İKİ DİREKLİ MERCURY


İki direkli Mercury iki Türk gemisine saldırdı.
Ivan Aivazovsky
1892
Yağlı Boya Tual Tablo
212X339 cm
Kefe Sanat Galerisi Kırım

Rus ressam Ayvazovski (1817-1900) nin 1892 yılında yaptığı bir yağlı boya tablosudur. Ayvazovski 600'ün üzerinde eser vermiştir, yarısından fazlası deniz manzarasıdır. Bu tablo dalgalı kaba deniz veya Okyanus'ta, yakın savaş halinde üç gemiyi gösterir. İsmi ima ederek, savaş iki Türk savaş gemisi arasında olur ve diğer gemi tablonun başlığına Brig Mercury ( İki direkli gemi Mercury ) olarak başlık olur. Ayvazovski, deniz manzaraları ile ilgili yağlı boya tablosu yaptığında sık sık gemilerin ve botların çeşitli tanımlarını içine alır, kuşatır. Gösterilen gemiler hasara veya kazaya uğratılmışlardır. Çalışmalarının pek azında gemiler yakın savaş durumundadırlar.

Tarihsel Özgeçmiş

Savaş portresi muhtemelen Yunan Bağımsızlık Savaşı'nı kıvıcımlayan 1828-1829 Rus-Türk savaşının bir parçasını destekler. Mercury 20 topu olan iki direkli gerçek bir savaş gemisidir. 28 Ocak 1819 yılında Sivastopol tersanesinde kızağa konmuş ve Kuzey Kafkasya sahillerinde devriye gemisi olarak dizayn edilmiştir. Kırım meşe ormanlarından sığ draftlı ve kürek ile donanımlı yapıldı. Mercury kızaktan 7 Mayıs 1820'de indirildi. 9 Kasım 1857 yılında sökülerek parçalandı.

Mercury varlığında büyük deniz savaşlarında görev yaptı. Bunların arasında dikkate değer olanlarından biri; Anadolu sahillerinden dönen iki direkli iki savaş gemisi ile giriştiği savaş durumudur. Bu iki direkli gemi 14 Türk savaş gemisine eşdeğer gemilerdi. Başlangıçta Türk gemilerinin zaferi önceden belli idi, fakat savaşın meyili değişti. Mercury sonuçta kaçabilecekti. Saldırı bittikten sonra Türk gemilerinin kaptanlarından biri Mercury gemisinin denize elverişsizliği için ve kaptanın cesaretini öven bir yorum yaptı: "eğer eski zamanların büyük kahramanlıklarında kahramanlığın cesareti varsa, bu hareket diğerlerini gölgede bıraktı. Ve kahramanın ismi altın harflerle zafer türbesine yazılacak." Kaptan Kazarsky idi ve iki direkli gemi ise Mercurydi

Notlar

Bu gemi o zamanki Rus deniz filosundaki diğer iki direkli gemilerle ayni değildi. Diğer iki direkli gemiler bu yolla inşa edilmediler. Çünkü sığ draft diğerlerinin içinde maksimum hızı sınırlıyor ve düşürüyordu. Kürekler ayrıca bir dezavantaj olarak görünüyordu. Mercury bu yolla farklı bulunuyordu. Çünkü onun orijinal görevi, dizaynlanan diğer gemiler içinde tek bir tane olarak kabul ediliyordu.

Kaynak: wikipedia

Ivan Aivazovsky' in diğer Resimlerini görmek için
http://localhost/tut/resim/manset/7-ivan-aivazovsky
tutunamayanlar3July 17, 2013, 1:38
KAPLUMBAĞA TERBİYECİSİ

Tuval / Yağlıboya
223 x 117 cm.

Kaplumbağa Terbiyecisi-Osman Hamdi Bey

“Kaplumbağa Terbiyecisi”, Osman Hamdi Bey’in son birkaç yıldır en çok konuşulan hatta artık bir prestij meselesi haline gelen resimlerinden biridir bilindiği gibi…

Üzerinde bu kadar çok konuşulan ve belki de salt bu nedenden ötürü Osman Hamdi Bey’in en çok tanınan resmi haline gelen “Kaplumbağa Terbiyecisi” üzerine de çoğu resminde olduğu gibi, birbirinden farklı ama birbiriyle kesişen noktaları da olan okumalar yapılmıştır.



