WASSILY KANDINSKY

Babası Sibirya’nın Çin sınırı yakınlarında bulunan Kyakhta’nın yerlisi, annesi Rus olan Wassily 1866 yılında Moskova’da doğdu. Varlıklı ailesinin olanaklarıyla daha çocukken birçok şehri gezdi.

Ortaöğrenimini 1871’de Odessa’da tamamladı. Lise yıllarında resim yapıyor, bir yandan da amatörce piyano ve viyolonsel konserleri veriyordu.

1886’da Moskova Üniversitesi’nde hukuk ve iktisat öğrenimine başladı.1893 yılında doktoroya denk bir akademik unvan kazandı.

1896’da Estonya’daki Dorpat Üniversitesi’nden gelen profesörlük teklifini geri çevirdi ve 30 yaşında kendisini resme vermeye karar verdi.

Münih’e gitti ve orada dört yıl Anton Azbe’nin yönetiminde çalıştı. Azbe’nin atölyesinde Alexei Von Jamlensky ve Franz Marc ile tanıştı. “Phalande” grubunu kurdu. Daha sonra bu grubu Berlin’de Sezession, Dresden’de de Die Brücke gibi gruplar izledi.

1900’e kadar sanat öğrenimi devam etti.1903’de Moskova’da ilk kişisel sergisini açtı, bir yıl sonrada Polonya’da iki kişisel sergi daha düzenlendi.

Kandinsky’ye soyut ressam niteliğini kazandıran ilk yapıtı 1910 tarihli “İlk Soyut Suluboya”ydı.1911’de Marc’la birlikte Blaue Reiter akımını kurdu. 1912’de basılan “Sanatta Ruh” adlı kitabında sanatçı, kendi iç dünyasındaki lirik abstraksiyon özgürlüğünden söz etmekte.

1917’de Moskova’ya yerleşti. 1918 yılında Moskova Güzel Sanatlar Akademisi’nde profesörlüğe ve Halk Eğitim Komiserliği'nin sanat bölümü üyeliğine getirildi ve devlet tarafından kişisel bir sergi düzenlenerek onurlandırıldı.

Kandinsky uluslar arası ün kazandıktan sonra, 1922’de ünlü tasarım okulu Bauhaus’ta ders vermesi için yapılan teklifi hemen kabul etti.

Bauhaus’ta ders verdiği yıllarda ilk kitabı “Sanatta Tinsellik Üzerine”yi yazdı.1926’da “Düzleme Göre Nokta ve Çizgi” adlı ikinci kitabını yayımladı.

1928’de Alman uyruğuna geçti ancak Bauhaus’un kapanması üzerine 1933’de Fransa’ya göç etti.

1939 yılında da Fransız uyruğuna geçti ve 13 Aralık 1944 günü hayatını kaybedene kadar Paris’in Neuilly_sur_Seine’de yaşadı.

Önemli Yapıtları: İlk Soyut Suluboya, Mavi Dağ, Çan Kuleli Manzara, Siyah Kemer ile Siyah Çizgiler, Beyaz Çizgiler, Mavi Daire Dilimi, Başat Mor, Başat Eğri, On Beş, Ilımlılık, Hareketler, Bölünme Birlik, Daire ve Kare, Beyaz Dengeli Hareket.


























































































tutunamayanlar5July 1, 2013, 2:45
ÇIRACIYAN VE YAZMACIYAN
Çıracıyan ve Yazmacıyan'ın İstanbul'u...

Davit Çıracıyan, (h. 1255/1839 - 1907 sonrası)

Çiraciyan İstanbul'da doğdu ve 1907'den sonar öldüğü tahmin edilmektedir. Otobiyografisinde kendisini şöyle anlatır:

İsmim David Efendi ve mahlasım Çıracı olup tüccardan olan müteveffa pederimin ismi Kirkor Efendidir.

Bin iki yüz elli beş sene-i hicriyesine müsadif bin iki yüz elli beş sene-i rumisi Mart'ının yirmi birinci günü Dersa 'adet'de tevellüd eyledim. Ki suret-i musaddakası merbut bulunan tezkire-i osmaniye de bunu te'yid eder.

