BOŞLUKTA ÇİÇEK YETİŞTİRMEK



BOŞLUKTA ÇİÇEK YETİŞTİRMEK

Emine Özdemir

Derin ve sonsuz bir boşluğun içinde düşmüyor ama yerçekimsiz hayatlarımızın köşelerine çarparak ilerliyoruz. Tüm sorgulamaların,inançsızlığın ve ümitsizliğin şaheseri;yaşamaksa yaşamak nefes alıyoruz.Para kazanıyoruz –huzursuz-,işe gidiyoruz –huzursuz-,eve dönüyoruz –yalnız ve huzursuz-…Küçük mutluluklar sığınak olmuyor bize,ızdırap veriyor dahası.İnanamıyoruz naylon hayatlarda ki şen kahkahalar nasıl bu kadar şen olabiliyor? Onca kalabalıkta yalnız hissetmek bu kadar kolayken nasıl bu kadar çok gülümseme gerçek olabiliyor?-Sahi gerçek mi?-

Hayat bir film şeridi bazen insanlar akarken biz izliyoruz.Bazen ise biz akarken kendimizi izliyoruz.Durmuyoruz hiç,eylem halindeyiz hep bir şeyler yapıyoruz,meşgulüz sürekli.Bir işimiz var –çalışıyoruz-,iş çıkışı takılıyoruz öyle,eve geliyoruz –mazeretimiz var, yorgunuz-.Rutinin dışına çıkmamak için kendimize mazeretler sıralıyoruz-herşey sıradan-Velhasıl ne yapsak işe yaramıyor,işe yaramıyoruz.Hissetmiyoruz,hep bir eksiklik var hayatta,tüm sevinçler yüzümüzde asılı kalıyor,donuyoruz boşluklarımızın koşar adım hızında. İzliyoruz,bakıyoruz ama görmüyoruz.Her gün aynı manzaralardaki yedi farkı bulamıyoruz o kadar meşgulüz ki egoizmin diğer adı bu.Hayat bizim etrafımızda dönüyor.Ölümler-kalımlar,ezilenler,açlıktan ölenler…Bir fayda sağlamayacağımızdan eminiz,eminiz bir derde ortak olamayacağımızdan,bir hayat kurtaramayacağımızdan,bir işe yaramayacağımızdan eminiz.

Halbuki küçük mutluluklar ayakta tutar insanı,küçük ama işe yarar mutluluklar…Magazin gülümsemelerin uzağında,sırf kendini ve ne yaptığını düşünmeden-ve dahi bize de faydasının olduğu aşikar-,en ufak hareketlerle ve bir tutam samimiyetle –ki samimiyettir sevginin temel taşı- yapacağımız en güzel şey çiçek yetiştirmektir.Farkında değilizdir herkes kendi boşluğunda yetiştirir çiçeklerini ama nihayetinde dolar o boşluklar.Bir menekşe alırsınız,konuşursunuz onunla-bir arkadaşınız olur-,beslersiniz onu- bir evladınız olur-,büyüdüğünü görürsünüz –mutluluğunuz olur-,çiçek açar ki artık gönlünüzün yansımasıdır,verdiğiniz sevginin karşılığıdır bu mor gülümseme - boşluğunuz ölür-…Birden işe yaradığımızı hissederiz.Modernitenin zehirlerinden uzakta,varoluşa semboldür.İşe yaramasaydı neden daha çok yalnız ev hanımlarının balkonlarını süslerdi mor,kırmızı,pembe gülümsemeler?Yalnızlığı paylaşmasaydı neden bir çınar torununun adını verirde konuşurdu menekşesiyle?Annelerin uzaktaki evlatları oluverirdi,yalnızların olmayan arkadaşları…Kiminin sevgilisi,kiminin en yakın arkadaşı…Ama mutlaka dolar o yokluklar bir tebessüm,biraz sevgi,sıcak bir dokunuş ile…
tutunamayanlar11September 19, 2021, 10:39
SÖYLEVLER
ŞÖLEN

başak tarlalarının ortasında başları avuçlarının arasında adamlar gördüm. gökten her inenin rahmet olmadığını sapı samanı taneyi birbirine karıştıran çekirge sürüleri öğretti. Şimdi sapın samanın tanenin birlikte kaynadığı kazanların başında çocuklar çenelerinin evrim geçirmesini bekliyor.


