FEMİNİZM (Selma Ulusoy)
KADININ MİTOSU: FEMİNİZM
Selma Ulusoy

“Kadın çalışmaları alanı, kadınların nasıl ezildiği, buna rağmen nasıl var olduğu ve bununla baş etmeyi nasıl becerdiği; bu mücadelelerin tarihi, yani cinsiyete dayalı ezilmenin bugüne kadar nasıl devam edebildiğini anlamaya çalışmak olarak tanımlanabilir”(Sancar;2003:164).

Bu makalede öncelikle feminizm hareketinin nasıl doğduğundan ve geliştiğinden bahsedeceğim. Ardından da dünyada en çok yankı bulmuş feminizm akımları hakkında genel bir bakış açısı sunacağım.

Feminizm; “On sekizinci yüzyılda İngiltere’de doğan, cinsler arasındaki eşitliği kadın haklarının genişletilmesiyle sağlamaya çalışan bir toplumsal hareket”(Marshall;2005:240) olarak tanımlanmaktadır.

Kadın hareketleri 1960’tan sonra gündeme gelmeye başlamış ve feminizm akımını doğurmuştur. “Feminist hareket tarihsel açıdan I. Dünya Savaşı öncesi ve 1968 sonrasında olmak üzere iki döneme ayrılmaktadır.

Bu hareket ile birçok kadın bir araya gelmiş "daha önemlisi kadın-erkek eşitsizliğine karşı bir şeyler yapılması gerektiğini, bu konuda ilgisiz birçok kadına fark ettirmişlerdir. Feminizm 1968 sonrasında daha geniş bir tabana yayılma eğilimi göstermiştir.

Günümüzde feminizm bazı vurgu farklılıklarıyla değişik ülkelerdeki çeşitli kadın gruplarınca benimsenmektedir”(İmançer;1990:156). Feminizm hareketi yalnızca cinsler arasındaki biyolojik farklar sonucu değil kültürel, ekonomik, siyasal farklarında olduğu bir kültürel bilinçlilikle doğmuştur. Feminizm hareketi öncelikle 19. y.y.da eşit işe eşit ücret sloganıyla ortaya çıktı.

Çünkü sanayileşmeyle birlikte kadın ve çocuk işçiler erkek işçilerden daha düşük ücretle çalıştırılıyorlardı. Fakat bu slogan salt ekonomik olmakla birlikte daha sonra kültürel, sosyal ve siyasal boyutlar kazandı. Feministler asıl sorunsalı erkeğin kültürel hegemonyası olarak belirlediler. Pozitif ayrımcılık söylemleriyle hareket ettiler. Fakat böylece kendi mitoslarını ürettiler. Kendilerini toplumsaldan soyutlayıp mistisize ettiler. Ya da maskülenleşerek kamusal alana sızma girişiminde bulundular. Atletik yapılı, kaslı ve erkeksi görünümleriyle kadın artık medyada yer almaya başladı. “…

Eril atletizm en yaygın modelini reklâmın, filmin, kitle edebiyatının her yerde önerdiği biçimiyle (yönetici) kadronun atletizminde bulur: Keskin bakış, geniş omuz, güçlü kas ve spor araba( Baudrillard;2004:175). Bu erkeksileşme eğilimi kendilerini toplumsaldan koparmalarından kaynaklanmaktadır. Kadına göre “İki ayrı kültür vardı: Biri, erkekleri içinde yer aldıkları dünya, öbürü kendi alemlerinde: yalnızca kadınlarla çocukların yaşadığı dünya” (French’ten akt. Saim; 2004:17).

Kadına cinsiyet rolü yüklenirken genellikle ev içi alana hapsedildiği tüm feministlerin üzerinde konsensüs oluşturduğu bir konudur. Kadın doğurganlığı nedeniyle çocuk bakımını üstlenmiştir. Bu yüzden de toplumda bu görevi yerine getirmesi beklenilir. Fakat feministlere göre toplumun kadına atfettiği bu rol onun kamusal alandan yalıtılmasına neden olmuştur.

Bazı feminist yazarlarda bu olguyu kapitalizmin yarattığını savlamaktadırlar. “Kapitalizmin çalışan erkeğinin işini kolaylaştıracak olan kadın, sisteme ancak tamamlayıcı rolleri ile katılabilecekti. Bu doğrultuda cinsiyetçi rol beklentileri, kapitalist sistem için oldukça işlevseldi”(Donovan;1997:161).

Feminizmin en önemli tıkanma noktası pratikteki sorunlardır. Hangi feminist akım olursa olsun teorilerinin pratik yansımalarını görmekte zorlanmışlardır. Tarihsel bir okumadan bunu çıkarsayabiliriz. “Gelinen aşamada en önemli sorun, feminist kuramın ulaştığı düzeye uygun bir politikanın geliştirilmesi, düşünsel alanlarda gerçekleşen bu başarının hayata yansımasıdır”(Selek;2006:27).

Feminist teorinin ihtiyaçlar doğrultusunda ve kadınların deneyimleriyle ortaya çıktığı açıktır. Bu nedenledir ki bu hareketin eylemsel yönü vurgulanmaktadır ve pratikteki yansımaları bu derecede önemsenmektedir. Yine de eylemsel sürecin oluşturulması için teorik arka planın hazırlanması gerekmektedir ki teorisyenlerde bunun farkına varmışlar ve bu hareketin ortaya çıkmasından sonra bu hareketi felsefi bir biçimde temellendirmeye çalışmışlardır. “Aktif felsefi tasavvura duyulan ihtiyaçla doğru orantılı olarak birçok çağdaş feminist filozof kadınların deneyimleriyle ilintili olan metaforlarla çalışmakta ya da kadınlıkla ilgili geleneksel göndermelere farklı yorumlar getirmektedir”(Kalnicka;2006:12).

LİBERAL FEMİNİZM

Feminist akımlardan en önemlisi ve en çok yankı bulanı Liberal Feminizmdir. Bu akım liberal politikalardan beslenerek kadınların temel hak ve özgürlüklerini kullanmasında devlet müdahaleciliğini reddeder ve kadınlarında erkekler kadar bu hakları kullanabilmesi gerektiğini savunur. Kadınlarla erkekler hayatta sorumlulukları eşit bir biçimde paylaşabilmelidir ve kadınlar kendilerini kamusal alandan soyutlamamalıdır. “Kadınlara, ahlaklı bir zevk verici olmayı öğretmek yerine erkeklerle birlikte gereksinimlere boyun eğmeyi öğretin”(Wollstonecraft’tan akt. Saim;2004;83–84).

