ALPHONSE MUCHA

Alphonse Maria Mucha, Moravya'nın Ivančice kentinde doğmuştur.

Resim yapmak çocukluğundan beri onun ilk aşkı olmasına rağmen, şarkı söylemekteki yeteneği, Moravya'nın başkenti Brünn'deki liseye devam edebilmesini sağlamıştır.

Moravya'da dekoratif çizim işlerinde çalışmıştır. Genelde teatral sahne çizimleri hazırlamıştır. Daha sonra, 1879'da hem sanatsal eğitimini ilerletmek hem de önde gelen bir Viyanalı tiyatro tasarımı firmasında çalışmak üzere Viyana'ya gitmiştir. 1881 yılında bir yangın çalıştığı firmayı yokedince tekrar Moravia'ya dönerek dekoratif ve portre çizimleri konusunda serbest olarak çalışmıştır.

Nikolsburg'lu Kont Karl Khuen, Mucha'yı Hrušovany Emmahof Kalesi'ni duvar resimleri ile süslemesi için kiralamış ve o kadar etkilenmiştir ki Mucha'nın Münih Güzel Sanatlar Akademisi'ndeki resmi eğitimi için sponsor olmaya karar vermiştir.

Mucha 1887'de Paris'e taşınmıştır. Dergiler ve reklamlar için çizimler yaparken, bir yandan da Académie Julian ve Academie Colarossi'deki çalışmalarına devam etmiştir. 1894'de, Theatre de la Renaissance'da sahne alan Sarah Bernhardt'ın tanıtımı için lithographed tekniği ile bir poster hazırlamıştır. Mucha'nın renkli ve stilize poster sanatı ona ün ve pek çok ödül kazandırmıştır.

Mucha resimler, posterler, reklam afişleri ve kitap çizimlerinden oluşan zengin bir ürün yelpazesi sunarken aynı zamanda mücevher, halı, duvarkağıdı ve tiyatro setleri de hazırlamıştır.

Çalışmaları daha sonra Art Nouveau stili olarak anılacak olan ekole dahildir.

Mucha'nın çalışmaları genellikle Neoclassical bir tarzda giyinmiş güzel sağlıklı kadınları resmeder. arka planda genellikle girift çiçek desenleri betimlenir ve bazen bu çiçekler kadınların başlarında bir hale şekline dönüşür. Sanatındaki art nouveau tarzı çoğunlukla taklit edilmiştir. Ama, Mucha hayatı boyunca bu tarzdan uzak kalmaya çalışmıştır. Daima sanatının herhangi bir moda akımından ziyade içten gelen bir stilistik form olduğunu belirtmiştir. Sanatın sadece ruhani mesajı iletmek için varolduğunu iddia etmiştir.

Ticari işlerinden elde ettiği ün ve başarı onu asıl yapmak istediği sanatından uzaklaştırmıştır.

Mucha 1906 - 1910 yılları arasında ABD'yi ziyaret etmiş, daha sonra Çek ülkesine geri dönüp Prag'a yerleşmiştir. Burada Güzel Sanatlar Tiyatrosu gibi şehrin en önemli anıtsal yapılarını dekore etmiştir.

Çekoslovakya, İkinci Dünya Savaşı sonrası bağımsızlığını kazandığında, Mucha yeni ulusu için yeni posta pulları, banknotlar ve diğer hükümet dökümanlarını tasarlamıştır.

Çok uzun yıllar boyunca kendi şaheseri diye tanımladığı Slav Destanı (Slovanská epopej) üzerinde çalışmıştır. Bu eser Slav halklarının tarihini anlatan bir dizi çok geniş resimden oluşmaktadır ve 1928 yılında Prag şehrine hediye edilmiştir. Slav halklarını yüceleştiren böyle bir eseri tamamlamak gençliğinden beri onun rüyası olmuştur.

İkinci Dünya Savaşı başladığında tutuklanmış ve Alman işgalciler tarafından sorgulanmıştır. Bu olayın etkisinden ve anavatanının işgal altına girmesinin yarattığı üzüntüden asla kurtulamamıştır. 14 Temmuz 1939 da Prag'da bir akciğer enfeksiyonu sebeiyle ölmüş ve Vyšehrad Mezarlığı'na defnedilmiştir.






































































































tutunamayanlar5July 1, 2013, 1:32
FAUSTO ZONARO

FAUSTO ZONARO
Osman Öndeş

OSMANLI SARAYI’NIN SON RESSAMI

Oryantalist ressamların eserlerini günümüzde, saraylarda, müzelerde ve özel koleksiyonlarda, müzayedelerde görmek mümkün. Bu eserler, aynı zamanda yansıttığı çağın tarihine ait çok değerli birer belgedirler. Fausto Zonaro, “Turqueries” modasının, en son temsilcisi sayılabilir.

Ne var ki, Sultan II Abdülhamid tahttan indirildikten kısa bir süre sonra, o zamanki devlet yönetiminin sarayda başlattıkları tasarruf tedbirleri doğrultusunda saray ressamlığı makamı da feshedildiğinden, Zonaro, bu olanaklarını kaybedecek ve küskünlük içerisinde Türkiye’den ayrılacaktır.

Eğer tasarruf önlemleri bir sanatçıya kadar indirgenmeseydi Zonaro herhalde manen İstanbul’u terketmek zorunda kalmayacak, daha nice eser üretecekti. Ancak denebilir ki, Osmanlı Saray Ressamı olmak gibi çok yüce bir ünvanı hak etmiş olan sanatçı, sadece saraydan aldığı maaşının kesilmesini ve bundan böyle oturduğu evin kirasını ödemekle yükümlü kalmasını önemli saymasaydı, kendi ustalığına ilaveten Saray sayesinde elde ettiği şöhretiyle yine de İstanbul’da dilediği gibi yaşamaya devam edebilirdi. Artık Fausto Zonaro ve eşi Elisa Zonaro hayatta değiller.

Fakat Fausto ile Elisa’nin yaşamları gerçek bir aşk öyküsüdür ki, sonu ne yazıktır ki, Fausto’nun ileri yaşlarında çıplak modellere düşkün hale gelmesiyle, ayrılıkla sona erecektir.


Yine de bu aşk öyküsü, yaşamı biçimleyen güzelliklerle, heyecanlarla ve kırgınlıklarla bezenerek bir film haline dönüştürülmek istenmektedir.

Fausto Zonaro, 18 Eylül 1854’te Masi-Padova’da orta gelirli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Babası inşaatlar da ustabaşıydı. İlkokuldan mezun olduğunda, babası onu yanına alır. Fausto, ailenin maddi beklentileri doğrultusunda çıraklık yapmak zorundadır. Bu arada Zonaro ailesi, Adige kıyılarında kendilerine ait küçük bir evde yaşar. Yazık ki bu küçük ev, Piacenza d’Adige’yi harabeye çeviren 1883 sel felaketinde yıkılır.