Mukaddemat-ı ulumu iki sene kadar Beyoğlu'nda el-yevm mesdud olan Ermeni Katolik Mektebi'nde gördükten sonra bin iki yüz altmış sene-i hicriyesine müsadifesine bin iki yüz altmış dört sene-i rumisinde Ermeni Katolik Mektebi'ne beş altı sene kadar devam ederek eski ve yeni ermenice ve latince ve italyanca ve fransızca ve ingilizce lisanlarını tahsil ettikten sonra mezkur mektebi terk ile yine bir kaç hususu ta'limhanelerde tersım san'atını tahsil ettim hiç bir mektebden .. yoktur ermenice ve latince ve italyanca ve fransızca ve ingilizce tekellüm ve kitabet ettiğim gibi türkçe tekellüm ve kıraat ve arapça yalnız tekellüm ederim.

Dersa'adet'e avdetimden sekiz mah sonra yani fi 1307 Eylül1 tarihinde elli üç yaşında iken beş yüz kuruş maaşla Mekteb-i Mülkiye-i Şahane'nin sunuf-ı i'dadisi resim mu'allimliğine ta'yin olunup18 Mart 1311 tarihinde elli kuruş zam ile maaşım beşyüz elli kuruşa iblağ edilmiş ve 1 Mart 1313 tarihinde umum sırasında? maaşım elli kuruş te'cil olunarak beşyüz kuruşa tenezzül etmiş ve 17 Eylül 1314 tarihinde otuz kuruş daha zam edilederek maaşım beşyüz otuz kuruşa baliğ olmuştur. Mekteb-i Mülkiye-i Şahane'nin kısm-ı i'dadfsinin nehariye tebdiliyle Mercan'da kain bir daire-i mahsusaya naklinden dolayı maaş-ı haliyem olan beş yüz otuz kuruşla el-an mezkur i'dadi resim muallimliğini ifa etmekte.. muştur.

Bin üç yüz on bir sene-i hicriyyesi Receb'inin on yedisinde bir kıt'a sanayi'-i nefise madalyasına nail oldum ki berat-ı alinin bir kıt'a sureti musaddakast merbuttur. Hiç bir rütbeye malik değilim balada beyan olunan madalyasından başka bir nişanım dahi yoktur.

Fenn-i resmi tahsilden sonra san'atımın ifası ... ömrümün bir hayli kısmı Mısır ve Fransa ve İngiltere ve İsviçre ve Avusturya'da seyahat ile geçip balada beyan olunduğu vechile bin üç (yüz) sekiz tarihinden beri muallimlik vazifesini ifa etmekdeyim. lehu'l-hamd ve'l-menne şimdiye kadar hiç bir vechile taht-ı muhakemeye alınmadığımdan bera'at-ı .. dair yedimde evrak yoktur.
Mercanda kain
Mekteb-i Mülkiye-i Şahane İ'dadisi

Rif'atlü Efendim
Bu kere müceddeden küşad olunan Mekteb-i Mülkiye-i Şahane İ'dadisi birinci sene üçüncü şu'besinin haftada bir sa'atten ibaret bulunan resm dersi Mekatib-i İ'dadiyye idare-i aliyyesi 15 Eylül 1321 tarihiyle ve bir dokuz yüz doksan numaralı tezkiresiyle uhde-i aliyyenize tefiz kılınmış olduğundan bugünden itibaren derslere mübaşeret buyurulması siyakında terkım-i tezkireye mübaşeret kılındı efendim.
Mekteb-i Mülkiye-i Şahane İ'dadisi Müdürü Ali Rıza 1321 Eylül 17

Sanatçının eserleri İstanbul'daki bir çok koleksiyonda yer almaktadır.

Kaynakça: Garo Kürkman, Armenian Painters in the Ottoman Empire I, Istanbul: Matusalem Consulting and Publishing, 2004

Garabet Yazmacıyan (1868-1929)

Kadıköy Surp Takavor kilisesi ölüm kayıtlarına bakacak olursak Yazmacıyan'ın Üsküdar'da doğduğunu ve karısının adının Deruni olduğunu görürüz.