Genel olarak bu akıma mensup düşünürler kadınları zihniyet gelişimi ve eğitimine vurgu yapmaktadırlar. “En iyi yetişmiş kadınlar, kafaları ve ruhları eğitilmiş olanlardır”(Woolf’tan akt. Saim;2004:33). Bunun dışında eleştirel düşünmenin ve sorgulamanın önemini vurgulamışlardır. Dinin ve geleneklerin kadınları kısıtladığını, var oluş alanlarını daralttığını öne sürmektedirler. Liberalist düşüncenin Aydınlanma etkisiyle ortaya çıktığını göz önünde bulunduracak olursak bu iddia pek de şaşırtıcı sayılmaz. Fakat bu akım bundan daha ileri gidememiş ve çok fazla teorik kalmış ve pratik hayatta işlevsellik arz etmemiştir.

MARKSİST FEMİNİZM

Bu feminist teori Marx ve Engels’in görüşlerinden büyük ölçüde etkilenmiştir. Yöntem olarak tarihsel materyalizmi kullanmaktadırlar. Bu akımın mensuplarının dikkat çektiği en önemli nokta kadınların üretim sürecine katılmaları gerektiğidir. Onlar kadınları ev içi alana kendilerini hapsetmekle suçlarlar. Kadınlar üretim sürecine aktif olarak katılmalı ve tüketici kimliğinden vazgeçmelidir. Üretici gücü elinde bulunduran erkekler erklerini bu yolla meşrulaştırırlar. Kadınlar kendilerini ev içi alana hapsederek emeklerine yabancılaşmaktadırlar.

Bu yüzden kadınların bilinçlilik durumları geliştirilmelidir çünkü bu bir devrimci praksistir. İlkel komünal dönemde toplum anaerkil bir yapıya sahiptir ve erkekler dış dünyadaki, kadınlarda ev içindeki üretim araçlarına sahiptirler. Böyle bir toplumsal işbölümü vardır. “İlkel toplumlarda cins-yaş sınıflandırması olgun erkek ve kadın arasında eşitsizlik yaratmamaktaydı. Cinslerin ikisi de, farklı alanlarda olsa bile, önem derecesi ayırt edilmeksizin topluma yararlı emek faaliyetlerde bulunmaktaydılar, bundan dolayı bir cinsin diğerinin üzerinde egemenlik kurması olanaksızdı”(Smychkova;2006:5). Fakat daha sonraları erkek ev içindeki ve dışındaki üretim araçlarına sahip olmuştur.

FEMİNİZM VE VAROLUŞÇULUK

Bu akımın en önemli teorisyenlerinde biri Simone De Beauvoir’dir. Ona göre toplumlarda kadınlar öteki ya da ensoi durumunda, erkekler ise egemen cins, ayrıcalıklı ya da poursoi durumundadır. Kadın ancak kendi bedenini ve cinselliğini yadsıyarak var olabilmektedir.

Genel olarak tüm kadınlar içten içe erkeklerin aşkın ayrıcalıklarını yadsımakla birlikte onlara boyun eğmek zorunda bırakılmışlardır. Beauvoir hocası Sartre’ın de izinden gider ve var oluş bulantısının yanında bir de kadınlık bulantısı eklendiğini belirtir. Fakat insan her zaman var oluş durumunu sorgulamak zorundadır. Yaşamda bir şeyler üretmek ve doğayı aşmak zorundadır. Ayrıca benliğiyle barışarak özne olma durumuna geçmelidir eğer kadınlar kendilerine özne olma haklarını verirlerse erkeklerde bu durumu kabulleneceklerdir.

Beauvoir çözümü kadınları kendi cinsellikleriyle barışmakta görür. “Dünya görülebilmek, keşfedilebilmek, anlaşılabilmek için bana muhtaçtı. Ben yoksam, dünyada yoktu” (Beauvoir’dan akt. Saim;2004:25). Aslında kadınlar yalnızca cazibeli görünmek ya da tamamen cinselliğini yadsımak arasında sıkışıp kalmışlardır. Benliklerinde bir yandan erkeklere kendilerini beğendirmek kaygısı bir yandan da cinselliğini yadsıyan bir sarkaç vardır.”Vücut merkezli toplumsal kurama duyulan istek, kadın açısından büyük bir sorunsaldır.

Kadın, seksi olan fakat saygı duyulmayan bir vücutsal varoluşla, (kilise azizleri gibi) kendini inkâr etme anlamına gelen, vücut merkezli olmayan bir varoluş arasında gidip gelen bir kişilik bölünmesi yaşamaktadır”(Tseelon;2002:103).

Bunun dışında Beauvoir’ın Freud ile bir hesaplaşması vardır. “Şurası açıktır ki, babayı tanrılaştıran kadının yaşam enerjisi değildir… Babanın üstünlüğü toplumsal bir olgudur: ve Freud bunu anlayamamıştır”(Beauvoir;1993:48). Psikanalitik kuram erkek bilinç tarafından üretilmiştir.

Freud’u Oedipus kompleksini ya da libido gibi kavramları kullanırken eril vurgular yapmakla suçlar. Oedipus kompleksi Freud’un psikanalitik kuramının temel tezlerinden biridir. Genel olarak bu kompleks “… Anne babadan karşı cinsten olan sevecen bir bağlanmaya konu iken, aynı cinsten olan, arzuların gerçekleşmesini engellediği için düşmanca duygulara hedeftir”(Green;1992:27) şeklinde açıklanabilir.

Burada erkek çocuk annesine cinsel istek duyar ve babasını öldürme dürtüsü belirir fakat hadım edilme korkusu ağır bastığından annesine olan ilgisini bastırmak zorunda kalır. Zaten bu kompleksin adı bize eril özseverliği anıştırmaktadır.

Genel olarak bu akıma mensup düşünürler alternatif bir kültür inşa etme yoluna gidilmesi gerektiğine işaret etmişlerdir. Bu alternatif kültür ataerkilliğe karşı kurulmalıdır ve erkek cinsini kutsayıcı yapının sert kabuğu kırılmalıdır.


RADİKAL FEMİNİZM

Bu kuram diğer kuramlardan farklı olarak kadınlarla erkekler arasındaki eşitsizliğin kültürel değil biyolojik temelli olduğunu belirtmektedir. Bu eşitsizlik yalnızca biyolojiktir. Bunun dışında her iki cins de eşittir. Bu kuramı sistemleştiren Shulamith Firestone biyolojik temeli şöyle açıklar: “Irkların, tıpkı cinsel sınıfların ortaya çıkışında olduğu gibi bedensel yapıya göre ayrışması, yalnızca eşit olmayan güç dağılımdan doğmuştur.