Fausto, 1888’de, kendine daha iyi bir yaşam ve meslek ortamı bulabileceği inancıyla, Venedik’ten Napoli’ye geçer. Parasal sıkıntıları arttığında, görkemli kiliseleri restore etmek ve bazen de yeni ve canlı fresklerle süslemek için, mesleğinin ilk aletleri olan ip ve malayı da küçümsemeden eline alır. Fausto, zaman zaman Venedik’e gidip gelmek zorunda kalır. Bu yıllarını anlatırken: “Çetin ve zorlu bir dönemdi. Zaman bir iz bırakmadan akıp gidiyordu. Resim yapmak için durduğum şehirler ve yerler zihnimde iz bırakmamış. Artık oralarda yaşadıklarım yalnızca karışık ve silik bir anı gibidir. Hatırladıkça, düşlerime dalmış gibi oluyorum. Fakat yolculuklarım sırasında edindiğim izlenimler, paletimde hayal ettiğim renkler gibiydi” der.

Fausto Zonaro, sık sık Padova’dan Venedik’e, oradan Torino, Roma, Milano ve Napoli’ye geziler yapar. Bu gidiş gelişleri sırasında hep sanatını icra edebileceği, mutlu olacağı bir sanat çevresini ve yaşam şeklini bulmaya çalışır. Bu yıllarda hep huzursuzdur. Bu sıralarda kendisinden resim dersleri almak isteyen ve Pieve di Cadoreli adlı bir mühendisin kızı olan Elisa (Elisabetta) Pante ile tanışır. Elisa’ya resim dersleri vermekle başlayan ilişkileri, birlikte daha güzel bir yaşam ve sanat ortamı arayışına kadar ilerler. Hayalini kurdukları gökkuşağını çok uzaklarda görmüşlerdir

Köprüsü, 1891-1910. Tuval üzerine yağlı boya. Özel koleksiyon. Türkiye

Gizemli Doğu’ya yolculuk

İstanbul, Fausto Zonaro ve sevgilisi Elisa için tutkulu bir düş haline gelmiştir. Avrupa’da sanatçı olarak kendini ispatlamaktan umutlarının kırıldığı bir sırada son derece girişken bir genç kız olan Elisa, yakın gelecekte eşi olacak Fausto Zonaro’dan önce davranır ve ona çok daha güvenli bir ortam hazırlamak üzere İstanbul’a hareket eder.

Zonaro, Elisa’dan iki ay kadar sonra, son derece güç koşullarda ve üçüncü sınıf bir yolcu bileti alarak, 5 Kasım 1891 günü Simeto isimli gemiyle İstanbul’a doğru Napoli’den yola çıkar.
İstanbul’a vardığında onu ilk karşılayan tek tanıdık sima sevgilisi Elisa olur.

Elisa, Fausto’nun derslerini bitirmesini beklemeyerek, İstanbul’a ondan önce gelmiş, Levanten Yokuşu [Via Dei Campetti] adıyla anımsadığı Yüksek Kaldırım’ın üstbaşlarında kiraladığı bir odaya yerleşmiştir. Her ikisinin de yerleşeceği ilk semt, bir dünya mahşeri olan Pera’dır.

Zonaro, Hatırat’ında, son yıllarının hüznünü yansıtmakla birlikte ilk günlerine dair bilgiler Galata

de aktarır: “Elisa, sevgili eşim, İstanbul’da yaşama gücümü senin sayende kazandım... Başlangıç yıllarını düşünüyorum da, suluboya tablolar yaparak geçimimizi sağladık. Çerçeve tamirleri yaptık, fotoğraf tabettik... Fakat bize en yakın ilgiyi gösteren Yüksek Kaldırım’daki Zellich Kitabevi’nin sahibi Bay Zellich’i ve oğullarını asla unutmayacağım. Tablolarımı geniş vitrinine yerleştirmiş ve tanesine 1 lira değer biçmiştik. Tablolarım iyi satıldığından dolayı Bay Zellich benim adıma siparişler almaya başlamış ve ilk satılan dört tablonun parasını hemen vermişti. İstanbul’da ilk kazandığım para bu olmuştu” der.

Zonaro, İstanbul sanat ortamında

Zonaro, vaktini çoğunlukla sevgilisi Elisa’yla birlikte geçirmektedir. Elisa hem İtalyanca ve resim dersleri vermekte, hem de her konuda Zonaro’ya yardımcı olmaktadır.

1892’de St. Esprit Kilisesi’nde evlendikten sonraki ilk evleri, Taksim yakınlarında Ayazpaşa Mezarlığı ile Ayazpaşa arasında kalan Ömer Efendi’ye ait ahşap bir evdir. 34 lira olan evin kirası oldukça düşündürmüştür. Bir yıl sonra ilk çocukları Faustone bu evde dünyaya gelmiştir.

Bir gün Saray Teşrifat Nazırı Münir Paşa tarafından Yıldız Sarayı’na davet edilmiş ve birlikte Osman Hamdi Bey’in Kuruçeşme’deki evine ziyarete gitmişlerdir. Zonaro ve Osman Hamdi Bey, tanıştıktan sonra kısa sürede dost olurlar. Zonaro’nun “Saygın bir âlim, sevecen, rahat ve olgun bir insan” olarak tanımladığı Osman Hamdi Bey, sevimli, zarif kişiliği ve kültürü ile Zonaro’yu etkilemiş ve birlikte oldukları sürece, sıkıntılardan uzaklaştırmış, sanatı hakkında cesaret verici, övgü dolu sözler söylemiştir.

Mia Figlia Mafalda, San Remo 1922, pastel, 53 x 73 cm. Özel koleksiyon


Osman Hamdi Bey’in eşi Fransız asıllı bir tiyatro sanatçısıdır. Zonaro, her davet edilişinde, evin hep misafirlerle dolu olduğuna tanık olmuştur. Bir süre sonra bu davetlere Elisa da katılmaktan mutluluk duyacaktır. Osman Hamdi Bey’in evinde, bir seferinde de o yıllarda dünyaca ünlü arp sanatçısı Bayan Cervantes ile tanıştırmışlardır.

Münir Bey’in efline resim dersi

Zonaro, Münir Bey’in eşinin kızkardeşiyle evlenen Muhammed Efendi’yle tanıştırıldığında, bu kişi kendisini Erenköy’deki konağına davet eder ve kendisinden eşinin portresini yapmasını ister.

Münir Bey ve bir diğer ahbabı olan Mustazer Bey, Zonaro’ya aynı tanışıklık içerisinde iki tablo siparişi verir ve Münir Bey, Fausto Zonaro’yu Saray’a tanıtan kişi olur.

