştığı genç moda tasarımcısı Emilie Flöge, Klimt'e hayatının sonuna kadar eşlik edecekti.

1894'te Klimt Viyana Üniversitesi'nin büyük salonunun tavanını süslemekle görevlendirildi. Klimt'in 1900-1903 arasında tavan için sunduğu Medizin (Tıp), Philosophie (Felsefe) ve Jurisprudenz (Hukuk) adındaki üç resim, üniversite yetkililerince fazla "radikal", "karamsar" ve "pornografik" bulundu ve resimler tavana asılmadı. Büyük hayal kırıklığına uğrayan Klimt, bir daha devlet için iş yapmama kararı aldı. Bu arada Philosophie, 1900 Uluslararası Paris Fuarı'nda altın madalyaya lâyık görüldü. (Bu üç resim, birkaç kez el değiştirdikten sonra 1943'te Viyana'nın kuzeyindeki Immendorf Kalesi'ne getirilmiş, 1945'te Avusturya'dan çekilen Naziler'in çıkardığı yangında yokolmuşlardır.)

1897 yılında Klimt, bir grup sanatçı ile birlikte, zamanın akademik sanat anlayışına karşı çıkan Viyana Sezession grubunu kurdu ve grubun ilk başkanı seçildi. Sezessioncular, kendi sergi sarayları ve Ver Sacrum (Kutsal Bahar) adındaki dergileri aracılığıyla, art nouveau anlayışını Viyana'da yaymaya çalıştılar. Klimt'in 1902'de Sezession sergi sarayının duvarı için yaptığı Beethoven Frizi, zengin sembolizmi ve zarif süslemeleriyle Klimt'in tarzını en iyi yansıtan eserlerdendir. Klimt, 1905'te bazı Sezession üyeleriyle anlaşamayarak gruptan çekildi.

1900'dan itibaren Klimt, yazlarının çoğunu Salzburg yakınlarındaki Attersee gölünün kıyısında manzara resimleri yaparak geçirdi. En meşhur eserlerinden biri olan Öpücük resmini de 1907-1908 arasında burada yaptı.

Klimt, 1908-1913 yılları arasında Prag, Dresden, Münih, Venedik, Roma ve Budapeşte'de pek çok sergi ve bienale katıldı, 1911'de Ölüm ve Yaşam adlı eseriyle Roma Dünya Fuarı'nda birincilik ödülü aldı. 1909-1911 arasında, mimar dostu Josef Hoffmann'ın Brüksel'de yaptırmakta olduğu Stoclet Palais adlı villanın duvar süslemelerini yaptı.

Klimt, 6 Şubat 1918'de beyin kanaması sonucu hayatını kaybetti ve Viyana'daki Hietzing mezarlığına gömüldü.

Klimt'e ait beş resim, 2006 yılında açık artırmaya çıkarılmış ve çok yüksek fiyatlarla alıcı bulmuşlardır. Bunlardan Adele Bloch-Bauer I adlı portre, Haziran 2006'da 135 milyon dolara satılarak, dünyanın en pahalı resimlerinden biri olmuştur.












































tutunamayanlar1July 1, 2013, 1:52
FRIDA KAHLO

Magdalena Carmen Frida Kahlo Calderon, (6 Temmuz 1907- 13 Temmuz 1954)
Meksikalı ünlü ressam. Ressam Diego Rivera’nın eşi. Resimlerinin yanı sıra inişli çıkışlı özel yaşamı ve politik görüşleri ile tanınır.

1907’de Mexico City’nin güneyindeki Coyoacan’da, Macar Yahudisi fotoğrafçı Wilhelm Kahlo ve Kızılderili asıllı Matilde Calderon Gonzales’in dört kızından üçüncüsü olarak dünyaya geldi. 6 Temmuz 1907 günü doğmuş olmasına rağmen, kendisi doğum tarihini, Meksika devriminin gerçekleştiği 7 Temmuz 1910 günü olarak ilan etmiş, yaşamının modern Meksika'nın doğuşuyla başlamış olmasını istemiştir.