Bu nedenle, ırkçılık cinselliğin uzantısıdır”(Firestone’dan akt. Saim;2004:61). En önemlisi kadının kamusal alanda var olamamasının nedenini evlilik ve aile kurumuna bağlamaktadırlar. Aile bu kuramcılara göre, ataerkilliği kutsamaktadır ve ataerkilliğin devamını sağlayan en önemli kurumdur. Sosyalizasyon süreciyle ataerkilliği aktaran bir kurum olarak görülür.

Kadına aile içinde tamamlayıcı rol yüklenmiştir. Toplumda zorunlu evlilik zorunlu oldukça kapitalizmin yeniden ürettiği fahişelikte ortadan kalkmayacaktır. “İlle de meşru olmayan cinselliklere bir yer ayırmak gerekiyorsa, en iyisi bunların başka yerde gürültü koparmalarıdır: Üretim değilse bile, hiç olmazsa kar çarklarına yeniden sokulabilecek bir mekânda… İşte hoş görülen bu yerler, genelevler ve sağlıkevleri olacaktır.

Fahişe, müşterisi ve pezevengi, psikiyatrist ve histerik hastası- Stephen Marcus’un deyişiyle, şu öteki Viktoryenler- söylenmeyen hazzı, hesaplanabilir şeyler düzeyine gizlice dahil etmektedir; o zamana değin üstü kapalı bir biçimde hoş görülen sözcükler ve hareketler, orada yüksek fiyatla alınıp satılır. Yaban cinsellik, gerçek olanın iyice yalıtılmış biçimlerine ve kodlanmış, sınırlandırılmış yer altı söylemlerine ulaşma hakkına, ancak orada sahip olacaktır”(Foucault;2003:13).

Bu kuramcılar dilin düşün dünyamızı belirlediği görüşünden yola çıkarak dilin eril yapısının ve ataerkil söylemlerin karşısına alternatif bir dil oluşturulması gerektiğini ortaya koyarlar.
Radikal feministler kadınların doğurgan olduklarından dolayı çocuk bakımını üstlendiklerini böylece de yalnızca özel alanda etkinlik gösterdiklerini ortaya koyarlarken akımın adı gibi radikal bir çözüm önerisi getirirler.

Teknolojiden yararlanılarak yapay üreme mantığıyla erkeklerinde çocuk doğurması gerektiğini düşünürler böylece artık çocuk bakımı her iki cins tarafından eşit bir biçimde paylaşılabilecektir ve cinsler arası eşitsizlik böylece sona ermiş olacaktır. Bu öneri radikal feministlerin birçok eleştiri ve tepki almasına yol açmıştır.

“Bu hareketin teorik ifadesi, derme çatmadır. Öğretisi de çoğunlukla dinsel bir dogma veya uzlaşımsal erkek ve kadın rollerinin biyolojik zorunluluğu yansıttığını ve bu zorunluluktan ortaya çıkan toplumsal çeşitlenmelerin patolojik olması gerektiğini öne süren bozulmuş bir darwinizmdir”(Connell;1998:65–66).

İSLAMCI FEMİNİZM

İslamcı feminizm, yeni ortaya çıkmış gibi görünse de yüz yılı aşkın bir süredir vardır. Bu akımın asıl çıkış nedeni batıya İslam toplumlarında kadınların köleleştirilmediğini, ikinci cins olmadığını anlatmaktı. Kadının aile içindeki rollerine vurgu yapılmaktaydı ve kadını aile kurumunun içine yerleştirmekteydi.

Fakat son yıllarda bu düşünce yeni İslami feminist yazarlar tarafından eleştirilmektedir ve kadının erkeği tamamladığı görüşünün yetersiz kaldığı belirtilmektedir. Artık bu akıma mensup yeni kuşak yazarlarda tam bir eşitlik ve özgürlüğü savunmaktadırlar. Bu eşitliğinde İslamiyet ile uyumlu olduğunu göstermeye çalışmışlar ve metodolojik bir yöntem izlemişlerdir. Bu kuramcılarda biyolojik değil kültürel farklılıklara vurgu yapmışlardır. Modernizme sıcak bakarken bir yandan da referanslarını ait oldukları İslamiyet’ten alarak kuramlarını oluşturmuşlardır.

“…Kadınların sınıfsal, ulusal, ırksal ya da etnik aidiyetleri de vardı ve bunlarda onların özerklik yolundaki çabalarını engelleyerek bağımsız bir hareket yaratılmasını zorlaştırıyordu. Buna karşılık kadınlar tümüyle ayrılıkçı bir hareketin içine sıkışıp kalıp gettolaşmak da istemiyorlardı”(Berktay;1994:18).

Bu aidiyetler ya da farklılıklar olsa olsa toplumsal bağlamda fark edilebilirdi. İslam toplumlarını dolayısıyla da İslamı referans alan teorisyenleri ötekileştirmek bu noktada tüm iletişim yollarını tıkamak olurdu. Nitekim modern bir hareket olarak tanımlanan feminizmin içinde yer almak İslamcı Feministlerin eleştiri almasına neden olmuştur. “…toplumsal cinsiyet ve ulus kimlikleri gibi kollektif kimliklerin, siyasi açıdan taraflarca ne kadar özselci bir kılığa büründürülürse büründürülsünler, bireyler tarafından değişebilir ve öngörülemez olarak yaşandığını söyleyebiliriz.

Kimliklerin şekillenme ve değişme biçimlerinin ilişkisel olduğunu da buna ekleyebiliriz. Bir başka deyişle, tanınan ya da tahayyül edilen başka insanlara göndermede bulunmadan bir benlik inşası düşünülemez”(Cockburn;2004:293).

Kutsal metinleri okuduğumuzda da özellikle Kuran özelinde düşünüldüğünde Adem yaratılmıştır ve Havva Adem’in kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Fakat dikkatli bir okumayla Adem Havva’ya göre konumlanmış ve o yaratıldıktan sonra biçim almıştır. “O, kendi asli kimliğini Havva ile birlikte kazanır ve tarih süreci, ancak Havva’nın Adem’in yanı sıra kendini ifşa etmesiyle açılır”(Fidan;2006:111).