Zonaro anı defterinde şöyle der: “Çok değerli bir olaya değinmek isterim. Eserlerimi Padişah Sultan II. Abdülhamid’in de görmesini çok arzu ediyordum. Bu isteğimi rica ile Teşrifat Nazırı Münir Paşa’ya açtım. Büyük bir dostlukla, yardımcı olacağını belirtti ve kararlaştırdığımız üzere, Padişah Hazretleri’ne iki suluboya tablomu armağan olarak gönderdim. Sultan II. Abdülhamid’in suluboya tablolarımı çok beğendiğini öğrenmiş olmak bana büyük mutluluk verdi.”

Resamı Hazret-i fiehriyâri Mösyö Zonaro

Zonaro 1896 yılında bir cuma günü Galata Köprüsü’nden geçerken, Ertuğrul Süvari Alayı ile karşılaşır ve alayın heybetinden son derece etkilenir. Köprü üzerindeki bu manzaraya ve beyaz atlara hayran kalır.

Her hafta cuma günleri Galata Köprüsü’ne giderek Ertuğrul Süvari Alayı’nın geçişini doyumsuz bir heyecanla seyretmeye başlar. Süvarilerin geçişini bekler, onlar yaklaştıkça portre etüdleri, üniforma ayrıntıları çizer, düğme sayısına varıncaya dek her ayrıntıyı eskizlerine aktarır. Bir süre sonra öylesine tanıdık bir sima haline gelir ki, çalışırken alay kumandanı ve subaylar onu görünce selamverirler ve tebessümle dostluklarını ifade ederler.


İtalya Sefiri Panza ile Rusya Sefiri Nelidov da bu tabloya büyük bir ilgi duymaktaydılar. Bir seferinde Nelidov, tablo tamamlandığında ne yapacağını sorar. Zonaro, Hatırat’ında bu konuşmayı da anlatır:

“... Bana tabloyu Sultan II. Abdülhamid’e takdim etmemi önerdi. Saray ressamı Luigi Acquarone daha vefat edeli birkaç ay olmuştu. Mevcut boşluk nedeniyle, saray ressamı olmak için uygun bir ortam vardı. Birkaç gün sonra İtalya Sefareti’nin delaletiyle tabloyu Sultan II. Abdülhamid’e sunmak istediğimi anlattım. Bu isteğim Saray’a iletildi. Ardından Teşrifat Nazırı Münir Paşa, beni Beşiktaş’taki konağına davet etti. Ertesi gün tablonun fotoğrafını Münir Paşa’ya ulaştırdım. Fotoğraftan bakarak beğendiğini ifade etti. Cuma günü selamlık merasiminden önce Yıldız Sarayı’na getirmemi istedi. Ancak iki hamal ile taşıtarak makamına ulaştırdığımda Münir Paşa tabloyu tüm heybetiyle ilk defa gördüğünde: ‘Maaşallah, maaşallah, siz çok büyük bir ustasınız!’ diye haykırdı ve eseri selamlık merasiminden sonra Sultan II. Abdülhamid’e göstereceğini söyledi. Heyecan içersinde eve döndüm.

Öğleden sonra Münir Paşa’nın davet ettiği haberi geldi. Bana, Sultan II. Abdülhamid’in selamını ilettiği gibi, ikinci bir Mecidiye Nişanına layık görüldüğümü belirterek, ‘saray ressamı’ olarak tayin edildiğimin haberini verdi ve işlemleri başlatmak üzere ikinci sekreter İzzet Bey’i görevlendirdi.”


Sultan Abdülhamid’in çiçek merakı

Zonaro anılarında Sultan II. Abüdlhamid’in doğaya ve çiçeklere olan sevgisinden bahsederek şöyle der: “Sultan II. Abdülhamid, sanata karşı derin ilgi duyduğu ve teşvik ettiği gibi, doğaya karşı da son derece saygılı idi. Çiçekler üzerine envanter hazırlattığını biliyorum. Şeker Ahmed Paşa ile bir sohbet sırasında, İtalya Kraliçesi Elena’ya ve Kral adayı Vittorio Emanuele III’e armağan ettiğimiz çiçek buketindeki çiçekleri nereden sağladığımı sordu. Bunlar gerçekten çok nadir çiçek türleri idiler. Sultan II. Abdülhamid, bu çiçeklere dikkat etmiş ve Şeker Ahmed Paşa’dan ender bulunan çiçek türleri hakkında bilgi toplamasını istemişti. Ben de Şeker Ahmed Paşa’ya İtalyan bahçıvan Scanziani ile görüşmesini, kendisine gereken bilgileri vereceğini söyledim.”

Elisa’nın fotoğraftaki ustalığını öğrenen Sultan II. Abdülhamid, kendisinden çiçek buketleri fotoğrafları ister.Elisa bunları hazırlayarak gönderir. 13 Haziran 1901’de sanayi madalyası ile taltif olunur ve böylelikle Elisa, İstanbul’daki diğer Avrupa sefirleri ile aynı mertebeye yükselir.

“Fatih’in İstanbul’u Kuşatması” tablosu


1905’te Sultan II. Abdülhamid, Hikmet Paşa aracılığıyla yeni bir tablo siparişi verir: “Padişah, Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u kuşatmasını tasvir eden bir tablo yanında, alegorik tablolar da yapmamı isteyerek, böyle eserleri görmekten çok memnun olacağını ifade buyurmuştu.” 1453 yılında Bizans İmparatorluğu’nu tarih sayfalarına gömen Fatih Sultan Mehmed’in, o görkemli kuşatmasın tablosunu tamamladığında Sultan II. Abdülhamid bu tabloyu çok beğenir ve maaşına ayda 5 lira zam yapılmak suretiyle de ödüllendirir.

Buhranlı yıllar

Osmanlı İmparatorluğu, giderek artan milliyetçilik hareketleriyle sarsılıyor ve ekonomik sıkıntılar, bu koca imparatorluğu hızla sona yaklaştırıyordu. Zonaro’nun yaşadığı İstanbul, felaket bulutlarının giderek kararttığı İmparatorluk başkentinde küçük bir pembe buluttan ibaretti. Sultan II. Abdülhamid’in rejimine karşı olan iyi öğrenim görmüş genç kuşak, Jön Türkler olarak tanınmaktaydı.

İttihat ve Terakki Partisi kurulmuş ve bu partinin yandaşları, Avrupa’nın pek çok kentinde faaliyet gösteriyor, gazeteler yayımlıyorlardı. Zonaro anılarında, Çırağan’daki Parlamento’nun açılışında konuşma yapmak üzere ikna edilen Sultan II. Abdülhamid ile ilgili olarak, “Herhalde kendisine Jön Türkler tarafından yapılan baskı sonucunda bu konuşmayı yapmayı kabul etmişti. Padişah, Yıldız Sarayı’nda düzenlediği törene, Parlamentonun tüm milletvekillerini de davet etmişti” der. Fausto Zonaro evindeki tablolarından oluşan son sergisini Beşiktaş Belediye Reisi Şevket Cenani Bey ile birlikte düzenlemiştir.