geviş getir. ağustos sıcağında ziyaret gibi giyinmiş kadınların, bez bağladığı ağaçlar artık kurudu. Kurudu diyorsam kurutuldu dualarımız, dua diyorsam bu yalnızca benimle Allah arasında değil.

gitmenin öyküsü asvalltan çok önce başlar,köyden kente, içinden dışına kendinden ötekine. bu gitme aslına bakarsan bir terketme. kent diyorsam dudaklarınızda ki tiksinmeden sözediyorum. içinden dışına diyorsam annesinden kızına, öteki diyorsam berikiyim bunu bil.
şimdi size yeni bir göç teklif ediyorum. ulvi birşeyden sözediyorum. tohumu çatlatan, büyüten, esirgeyen şölenine dön.




KIMILDANIŞ

Sırtımızı hiçbir duvara yaslamadık bu yüzden adımlarımız çelimsiz bu yüzden bu ayak izlerinin sahibi yalnızca biz, zaman şahit, tarih şahit ve şahitlere bilmem bu kaç bininci şahitlik duvarları karıncalar kemirdi yaslananlar için mezar taşları yaslananlar için bütün duvarlar birer lahit…

Bu ayak izleri bu kımıldanış:

İyi birşeyler için ve kötülüğe karşı bireysel iteatsizlik için; iyinin ve kötünün tabiatları itibariyle kolay anlaşılırlığı ve daha önemlisi hissedilebilirliğinden ötürü tarifini yapmadan ve sistemleştirip taciz etmeden ama ana hatlarıyla, yönteminde hedefinde daha genel ifadeyle ilk ucundan son ucuna yalnızca kendini kabul edip, bunun dışındakileri zıtlık fikriyle dahi her ne şekilde olursa olsun meşrulaştırıp karşıdaki olarak eşitlemeden, gücümüzün yettiği ölçüde gayret etmek.

İyilikten karşılık beklenmez ama biliyoruz ki sonu huzurdur. Bu noktada size vaat ettiğimiz tek şey huzur. Bunun dışında vaat ettiğimiz hiçbirşey yok.




TUFAN

Tufan sonrası sular çekilmedi hala, seyirde dümensiz gemi
Varacak ne ada ne kara ne bir hudut, indir yelkeni

Hava berrak su serin, derin karanlığı parçalıyor tepede ay
Güvertede ictima var dizil, köpekten itibaren say


Şahit olmuş, korkmuş, ürpermiş, gemi direğinde güvercinler
Bu gece matemli melekler peygamberler cinler


Haşerat kemirsin tekneyi, eyvah güverte boydan boya kan
Yokolan hayvan değil, bütün varlığa sebep insan

Çekil su, yarıl gizleyen toprak , bizi arzın ta merkezine indir
Artık avuçlarımız bir parça kan, yüzümüz hepten kir

Nuh yalvardı, kalmasın yeryüzünde ne kötü ne de kötülük
Fidan ikenmi sakladın içinde fitneyi, ey sedir kütük

Borazan, yedi kısa bir uzun, gırtlağı kesilmiş böğüren aygır
İmdat isteyen, gözler kör ağızlar dilsiz kulaklar sağır


Azap gelmeden korkut dedin, korkudan yüzümüz çil çil
Ey nuh bitsin artık bu tufan ya öl ya diril




Merhamet

ben babil, bu karmaşanın dilsizi.
halsiz düştüm medeniyetin göğe doğru uzanan
görkemli betonlarına rağmen,
tavanı alçalan evin duvar dibine.
biraz merhamet et,
merhamet et,
acıyan taraflarıma,
sessizliğime,
kimsesizliğime...

milli marşı kemanla bestelenmiş bir ulusun çocukları gibi,
neremize dokunsanız sızılı,
bütün hislerimiz öksüz,
zihinlerimiz hangi tarafına dönse felç,
kim salıverdi üzerimize bu köpekleri?
büyüyen beyinlerine dar gelen kafa tası,
koparttıkları zincirlerinde kalmış tasması,
hepsi delirmiş,
hepsi aç.

adam
avuçlarını aç,
merhamet dilen,
merhamet dilen ey kadın,
toplumun vicdanını dilenciler ayakta tutuyor.
sutunlarıyla kubbeleriyle
zilzal
Bismillah!!
bütün bir ulusun vicdanı çöküyor.

tutunamayanlar




ŞAHİT OL

"Sonra da ona iyilik ve kötülükleri ilham edene yemin ederim ki.(Şems/8)":