“Kaplumbağa Terbiyecisi” üzerine yapılan okumalardan biri, Semra Germaner ve Zeynep İnankur’un Oryantalistlerin İstanbulu (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2002, s. 308) adlı kitaplarında yer almaktadır.

Germaner ve İnankur, Osman Hamdi Bey’in bu yapıtında kendini gezgin bir derviş olarak betimlediğini, arkasına kavuşturduğu ellerinde neyini tuttuğunu, boynundan bir ucundan sırtındaki nakkareye bağlı mızrap sarkıttığını, başındaki keçe arakıyenin etrafına itinasız bir biçimde yemeni doladığını ayrıntılı olarak anlattıktan sonra, kırmızı giysisinin belini bir kemerle sıkmış olan kaplumbağa terbiyecisinin düşünceli duruşuna dikkat çeker ve bunun sabır isteyen çok zor bir uğraş olduğunu vurgularlar.

Yine Germaner ve İnankur’a göre, bu kalın kabuklu ve ağır kanlı mahlukları terbiye etmek zor olduğundan, derviş ney üfleyerek ve nakkare çalarak kaplumbağaları eğitmeyi düşünmektedir.

Bu bağlamda da Osman Hamdi Bey’in, kendisiyle özdeşleştirdiği kaplumbağa terbiyecisinin elindeki tek aracın, tabloda müzik aletleriyle simgelenmiş olan sanat olduğuna dikkati çekerek Bursa Yeşil Camii’nin süt kat odalarından birinde geçmekte olan bu sahnede Osman Hamdi Bey’in, Arkeoloji Müzesi ile Sanayi-i Nefise Mektebi’nin kuruluşu ve Asar-ı Atîka Nizamnamesi’nin çıkarılması gibi girişimlerinde karşılaştığı güçlükleri ve toplumun değişmeye karşı olan direncini ima ettiğini belirtirler.



“Kaplumbağa Terbiyecisi” ile ilgili bir başka yorum ise, Haşim Nur Gürel’e ait. Haşim Nur Gürel’in, “Kaplumbağa Terbiyecisi” tablosuna ilişkin olarak verdiği ipucu, Lale Devri’nde Sadabad eğlenceleri sırasında, geceleri bahçelerin aydınlatılması için kaplumbağaların sırtlarına mumlar dikilerek serbest bırakıldıkları bilgisidir.

Haşim Nur Gürel, bu bilgiden yola çıkarak Osmanlı devlet düzeninde kaplumbağaların da kapıkulları arasında yer aldıkları ve bu arada Sanayi-i Nefise, Asar-ı Atîka Müzesi gibi kurumların yöneticisi ola Osman Hamdi Bey’in kendi iş yapma alışkanlığı ile astlarının yaklaşımlarına ilişkin bir alegorinin akla geldiğini düşünür.

Haşim Nur Gürel’in dikkati çektiği bir nokta da resimdeki kaplumbağalardır. Nur Gürel, önlerindeki yaprakları yiyen kaplumbağalara dikkati çeker ve bu kaplumbağalardan arkada kalan ikisinin yemeğe yanaşmaya çalıştıklarını belirterek resmi, Osman Hamdi Bey’in mesai arkadaşlarına yönelik bir hicvi olarak yorumlar.



Gelelim bu iki yorumun kesiştiği noktalara ve bu yorumlara yapılabilecek ve tartışmalara açılabilecek olan eklemelere…

“Kaplumbağa Terbiyecisi”nde Osman Hamdi Bey’in elinde tuttuğu neye bakacak olursak, Osman Hamdi Bey’in neyi üfleme hazırlığı içinde olduğuna dair bir iz görmeyiz tabloda.

O zaman akla şu soru gelir: Osman Hamdi Bey, gerçekte neyi üfleyerek, kaplumbağa metaforu ile temsil edilen toplumu eğitmek kaygısında mıdır? Yoksa neyi arkasında tutarak derviş sabrının dahi tükenebileceğine mi işaret etmektedir? Ki, Sanayi-i Nefise Mektebi’nin kurulup da, özelikle heykel

atölyesi düşünülecek olunduğunda bir süre öğrenci beklemeleri, öğrencileri olsa dahi “model” sorunu bulunması gibi sadece Sanayi-i Nefise Mektebi’ndeki sorunlar gibi olumsuzluklar dahi bir dervişin dahi sabrının tükenmesi için kafi olabilir…



Bir soru da kaplumbağalara dair… Buradaki kaplumbağalar toplumu mu temsil etmekteler yoksa bu kaplumbağalar yoluyla toplumdaki kurumlar mı hicvedilmekte.