İstanbul’daki yaşamının son dönemlerini sanatçı şöyle aktarmıştır: “23 Temmuz 1908 günü bir ihtilal oldu ve Meşrutiyet ilan edildi. Fırtınalı bir yıldı! Bu sırada, çok önemli siyasal değişiklikler oluşuyor ve Sultan II. Abdülhamid’in sürgüne gönderdiği kişiler, yeniden İstanbul’a dönüyorlardı... Bu arada, sarayda görevli olanlar birer ikişer görevlerinden uzaklaştırılmaya başladı. Saray Mimarı Raimondo d’Aronco’nun işine son verildi. Ardından Saray Orkestrası ve şefi işlerinden oldular. Arturo Stravolo’nun opera grubunun işine son verildi. Böylesine tehlikeli olayların ardından bugün yarın benim de başıma birşeyler gelecek diye bekliyordum.”

Fausto Zonaro, Sultan II. Abdülhamid’in, tarihi birer belge niteliğindeki portrelerini 31 Mart İsyanı günlerinde tamamladı.

27 Nisan 1909 günü Sultan II. Abdülhamid tahttan indirildiğinde bu eserler tamamlanmış durumdaydı ve o artık devrik bir padişahtı.

Ekim ayında da Zonaro “Saray Ressamı’’ görevinin sona erdirildiği haberi ile karşılaşacaktı. Günümüzde, Saray kayıtlarında Sultan’ın tablolarına ait hiçbir kayda rastlanılmamaktadır.

Zonaro’nun 31 Mart misafirleri

Fausto Zonaro, Sultan II. Abdülhamid’i, sanatçıları koruyan ve hemen hemen sanatın her dalına saygılı bir padişahı kaybetmişti.

Fausto Zonaro, Padişah II. Abdülhamid’in sanata ve sanatçıya engin hoşgörüsü sevgi ve saygısının sıcaklığıyla, İstanbul’u ikinci vatanı olarak görmüştü.

Türkçe öğrenmiş, başındaki şapkayı çıkartmış, yerine fes giymişti. Sultan II. Abdülhamid’in saltanatı birkaç ay daha devam etseydi, paşalık ünvanı da gerçekleşecekti.

Gitmek zamanı

Zonaro, Kasım 1909’da, Mabeyn Başkâtibi vasıtasıyla -Sultan II. Abdülhamid’in tahtan indirildiği 27 Nisan 1909 tarihinden sonra ilk kez- Saray’a çağrılmış ve kendisine şu açıklama yapılmıştır:

“Mösyö Zonaro, günümüze kadar gösterdiğiniz gayretinize ve meydana getirdiğiniz sanat eserlerine şükranlarımızı ifade etmekle birlikte, ‘Saray Başressamı’ görevinize son verilmiştir. Bu tarihten itibaren, ikamet ettiğiniz evde, kira vermek kaydıyla oturmaya devam edebilirsiniz. Ancak, geriye doğru altı aylık kirayı da defaten ödemek kaydıyla oturmanız mümkün olabilecektir.”

Fausto Zonaro ve ailesi, 20 Mart 1910 günü Sirkeci Garı’ndan Simplon-Orient Express treniyle hareket edeceklerini öğrenen çok sayıda dost ve tanıdık tarafından uğurlanır: “Trene bindiğimde bana yüzlerce el uzandı. Bunların arasından bir el; öğrencim Rıfat Bey, ceketime sarılarak ‘Ne partez pas, ne partez pas!- Gitmeyin, gitmeyin!’ diye ağlıyordu. Sonunda tren hareket etti ve yüzlerce el yavaş yavaş kayboldu.” Ressam, 1911-1920 yılları arasında, her ne kadar İtalyan peyzaj konularını işlemeye ağırlık verdiyse de, en fazla ilgi gören ve satılanlar İstanbul tablolarıydı ve hep “Sultan’ın ressamı” unvanını kullanmaktan onur duydu.

Ne yazıktır ki, Elisa’yla büyük bir aşk, emsalsiz bir özveri ve sanat yeteneğiyle paylaştıkları mutluluk yılları, San Remo’da inanılması çok güç gibi gelen bir kişilik değişimine uğrayacak, Fausto Zonaro’nun canlı modellerle birlikte olduğu yeni yaşamı nedeniyle ayrılığa dönecekti.


Zonaro’nun annesi ve kızkardeflleri Mafalda, Jolanda. Tuval üzerine ya¤l› boya. 66 x 100 cm. Özel koleksiyon


1920’de Bayan Elisa Zonaro’nun Hesap Defteri, hesapların kaydedildiği son sene oldu. Elisa, sevgili eşinden kırgın bir yürek ile ayrılıp, kızı Mafalda ile oturmaya başladı.

Günü geldiğinde de “gitmek zamanı” dedi ve son yolculuğuna çıktı. 19 Temmuz 1929 Cuma günü, 74 yaşında San Remo’daki evinde öldüğünde ruhen Elisa’ya çok yakın ama bedenen çok uzaktı. San Remo, Dante Alighieri Caddesi 5 adresindeki evi rengarenk çiçeklerle sarmalanmıştır.

Bugün, bu güzel eve bakanlar Fausto ve Elisa Zonaro’nun büyük aşklarını ve yaşadıkları acıları düşünmeden geçemezler.


Fausto Zonaro'nun Anlatımıyla Abdulhamit'in tahttan indirilişi

Sevinç Özarslan

Sultan II. Abdülhamid'in saray ressamı Fausto Zonaro'nun, 84 yıl sonra yayınlanan anıları, dönemin siyasi ve sosyal olaylarına, saray yaşamına dair tarihi bilgiler veriyor. “Abdülhamid'in Hükümdarlığında Yirmi Yıl/Fausto Zonaro'nun Hatıraları ve Eserleri” adlı eserde neler yok ki!

31 Mart Vakası, o sırada Saray'da ve İstanbul'da yaşanan olaylar, Enver Paşa ve Hareket Ordusu, Padişahı portresini yapmaya nasıl ikna ettiği gibi birçok olay, ilk 'göz'den anlatılıyor.

Kitabı okuyunca Zonaro'ya sadece bir saray ressamı olarak bakmamak gerektiğini anlıyoruz. Çünkü adeta bir İstanbul panoraması sunuyor.