Aydınlanma ile hukukun insan eliyle mükemmel olanı ortaya koyacağı düşüncesi, endüstri devrimiyle yoğunlaşan sosyal ve ekonomik değişmelerle, hukuki alanda artan üst düzey düzenleme ve korunma talepleri, yeni hukuk alanlarını ortaya çıkartmış, bu aşamaya kadar daha önce olmadığı kadar sistematize edilen hukuk, merkezileşen egemen devlete Tanrının yönetme yetkisini devretmiştir. İnsan artık devletin vatandaştır. Tanrı sevgisinin yerini hümanizm, Peygamberlerin yerini hukukçular, vicdanın yerini mahkemeler almıştır. Sosyal açıdan kendi kendine yetebilen, uzmanlaşmanın olmadığı,gelenek, görenek, ahlak ve dinle bütünlüğünü koruyan basit topluluk; dayanışmanın, ihtisaslaşmanın hat safhada olduğu, hukuk kurallarıyla bütünlüğünü koruyan, farklılaşmanın doğduğu organik bir yapıya dönüşmüştür. Kesinliğin,belirliliğin, düzenliliğin ahlakı öldürdüğünü düşünen Bauman'ı haklı bulduğumuzu belirtmeliyiz. İnsan artık bireyci ve seküler bir öğedir. Ekonomik anlamda kapitalizmin sistem olarak gelişmesinin şartını, hukuki otoritenin başat hale gelmesine bağlımıştır Weber ve haklıdır. Tarifini yaptığımız hastalık modernizmdir.

Yine aynı dönemde birbirinden doğup birbiri besleyen, kendimizi dışında tutamadığımız ve isimlendirmesini paket kavram olarak yaptığımız, birçok kavramın bir arada bulunduğu mutlak kabul yada reddini direten, üst kavramlar insanın anlama ve hareket kabiliyeti öldürmekte, hatalı olanı inkarda mutaassıplaştırmaktadır. Artık izmler vardır. Öyle bir sistem olmalı ki insanlar iyiliği beklemek zorunda olmamalılar der Che, görüyoruz ki iyilik ve kötülük sorumluluğu insanın üzerinden kalkmıştır. düşmanlarımız, dostlarımız artık kavramlar ve sistemlerdir. Topluluk halinde hareket eden, topluluk halinde cesaretli veya korkak, nihayet bireysel duygularından sıyrılıp topluluk halinde duygu travmaları yaşamasıyla, parmakla sayılarak rakamsal bir karşılığa denk gelen insan artık yeni ismiyle "kitle" nin bir parçasıdır.

Bütün bu problemlerin farkındalığına yanıt yine eleştirdiğiğiz akıl sahası yada klasik mantığın zıtlık fikrinden beslenen, marjinal şekilde ortaya konmuş görüşlerinkine benzer red, yada Allah faydalıdır gibi luzumsuz bir çıkarımla olmayacaktır. Problemin tespitinda aklın aklı tenkit etmesi söz konusu olduğundan aynı hataya düşmüş sayılmayız, yanıt ise bu sahaya ait değildir ve cevabı bizde yoktur...şüphesiz: "O insanı bir kan pıhtısından yarattı(Alak/96)".

Ne yapmaya çalışıyoruz?

Bireysel iteatsizlik yaratmaya, yeni bir isyan ahlakı oluşturmaya çalışıyoruz...




IŞIK OYUNLARI

Şehre her gelişimde yağmurlu gelişimde karanlık gelişimde gördüklerim şehir terkedilmiş kalanlar kuru kafa tasları vebalı kadınlar hadımlar.

Süleyman bir duvar ör bize büyük bir duvar, ağlama duvarında yoksul olmayan her Yahudi bir mülk edindi, Enkazımızda kırılmamış birkaç biriket ve asfaltın altında balçık, duvarı ör çık yurtlarında kimliksiz yurtsuz bu nesil için ağlayacak var.

Şah damarını ne zaman kestiler bu neslin, bu debeleniş hayra değil, ışık oyunları gözlerini kamaştıran iç aydınlanma değil, elini tuttuğun sevgili asla değil; eşya. İnsan alına bilir satılabilir, din sadece bir luzum, sanat suyunun suyu, sanatçı kuru bir kuyu…. Bu vehim tablo ancak görenler için.