Metodoloji olarak tarihsel yöntemi ve hermeneutiği kullanmaktadırlar. Kuranı ve Hadis-i Şeriflerin kadınlar hakkındaki görüşlerini böylece daha sağlam bir perspektiften analiz ederler. Bunun dışında kadınlarla ilgili hadis ve ayetlerin geleneksel yorumsama geleneğine göre değerlendirilmesinin yetersiz ve ataerkilliği güçlendireceği konusunda fikir birliğine varmışlardır. Bu yüzden özne-iktidar bağlamında bir okuma yapmamaktadırlar. Geleneksellikle iç içe olan İslam toplumlarında eşitlikçi bir okuma elzem olmaktadır.

İslamcı feminizme birçok eleştiri yöneltilmiştir. Bunlar genellikle batı kaynaklıdır. Bazı kuramcılar feminizmin Ortaçağ karanlığından bir çıkış noktası olarak doğduğunu ve bu kuramın dışında kaldığını ileri sürmektedirler. Aydınlanmayla birlikte ortaya çıkan feminizmin pozitivist ve rasyonalist nitelikte olduğunu ve bir dinle bağdaşmayacağı yönünde eleştiriler de vardır.

Son kertede İslamcı feminizm diğerlerinden daha akılcı ve ayakları yere sağlam basan bir kuram olarak durmaktadır.

Feminizm bundan önceki yüzyılın sonları ve bu yüzyılda etkin olma özelliğini devam ettirmektedir. Bugün neredeyse tüm teorisyenlerin göz önünde bulundurduğu bir harekettir. Artık feminizm hareketi yeni görünümleri ve iddialarıyla karşımızda durmaktadır. Artık tartışılan konular yalnızca kadın bağlamında değil toplumsal cinsiyet, cinsiyet siyaseti, eşcinsellik ve cinsiyet kategorileri, vicdani retçilik, anti-militarizm gibi postmodernizmle birlikte ortaya çıkan sorunsallardır.

Kaynakça:
1. Baudrillard, Jean(2004) Tüketim Toplumu, Çev: Hazal Deliceçaylı, Ferda Keskin, Ayrıntı Yayınları, İstanbul.
2. Beauvoir, Simone De(1993) Kadın “İkinci Cins” Evlilik Çağı, çev: Bertan Onaran, Payel Yayınevi, İstanbul.
3. Berktay, Fatmagül(1994) “Türkiye’de Kadın Hareketi: Tarihsel Bir Deneyim”, Kadın Hareketinin Kurumlaşması, Metis Yayınları, İstanbul.
4. Cockburn, Cynthia(2004) Mesafeyi Aşmak: Barış Mücadelesinde Kadınlar, çev: Ebru Kılıç, İletişim Yayınları, İstanbul.
5. Connell, R. W.(1998) Toplumsal Cinsiyet ve İktidar, çev: Cem Soydemir, Ayrıntı Yayınları, İstanbul.
6. Donovan, Josephine(1997) Feminist Teori, çev: Aksu Bora, Mağduk Gevrek, Fevziye Sayılan, İletişim Yayınları, İstanbul.
7. Fidan, Hafsa(2006) Kur’an’da Kadın İmgesi, Vadi Yayınları, Ankara.
8. Foucault, Michel(2003) Cinselliğin Tarihi, çev: Hülya Uğur Tanrıöver, Ayrıntı Yayınları, İstanbul.
9. Green, Andre(1992) Kastrasyon Kompleksi, çev: Levent Kayaalp, İletişim Yayınları, İstanbul.
10. İmançer, Dilek(1990) “Feminizm”, Doğu-Batı Dergisi, sayı:94.
11. Kalnicka, Zdenka(2006) “Feminist Metaforlar: Felsefeye Ne Önerebilirler”, Kadın Çalışmaları Dergisi, sayı:2.
12. Marshall, Gordon(2005) Sosyoloji Sözlüğü, çev: Osman Akınhay, Derya Kömürcü, Bilim ve Sanat Yayınları, Ankara.
13. Saim, Hikmet(2004) Kadınların Gizli Dünyası, Arion Yayınevi, İstanbul.
14. Sancar, Serpil(2003) “Üniversitede Feminizm: Bağlam, Gündem ve Olanaklar”, Toplum ve Bilim Dergisi, sayı:97.
15. Selek, Pınar(2006) “Feminizme ve Anti-Militarizme İhtiyacımız Var”, Amargi Dergisi, sayı:2.
16. Smychkova, Natalia(2006) “Ataerkil Toplum Düzeninde Eko-Feminizmin Yansımaları”, Agora Dergisi, sayı:11.
17. Tseelon, Efrat(2002) Kadınlık Maskesi: Gündelik Hayatta Kadının Sunumu, çev: Reşide Kekeç, Ekin Yayınları, Ankara.

Selma Ulusoy
tutunamayanlar5July 21, 2013, 4:58
CİNAYETİ KİM İŞLEDİ
Oyunun adı: Cinayeti Kim İşledi?
Senaryo: tutunamayanlar
Oyuncular: tutunamayanlar forum üyeleri
Süre: Yok
Müzik: Eleni Karaindrou
Eleni Karaindrou - To Vals Tou Gamou


ÇİNAYETİ KİM İŞLEDİ

Pansiyonun Dıştan Görünüşü


Pansiyonun Lobisi


Pansiyonun Yemek Salonu (En alt katta yer alıyor)


Pansiyona ait fotoğraflar sadece oyunu daha iyi canlandırmak için kullanılmıştır. pansiyona ait ayrıntılar delil, yada suçlama unsuru olamaz.

VE OYUN

Açıklama: Üçüncü sınıf bir Pansiyon, ve bu Pansiyonun daimi sakinleri, bir sabah uyanıp hep birlikte yemek yedikleri en alt katta bulunan yemek yeme salonuna geliyorlar ve birde görüyorlarki salonun ortasında yüzüstü yatan bir kadın cesedi. Herkes şaşkın......Kimse dışarıya çıkartılmıyor, ve Cinayeti çözmesi için bir Komser görevlendiriliyor. Herkes suçu bir birine atmaya çalışıyor. Bu gergin atmosferde daha nice sırlar ifşa oluyor....Bakalım komserimiz Cinayeti işleyeni bulabilecekmi? ve İzleyiciler bakalım doğru tahminde buluna bilecekmi?