1900'lü yılların başında geçen bir İstanbul masalının içindeyiz sanki. O dönemdeki sosyal, kültürel ve siyasi hayatına dair çok önemli ve hoş ayrıntılara rastlıyoruz. Mesela şık bir redingot almak için gidilecek en iyi yer Galata'daki Mayer mağazasıymış. Zewich adlı kitabevi ise sadece kitap satan sıradan bir dükkan değil, resimlerin camekanda sergilendiği ve kapış kapış satıldığı, sanatçıların uğrak yeri olan önemli bir mekanmış. Osmanlı evlerinin mimarisini bir ressamın ayrıntılara olan düşkünlüğünü kanıtlayan kelimelerinden okumak ise ayrı bir keyif.

Enver Bey, ihtilali üç gün önce Zonaro'ya söylemiş

Hareket Ordusu'nun komutanlarından Enver Paşa'nın babası Hacı Ahmet her yerde aranmaktadır. Zonaro, dostu Hacı Ahmet'i evinde saklar. 26 Nisan 1909'da Hareket Ordusu şehre girer. Ressam ve Hacı Ahmet, ertesi gün Enver Bey'e gider. Enver Bey, ressama hem poz verir hem de Sultan'ın üç gün sonra tahttan indirileceğini söyler. Zonaro, bu sırrı padişaha söyleseydi acaba tarihin seyri değişir miydi? Orası da meçhul...

1924'te yazıldı, 2008'de yayımlandı

Zonaro'nun 1924'te yazdığı hatıraları, ülkesi İtalya'dan önce Türkiye'de yayınlandı. Zonaro o dönemde sadece anılarını yazmakla kalmaz, kitabın kapak resminin nasıl olacağına dair her şeyi düzenleyip baskıya hazır hale getirir. Ancak bu kitap basılmaz. Yıllarca aile arşivinde kalır, ta ki geçen haftaya kadar YKY tarafından “Abdülhamid'in Hükümdarlığında Yirmi Yıl/Fausto Zonaro'nun Hatıraları ve Eserleri” adıyla yayınlanana kadar...

'Padişahım, resminizi yapamadığım için utanıyorum'


Zonaro 1896'da saray ressamı olur ama bir takım nedenlerle padişahın resmini yapması yasaktır. Bu sanatçının ağrına gider. Padişaha mektup yazar: “…Kudretli ceddiniz II. Mehmed, Venedik Cumhuriyeti diplomatları aracılığıyla Venedikli sanatçı Gentile Bellini'yi portresini yaptırmak için İstanbul'a sarayına çağırdı. Ben, bir başka Venedikli de, zaten emrinizde olarak aynı izne rıza göstermelerini Zat-ı Şahane'den acizane rica ediyorum….” Padişah, Zonaro'nun bu ricasını kabul eder. II. Meşrutiyet'in ilan edildiği günlerde, üç ayrı pozda portresini yaptırır. Üçüncü pozunda sadece birkaç dakika durur, çatık kaşlı ve çok kaygılı bir yüz ifadesi vardır.


'Utandım kaldım ve hiddetle resmi silmeye koyuldum'


Dönemin şairlerinden Kami bey, bir gün Zonaro'yu atölyesinde ziyaret eder. Zonaro o dönemde bu tablo üzerinde çalışmaktadır. “Tabloda solda Rufai dervişleri yer alıyordu, ortaya müritlerinin üstüne basan şeyhi, sağa da şeyhin ve dervişlerin arkalarına doğru, namazda secde eden bir adamı yerleştirdim, bu buluşumdan memnundum. Ziyaretime gelen bir Türk bilgini rahatımı kaçırana dek… Fikrini söylemeye zorladığımda şöyle açıkladı: 'Hiçbir zaman bir Müslüman, önünde biri varken namaza durmaz… En azından Gerome'un namaz kılanların önlerine pabuçlarını koyduğu Namaz'ı (tablonun adı) gibi gülünç ve tuhaf bir resim yapmak istemiyorsanız! Onlar, biz Müslümanlara, Allah'a değil, pabuçlarına namaz kıldırıyor gibi gelir. Bu o kadar gülünç bir şeydir ki, böyle bir kompozisyonu gördüğümüzde hem güleriz, hem de o sanatçının dinimizin çirkin bir karikatürünü yapmak istediğini düşünürüz.' Utandım kaldım ve can dostum gider gitmez, az önce beni pek mutlu etmiş olan buluşumu hiddetle silmeye koyuldum.”

Padişah sergiye gidemeyince sergi Saray'a taşındı

Hücum adlı bu tablo, Padişah Abdülhamid'in Zonaro'nun Akaretler'deki (şimdi yerinde otel var) atölyesinde açtığı daimi sergisini merak etmesine neden olur. Henüz saray ressamı değildir. Saraydan gelen görevli ile Zonaro arasında şöyle bir konuşma gelişir:

- Haşmetmaapları bana bu büyük onuru vermek isterlerse…

- Ne? Ne? Bilmez misiniz ki, kendileri saraydan senede bir kez, İstanbul'a, Hırka-i Şerif'e yüz sürmeye gitmek için çıkarlar. Bu sene ayaklanmalar yüzünden gitmediler. Zat-ı alileri, Zat-ı Şahanenin bir de sergilerini gelip gezmelerini mi bekliyor?

- Peki o halde ne yapalım?

- Resimlerinizi buraya getirin ve Zat-ı Şahane gördükten sonra yine geri götürün


Zonaro'nun eşinin çektiği Sürre Alayı fotoğrafı

'Bu resim oğluma Galatasaray Sultanisi'nde burs kazandırdı'

Zonaro, Sürre Alayı'nın Yıldız'dan uğurlanışını görmeyi çok ister, devlete başvurur ve törene katılma izni alır. “Tören, saray sınırları içinde, Padişah hazretlerinin Medine'de Peygamberin kabrine her yıl gönderdiği armağanlarla yüklü develerin rahatça dolaşmaları için yeterli genişlikte bir alanda yapılıyordu… Resim bitince Padişah Hazretlerine sundum. Bu kez yalnızca teşekkürlerini göndermekle kalmadı, vereceği hangi armağanın hoşuma gideceğini bildirmemi istedi. … oğlum için Galatasaray Sultanisi'nde bir öğrenim bursu istedim…”

'Padişah yoksulluğu sevmez, çıplak ayaklı resimden çocuğu çıkarınız!'

1901 yılında yapılan bu tablo, Zonaro'nun saray ressamlığına kabul edilmesini sağlar. Çünkü bu alay II. Abdülhamid tarafından kurulur ve Fatih Sultan Mehmet hayranı olan padişah alaydaki bütün atların beyaz renkte olmasını ister. Resmi gören padişah tabloya hayran kalır. Ancak tablo padişaha sunulmadan önce küçük bir teftişten geçer. Zonaro o anı şöyle anlatıyor: “…

sarayın en nazik ve en cana yakın insanı, aziz dost Münir Paşa'nın huzurundayım… Bakın dedi, Padişah hazretleri yoksulluğu hiç sevmez ve yalınayak dolaşan insanların var olduğunu düşünemez. Bu oğlanı güzelce giydirmenin bir yolu yok mudur?” Zonaro, resminde böyle değişikliği kabul etmez ve resim padişaha verilir. Aradan epey bir zaman geçer.