Bir canlının ellerini kollarını keserseniz yinede yaşaya bilir, bacaklarını keserseniz yine yaşaya bilir, iç organlarından böbreklerini çiğerlerini, bağırsaklarını çıkartıp ardından pansuman yapsanız uzun ömürlü olmasa bile yinede yaşaya bilir, ancak bir canlının kafasını kalbinden yahu kalbini kafasından ayırırsanız, o artık canlı olmayacaktır. Bir toplumun kafası, aklı ; fikirleri ve fikircileri dir, kalbi, ruhu; kültür sanat ve ahlakıdır. Ruhunu kaybetmek üzere olan bu topluma yeniden ruh kazandırmak gayesindedir tutunamayanlar, aksi halde bu toplum çıldıracak ardından ölecektir.

Bu ruh hareketinde; neticenin, başarıp başaramayacağımızın sorgusunu yapmamaktayız, bize düşen çabadır. Bu çabada, bu ruh hareketinde yer almak istiyorsanız bizimle iletişime geçiniz.

Şah damarı kesilmiş bir koyunun debelenişi ancak körler için sıhhatli bir canlılık ifadesidir.
Körlerle işimiz yok.

tutunamayanlar




RÖPORTAJ



BURHAN EREN

Sanal âlemde gençlerin başlattığı ve katıldığı hareketler artıyor. Protest bir yaklaşım, kinayeli, karamsar ve ironik bir üslup bu hareketlerin ortak noktası. Son numara ise sanal âlemde sesini yükseltmeye başlayan ‘tutunamayanlar’ hareketi. Yanlış anlaşılmasın, bu ‘tutunamayanlar’ın Oğuz Atay ile hiçbir ilgisi yok. Liderlerini bulduk, konuştuk.

Modern Türk edebiyatının en iyi birkaç romanından biri olarak gösterilen ‘Tutunamayanlar’, varlığını henüz sanal âlemde sürdüren bir gençlik hareketinin adı oldu. Aslında Oğuz Atay’ın romanına verdiği bu isim, anlamı ve çağrışımları bakımından taşıdığı güçten dolayı kitaptan bağımsız bir şöhrete kavuştu ve anlamı, romanın sahibinin kastettiğinin çok dışına çıktı. Yeri geldi, sokakta rastlanan içkili bir berduşa ‘tutunamayan’ dendi, yeri geldi ‘tutunamayan’ zayıflarla seneyi tamamlamış bir öğrencinin başarısızlığına bulduğu fiyakalı bir kulp oldu. Bir bakıma Batı’da Leonard Cohen’in ‘görkemli kaybedenler’inin (beautiful losers) başına gelen, Türkçede ‘tutunamayanlar’ın başına geldi. Ancak sözünü ettiğimiz tutunamayanlar hareketinin ne bununla ilgisi var ne de Oğuz Atay’ın romanındaki kahramanlara bir atıfı var. Varlıklarından bir e-posta aracılığı ile haberdar olduğumuz tutunamayanlar hareketi, ironik, karamsar ve ayrıksılığı ile dikkatimizi çekti. e-postalarında şöyle diyorlardı söz gelimi: “Caddeye yakışıksızlığımızı fark etmemiz çok geç olmadı. Gitmeye yeltendiğimizde hiçbir gemi götürmedi bizi, hiçbir limanda bekleyenimiz olmadı. Biliyoruz düşeceğiz, betona kafa üstü çakılacağız, zıplama yeteneğine sahip değiliz, bu düşüşten sağ kurtulursak bile bitpazarına düşeceğiz. Madem düşüyoruz hep birlikte düşersek yer sarsıntısı oluşturabiliriz.” Kimlermiş, dertleri neymiş, neden bu adı seçmişler ve neden böyle düşünüyorlarmış, merak ettik, tanıyalım istedik ve bunun için ‘tutunamayanlar’ın lideri Sezai Ekinci ile görüştük. İşte faaliyetlerini henüz www.tutunamayanlar.net adresli sitede sürdüren ve gençlerin başlatıp omuz verdiği tutunamayanlar hareketi…

Tutunamayanlar kim? Hikâyesi ne? Neden ve nasıl ortaya çıktı?