Mesleği ressam ve ölüm nedeni astım olarak kayıtlara geçmiştir. Aynı kayıtlara göre Uzunçayır'a defnedildiği bilinmektedir.

İlk Ermeni Matbaasının kuruluşunun 400. yılı şerefine 1912'de yayımladığı Dib u Dar kitabında Teotik Lapçinciyan, 34. sayfada yer alan usta yazmacılar listesinde pekçok İstanbul ressamına yer vermiştir. Bunların arasında Haçik Tahtacıyan, Mihran Dökmeciyan, Stepan Agayan, Diran Çırakyan ve Krikor Hovagimyan gibi Ermeni ressamlar bulunmaktaydı.

Alis Kayıkcıyan'ın üvey kızına göre Garabet Yazmacıyan, iki kardeşi ile birlikte Üsküdar'da büyümüştür. Alis'e göre sanatçı, sessiz ve içine kapanık bir kişiliğe sahipti ancak çok yetenekli bir kemancıydı.

Nubar Paşa'nın akrabası ve kendisinden 20 yaş küçük olan ilk karısı evliliklerinin dördüncü yılında vefat etmiştir. Yazmacıyan'ın evi 70 yıl kadar önce tamamen yanmış ve sadece birkaç resim kurtarılabilmiştir. Kalan bu resimleri arkadaşının Kadıköy'deki dükkanına taşırken önünü kesen hırsızlar sanatçıya saldırmış ve resimleri çalmışlardır. Yaşadığı şokun etkisiyle Yazmacıyan bir süre boyunca konuşamamıştır.

Bu dönemde aynı arkadaşının Kadıköy'deki dükkanında yaşayan sanatçı daha sonra, kızı İtalya'da eğitim gören, dul Surpuhi ile tanışır ve ardından onunla evlenir. Surpuhi'nin kızı Alis İtalya'dan dönüp de yeni üvey babasını ilk defa gördüğünde ona içten bir şekilde "baba" diyemese de çok sevmiştir. Aile daha sonra Cevizli'ye taşınmış ancak Garabet Yazmacıyan sekiz ay kadar sonra kalp krizinden ölmüştür. Yazmacıyan karısından onu bir su kaynağının yanına defnetmesini istemiştir.

Kaynakça: Garo Kürkman, Armenian Painters in the Ottoman Empire II, Istanbul: Matusalem Consulting and Publishing, 2004




























tutunamayanlar5July 1, 2013, 2:43
İBRAHİM ÇALLI

İbrahim Çallı ( d.13 Temmuz 1882, Çal, Denizli - ö. 22 Mayıs 1960 İstanbul )

Rüştiyeyi doğum yeri olan Çal’da, Mülki İdadi'sini ise İzmir’de bitirdikten sonra, ailesi tarafından askeri okula girmek üzere İstanbul’a gönderildi. Ancak; o, çocukluğunun tutkusu olan resim çalışmalarına yönelerek, o dönemde konaklamak için kaldığı handa konaklayan ve resim dersi alan Vefa İdadisi öğrencilerinin arasına katılarak resim dersleri almaya başladı. Parasını çaldırıp maddi sıkıntı içine girince arzuhalcılık ve daha sonra adliyede katiplik gibi farklı işlerde çalıştı. Ermeni asıllı bir ressamla tanıştı ve ondan resim kursu aldı. Ressam Roben Efendi’den de resim dersleri alan Çallı, Şeker Ahmet Paşa’nın oğlu İzzet Bey’le tanıştı. İzzet Bey’in arcılığı ile Şeker Ahmet Paşa’nın önerisi üzerine 1906 yılında şimdiki adı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi olan dönemin Sanayi-i Nefise Mektebi’ne girdi. Altı yıllık okulu üç yılda bitirdi.