Aynı resmi iki kez yapar

Fransız Meclis Başkanı M. Paul Deschanel, Abdülhamit'in tahta çıkışının 25. yıldönümünde kendisini ziyarete gelir. Padişah konuğunu sarayın içinde hazırlattığı resim galerisinde gezdirir: “Deschanel, benim Ertuğrul Süvari Alayı Köprü'de tablomun önüne geldiğinde durarak tabloyu özel bir dikkatle inceliyor. 'Şahane bir tablo.' diyor. Padişah hemen cevap veriyor: 'Öyleyse sizindir.' Ertesi gün padişah hazretlerinin Fransız Meclis Başkanına armağan ettiği tablo, Fransa Büyükelçiliği'ne gönderiliyor.” Sarayda duvarda boş kalan yeri doldurmak üzere Sultan Abdülhamid aynı tablonun yeniden yapılmasını talep ediyor, bu ikinci tablo bugün Dolmabahçe Sarayı'nda sergileniyor.

Hediye edilen ilk tablonun akıbeti ise bilinmiyor. 2003 yılından Fransız parlamentosuyla yapılan yazışmalar sonucunda, bu eserin parlamento envanterinde olmadığı bildirilmiş. Tekrar Saray'a dönersek tablonun yeri M. Paul Deschanel'e hediye edildiği için boştur. Padişah, Zonaro'yu çağırır ve aynısını yapıp yapamayacağını sorar. Zonaro bir süre sonra Ertuğrul Süvari Alayı Köprü'de adlı eseri tekrar yapar. Ancak bir takım değişikliklerle… Resmin ilk halinde alayın geçişini izleyen yalın ayaklı bir çocuk ve çingeneler bu kez bu tabloda yoktur. Yerini ise gayet iyi giyinimli İstanbullar ile Zonaro ve eşi yer alır. Belli ki Münir Paşa'nın önceden yaptığı uyarı etkili olmuştur.

Bu dedem Fatih mi yoksa ben miyim?

Sultan II. Abdülhamid, Zonaro'dan Fatih Sultan Mehmed ile ilgili resimler yapmasını ister. Tabloyu yapan Zonaro, yukarıdaki resmin padişaha sunulmasını şöyle anlatıyor: “Tabloyu padişaha Arif Bey gösterir ve kısa bir süre sonra, soluk soluğa ve titreyerek dışarı çıkar:

- II. Mehmed nerede? Ne yaptınız? Padişah, II Mehmed'in resmini gördüğünde kendi resmini gördüğünü sandı.

- Sakin olunuz efendi, padişah Hazretlerine, II. Mehmed'in yüz hatlarını Venedikte Lajard Galerisi'nde, Venedikli ressam Gentile Bellini'nin yaptığı orijinal tablodan incelediğimi bildiriniz; Padişahımız Abdülhamid, II. Mehmed'e benziyorsa bunda şaşılacak bir şey yoktur. II. Mehmed kendilerinin ataları değil midir?

Zonaro, Sultan Abdülhamid'in son günlerinde Fatih'in atını denize sürürken görülen resmini yapmaktadır. Resim biter, padişah devrilmiştir. O da bu resmi V. Mehmed'e sunar. Ancak çok cüz'i bir para verilir kendisine. Bundan memnun olmayan ressam, resmi geri ister; ama ne resim kendisine iade edilir, ne de parası artırılır!


Ertuğrul Süvari Alayı Köprü'de

Bu resmi değiştirmeniz mümkün mü?

II. Abdülhamid, Ertuğrul Süvari Alayı Köprü'de resmini pek beğenir. Ancak bir sorun vardır. Resimdeki çıplak ayaklı çocuk ile çingene hoşuna gitmez. Zonaro'dan nazikçe değiştirilmesi istenir. Ama ressam bunu yapmaz. Padişah, çok beğendiği resmi alır ve sarayın duvarına asar. Bir süre sonra İstanbul'a gelen Fransız meclis başkanı resmi beğenir, padişah da ona bunu hediye eder. Sonra yeniden Zonaro'nun aynı resmi yapmasını ister. Zonaro'nun ikinci kez yaptığı resimde yalın ayaklı bir çocuk ve çingenelerin yerini gayet iyi giyimli İstanbullular alır.













tutunamayanlar5July 1, 2013, 3:04
SALVADOR DALI

Salvador Domingo Felipe Jacinto Dalí y Domènech, kısaca Salvador Dalí (11 Mayıs 1904 – 23 Ocak 1989), İspanyol sürrealist ressam. Gerçeküstü eserlerindeki tuhaf ve çarpıcı imgelerle ünlenmiştir. En iyi bilinen eseri olan Belleğin Azmi,ni 1931'de bitirmiştir.

Dalí, ressamlığın yanı sıra heykelcilik, fotoğrafçılık ve filmcilikle de ilgilenmiş, Amerikalı animasyoncu Walt Disney ile beraber yaptığı Destino adlı kısa çizgi film, 2003'te "en iyi kısa animasyon filmi" dalında Oscar adayı olmuştur.

Katalonya doğumlu olan Dalí, 711 yılında İspanya'yı fethetmiş olan Mağribiler'in soyundan geldiğini iddia etmiş, "süslü ve cafcaflı olan her şeye, lüks hayata ve doğu kıyafetlerine olan düşkünlüğünü" de "Arap kökeni"ne bağlamıştır.

Dalí hayatı boyunca, sanatıyla olduğu kadar eksantrik giyimi, davranışları ve sözleriyle de dikkat çekmiş, bu durum kimi zaman, onun sanatını takdir edenleri de etmeyenler kadar usandırmıştır. Bu davranışların getirdiği kötü şöhret, Dalí'nin geniş kesimlerce tanınmasını sağlamış ve eserlerine duyulan ilgiyi artırmıştır.