Altı yaşındayken geçirdiği çocuk felcinin sonucu olarak bir bacağı özürlü kalmış, kendisine "Tahta Bacak Frida" denmişti. Bu özrüyle başetmesini bilen Frida, gençkızlık çağında, dönemin en iyi eğitimini veren Ulusal Hazırlık Okulu’nda okudu. Bu okul, onu sanat, edebiyat, felsefe gibi alanlara yönlendirdi. İlerde Meksika düşün yaşamının önemli isimleri olarak anılacak Alejandro Gomez Arias, Jose Gomez Robleda, Alfonso Villa okul arkadaşları oldu. Okulda, anarşist bir edebiyat grubuna dahil oldu; güçlü bir kişilik oluşturmaya başladı. 19 yaşında geçirdiği bir trafik kazası bütün hayatını değiştirdi.

17 Eylül 1925 okuldan eve dönerken bindiği otobüsün tramvayla çarpışması sonucu çok kişinin öldüğü kazada, trenin demir çubuklarından birisi Frida’nın sol kalçasından girip leğen kemiğinden çıkmıştı. Kazadan sonra tüm hayatı korseler, hastaneler ve doktorlar arasında geçecek; omurgası ve sağ bacağında dinmeyen bir acıyla yaşayacak, 32 kez ameliyat edliecek ve 1954’te çocuk felci nedeniyle sakat olan sağ bacağı kangren yüzünden kesilecektir.

Kazadan bir ay sonra hastaneden çıkan Kahlo, ailesinin teşviki ile sıkıntı ve acıdan kaçmak için resim yapmaya başladı. Yatağının tavanındaki aynaya bakarak oto-portreler yaptı.

1927 yılı sonunda yürümeye başlayan Kahlo, bu dönemde sanat ve politika çevreleri ile yakınlaşmaya başladı. Küba'lı önder Julio Antonio Mella ve fotoğraf sanatçısı Tina Modotti ile tanışıp yakın arkadaş oldu. Birlikte, dönemin sanatçılarının davetlerine, sosyalistlerin tartışmalarına katılmaya başladılar. Kahlo, 1929’da Meksika Komünist Partisi’ne üye oldu.


Frida Kahlo (ortada) ve Diego Rivera, 1932, Carl Van Vechten tarafından çekilmiş.Resim çizmeye devam eden Kahlo aynı dönemde bir gün, Meksikalı Michalangelo olarak anılan ünlü ressam Diego Rivera'yı görmeye ve resimlerini göstermeye gitti. İki sanatçı, 21 Ağustos 1929’da evlendiler. Kahlo 1930’da eşiyle beraber ABD’ye gitti ve 1933’te Rivera aldığı duvar resmi siparişlerini bitirinceye kadar orada yaşadılar.

Frida ile Rivera’nın fırtınalı bir evlilik yaşamları oldu. Sağlık sorunları nedeniyle bir çocuğunu aldıran ve ardarda iki düşük yapan Frida, eşinin sadakatsizlikleri nedeniyle 1939 yılında ondan ayrıldı ama 1 sene sonra yeniden evlendiler ve Frida’nın çocukluğunu geçirdiği Mavi Ev’e yerleştiler.

Frida’nın da evlilikleri sırasında çeşitli erkeklerle ilişkileri olmuştu. Bunlarda birisi de Rus devriminin önde gelen isimlerinden Lev Troçki iledir. Troçki, Rivera’nın Meksika Cumhurbaşkanından aldığı özel izin ile 1937’de Meksika’ya gelmiş ve Frida’nın evine yerleşmişti. Aralarındaki ilişkiyi Troçki’nin eşinin farketmesi üzerine Frida, Troçki’den ayrılmıştır. Troçki’ye düzenlenen suikastın ardından suikastçı ressam Siqueiros’un arkadaşı olması nedeniyle sorgulanan Frida, bir süre Meksika’dan ayrılmayı uygun bulumuş; o sırada San Fransisco’da bulunan eski eşi Rivera’nın yanına gitmiş ve çift orada yeniden evlenmişlerdi.

Sık sık sağlığı bozulan Frida, dayanılmaz acılarla başa çıkmak için bütün gücüyle resim yapmış, yalnız ülkesinde değil, Amerika ve Fransa’da sergiler açmıştır. 1938’de New York’ta açtığı sergi ona büyük ün getirdi, 1939’daki Paris sergisi ile övgüler topladı 1943’de 'La Esmeralda' adlı yeni bir sanat okulunda öğretim üyeliğine başlayan Frida, sağlık durumu kötüleşmesine rağmen ders vermeyi sürdürdü; 1950’de omurgasındaki sorunlar nedeniyle hastaneye kaldırıldı ve 9 ay hastanede kaldı. 1953 yılı Nisan ayında Mexico City’de bir kişisel sergi açtı; Temmuz ayında sağ bacağı kesildi.