*Bir karakter yazdıktan sonra başka bir karakter yazana kadar aynı karakter yazamaz.
*Fotoğraflar oyundaki kahraman kimliklerine aittir. fotoğraflardan yola çıkılarak suçlamalar savunmalar yapılabilir.
*Oyuncular karakterlere uygun davranmalıdırlar.
*Cinayetin işlendiği 24 saat içinde herkes pansiyonda idi.
*Cinayet gece işlendi
*Karakterler hepsi tek kişilik odada kalıyor. Odalar ikinci ve Üçüncü katlarda.
*Pansiyon giderlerinde sorun olduğundan bir aydır otelin en alt katındaki tuvalet kullanılıyor.
*tutunamayanlar cevaplar oyunu zorlayacak bir hal alacak olursa cevaplara müdahale eder.
*Her karakteri temsil eden bir üye olmakla birlikte, diğer üyelerde o karakterin ağzından diyaloglar yazabilirler, ancak karakterin esas kişisi yazdıklarınızı değiştirme hakkına sahiptir.
*Fotoğraflar İnternetten gelişigüzel bulunmuştur. Gerçek kişileriyle ilgisi yoktur.
*Cinayeti işleyen bizce belirlenip daha sonra komser i oynamak isteyen "asıl" arkadaşa cinayetin ayrıntıları verilecektir. Cinayeti işleyene "asıl kişisine" cinayeti nasıl işlediği anlatılıp, bazı ipuçları yazması sağlanacaktır.
*Bu oyunca cinayetin çözülmesinin yanında kişi karakterleri analiz etme, meslekler ve bunlara ait sosyal çıkarımlarımız, Edebi diyaloglar olmasını ümit ediyoruz.


Nihat:

45 yaşlarında, deneyimli bir komser. Cinayet vakalarında bu güne kadar çözüme kavuşturamadığı olmadı. İki kızı var birisi 5 diğeri 7 yaşında. İyi bir baba, iyi bir eş, öğrencilik yıllarında satranç turnuvalarında aldığı ödüller var. Hiç rüşvet almadı, Akademiyi birincilikle bitirdi.

Müjgan:

35 yaşlarında, Büyük şehre onsekiz yaşında gelin olarak gelmişti. Eşi alkolikti ve sonradan birde kumar alışkanlığı başlamıştı, Hergün kocasından dayak yiyen Müjgan buna ses çıkaramasada, eşi kumarda kaybettiklerini karşılamak için Müjganı pazarlamaya çalışınca müjgan o an elinde olan tencere ile eşinin kafasına vurarak evi terk etti. Birkaç gece dışarıda kaldı, bir gece yol kenarında ne yapacağı belirsiz şekilde beklerken duran bir aracın camından hadi gel diyen sese bir emirmiş gibi uydu ve gitti, böyle başladı hayat kadınlığı.

Ramin:

26 yaşında ıraklı bir mülteci, Üç yıldır bu pansiyonda kalıyor, Gündüzleri işportacılık yapıyor (Saat, Kaçak sigara, Bıcak,cep telefonu, tırnak makası ne olursa satıyor). ABD nin Irak’ı işgalinden sonra korkmuş ve Türkiyeye gelmişti. Ailesini en son 6 ay önce aramıştı. İnternette haberleri çıkan ABD askerlerinin köpekleri tarafından ısırılan kadın Ramin in halasının kızı.

İbrahim:

60 yaşlarında, Musevi asıllı bir tefeci olan İbrahim, çok zengin olmasına rağmen bu pansiyonda yaşıyor çünkü Acil ve yüksek faizli paraya ihtiyacı olanlar ancak bu tip pansiyonlarda konaklar. Bekar, kibar konuşuyor, hiç kimse kızdığını görmemiştir sakin görünür hep, okul yaptırma derneklerine arasıra para yardımında bulunur. Ermeni olan babası Musevi olan annesini kendisi küçükken terk etmişti. Musevi cemaatlerinden aldıkları yardımlarla geçinmişlerdi. Annesinin daha sonradan edindiği sevgilisi bir gün eve geldiğinde annesini kıskanmış adamın ayakkabısının içine jilet koymuştu.

Durmuş:

Köyde arazileri olmadığı için mevsimlik iççi olarak değişik illerde çalışmış, daha sonra büyük şehre gelmiş iş aramış ve en son bu işi bulmuş. Uzun yıllardır bu pansiyonda çalışıyor (yakacak, temizlik vs). Bütün kadınlara abla, bütün erkeklere beyefendi diye hitap ediyor. Sigara içmiyor, para konusunda pansiyon sahibi çok kez sınamış ve para konusunda Durmuş a güvenebileceğini biliyor. İlkokul mezunu, hesap kitap işlerinden çok anlamıyor, aldığı maaşın içinden iki elli lira ayırıp gerisine altın alıp içliğinin içine diktiği gizli cepte saklıyor. Bir gün çarşıya çıkmış geldiğinde yemek masasında oturan Müjgan’a yeni nesil kızların çok açık seçik giyindiğini, kıyametin yaklaştığını anlatınca herkesi güldürmüştü.

Nazmi:

47 yaşında,

Kadın yastığımın arasında sakladığım ondörtlüye koyduğum adın…
Ah çeksem patlayacak
Duvara düşmüş gölgemde sağ yanımı saklayacak
Pansiyonun kirli duvarına bir parça kan
Cesaretime bir parça günah sıçrayacak…

hala yarım olan pansiyon şiirini tamamlayınca, öleceğini düşünüyor, daha önce yayınladığını bir şiir kitabı sadece 37 adet satmış olmasına rağmen öldükten sonra anlaşılacağını düşünüyor. Muhasebe okurken okulu yarıda bırakmıştır. Ailesi Maraşın bir köyünde çiftçilikle geçiniyor. Geçimini yayın evlerine tasnif yaparak sağlıyor. Hiç espiri yapmamakla birlikte yapılan espirilere hafif gülümsüyor. Bir keresinde pansiyon ücretini geciktirdiği için ücreti isteyen pansiyon sahibine Bir şair gururlu olur borçlu adamın gururu olmaz demiş gidip saatini satmış ve pansiyon ücretini hemen ödemiştir.