Hayatı

İlk yıllar

Dalí 11 Mayıs 1904'te, İspanya'nın Katalonya bölgesinde bulunan Figueres kentinde, Salvador Dalí i Cusí ve Felipa Domenech Ferres çiftinin ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi. Çiftin 1901 doğumlu ilk çocuğu, Dalí'nin doğumundan tam dokuz ay on gün önce (1 Ağustos 1903'te) sindirim yolu iltihabından ölmüş, onun ismi olan Salvador da ikinci çocuğa geçmişti. İlk çocuklarının küçük yaşta ölmesini bir türlü kabullenemeyen Dalí çifti, küçük Dalí'nin yanında sık sık ölmüş ağabeyinden bahsediyor, ilk Salvador'un bir resmini yatak odalarının duvarında tutuyor, ve Dalí'yle beraber düzenli olarak ilk Salvador'un mezarını ziyaret ediyorlardı. Bu durum, Dalí'nin küçük yaşta kendi kimliği konusunda karışıklık yaşamasına sebep oldu. Sonradan, hiç tanımadığı ağabeyi hakkında "iki su damlası gibi birbirimize benziyorduk, fakat yansımalarımız farklıydı [...] O, herhalde benim fazla mutlak olarak tasarlanmış ilk versiyonumdu." diye yazacaktı.

Dalí'nin babası, sert ve otoriter karakterli bir noterdi. Annesi ise tam tersine sevecen ve anlayışlıydı ve oğlunun resim konusundaki çabalarına destek veriyordu.Dalí üç yaşındayken kızkardeşi Ana María doğdu. Evin tek erkek çocuğu olarak, annesi, kızkardeşi, teyzesi, anneannesi ve bakıcısından sürekli ilgi gören Dalí, küçük yaşlarından itibaren şımarık ve kaprisli bir karakter sergilemeye başladı.

1914'te annesinin desteğiyle özel bir resim okuluna yazılan Dalí, 1919'da Figueres Belediye Tiyatrosu'nda ilk sergisini açtı. Şubat 1921'de ise çok sevdiği annesini meme kanserinden kaybetti. Annesinin ölümü hakkında "hayatımda aldığım en büyük darbeydi. Ona tapardım [...] Ruhumun kaçınılmaz kusurlarını görünmez kılabilmesine hep güvendiğim bir varlığın kaybını kabullenemiyordum." diye yazacaktı Dalí'nin babası, karısının ölümünden kısa süre sonra baldızıyla evlendi.

Madrid, Paris ve ABD

1922'de Madrid'e taşınan ve buradaki San Fernando Güzel Sanatlar Okulu'na yazılan Dalí, ilk eserlerinde kübizm ve dadaizm etkileri gösterdi. Fransa ve İsviçre kökenli olan bu yeni akımlar, o sıralar Madrid'de pek yaygın değildi, ve Dalí'nin eserleri kısa sürede ilgi çekmeye başladı. Dalí, Madrid'de geçirdiği yıllarda, kendisi gibi avangart sanata meraklı olan film yapımcısı Luis Buñuel ve şair Federico García Lorca ile yakın arkadaş oldu. 1923'te disiplinsizlik yüzünden geçici olarak okuldan uzaklaştırılan Dalí, aynı yıl Girona'da anarşist gösterilere katıldığı için tutuklandı ve bir süre gözaltında tutuldu.[6] 1925'te okula geri döndü, ve Barcelona'da ilk kişisel sergisini açtı. Resimleri eleştirmenler tarafından ilgi ve şaşkınlıkla karşılandı.

Dalí 1926'da Paris'e gitti ve büyük saygı duyduğu Pablo Picasso ile tanıştı. Sonraki birkaç yıl boyunca, Dalí'nin eserlerinde Picasso etkisi ağır basacaktı. Paris gezisinden döndükten kısa süre sonra okulundan temelli kovulan Dalí, çok geçmeden askere alındı. Ekim 1927'de askerlik hizmetini bitirdi ve Mart 1928'de sanat eleştirmenleri Lluís Montanyà ve Sebastià Gasch ile beraber, sanatta modernizmi ve fütürizmi savunan "Sanat Karşıtı Katalan Manifesto"yu yazdı.

1929'da arkadaşı Luis Buñuel ile beraber çektikleri Bir Endülüs Köpeği adlı avangart kısa film, sürrealist sanat çevrelerinde ikiliye büyük şöhret kazandırdı. Aynı yıl ikinci kez Paris'e giden Dalí, burada ressam Joan Miró aracılığıyla sürrealist akımın öncüleri André Breton ve Paul Éluard ile tanıştı. Éluard'ın karısı Gala (asıl ismi Helena İvanovna Diakonova), tanıştıkları andan itibaren Dalí'nin ilgisini çekti, ve 1929 yazında Dalí ile Gala arasında, sonradan evliliğe dönüşecek olan tutkulu bir ilişki başladı.

1931 yılında Dalí, en meşhur eseri olan Belleğin Azmi,ni yaptı. Yumuşak Saatler ya da Eriyen Saatler olarak da bilinen eserde, geniş bir kumsal manzarası önünde eriyen cep saatleri resmedilmiştir. Eser genel olarak, katı ve değişmez zaman kavramına karşı bir protesto olarak yorumlanır.[7] Dalí sonradan bu resmin ilhamını, sıcak Ağustos güneşi altında erimekte olan bir Camembert peynirinden aldığını yazacaktı.

1929'dan beri beraber yaşayan Dalí ve Gala, 1934'te bir devlet nikâhıyla evlendiler. (1958'de bir Katolik düğünüyle nikâh tazeleyeceklerdi.) Aynı yıl New York'ta bir sergi açan Dalí, ABD'de büyük sansasyon yarattı ve büyük üne kavuştu. 1936'da Londra Uluslararası Sürrealist Sergisi'nde bir konuşma yapması istenince, sahneye eski tip hantal bir dalgıç tulumu içinde çıktı. Tulumun beline mücevher işlemeli bir kama takmıştı; bir elinde bir bilardo ıstakası tutuyor, diğer eliyle de bir çift kurtköpeğini çekiştiriyordu.[8] Konuşma sırasında nefes almakta zorluk çekince, dalgıç kıyafetinin başlığı çıkarıldı.

Dalí 1937'de Hollywood'a giderek zamanın meşhur komedyenleri Marx kardeşler ile tanıştı, ve onlar için bir film senaryosu yazdı.[6] 1938 yazında ise Londra'da, hayranı olduğu Sigmund Freud ile tanıştı ve ünlü psikoloğun birkaç portresini yaptı. Tüm sürrealistler gibi Dalí de bilinçaltının dışavurumuyla ilgileniyor, ve Freud'un bilinçaltı konusundaki yazılarını ilgiyle takip ediyordu.

1936'da başlayan ve tüm İspanya'yı kaosa sürükleyen İspanya İç Savaşı, 1939'da General Francisco Franco'nun galibiyetiyle sona erince, Dalí yeni kurulan faşist rejimi desteklediğini açıkladı.[9] Bunun üzerine, çoğunluğu Marksist olan ve Dalí'nin abartılı dikkat çekme çabalarından zaten hoşlanmayan sürrealistler, Dalí'ye açıkça sırtlarını döndüler. Sürrealist grubun önderi Breton, Salvador Dalí'nin isminden iğneleyici bir anagram çıkardı: Avida Dollars (Dolar Heveslisi). Dalí ise cevap vermekte gecikmedi: "Le surréalisme, c'est moi!" (Sürrealizm benim!)[6] Sürrealistler ve Dalí arasındaki çekişme, Dalí ölene kadar devam edecekti.

