SİMÜLASYON, SİMULAKR,HİPERGERÇEKLİK

Gerçeğin Yerini Alan Simülakrlar

Yeniden canlandırma: Gösterge ve gerçeklik arasında bir eşde-ğerlik ilkesi (bu eşdeğerlik ütopik bir şey bile olsa temel bir aksiyomdur) bulunduğunu kabul etmektedir. Oysa simülasyon, eşitlik ilkesi ütopyasına tamamen ters bir şey olup, göstergeyi kesinlikle bir değer olarak yadsımakta ve her türlü gönderenin ters yüz edilmesi ve öldürülmesi olarak görmektedir. Simülas-yonu sahte bir yeniden canlandırma biçimi olarak yorumlayarak onu emmeye çalışan yeniden canlandırmaya karşılık; simü lasyon bir simülakra dönüştürdüğü yeniden canlandırma düzeninin tamamını sarıp sarmalamaktadır. İmgeye özgü çeşitli aşamalar/basamaklar şöyle sıralanabilir:

— derin bir gerçekliğin yansıması olarak imge
— derin bir gerçekliği değiştiren ve gizleyen imge
— derin bir gerçekliğin yokluğunu gizleyen imge
— gerçekliğin hiçbir çeşidiyle ilişkisi olmayan, kendi kendinin saf simülakrı olan imge

Birinci durumda imge olumlu bir niteliğe sahiptir çünkü imge burada bir tür âyin görevi yapmaktadır. İkinci durumda imge olumsuz bir niteliğe sahiptir. Kötü büyü türünden bir şeydir. Üçüncü durumda imge bir görünümün yerini almaya yani bir büyüleme aracı olmaya çalışmaktadır. Dördüncü durumdaysa imge artık görüntü düzenine değil simülasyon düzenine ait bir şeydir.

Bir şeyleri gizleyen göstergeler aşamasından gösterilecek bir şey kalmadığını gizleyen göstergeler aşamasına geçiş bir dönüm noktasıdır. Çünkü birinciler ideolojilere özgü bir hakikat ve sır teolojisine gönderirken; ikinciler bir simülasyon ve simü-lakrlar çağına girilmiş olduğunu, artık ortada ne kendi
kullarına sahip çıkabilecek bir Tanrı, ne de gerçekle sahte ve gerçekle yapay bir yönteme başvurularak diriltilmiş 'gerçeğin' birbirinden ayrılmasını sağlayacak bir Kıyamet Günü olasılığı bulunmadığını söylemektedirler. Çünkü her şey zaten ölmüş ve Kıyamet Günü beklenmeden diriltilerek yaşama döndürülmüştür.

Nostalji denilen şey, gerçek, gerçekliğini yitirdiği gün asıl anlamına kavuşmuştur. Çünkü dünyanın oluşum sürecini anlatan efsane ve gerçekliğe ait göstergelerin sayısında inanılmaz bir artış olmuştur. Aslına benzeyen ikinci bir hakikat, nesnellik ve doğru sayısında aşırı bir artış vardır. Nesne ve tözden
arındırılmış bir ortamda hakikat, yaşanan olay ve figüratifte sayısal bir artış vardır. Maddi üretim çılgınlığına koşut hattâ ondan daha ileri bir çılgınlık düzeyine ulaşan gerçek ve gönderen sistemleri üretilmektedir. İlgi alanımıza giren simülasyon aşaması bu türden bir şeydir. Her yerde bir caydırma
stratejisiyle örtü-şen gerçek, neogerçek ve hipergerçeği kapsayan bir stratejiyle karşılaşıyoruz.
-------------
Benzer nedenler yüzünden, orijinalini koruma bahanesiyle Lascaux mağarasının ziyareti yasaklanmış ancak beş metre öteye aynı mağaranın tıpatıp benzeri inşâ edilerek ziyarete açılmıştır (ziyaretçiler önce gerçek mağaraya dikiz deliğinden bir göz attıktan sonra kopyasının tamamını ziyaret edebilmektedirler). Orijinal mağarayı insanların belleğinden silip atmanın bir yarar sağlayacağını sanmıyorum çünkü gerçeğiyle kopyası arasında hiçbir fark yoktur. Bir kopya her ikisini de yapaylaş-tırmaya yetmiştir.

Jean BAUDRİLLARD, Simülasyon ve Simulakrlar
Sezai Ekinci12November 19, 2015, 9:16
ŞU AN DİNLİYORUM
Mohammad Esfahani Shekayate hejran
Sezai Ekinci12November 11, 2015, 9:26
Politik Şarkı Ve Videolar
Eşref Ziya Terzi - Minareler süngü Kubbeler Miğfer
Sezai Ekinci12November 4, 2015, 1:21
ALİYA İZZETBEGOVİÇ
Bazı Sözleri
Kabile ve ulusun dar sınırlarından kurtulmak için kendinizi Müslüman olarak düşünmeye başlayın.

Ölmeye hazır olan insanlar, ölmeye hazır olmayanlara karşı galip gelirler.

Ben Avrupa’ya giderken kafam önümde eğik gitmiyorum. Çünkü çocuk, kadın ve ihtiyar öldürmedik. Çünkü hiçbir kutsal yere saldırmadık. Oysa onlar bunların tamamını yaptılar. Hem de Batı’nın gözü önünde; Batı medeniyeti adına.

Geleceğimizi geçmişimizde aramayacağız. Kin ve intikam peşinde koşmayacağız.

Sanat için soyunana alkış tutanlar Allah için giyinene neden zulmeder?