İkinci Meşrutiyet'in ilanıyla Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nda yapılan değişikliklerle birlikte, toplumun tüm kesimlerinde hemen hemen her alanda siyasal, sanatsal ve düşünsel yönden haklar verilince; Ressam Ruhi’nin önerisiyle çoğunluğu Sanayi-i Nefise Mektebi mezunu Sami Yetik, Şevket Dağ, Hikmet Onat, Agah Bey, Mehmet Ruhi Arel, Ahmet Ziya Akbulut, Halil Paşa, Hüseyin Zekai Paşa, Nazmi Ziya Güran, Hüseyin Avni Lifij, Feyhaman Duran, Mehmet Ali Laga ve Müfide Kadri gibi genç ressamlardan oluşan ve Türk ressamlarının ilk örgütü olan Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nin üyesi oldu

1910 yılında Maarif Vekaleti’nin açmış olduğu burs sınavını birinci olarak Çıplak Adam ve Harekat Ordusunun Muhafız Alayı'ndan Maksut Çavuş adlı çalışmalarıyla kazandı ve Fransa’ya gönderildi. 1910 ile 1914 yılları arası Paris’te Fernand Cormon’un atölyesinde öğrenimini sürdürdü.

Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla yurda döndü. Vallaury’nin yardımcısı olarak Sanayi-i Nefise Mektebi’ne atanan sanatçı, müttefik ülkelere Türk toplumunun değişen yüzünü sanat yoluyla aktarmak amacıyla gerçekleştirilen “Şişli Atölyesi” etkinlikleri kapsamında ürettiği çalışmarının Viyana ve İstanbul sergilerinin 1917 yılında altı eseriyle katıldığı İstanbul sergisinde “Sanayi-i Nefise Madalyası” kazandı. 1914 Kuşağı onun adıyla “Çallı kuşağı” olarak anıldı.

Çallı'nın, iyi sanatçı olmanın yanı sıra iyi bir öğretmen olduğunu da yetiştirdiği öğrencilerden anlamak olasıdır. Şeref Akdik, Refik Epikman, Saim Özeren, Elif Naci, Mahmut Cuda, Muhittin Sebati, Ali Avni Çelebi, Zeki Kocamemi ve Bedri Rahmi Eyüpoğlu yetiştirdiği öğrenciler arasında gösterilebilir.

1947 yılında emekli olan ve 22 Mayıs 1960 yılında mide kanaması sonucu İstanbul’da yaşamını yitiren Çallı'yla Son Buluşmayı Hasan Ali Yücel, ölümünden sekiz gün sonra ; 30 Mayıs 1960'ta kaleme aldığı "Dostum Çallı" yazısında, şöyle anlatıyor:

"O'nu son defa Taksim civarında görmüştüm. O şakacı Çallı, benimle uzun bir seyahate çıkacakmış gibi içli içli konuştu. Sesi, kederli bir inilti kadar ihtiyar ve bitkin, titriyordu. Ayrılırken öpüştük, aksi yönlere yürüdük. Garip iç dürtüsüyle arkama döndüm, ne göreyim, o da bana bakıyordu. Birbirimizi bir kere daha selamladık" şeklinde anlatmıştı.

Yeniden sergilemeye açılan Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi İbrahim Çallı Salonu’nda 1914 kuşağı sanatçılarının resimleri yer alıyor.

İbrahim Çallı’nın Zeybekler tablosu'nun özel bir öyküsü bulunmaktadır. Aynı zamanda Osman Hamdi’nin asistanı da olan Çallı, Atatürk’ün isteği üzerine Etnoğrafya Müzesi’nde bir sergi açar. Bu sergide de yer alan “Zeybekler” tablosunu gören Atatürk, Çallı’ya döner ve “Biz Kurtuluş Savaşı’nda yemeye ekmek bulamıyorduk, senin resmindeki atlar nasıl semirmiş böyle?” diye sorar. Usta ressam malzemelerini alır ve tablosundaki atı bir deri bir kemik hale getirir

Çalışma Uslubu

Yrd. Doç. Dr. Özand Gönülal, İbrahim Çallı’nın resimlerini, genel olarak "manzara, natürmort, nü, ve portreler olmak üzere gruplandırmak mümkündür" diyor; ve devamla: "Manzara"resimlerine baktığımızda panoramik doğa görüntülerinin yanısıra şehir kesitlerini ve “balıkçılar” resminde olduğu gibi, doğa içinde günlük yaşam öykülerini bulmak mümkündür."