Türkiye’de gerçekten okuyan, düşünen, ve iyi sanattan anlayan bir kitle vardır; ancak popüler kültür bunları köşeye sıkıştırmıştır, bu kitle korunmacı bir tavırla içe kapanmış, konuşacak mekân bulamadığı için susmak zorunda kalmıştır. Bu kitledir tutunamayanlar. Tutunamayanların hikâyesi yalnız olmadığımızı fark etmemizle ve cesaretimizi toplamamızla ortaya çıktı. Bir şeyin yanlış olduğunu düşünüyorsanız müdahale etmek istersiniz, yalnız olmadığımızı bilmemiz bizi cesaretlendirdi.

Tutunamayanlar hareketi kendini neyle, nasıl tanımlıyor? Var oluş gerekçesi ne?

Tutunamayanlar hareketi bu amansız çağda her insan ferdininin ve toplumların kimliğini, düşüncesini, geleneğini tek tek veya toplu olarak ezen, yok eden, yeniden üreten modern sisteme bir karşı duruş olabilme kaygısıyla çıktı. Bir insan ferdinin bile fark yaratabileceğine inanan bir hareket. Başta dünyaya egemen olan kapitalist sisteme, tutunamayanların hareketi… Bir şekilde var olan hiçbir ideolojiye de tutunmayan bir hareket… Aptalca mutlu olamayanların hareketi… Var oluş gerekçemiz insanın bu dünyadaki ve evrendeki var oluşunun kaygısı. ‘İnsan bu dünyada şairane mukimdir’ demiş Heidegger. Biz de bir şair gibi ikamet edenlerdeniz. Söylemlerimizde anarşist bir tavır görmeniz pekâla mümkündür; ancak bu coğrafyanın alt kültürü çok sağlamdır ve bu alt kültürden beslendiğimiz için anarşist tavrımız yıkıcı olmaktan öte huzura sevk edici olacaktır.

Tutunamayanlar, Oğuz Atay’ın yazdığı, Türk edebiyatının kült romanlarından olmuş bir eseri. Hareketin bu esere atfı ne, bu kitapla, bu kitaptaki hikâye ile bağı ne?

Tutunamayanlar hareketi entelektüel bir hareket olduğu için kökleri edebiyata ve felsefeye dayanıyor. Bu anlamda Oğuz Atay’ın romanıyla direkt bir alakası yoktur. Fakat bir çağrışım yapması da güzel oldu. Leonard Cohen’inde ‘görkemli kaybedenler’iyle olduğu gibi.

Bu oluşum adı ile bir zıtlık oluşturmuyor mu sizce? Tutunamayanlar bir biçimde organize olup bir güç oluşturup aslında tutunmuş olmuyorlar mı?

Hayır. Kesinlikle bugüne kadar yapılmak istenenlerle kıyaslamamak gerekiyor. Gerçekte bu hareket karamsar bir oluşum ve amacı güç oluşturmak değil. Sadece bir farkındalık yaratmak, bir fikir hareketi bir ruh hareketi, bir bilinç durumu, bir inanç sıçraması.. Tutunamamak bir maksat olamaz, eğer maksat tutunamamak olursa arızalı mazoşist bir ruh var demektir. Bizim tutunamamamız, istememizden değil popüler kültürün artık vicdanıyla yargılanmamızdan kaynaklanmaktadır. Tutunamayanlar her toplumda var olmuştur, Nietzsche Batı’nın, Mevlânâ Doğu’nun tutunamayanıdır. Ancak hiçbir dönemde tutunamayanlar şimdiki kadar dışlanmamıştır ve baskı altında olmamıştır.

Hedefiniz ne? Dernek olmak istediğinizi yazmışsınız. Dernek olunca neler yapacaksınız?

Hareketin hedefi yukarıda da belirttiğim gibi insanın bu modern çağda durumuyla ilgili bir farkındalık yaratmak. Bu farkındalık yaratma girişimimiz için yakın hedefimizden söz edecek olursak her ilde bir tutunamayanlar derneği açarak birlikte hareket yeteneği kazanmak.

Tutunamayanlar hareketinin potansiyel katılımcıları, üyeleri kimler?

Tutunamayanlar henüz yeni bir oluşum, edebiyat çevresinden çok saygı duyduğumuz arkadaşlardan, akademisyen arkadaşlardan sanatçı arkadaşlardan birçok isim var. Arkadaşlarımızdan bazıları...

Manifestonuzu yayınlamadınız; ancak sitede işaretleri var ve cümlelerinde ironik, kinaye dolu ve karamsar bir hava var. Neden?