Belki her ikisi de belki hiçbiri fakat Osman Hamdi Bey’in kaplumbağalar vasıtasıyla alegorik, aradan geçen 100 yıla yakın bir süreye rağmen hala çeşitli biçiml erde okunmaya açık bir başyapıt ortaya koyması.

Küçük bir ayrıntı eklemeden geçmeyelim: Osman Hamdi Bey, Lale Devri’nde Sadabad eğlenceleri sırasında, geceleri bahçelerin aydınlatılması için kaplumbağaların sırtlarına mumlar dikilerek serbest bırakıldıkları bilgine sahip olduğu gibi, Charles Baudelaire’in Modern Hayatın Ressamı adlı kitabında sözünü ettiği (İletişim Yayınları, Sanat Hayat Dizisi:1, İstanbul, 2003.) 19. yüzyılın Paris’inde sokaklarda gezdirilen kaplumbağaları da bizzat görmüş olmalıdır.

Son bir söz de, aslında bu okumaların bizi ne denli şaşırtabileceğine ilişkin: Osmanlı Ressamlar Cemiyeti Gazetesi’nin 17. sayısında resim, “Kaplumbağalar ve Adam” adıyla anılır. Yani ortada ne derviş var ne de terbiyeci… Bir isim değişikliğinin sanatçı üzerine yapılan yorumları ne denli etkilediği ve aşırı yorumlara götürdüğü sanıyorum ki, ortada…

Kaynak: sanalmuze.org
tutunamayanlar3July 17, 2013, 1:33
İLİSTRATÖR VOLKAN KORKMAZ
İlistratör nedir? İlistratör Sanatçısı Volkan Korkmaz'dan hem bunu öğrenmek, hemde kendisini tanımak için yaptığımız röportaj ve kendisinin çizimleri

Yaptığınız sanatı nasıl tanımlıyorsunuz ,mesleğiniz nedir ?

Grafik sanatı ,mesleki adım ilistratör ,dijital ressamda deniyor,tarz olarakta gerçeküstü,fantastik figüratif ağırlıklı resim yaptığımı söyleyebilirim,ama daha açıklayıcı olmak gerekirse,kitap kapak ressamı da diyebiliriz.

Eğitiminizi ne üzerine yaptınız?Eğitiminizin sanatınız üzerine etkileri neler oldu? Eğitiminizle ilgili gelecekte neler planlıyorsunuz.?

Grafik eğitimi aldım,fakat ülkemizde grafik eğitimi daha çok reklam ve piyasaya ağırlıklı olduğu için çizim yönümü tamamiyle kendi çabalarımla geliştirdiğimi söyleyebilirim,ülkemizde hala grafik sanatı ve ilistrasyon kavramı daha oturmuş değil,hala insanlar bu konular hakkında fikir sahibi değiller,tabi okumayan araştırmayan her şeyi televizyondan öğrenen bir toplum için normal bir durum ,yinede internetin gelişimiyle bu konuda ilerde güzel şeyler olacağına inanıyorum.Kendim için eğitim konusun da şunu diyebilirim her gün yeni bir şey öğreniyorum diyebilirim, resim yaparken sanki hiç resim yapmamış bir çocuk gibi heyecanla başlayıp yeni bir şeyler keşfetmek bana keyif veriyor.

Sanatınızı nasıl, hangi ortamda ve hangi aletlerle icra ediyorsunuz?

Uzun yıllar geleneksel metotlarla (karakalem v.s ) kağıt üzerine çizdikten sonra son 2-3 yıldır çizdiklerimi dijital ortama aktarıp,renklendiriyorum,son olarak ta grafik tabletle tam dijital boyama yapmaktayım,bilgisayar gerçekten bir ressam için sınırsız bir malzeme sunan muhteşem bir araç,hala pek çok insan bilgisayarla yapılan çalışmaları sanat olarak görmese de benim ortaya konulan eserin neyle yapıldığından ziyade ortaya konulan fikrin ve resim evrenin güzelliği bende uyandırdığı hissidir.O yüzden malzeme kalem olur boya olur mouse olur,kibrit çöpü olur,Düşünceyi anlatan her yol araç ,fikir amaçtır…

Sanatınızda sizi etkileyen sanatçılar kimler?