"Adalardan" adlı resminde olduğu gibi panoramik anlayışa sahip olmasına karşın komposizyonu oluşturan biçimlerin daha belirgin vurgulanmasını sağlamıştır. Şehir kesitlerini yansıttığı resimlerinde, belgesel niteliğinde bir yaklaşım sergilenmiştir. “Bursa Türbeleri”adlı resim bu yaklaşımın önemli bir örneğini oluşturmaktadır."

"Balıkçılar"adlı çalışmasında, resim yüzeyine tamamen hakim olan kayık ve içinde bulunduğu denizin ilişkisi, bir görüntü oluşturmaktan çıkmış, yaşamdan alınmış bir zaman diliminin dinamik karakterini belirgin bir şekilde yansıtmaktadır. Buna karşın kayıktaki figürlerin sahip olduğu biçim statik bir yapıyı yansıtmasına karşın, lekesel değerler sayesinde hareketin varlığını sergilemektedir. Fırça vuruş biçimi ve farklı renk lekeleriyle kayığın içinde bulunduğu denize çırpıntılı bir karakter katarak izleyicinin derinliklerinde bir heyecan oluşmasını sağlamıştır. Resim yüzeyinde kullandığı renk skalası içerisinde yer alan çarpıcı renkleri, kayığın üzerinde topluyor olması, dikkati insan varlığının gün içerisinde yaşadığı zorlu bir yaşam kesitine çekmeye çalıştığı izlenimi yaratmaktadır."

"Natürmort", İbrahim Çallı’nın yaratı süreci içerisinde farklı bir yere sahiptir. Bu resimlerinde kullandığı ışık ve bununla belirginleşen lekesel değerler ile renk skalası yaşam derinliğine kökleri uzanan bir tutkunun varlığına işaret etmektedir. Bu eserlerinde ölü bir doğa resmetmesine karşılık, kompozisyon düzeni ve fırça vuruşlarıyla yaşama ilişkin bir dinamiği yakalamak mümkündür."

"1Ay Çiçekleri" adlı resmi ile, Van gogh’un "Ay çiçekleri" arasında bir ilişki kurulmaya çalışılsa da İbrahim Çallı ruhsal bir çöküntünün değil, yaşam serüveninin dışa vurumunu gerçekleştirmiştir. Özellikle komposizyonun solunda yer alan ayçiçeğinin üzerine düşen gün ışığı ve gerilmiş taç yaprakları, ölümün suskunluğunu değil yaşamın heyecanını betimlemektedir.

İbrahim Çallı’nın portreleri diğer resimlerine oranla biçim kaygısını daha fazla taşıdığı çalışmalarıdır. Ancak bu çalışmalar arasında da portresini yaptığı kişiye göre değişerek kullanılan resimsel dile ait ifadeyi görmek mümkündür. Örneğin: Celal Bayar’ın portresinde kişisel kimliğin yansıtılmasının dışında, giyinişi ve genel duruşuyla devlet adamı ciddiyetini yansıtacak biçimsel kuralcılık uygulanmışken, Neyzen portresinde izlenimciliğe ilişkin lekesel değerler ve fırça vuruşları daha serbest gerçekleştirilmiştir.

İbrahim Çallı’nın çıplak kadın resimlerinde, figür mekan ilişkisi ön plana çıkmaktadır. Her ne kadar figür ön planda olsa da mekan içerisindeki diğer unsurlarda aynı etki ile izleyicinin karşısına çıkmaktadır. Bu resimlerde yer alan kadın figürlerinde zaman zaman duygusal boyutun yansımasını vücut biçimlerinde görmek mümkündür.