‘Kuşku ya da inanç için, aşk ya da tiksinti için, yüreklilik ya da korku için, özellikle ya da genel olarak hiçbir çıkış yolu bulunmayan bir taş içindeyim sanki, kendi mezar taşım...’ Kafka. Şimdi insanın durumunu bu cümlelerden daha iyi ne anlatabilir ki? Propaganda veya manipülasyon değil, amaç sadece tarihe bir not düşmek insanın durumuyla ilgili. Manifestomuzu geciktirmemize gelince; bir oluşum için ortaya çıkıyorsanız bütün boşlukları kapatmanız, gerekir, aksi halde yapılacak iş iyi değil kötüye sevk edebilir. O yüzden olabildiğince dikkatli davranmaya çalışıyoruz. Karamsar havaya gelince; aslında karamsar değiliz, karamsarlığın ne topluma ne de bize faydası olabilir.

Yakın dönemde, benzer üslubu kullanan, gençlerin ortaya çıkardığı oluşumlar var. Sözgelimi, ‘yüzde 52’ ve ‘genç siviller’. Bu oluşumları siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu oluşumlar hakkında çok fazla bir bilgiye sahip değilim açıkçası. Ama medyadan izlediğim kadarıyla aslen siyasi bir oluşum ‘genç siviller’ hareketi. Biz temel hareket noktası olarak siyasal kaygıları değil, sanatsal ve düşünsel kaygıları olan bir hareketiz. Tabii bu apayrı bir şey de değil. Bir toplumun kültür ve sanatı, o toplumun siyasi yapısını da etkiler.




CADDE

Caddeye yakışıksızlığımızı farketmemiz çok geç olmadı. Gitmeye yeltendiğimizde hiçbir gemi götürmedi bizi, hiçbir limanda bekleyenimiz olmadı. Biliyoruz düşeceğiz, betona kafa üstü çakılacağız, zıplama yeteneğine sahip değiliz, bu düşüşten sağ kurtulursak bit pazarına düşeceğiz. Madem düşüyoruz hep birlikte düşersek yer sarsıntısı oluştura biliriz fikriyle....

Yönetim şeklimiz monarşidir

Çoğalma kaygımız yok

Hangi taraf olursa olsun taraf tutanların daha kıymetli olduğunu düşünüyoruz

Toplumsal rolün, statünün kişiyi tarifte yetersiz eksik olduğunu ve bilincin dışında yönlendirme ile kişiye ya daha az yada olduğundan daha fazla baha biçildiğini bildiğimizden; tutunamayanlarda !! kıymet; fikre, hayranlık; zekaya, Saygı; iyiye gösterilir

Bilenle, bilmeyen tutunamayanlarda eşit değildir.

Marifetli olana iltifatta cömert davranılır.

Kapitalizme karşıyız

Sanatta popilizme karşıyız

Siyasetten, Politikadan, Ahlaktan bağımsız sanatın geviş getirmekten başka birşey olmadını düşünüyoruz.

Tutunamayanlar bir harekettir

Tutunamayanlara dahil olmak isteyenler kendilerine verilen ödevleri yapmalıdırlar.

www.tutunamayanlar.net iyiyi bilmek için tesadüf etmeyi beklememeniz içindir.

Tutunamayanlar hareketine Temmuzda yayınlayacağı tutunamayanlar manifestosu ile başlayacaktır.

12 havariye ihtiyacımız var….

(../../2007)
tutunamayanlar11July 21, 2016, 2:31
İLETİŞİM
Yayın Sorumlusu: SEZAİ EKİNCİ


Editörlerimiz: Hazal Geyik Ekinci

E-POSTA ADRESİMİZ
sezaiekinci@gmail.com



tutunamayanlar yayınına katkıda bulunmak, eserinizin yayınlanması isteği yada tavsiyeleriniz için e-posta atmanız bizi memnun edecektir.
tutunamayanlar11September 19, 2021, 10:40
BİR ADAM YARATMAK
Yönetmen Yücel Çakmaklı

Eser Necip Fazıl Kısakürek

Ben ne yaptım, bir hududu zorladım, kendimin dışına çıkmaya çalışırken kendime rastladım, meğer kul olduğumu anlamak için Allahlık taslamalıymışım, meğer nasıl yaratıldığımı görmek için bir adam yaratmalıymışım...

tutunamayanlar11July 13, 2013, 6:22
AĞLAYAN ÇAYIR


(The Weeping Meadow)

Yunan yönetmen Theo Angelopoulos'un çektiği bir filmdir. Angelopoulos, filmin çekeceği diğer iki filmle birlikte bir üçlemenin ilk filmi olduğunu belirtmiştir.