Bosch ,Leonardo vinci , Escher, Beksinksi Türkiye’den Galip Tekin ve pek çok iyi çizer.

Eserlerinizde neyi anlatıyorsunuz.

Yaptığım resimlerde kendi hikayelerimi bilinçaltımı dünyayı evreni ,savaşları acıları mutlulukları,yani doğduğumdan bugüne tüm görüp duyduklarımı anlatıyorum,aslında ilk başta bakıldığında saçma sapan şeyler gibi algılasan da her zaman gerçek dünyadan bir şeyler var,birazda kendi varoluşumu resimlerimle dünyaya sunan ,bir hikaye anlatıcısıyım diyebilirim,bu anlamda ,resim her zaman sihirli bir yolculuk , her resim yeni bir macera ve heyecan desem yeridir.

Evren dünya yaşam ve toplum hakkında neler düşünüyorsunuz. Ve bu bakış açınız eserlerinize nasıl yansıyor.

Yaşadığım toplum konusunda yaptığım işe bağlı olarak bir yabancılaşma süreci oldu,fakat bir şekilde bu topraklarda büyümek,dünyanın hiçbir yerinde olmayan farklı bir duygu,her ne kadar anlaşılamamak kötü olsa da bu ülke cennet…Evren konusuna gelirsek ben birey olarak kendi iç dünyamı,kendi evrenimi resimleyerek yine bu koca evrene sunuyorum,aslında hepimiz bu bütün küçük parçalarıyız.her üretilen işle dünyaya bir şeyler veriyoruz,bu anlamda evrene ufakta olsa katkıda bulunmak ,yeni bir şeyler yaratmak bu şekilde evrenin bir parçası olmak olağanüstü…

İlgilendiğiniz diğer sanat alanları var mı ?

Müzik ve sinema başta olmak üzere tüm sanat dalları diyebilirim,zaten bütün sanatları kardeştir ve bütün kardeşleri tanımak ,anlamak gerekir ki dünyanız daha da genişlesin,örneğin resmi, müziğin etkileşimi olmadan düşünemiyorum,her nota benim aklim da resim olarak dönüşüp daha sonra kağıda çizim olarak dökülür.Sinemada aynı şekilde her film bir macera bir hikaye olarak bilinçaltıma yerleşmekte.Film konusunda da şunu söylemek isterim ki kendi çizdiğim her resmin hikayesi,başlı başına bir film olabilir diye düşünüyorum, bir hikayeyi tek karede sunmakta keyiflide olsa bir gün belki çizgi film yapmak isterim.

Diyalize bağımlı bir insan olmak sanatınızı nasıl etkiledi. Benzer durumda olan sanatçılara buradan tavsiyeleriniz var mı ? Neler?

Güzel soru,aslında hayatımda diyalizden önce ve diyalizden önce diye ikiye ayıra bilirim,gerçekten böyle ağır bir hastalıkta hele özgürlüğünüze düşkün bir insan olup başka insanlara haftada 3 günde olsa bağımlı olma duygusu gerçekten ilk dönem bir genç olarak zoruma gitmişti,halada zorluklarını çeksem de,bu süreçte yaşamla ölüm arasındaki ince çizgiyi erken yaşta görmüş birisi olmak, sanatsal anlamda da derin etkiler bıraktı,aklımda düşünsel anlamda yeni kapılar açıldı diyebilirim,ayrıca resimlerim çoğunu bu 4 saatlik diyaliz sürecinde çizip evde renklendirmiştim,gerçekten insanın en zorlu zamanlarında bile güzel bir şeylere imza atabileceğini gösteriyor,yeter ki istesin ve zorlukları ve acıları güzel bir şeylere dönüştürmeye bilsin,bana göre sanat bir dönüşüm işidir ve yaşadığınız mutlukları ve acıları ve dünyadaki olayları bir şekilde sanatınıza dönüştürdüğünüzde o yaşananların hakkını vermiş olursunuz,yoksa eğer yaşanınlar size bir şeyler vermiyorsa boşuna yaşanmış zorluklardır.Bu illa resim olmasada şiir ,şarkı hatta sanat ürünü bile olmayıp sadece fikir olup bir şekilde dönüşmelidir. Aynı durumdaki insanlara diyeceğim ise kaybettikleriyle değil ellerinde ne var onunla ilgilensinler ve yılmayıp üretsinler çalışsınlar,mutlaka güzel bir şeyler ortaya çıkacaktır.ayrıca 3 yıldan beride organ bağışı konusunda mücadele ettiğim www.gencdiyaliz.com sitesi görülebilinir.