Sonuç olarak 1914 kuşağı ressamları arasında bu gruba adını verecek kadar ön plana çıkan İbrahim Çallı, Türkiye Cumhuriyeti’nin resim alanında batı anlayışına yönelik bir sürece girmesinde önemli itici güçlerden birisi olmuştur. Çalışmalarının tümünde gözlemlenen izlenimci anlayış, Avrupa’nın resim uygulamalarında görülen izlenimcilik akımının kurallarını sıkı sıkıya uygulamaktan çok, kendine özgü bir karakter sergileşmiştir. Bu karakter Çallı’nın komposizyonu oluşturan unsurların seçiminde ve resimsel dili oluşturmasındaki tavrı ile ortaya çıkmaktadır. (Kaynak: wikipedia)




































tutunamayanlar5July 1, 2013, 2:40
HÜSEYİN ZEKAİ PAŞA

Hüseyin Zekâi Paşa ( d. 1860 Üsküdar ö. 1919).

Türkiye’de batılı anlayışta çalışan ilk ressamlardan biri.

İlköğrenimini tamamladıktan sonra Kuleli Askeri İdadisi’ne girdi. Aralarında Hoca Ali Rıza’nın da bulunduğu birkaç öğrenci arkadaşıyla birlikte özel bir resim atölyesi kurulması için okul yönetimine başvurdu. Bu atölyede Osman Nuri Paşa ve Süleyman Seyyid’in öğrencisi oldu. Mezun olduktan sonra Mekteb-i Harbiye’ye girdi. Orada öğrenciyken yaptığı, Boğaziçi’ndeki donanma gecelerinden birini canlandıran resmi, Abdülhamid tarafından beğenilince, 1883 yılında mezun olduktan sonra teğmen rütbesiyle Şeker Ahmet Paşa’nın yanına hünkâr yaverliğine getirildi.

Bu yıllarda Askeri İnşaat Komisyonu başkanlığı görevini üstlendi, Alman imparatoru II. Wilhelm’in Suriye gezisi sırasında, eski yapıtlar uzmanı olarak ona eşlik etti. Şeker Ahmed Paşa’nın ölümü üzerine 1906’da saray ressamlığına ve yabancı konuklar teşrifatçılığına getirildi. Bu günkü Askeri Müze’nin kuruluş çalışmalarına katıldı. 1908’de 1. Tugay Komutanlığından emekli olduktan sonra ölümüne değin Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Sanayi-i Nefise Encümeni üyeliğini sürdürdü.

Hüseyin Zekâi Paşa, Avrupa’da resim öğrenimi görmemesine karşın, orada öğrenim görmüş ressamların yapıtlarını yakından incelemek suretiyle batılı bir anlayışta çalıştı. İlk dönem resimleri, fotoğrafik denebilecek bir gerçekçilikteydi. “Yıldız Sarayı Bahçesinden Peyzaj” gibi bu yıllarda gerçekleştirdiği yapıtları, ince boya hamuru ve duru renkleriyle 19. yüzyıl manzara geleneğine bağlıydı

1910’dan sonra katıldığı Galatasaray sergileri, Hüseyin Zekâi Paşa’nın Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’yle ilişki kurmasını sağladı. Bu tarihten sonra fotoğrafik gerçekçi anlatım yerine, daha kalın firça vuruşlarının egemen olduğu izlenimci bir anlayışa yöneldi.

Bugün Mimar Sinan Üniversitesi İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nde bulunan “Cami”, “Ayasofya Camisi Hünkâr Mahfili” gibi en önemli yapıtlarını gerçekçi ve izlenimci anlayışları özümseyerek oluşturdu.

Duyarlı bir anlatımla ele aldığı bu resimlerinde izlenimci renk anlayışını kompozisyonun bütünselliğini yok etmeyen bir ayrıntı işçiliğiyle birleştirdi. Manzara türünün yanı sıra portre ve figürler de yaptı. Yapıtlarından örnekler İstanbul, İzmir ve Ankara Devlet Resim ve Heykel müzeleriyle Dolmabahçe ve Topkapı saraylarında bulunmaktadır. Hüseyin Zekai Paşa, saray çevresi dışında Üsküdar Doğancılar'da bulunan ve bugün yeri tespit edilemeyen konağında, dönemin sanatçılarıyla toplantılar yaptığı sıralarda İstanbul'u ziyarete gelen yabancı sanatçılarıdan biri olan Paul Signac'ı burada ağırladı..