Filmin konusu ve çözümlemesi

Yönetmenliğinin 35. yılında Theo Angelopoulos’un bu 12. filmi, 20. yüzyılın başlarında göç etmek zorunda kalan Yunanlara adanmış.

Başrolünde ağulu bir müzik olan bu ağıt Bolşevik devrimi sonrası Odessa’dan sürülen Rumların, ağaları önde, Selanik yakınlarında olduğu düşünülen bir çayıra gelmeleriyle başlar. Filmin bu ilk sahnesi aynı zamanda Angelopoulos’un kullanacağı göstergeleri tanıttığı bir sekanstır.

Odessa’dan gelen grubun ağası ve onun ailesi filmin başkahramanları, Angelopoulos’un kendi babasının adını verdiği Spiro Ağa, Odessa’dan gelirken yanında bir de küçük Eleni getirir. İlk sahneden son sahneye kadar erkeklerin yarattığı tüm acılar bu kadının etrafında geçecek biçimde anlatılır.

Filmin başrolünde müzik olması, Spiro’nun oğlunun bir müzisyen olması, akordeon çalması, Angelopoulos'un filminin karakteristik özellikleri arasında sayılabilir. Fonda Yunan tarihi kan ve gözyaşlarıyla yazılırken, Niko’nun çabalarıyla kurulan bir orkestranın yaptığı müzik duyulur sürekli olarak. Türk ezgileri, Rum ezgilerine karışır. Coşkulu dans müzikleri çalarken dahi, bir hüzün ve ağlama isteği hissedilir.

Su, bayraklar, siyah bayraklar, beyaz bayraklar, beyaz çarşaflar, kayıklar Angelopoulos'un film boyunca kullandığı imgelerdir.

Yunanlar yaşadıkları savaşlar nedeniyle sürekli hareket etmek zorunda kaldılar. Filmde görülen harekete hazır gemi, sal ve kayıklar, bu zorunlu hareketliliği simgeler.

Beyaz bayraklar, barışa duyulan özlemi ya da saplantıyı gösterirken, film boyunca tüm beyaz bayraklar ya devamlı kanla kirlenir, ya da barış çağrısı yapmak yerine ülkenin kendi çocuklarını içinde saklayan bir paravan olarak kullanılır. Çocuklar saklanırlarken bile müzik yapmaya, adeta düşünmeden otomatik olarak çalmaya devam ederler.

Siyah bayraklar ise filmde eksikliği hiç hissedilmeyen ölümün göstergesidir. İnsanlar filmde pek sık öldürülürler. Herkes ölmeye ya da öldürmeye adaydır. Yunan insanının duymaya zorlandığı suçluluk duygusu. İnsanların devamlı yanlış yaptıklarını düşünmesi. Beraberlikleri onaylanmayan çifte gözdağı vermek için koyunların bacaklarından koca bir ağaca asılmaları biçiminde gerçekleştirilen katliam, doğrudan kim olduğu bilinen çayır insanları tarafından gerçekleştirilen tek katliamdır. Bunun dışındaki tüm tehditler ve katliamlar hep dışardan yönlendirilir.

İkinci Dünya Savaşı ellerini filmdeki aileye her iki cepheden birden uzatır. Hem Pasifik'ten, hem de Avrupa' dan. İç savaş da, dışardaki savaştan kurtulabilmiş olanları kavurur ve yok eder. Mitolojik bir göndermeyle, ikiz kardeşler bile büyüyünce karşı cephelerde vuruşarak birbirlerini öldürürler.

Film bir kadının, Eleni’nin etrafında dönse ve ilk sahneden son sahneye kadar hep Eleni görülse de, o bu filmde sadece bir figüran gibidir ve başrolde aslında erkekler vardır. Her türlü kötülüğü yapan, tüm savaşları başlatan, işkenceye başvuran, kovan, sahiplenen, bir ulusun tarihini ateş ve barutla şekillendiren erkeklerdir. Filmdeki orkestranın bile tüm elemanları erkektir. Eleni’ye kalansa bol bol gözyaşıdır.(alıntı)

tutunamayanlar11July 13, 2013, 6:20
10 11 12 13 14 [15] 16 17 18 19 20
tutunamayanlar
Toplam İletisi:343