İlgün:

40 yaşlarında, ailenin en küçük kızı idi. Lisede okurken okulun en popüler kızı idi, bu derslerinin çok iyi olmasında değil okulun en güzel kızı olmasındandı. Okula sonradan gelen daha güzel bir kızın gelmesiyle popülerliği azalan İlgün bir gün kızın çantasının içine fare koymuş, kızın arkasırasında otururken bir gün çiletle yere eğilip kızın etek dikişlerini kesmiş onu rezil etmiştir. Babası Market işletiyordu, maddi durumları o zamanlar iyi olsada sonradan iflas etmişlerdi. Bir yük gibi olan İlgünü isteyen ilk erkeğe vermek istemişsede ailesi, çocuğun kaba saba tavrı ve maddi durumunun çok iyi olmamasından İlgün düğün gecesi kaçmıştır. İki yıldır bu pansiyonda kalan İlgünü, haftada bir, Son model bir mercedes gelip pansiyondan alır ve gidersede son dört aydır, İlgünü; Eski bir opel Vectra almaktadır. Ve artık iki haftada bir gelmektedir İlgünü almaya gelen araç.


Semra: Maktul

23 yaşında sarışın bir kız. Pansiyonda birbuçuk aydır kalıyor. İstanbula şarkıcı olmak için gelmiş. Ajda Pekkana benziyor sesi. Un kapanında ki şirketlere gitmiş, bütün aldığı cevaplar artık herkes ilk kasetini kendi parasıyla yapıyor olmuştur. Kaset yapmak için her şeyi yaparım diyordu sürekli. Pansiyon soğuk olduğundan son zamanlarda sıklıkla gece tuvalete gidiyordu. Sırtından bıcaklanarak öldürülmüştü. Sırtında sadece bir bıcak izi vardı. Yukarıdan aşağıya doğru sırtından kalbine girmişti bıcak. Bıcak bulunamadı. Yere çok miktarda kan birikmiş olsa da ayak izine rastlanmadı. Yerde bir çakmak bulundu. Boğuşma izi yoktu.




NİHAT:
"Cebinden bir sigara çıkartıp yaktıktan sonra İbrahim' e uzatarak..."
-İbrahim bey dün gece kaçta yattınız.

İBRAHİM:
-Yok komserciğim ben sigara içmem teşekkür ederim. Dün 9 da bütün arkadaşlarla Lobide oturmuştuk, bende ıhlamuru çok severim tam altı bardak ıhlamur içmişim, tabi haliyle erkenden uykum geldi, 10 çeyrek gibi odama çıktım. Hemencecikte uyumuşum.

NİHAT:
"Etraftaki yüzlere sırayla ve uzun uzun baktı ki sigarasının külünün düşmek üzere olduğunu fark etti. Yemek masasında duran küllüğe külü döktükten sonra ani bir hareketle İlgün ün gözlerine bakarak"
-İlgün hanım: Dün akşam sizde lobide idiniz herhalde, peki Semra ile konuştunuzmu, siz kaçta odanıza çıktınız?

İLGÜN:
-ay ben uykusuz kalmaya dayanamam komser. uyur kalırım. dün akşam, yani ben zaten hep geç gelirim dün akşamda geç geldim. geldiğimde de uykudan uyanmış olurum bu yüzden sersem olurum yani. biraz da dağınık.hele birazda içtiysem şarkı da söylerim. saat taşımamki, saat söyleyemem saate nadir aynaya çok bakarım.

"ufak bir el manevrasıyla omzuna dağılan saçlarını arkasına atar"

-dün akşamda benimkinin doğumgünüydü.

"omuzları biraz daha dik gururlanırken karşı pencereye vuran siluetini süzerek"

-özel günlerde hiç evine uğramaz.bir kadeh smirnoff. bir kadeh daha. kaç tane içtim bilmiyorum. merdivenleri çıktımmı uçtummu uçarken seni andım bu gece/kulakların çınlasın şarkısı yayılıyordu ama benim dudaklarımdan mı bilemem artık. semranın odasından "kes şu zırıltıyı diye bağırdığını" anımsıyorum. ben devam ettim söylemeye şimdi dargınız seninle inan sen herkesten başkasın. kapıya doğru geliyordu ayak seslerini işittim. en iyi susmak deyip odama girip kapıyı örttüm. Allah seni inandırsın sabah kendimi kapının dibinden zor topladım.

Nihat:
" Peki peki, diyerek sigarasını küllüğe söndürdü. Müjgana dönerek sorar"

-En çok sizinle konuşurmuş. Neler anlatırdı, dün akşam burada(lobide) neler konuştunuz. Geç saatlere kadar oturuyormuşsunuz. Dün kaçta yattınız.?

MÜJGAN:
-Evet, benimle konuşurdu, henüz kirletilmemiş hayallerini anlatırdı. Çok hırslı bir kızdı, her şeyi yapabileceğini sanıyordu. O anlatırdı, ben bir sigara yakıp sessizce dinlerdim. Bazen ne anlattığını dinlemezdim de, geçmişime dönerdim. Sonra onun yüzüne bakıp tebessüm ederdim. Dün akşam da yine aynısı oldu, bana ismini neonlara yazdırmak istediğini anlatıp durdu; eksiğinin ne olduğunu soruyordu hep... İyi bir dinleyiciyimdir, ama genelde konuşmam. Lobide saat 00.30'a kadar oturduk; İşe çıkacaktım bu gece çıkmayayım diye düşündüm, odama çıktım, komiser bey hayat kadınıyım ben. Hayatın içinde bedeni ile varolmaya çalışan bir kadınım... Herkesin hayatı hakkında bilgiye sahibizdir ama bizim hayatımızı kimse öğrenmek istemez. İşleri bitince çekip giderler....

NİHAT:
"Aniden Kızarak"
-Tamam kes kes, sana hayat hikayeni anlat demedim. Ne bu bütün pansiyon ayyaşmı, ayık olan yokmu, birde şair maşallah...

"Ramin'e dönerek"

-Kaçak olman mevzuunu cinayetten sonra ayrıca görüşeceğiz, söyle bakalım sen demi sarhoştun(!), ne yapıyordun anlat bakayım.

RAMİN:
-Lobide oturuyordum, bir ara Semranın odasına doğru çıktığını gördüm. Bİr süre dalmışım ölece. Kendime geldiğimde tuvalete gitmem gerektiğini farkettim. Aşağıya indim. Olağandışı bir şey yoktu komserim. Tuvalete girdim. Birden aklıma yarınki iş ile ilgili müthiş bir fikir geldi. Apar topar odama çıktım. Odaya doğru giderken bazı sesler işittim ama aklım o an işimle meşgul olduğu için önemsemedim. Ondan sonrada uyumuşum zaten. Komserim benim kaçaklık işi ne olacak. Gönderecekmisiniz.

NİHAT:
-Cinayetten içeri girmezsen şükret sen.