Bu konağı ziyaret edenlerden Sami Yetik, burada edindiği izlenimlerini şöyle aktarmaktadır: "Zekai Paşa, eski Türk eserlerine ve nefis eşyaya son derece meraklı bir ressamdı. Türk eşyalarıyla süslü atölyesi, kendilerini ziyaret ettiğim gün bana o zamana kadar görmediğim bir müzede bulunuyorum hissini vermişti. Eski nakş sanatımızın ve eşyalarımızın hayranı olan üstat, atalarımızın güzel sanatlara karşı beslediği sevgiyi oymalar, yazılar, tezhibler ve birçok güzel sanat eserleri taşıyarak bana birer birer anlatmış, bu konuda bilgilenmemi sağlamıştı" der

Hüseyin Zekai Paşa'nın ressamlığının ve koleksiyonerliğinin yanı sıra yazarlık yönünün de olduğu bilinmektedir.
Kaynak:wikipedia











































































tutunamayanlar5July 1, 2013, 2:36
JOAN MIRO FERRA

Joan Miró Ferra (d. 20 Nisan 1893 - ö. 25 Aralık 1983), Katalan ressam ve heykeltıraş.

Joan Miró Ferra, 1893'te İspanya, Barselona'da dünyaya geldi. 14 yaşında Barselona'da La Lonja’s Escuela Superior de Artes Industriales y Bellas Artes (Güzel Sanatlar ve Endüstriyel Sanatlar Okulu)'na katıldı. 3 yıllık sanat eğitimi sonrasında, burada memur olarak göreve başladı. Daha sonra sanat çalışmalarına devam edebilmek için bu görevi bıraktı ve 1912-1915 yılları arasında Barselona'daki Francesc Galí’s Escola d’Art isimli sanat okuluna devam etti. Galeri sahibiolan José Dalmau'nun teşvikiyle ilk sergisini Barselona'da 1918 yılında açtı.

1920 yılında Paris gezisi sırasında Pablo Picasso ile tanıştı. Bundan sonra Miro zamanının yarısını Paris'te geçirmeye başladı ve burada tanıştığı Max Jacob, Pierre Reverdy, ve Tristan Tzara ile Dada hareketine katıldı. Paris'teki ilk sergisi 1925'te Galeri Pierre'de büyük bir surrealist hareket olarak yankı buldu.

1936'da iç savaş sebebiyle İspanya'yı terk etmek zorunda kaldı, 1941'de geri döndü. Aynı yıl New York, The Museum of Modern Arts'da ilk büyük retrospektif sergisini açtı. Miro, Josep Lloerns y Artigas'la birlikte seramik çalışmalarına başladı bununla beraber baskı alanına da ilgi gösterdi. 1954-1958 yılları arasını bu iki konuya konsantre olarak geçirdi. 1954'deki Venedik Bienali'nde grafik dalında büyük ödüle layık görüldü ve çalışması bir sonraki yıl Kassel'de yapılan ilk Documanta Fuar'ına dahil edildi. 1958'de Paris UNESCO Binası'ndaki eseri ile Uluslararası Guggenheim Ödülünü aldı. Sonraki yıl tekrar resim yapmaya başladı, 1960 yılında heykeltraşlığa başladı. Miro'nun retrospektifleri, Paris, Musée National d’Art Moderne ve Grand Palais'de yer aldı.

Miro, 25 Aralık 1983'te İspanya'nın Palma de Mallorca şehrinde hayata gözlerini kapadı.
Kaynak: wikipedia








































































tutunamayanlar5July 1, 2013, 2:34
56 57 58 59 60 [61] 62 63 64 65 66
tutunamayanlar
Toplam İletisi:343