Hiç sergi açtınız mı, yahut açmayı düşündünüz mü?

Aslında yakın tarihte düşünüyorum ,internetin gelişimiyle artık bütün dünyaya ulaşabiliyor,iyi bir iş yaptığınızda dünyanın her yerinden insanlar tarafından görülebiliyor,ama zamanı geldiğinde bir sergide açıp internet kullanmayan insanlara da ulaşmayı düşünüyorum.

Geçiminizi nasıl sağlıyorsunuz? Eserlerinizi satıyor musunuz? Satıyorsanız alıcılar sizi nereden buluyor? Hangi kitle eserlerinizi almak istiyor?

Online olarak web sitelerinde satış yapsam da pek insanlar dijital resim satın almıyorlar,onun yerine bilgisayarların masaüstünde görmeyi tercih ettiklerini söyleyebilirim,insan tabi ki yaptığı işten para kazanmakta istiyor,bu noktada grafik eğitimi almış olmam işime yarıyor diyebilirim,daha çok freelancer (serbest) web tasarımı ve grafik işleri yaparak hayatımı idame ettirmeye çalışıyorum.

Hiç aşık oldunuz mu ve aşkı nasıl tanımlıyorsunuz. Aşkın sizin sanatınızda ektisi oldu mu?

Aşksız hayat oluyor mu ki ? : )olmaz tabi evet bende birkaç kez oldum sanırım,platonikte oldu,karşılıklıda bir şekilde her aşk da yaptığım pek çok resme yansımıştır,acılar mutluluklar gibi aşkta hayatın vazgeçilmezi nede olsa,örneğin fairy tale (masal ) resminin eskizini platonik aşk yaşadığım bir dönemde yapmıştım.











tutunamayanlar3July 17, 2013, 1:24
SENA BABACAN KARİKATÜRLERİ
SENA BABACAN

tutunamayanlar






Ramazan



Korkuluk-Medya



Terör





Baskı, Okuyucu ve Özgürlük







Çevre





Diğer



tutunamayanlar3July 17, 2013, 1:09
OKYANUSUN DERİNLİKLERİNDE
Çok yorgunum, beni bekleme kaptan.
Seyir defterini başkası yazsın.
Çınarlı, kubbeli, mavi bir liman.
Beni o limana çıkaramazsın...
Nazım Hikmet

2007 nin Aralık ayında, sitemizde yayınladığımız haberde şöyle demiştik:

Hiçbir bir gemi götürmedi bizi...
Kaptan arkadaşımız Ceyhun On gün sonra Kuru yük gemisiyle denizaşırı ülkelere yolculuğa çıkacaktır. Yolculuğu esnasında Okyanusun tam ortasına içinde tutunamayanların isimleri yazılı bir şişe bırakacaktır. Güvercin besleyen çocuklar gibi kanatlanan her kuşla sizde düşme teklikesi yaşayanlardansanız, asla gitmeyeceğiniz, görmeyeceğiniz bir Okyanusun derinliklerinde adınızın olmasından heyecanlanacaksanız, Adınızı Soyadınız bize mail yoluyla iletiniz.

Arkadaşımız Ceyhun döndü...

Artık isimlerimiz Pasifik Okyanusunun derinliklerinde...

ŞİŞEYE KONULAN İSİM LİSTESİ VE BU LİSTEYE SONRADAN EKLENEN "ENGİN FROLL"



Şişenin atıldığı yerin GPS konumu



Haritada ki yeri













tutunamayanlar3July 16, 2013, 9:58
9 10 11 12 13 [14] 15 16 17 18 19
tutunamayanlar
Toplam İletisi:344