"giderek sizli konuşmalardan senli konuşmalara ve uslubu sertleşmeye başlamıştı. Nazmiye çevirerek bakışlarını"

-Anlaşılan hepiniz oturmuş lobide gitmiş yatmışsınız. Oh ne güzel Lan kimse birşey bilmiyormu, kimse birşey duymadımı...
-Şair sen söyle bakalım, aşıkmı oldun kıza. Sen ne yaptın dün.

NAZMİ:
-Söz ettiğiniz bedeni ihtiyaçların giderilmesiyle ilintili bir duyguysa hiç aşık olmadım.Lakin her şair gibi güzel olana, yani her kadına zaten aşığım...

"Derin bir ah çekti şair ve komiserin sert bakışlarıyla karşılaştı.Beklediği cevap bu değildi elbette."

-Odama kaçta çıktım hatırlamıyorum ama lobiye dair son hatırladığım İbrahim Bey'in beşinci ıhlamurunu yudumlamakta olduğu idi.Geç saate kadar kitap okudum odamda, kaçta kapattım ışığı bilmiyorum.Saat kullanmam ben zaten.

NİHAT:
"en karmaşık hadiseler karşısında insan çoğu kez şüphesiz düz ve kesin çözüm olarak Ölüm' ü seçer, bu karmaşık insanlar; hepsi hem intihar edecek hemde öldürecek kadar karmaşıklar diye geçirdi içinden"

-demek kimse birşey bilmiyor.

"Bu tür vakalarda sorgulananlar ilk başta hep aynı davranırlar: görmedim duymadım. ama içlerinden bir kaçı suçlanırsa bu durumda herkes suçluyu bulmak için yeterinden fazla gayretlenir, birbirlerini suçlamaya başlarlar"

-İbrahim efendi demek altı bardak ıhlamur içtin o zaman gece tuvaletede çıktın ve birşey görmedin öylemi...

Nazmi..Şair !! koçum bu iş kafiye mafiye işi değil, demek gittin kitap okudun ve birşey duymadın, müzikmi buda birşey duymadın...

Müjgan.. bayan.. sigara içen iki kişi var biri şair biri sen, seninmiydi bulunan çakmak, gerçi incelemeye gitti elbette çıkar kimin olduğu...

"Durmuş a ilişti gözü, ne işi olurki bu adamın cinayetle diye düşündü, ama bu tür vakalarda hiç tahmin etmediği adamlar katil çıkardı, onun ilk tepkisini henüz ölçmemişti. karakola gidip gelince konuşurum artık diye düşündü"

"pencerenin kenarındaki peteğe yaklaşıp gizlice kayıt cihazını kalorifer peteklerinin arasına görünmeye şekilde yerleştirdi"

-Lan hepinizi cinayetten içeri tıkarım, şimdi karakola gidip geleceğim, kapıda bir polis bekliyecek kimse dışarı çıkmayacak düşünün taşının, itiraf ederseniz hafifletici sebep olabilir.

"Ramin' e baktı, İlgün' e baktı suçlar bir tavırla ve pansiyondan çıktı"

NAZMİ:
-Bir katilimiz eksikti zaten.Hanginiz yaptıysanız çıkın ortaya da insanları zan altında bırakmayın daha fazla.

dedi ve bir sigara yaktı.

DURMUŞ:
"Durmuş lobinin bi ucunda durmuş tüm bu olanları anlamaya çalışıyordu. Komiserin sorgu sırasında ara ara kendisine bakması içini ürpertiyordu. Acaba benden de şüpheleniyor mu diye düşünüyordu.Neyseki kendisine bir şey sormadı komiser. İçi rahatlamıştı.
Komiser çıktıktan sonra daha da rahatladı."

-Severdim Semra ablayı. Allah günahlarını affetsin. Kim yapar ki bunu? Allah allah. Hafizanallah. Neyse ben şu kan lekelerini temizleyeyim bari.

"O ana kadar odada, Durmuş'un varlığından kimsenin haberi yoktu sanki. Tüm gözler bir anda ona çevrildi. Bakışlarda Komiser Nihat bakışları vardı. Komiserin giderken miras bıraktığı sorgulayıcı ruh herkese sirayet etmişti.
Durmuş odadan çıktı. Döndüğünde elinde içi su dolu bir kova ile sarı bir bez vardı."

İBRAHİM:
-Durmuş efendiciğim, sen sileceksin kan lekelerini ama Komser kızmasın.
Hem durmuş efendi sen geceleri sık sık dolaşırsın senin nasıl haberin olmaz durumndan. Yanlış anlama Durmuş efendi seni suçluyor değilim...

DURMUŞ:
" Ben mi ben niye öldüreyim Semra Ablayı. Severdim dedim ya. Hem dün gece erken yatmıştım bir şey duymadım vallahi.....
Komiser neden kızsın onu anlayamadım. Her yer kan dolu. Temizleyeyim ben şuraları.

İLGÜN:
"ibrahim'e ince bir bakış atarak"

-ay sen ona bakma durmuş kardeş. Dedektiflik ona mı düşmüş? Ama Allah var komser de hoş adam doğrusu.

"gözleri dalar sonra birden bir kahkaha patlatır kahkahanın yersizliğini fark eder ve alelacele konuşur"

-Vallahi kan kokmaya başladı burası.ay şimdi bayılacağım! Ne duruyorsun durmuş efendi! ellerine bulaşık eldiveni giy. içim kalkıyor.

"musluğu açar, yüzünü özenle ıslatır, kaşlarını düzeltir, eline aldığı bardağın temizliğini iyice kontrol ettikten sonra bardağı doldurur ve suyu içer ve rahatlamış gibi içini çeker"

-ah zavallı hep su bardağıyla çay içerdi.

Müjgan:
- Ne zaman bitecek bu sorgular, ne zaman eski hayatımıza döneceğiz?
Ölenle ölünmez ki canım! Bu pansiyonda cinayet işleyecek biri olduğunu sanmıyorum. Bir de zavallı Durmuş Efendi'ye suç bulmaya çalışıyorlar.

"Bir sigara çıkarır yakar"

- Bende hata aslında, Ayla kaç kez çağırdı gel bizim pansiyonda kal diye... Orası karışık bir yere benziyor demişti, dinlemedim. Başım ağrıyor zaten, biraz uyusam vakit henüz gündüz iken...