Frida Kahlo, 13 Temmuz 1954’te, akciğer ambolisi teşhisiyle son nefesini verdiğinde; arkasında bıraktığı son tablosu; Yaşasın Yaşam isimli bir natürmorttu.

Resimleri

Frida Kahlo’nun 70’e yakın resmi vardır. Resimlerinin büyük bir bölümü de oto-portrelerden oluşur. Yaşamının büyük bir bölümünü yatakta başının üstünde duran, “gündüzlerinin ve gecelerinin celladı” olarak tanımladığı bir aynaya bakarak geçirdiği için sürekli oto-portre çizmiştir. Resimlerindeki ustalık, Pablo Picasso’ya bile "Biz onun gibi insan yüzleri çizmeyi bilmiyoruz" dedirtmiştir.

Sürekli evcil hayvan besleyen Frida’nın beslediği hayvanlarla ilgili iki portresi vardır: 1941'de yaptığı "Ben ve Papağanlarım" ile 1943'te yaptığı "Maymunlarla Otoportre".

Frida’nın resimleri sürrealist olarak değerlendirilse de o surrealizmi reddetti. Resimleri aslında acı ve kesin gerçekliği yansıtıyordu. Frida’nın resimlerinde Meksika kültürü ve devrimci ulusal kimlik tuvale aktarılmıştı.

Kahlo, 1938’de New York’ta sürrealist resmin öncü isimlerinden dostu Andre Breton’un da desteğiyle bir sergi açtı ve bu sergi ona uluslararası ün getirdi. 4 tablosunu ünlü aktör Edward G. Robinson’a satarak ilk büyük satışını gerçekleştirdi, resimlerinin yarısı satıldı. Bu başarı üstüne 1939’da Paris’te bir sergi açtı. Paris sergisinde fazla resmi satılmasa da eserleri büyük ilgi topladı; Picasso ve Kandinsky gibi sanatçıların övgüsünü kazandı; Louvre Müzesi, sanatçının Çerçeve adlı tablosunu satın aldı. Sanatçı, ülkesindeki ilk kişisel sergisini 1953’te Meksika’daki galerisinde açtı.

Ressamın 70 tablosundan 50’si bugün, büyük bir Kahlo fanatiği olan Madonna’nın koleksiyonunda bulunuyor.





















tutunamayanlar1July 1, 2013, 1:50
EUGENE DELACROIX

Fransız ressamı (1798-1863).

Yazar, sanat eleştirmeni ve özellikle büyük yetenekli ressam olan Eugene Delacroix, devrim sırasında Paris yakınında, kentsoylu bir aileden doğdu. On sekiz yaşında, Güzel Sanatlar Ulusal Okulu'na girdi. Başlangıçta Raffaello'nun etkisinde kalmışken, sonradan hareket ve renk ustalarını: Michelangelo ile Rubens'i keşfetti.

Delacroix, 1822'de sergilenen Dante'nin Kayığı ile başarıya ulaştı ve pek çok eleştirmen, dehasını selâmladı. Bununla birlikte, kendinden önceki bütün resim okullarından kopma anlamına gelen bu desen cüretini, renklerdeki bu şiddeti, bu fırtınalı kargaşalığı beğenmeyenler de vardı.

Afrika'nın ve Asya'nın parlak güneşi altında Delacroix, ışığın renklerle oynadığım ve renklerin de tek başına olmayıp birbirini yorumladığını keşfedince, yeni bir yöntem geliştirdi: «püsküllemek» veya tonların bölünmesi. Doğrudan doğruya tuvale geçirilecek yerde renkler önceden karıştırılıyor, bu da sanatçıya özellikle orijinal nüanslar yaratma imkânı veriyordu. Daha sonra izlenimciler, bu yöntemden esinleneceklerdi.

















































tutunamayanlar1July 1, 2013, 1:46
59 60 61 62 63 64 65 66 [67] 68 69
tutunamayanlar
Toplam İletisi:343