Müslümanların hızla artan büyük nüfusuyla övünmemiz, bana şişmanlığıyla övünen ve aldığı yeni kilolardan haz duyan bir adamı hatırlatıyor. Ruhumuza, akılımıza ve başarılarımıza vurgu yapmaya ne zaman başlayacağız? Küçük ve kırılgan bir insanda bile insanlığa katkıda bulunabilecek büyük bir ruh bulunabilir. Gücümüz, bilimimiz, edebiyatımız nerede? Nerede buluşlarımız, küllî iyiliğe katkılarımız?

İnsan şahsiyetini alçaltan, onu eşyayla bir tutan herşey gayri insanidir.

Hayat inanan ve salih ameller işleyenler dışında hiç kimsenin kazanamadığı bir oyundur.

Bir gün askerlerden birinin gelip kendisine "onlar bizim kadınlarımıza tecavüz ediyorlar, onlar bizim kadınlarımızı, yaşlılarımızı ve çocuklarımızı öldürüyorlar. Buna bigane kalmamalıyız" demesi üzerine Sırplar bizim öğretmenimiz değiller.

İslam güzelde, Müslümanlar bunun neresinde?

Dünya üzerindeki Müslümanların vaziyetini düşündüğümde ilk sorum hep şu olur: Acaba hak ettiğimiz kaderi mi yaşıyoruz, acaba vaziyetimiz ve mağlubiyetlerimiz konusunda daima başkaları mı suçlu? Eğer biz suçluysak -ki ben böyle olduğu kanatindeyim- yapmamız gereken neyi yapmadık, yahut yapmamamız gereken neyi yaptık? Bana göre bunlar, bizim imrenilmeyecek vaziyetimizle ilgili iki kaçınılmaz sorudur.

Ben olsam, Müslüman Doğu'daki tüm mekteplere "eleştirel düşünme" dersleri koyardım. Batı'nın aksine Doğu bu acımasız mektepten geçmemiştir ve birçok zaafın kaynağı budur.

Bu adil bir barış olmayabilir; fakat süren bir savaştan daha iyidir.

İnsanlar daima bir şeyler kutluyor, ayin yapıyorlar. Kutlama yapılmaksızın duramazlar. Sâni 'Teâlâ'ya ibadet etmezlerse, O'nun eserine ibadet ederler. Hâlık Teâlâ'ya secde etmezlerse mahlukata secde ederler. Tüm fark budur, ama esaslıdır.

Kadınların ev dışında istihdamı ve üretime katılması yönündeki ısrarlı baskının psikolojik bir şekli de vardır: Bu, doğum yapmak, çocuk yetiştirmek ve aileye bakmak yoluyla kadının evde ürettiği iktisadi değerlerin tanınmamasından oluşur. Günde 10-12 saatini eve ayıran bu işçi, bu ev hanımı, istatistiklerimiz tarafından işsiz olarak sunulur ve "çalışmayan unsur" başlığı altında tasnif edilir. Hepimiz bir kadının ne kadar meşgul olduğunu bilir, ama aynı zamanda görmezden geliriz. Kadının çalışmasının bu şekilde gözardı edilişi, evi terkedip ailesine sırtını dönmesi için ona yapılan baskının bir başka ve bu kez ahlaki bir şekildir. İslam kültürü diğer yöne gitmek zorundadır. Bunun başlangıcı da, annenin ev hanımının işinin tanınması olacaktır.

Kaybedenlere karşı duyduğumuz sempati asla aklımızdan kaynaklanmamaktadır,Bu sadece öldükten sonra anlayabileceğimiz yani bu dünyaya ait olmayan bir duygudur.

Ben Müslümanım ve Müslüman olarak kalmaya kararlıyım. Bu hayatımın sonuna kadar böyle devam edecek. Çünkü İslam benim için iyi ve asil olmanın en doğru ifadesidir.

Mezar taşının en altında:
Allah'a yemin ederim ki biz köle olmayacağız.

Sezai Ekinci12November 2, 2015, 10:18
ALİYA İZZETBEGOVİÇ
DOĞU BATI ARASINDA İSLAM BİRLİĞİ İDEALİ SEMPOZYUM METNİ
Aliya İzzetbegoviç’in Hayatı ve İslam Dünyasına Bakışı
Kazım Hacımeyliç S(15)

İslam Birliği İdealine Mülhem Genç Müslümanlar Örgütü ve Kadın Kolu
Amina Siljak Jesenkovic S(21)

Medeniyet Tartışmalarına Antiütopyacı Bir Yaklaşım: Aliya İzzetbegoviç Örneği
Faruk Karaarslan S(25)

İslam Dünyasını Yeniden Kurmak:
İslamcı Bir Dilin ve Hareketin Zemini Olarak Aliya’nın Düşüncesi
Alev Erkilet S(35)

Aliya İzzetbegoviç’te Ütopya ve Dram
Mustafa Aydın S(41)

Aliya İzzetbegoviç’in Siyaset Felsefesi ve İslam
Mahmut Hakkı Akın S(55)

Aliya İzzetbegoviç’in Bir Siyasi Projesi Olarak Demokratik Hareket Partisi (SDA)
Tarkan Tek S(65)

İzzetbegoviç’in “Ahlakı, Kaderi ve Teslimiyeti”
N. Cihangir İslam S(73)

Aliya İzzetbegoviç Düşüncesinde Din ve İslam
Aliye Çınar Köysüren S(83)

Aliya İzzetbegoviç’in Sanat Anlayışı Ekseninde Aida Begić Sinemasına Bakış
H. Ramazan Yılmaz - Y. Ziya Gökçek S(91)

Yazarlar Hakkında S(99)
http://www.ilem.org.tr/pdf/aliya-kitap-2014.pdf
Sezai Ekinci12November 2, 2015, 10:04
11 12 13 14 15 [16] 17 18 19 20 21
Sezai Ekinci
Toplam İletisi:375