1940'ta Dalí ve Gala, tüm Avrupa'yı etkisi altına almaya başlayan II. Dünya Savaşı'ndan kaçarak ABD'ye yerleştiler. Burada dokuz yıl kalacaklardı. 1942 yılında Dalí, Salvador Dalí'nin Gizli Hayatı isimli otobiyografisini yayımladı. 1945-46 yıllarında, Walt Disney ile beraber Destino, Alfred Hitchcock ile beraber Spellbound filmlerinin yapımında çalıştı. 1947'de sürrealist bir Picasso portresi yaptı.

Katalonya'ya dönüş

1949'da Dalí, karısıyla beraber Avrupa'ya döndü ve memleketi Katalonya'ya yerleşti. Hayatının sonuna kadar burada kalacaktı. Faşist Franco rejimiyle yönetilen İspanya'ya yerleşmesi, bir kez daha sol görüşlü sanatçı ve aydınların tepkisini çekti.[9]

Dalí 1951'de Katolisizm'in ve modern bilimin bazı kavramlarını sentezlediği Mistik Manifesto,yu yayımladı. II. Dünya Savaşı sonrası eserlerinde, Katolik temalar ve DNA, hiperküp (dört boyutlu küp) ve atomik çözünme gibi modern bilim kavramları öne çıkacaktı. Hiroşima'da patlayan atom bombasının gücünden çok etkilenmiş olan Dalí, hayatının bu dönemine "nükleer mistisizm" adını veriyordu. Yine bu dönemde Dalí, tuvale boya sıçratma, hologramlar, optik yanılgılar ve stereoskopi gibi pek çok değişik teknikle denemeler yaptı.

1960'da Figueres belediye başkanı, yıllar önce Dalí'nin ilk sergisine ev sahipliği yapmış ve iç savaşta zarar görmüş olan Belediye Tiyatrosu'nu "Dalí Tiyatrosu ve Müzesi" adıyla restore etmeye karar verdi. Dalí, 1974'e kadar müzenin inşaatı ve dekorasyonuyla bizzat ilgilendi ve bu projeye çok emek ve zaman harcadı. Müze 1974'te açıldıysa da, Dalí 1980'lerin ortasına kadar ufak eklemeler ve değişiklikler yapmaya devam etti.

10 Haziran 1982'de Dalí'nin çok sevdiği karısı, menajeri, modeli ve ilham perisi Gala hayatını kaybetti. Gala'nın ölümünden sonra yaşama isteğini kaybeden Dalí, karısının öldüğü ve gömüldüğü Púbol Kalesi'ne yerleşti ve münzevi bir hayat sürmeye başladı. Temmuz 1982'de İspanya Kralı Juan Carlos, Dalí'yi Púbol Markisi ilan etti. Dalí ise bu jeste karşılık olarak, krala Avrupa'nın Başı adlı çizimini hediye etti. 1983'te Púbol Kalesi'nde yaptığı Serçenin Kuyruğu adlı tablo, Dalí'nin son eseri olacaktı. Ağustos 1984'te Dalí, kaledeki yatak odasında bilinmeyen bir sebepten çıkan yangında bacağından yaralandı.[10] Bu olaydan kısa süre sonra Figueres'e döndü ve Salvador Dalí Tiyatro ve Müzesi'nde yaşamaya başladı.

Dalí, 23 Ocak 1989'da kalp yetmezliğinden öldü ve Figueres'te kendi adını taşıyan müzenin mahzenine gömüldü

Eserleri

Dalí hayatı boyunca, 1500'den fazla resim ve onlarca heykelin yanı sıra, çeşitli taş baskı eserler, kitap illüstrasyonları, tiyatro dekorları ve kostümleri üretmiştir. Ayrıca, Man Ray, Brassaï, Cecil Beaton ve Philippe Halsman gibi fotoğraf sanatçılarıyla ve Elsa Schiaparelli, Christian Dior gibi moda tasarımcılarıyla beraber çalışmıştır.

Bugün Dalí'nin eserlerinin büyük çoğunluğu, Figueres'deki Dalí Tiyatro ve Müzesi'nde bulunur. Florida'nın St. Petersburg kentindeki Salvador Dalí Müzesi, Madrid'deki Reina Sofia Müzesi ve Los Angeles'taki Salvador Dalí Galerisi de sanatçının yüzlerce eserini barındırır.

Dalí'nin 1965'te New York'taki Rikers Island Hapishanesi'ne bağışladığı çarmıha gerilmiş İsa resmi, 1981'e kadar hapishanenin yemekhanesinde asılı durduktan sonra buradan alınarak hapishanenin lobisine asılmış, 2003'te ise kimliği belirsiz kişilerce lobiden çalınmıştır.[11] Dalinin kendi yaptığı Tiatro müzesi evi ve Dalinin bilinen eserlerindendir.





























































































































tutunamayanlar5July 1, 2013, 2:40
JEAN-LEON GEROME

Jean-Léon Gérôme, 1824 - 1904 tarihleri arasında yaşamış Fransız ressam, heykeltraş ve öğretmen. Vesoul kentinde doğdu, 1940'ta Paris'e taşındı.
Tarihi ve oryantalist stilde resimler yapmıştır. Oryantalizm akımının en önemli sanatçılarındandır. Yaşamının son 25 yılında heykelle de uğraşmıştır. Bir çok ünlü resaamın öğretmeni olmuştur. Öğrencileri arasında Odilon, Redon, Thomas Eakins, Osman Hamdi Bey ve Şeker Ahmet Paşa gibi ünlü ressamlar bulunur. Yaşadığı dönemde diğer sanat dallarının üstadları olan pek çok sanatkarla da bilgi alışverişi olmuştur.
Muhammed Yavuz Görgülü




















































































































tutunamayanlar5July 1, 2013, 2:37
CARL SPITZWEG
Romantizmin ve Biedermeier çağının temsilcilerinden Alman şair ve ressam Carl Spitzweg, 5 şubat 1808 de münih’te doğmuş ve 23 eylül 1885’te ölmüştür. Eczacılık fakültesinde okurken boş zamanlarında resim yaptığı bilinmektedir. Tablolarında küçük toplumların yaşamlarından esinlenmiştir. Aynı zamanda manzara tabloları da bulunmaktadır.

Damla Yazar





































































tutunamayanlar5July 1, 2013, 2:32
59 60 61 62 63 [64] 65 66 67 68 69
tutunamayanlar
Toplam İletisi:343