İBRAHİM:
-Sakin olun İlgün hanımcığım
-İlgün hanımcığım yanlış anlaşılmasın ama sizi hani hep gelip alan araba varya, işte geçenlerde bir garibanın paraya ihtiyacı olmuş tabi fakir fukaraya yardım etmek gerek, neyse işte İlgün hanımcığım o garibanın iş yerini ipoteklemek için Küçük Çekmeceye iş yerini görmeye gitmiştim, birde ne göreyim "yutkunur" Semra kızımız sizi almaya gelen arabanın içinde dükkanın önünden geçiyor. Tabi gencim hala ama, gözlerim yorgun olabilir, yanlışta görmüş olabilirim Hanımcığım.

NAZMİ
hafifçe gülümser ve:

-Bak sen şu işe. Siz kadınlar yok musunuz, kıskançlık herşeyi yaptırabilir size! der.

İLGÜN:
"zor durumda kaldığı her an gibi kendine güveni duruşuyla ve bakışlarıyla iyice belirginleşir"

-kıskanmak, maharetsizlik alameti şair efendi.

"biraz susar ve bir şey hatırlamış gibi aniden konuşmaya başlar"

-ah bu sigara denen illet! insanı mahveder, çürütür şairciğim dikkat et! sürüm sürüm süründürür alim allah. hele çakmak da gümüşse ağırsa hiç kurtuluş yok."

"sakinleşir sandalyesine oturur ve bacak bacak üstüne atar"

- ah ibrahim bey, sizin çevrenizde hiç ayna yok mu kuzum?

"ince dudaklarına alaycı bir tebessüm yerleşir"

-hem alalhaşkına söyle kuşu hep kafeste tutmak akıl işimi canım! kafesin kapısını açacaksın, kuşu bırakacaksın, arkasından şöyle edalı bir bakacaksınki kuş geri döndüğünde kafesine tapsın.

NİHAT:
"Konuşmakta tereddüt ediyorlardı, sanki hepsi suçlu idi ve sanki konuşunca cinayete dair ipucu vereceklerdi. Bu esnada Komser içeri girer, Islak olan yerlere bakar sonra Durmuşun gözlerine.. Masanın kenarına yaklaşarak Maktulun yanında bulunan çakmağı masaya koyar, ve sorar"

-Bu çakmağı tanıyan varmı?


Fotoğraftaki çakmak suçlama yahut savunma olarak fotoğraftaki çakmak kullanıla bilir"

NAZMİ:
-Bu renkte bir çakmak kullanacağımı düşünmüyorsunuz umarım.

Ramin:
Ben bu tür çakmaklar satarım ama kibriti tercih etmişimdir hep.

Müjgan:
Evet sigara içtiğimi cümle alem biliyor... Lakin sigaramı hep başkaları yakar... Hayatımda hiç çakmak taşımadım. Hem bir bayan çakmağı bu biçimde ve renkte olmaz pek... Komiserim sizin de işiniz zor gerçekten. Evli misiniz?

Ramin:
Komserim çakmağı unutmuşlardır belki. Uğrak bir mekandır salon. Ama böyle zengin bir çakmağı kim unutabilirki.

Nihat:
"Elbette biliyorduki bu pansiyondakiler ya bu çakmağı kullanacak kadar paraya sahip değiller gerçi ibrahim paralı ama bir çakmağa bu kadar veremeyecek kadar cimri, hem sigarada içmiyor. Çakmağın alındığı mağaza öğrenilmişti bu tip pahalı hediyelerin nereden alındığını bulmak çok kolaydı. Satıcı maktulün fotoğrafını görünce müşterisini hatırlamıştı. Ancak bu 1500 ytl değerindeki çakmakla ne işi vardı, bu çakmağı alacak parayı nereden bulmuştu. Birisine hediye almışsa kime almıştı, pijamalarıyla indiği yemek haneye gelirken çakmağı neden yanında getirmişti, yoksa birisiyle gece yarısı gizli bir buluşmamı idi bu, hediyeyimi verecekti, ama kimden saklanıyorlardı.........Kafasında bir sürü soru ile Dursuna dönerek;

-git bezi iyice yıka getir, hala lekeler var.

"Dursun elinde kova ve bezle lavaboya gider ki aniden bir feryad la koşarak tekrar gelir... Altınlarım yokkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkk
Nihat kaşlarını en öfkeli şekle soktuktan sonra..."

-Şimdi giderek kızmaya başlıyorum, öyle gittim yattım uyudum hikayesi anlatarak adammı uyutacaksınız lan siz. Herkes kime dair ne biliyorsa anlatacak ve enaz beş satır.

"Nazmi lavaboya gitmek için izin ister. Onay geldikten sonra komiserin sert ve kuşkulu bakışlarını üzerinde taşıyarak salondan çıkar. Bir kaç dakika sonra pansiyonun içinde acı bir silah sesi duyulur."

Nihat
"hep birlikte acele ile tuvalete koşarlar, kapıdaki polislerde ses ile birlikte içeri girer lavaboya yönelirler"

"tuvaletin kapalı kapısından kan sızmaktadır, Komser Nihat kapıyı zorlayarak açar ve nazminin yerde yatan cesedini görür, silahı kafasına sıkmıştır"

"ambulans, savcı vs vs cesedi alıp otopsi için götürürler, Nihat Komser hakkında bir sürü soruşturma kağıtları vs vs"

"ertesi gün hala Nİhat Komser Soruşturmayı yürütmektedir"

"Nazmi intihar etmeden evvel tuvaletin duvarına son şiirini yazmıştır, Komiser, Nazminin tuvalet duvarına yazdığı şiiri yüksek sesle okur"

Saatin zembereği dursun artık
Ebedi bir huzur dolsun içime
Mamafih, gözlerin, gözlerin hep bende kalsın
Rızası var fikrimin, belki de bu en kafiyeli alın yazım
Alın! şiirim, sevgilim, son yazgım


-Lan biriniz daha ölürse, onu önce diriltir sonra ben öldürürüm...

-Şimde herkes bildiği herşeyi anlatacak, Semra ile Nazminin bir muhabbeti varmıydı

-İlgün bu sevgilinmidir nedir onun Semra ile ne işi vardı,("aniden bağırarak") ne dönüyor yahu anlatın yoksa hepinizi cinayetten içeri atarım"

İLGÜN:
Komserin belirgin ciddiyetine rağmen; balizza marka deri çantasından çıkardığı sigarasını işaret ve orta parmağının arasında iyice sıkarak dudaklarına götürdü ve bakındı.

İbrahim yaklaştı, tombul elleriyle çakmağı çaktı. İlgün eğildi, sigarasını yaktı; bir nefes aldı. Yüzünü perdeleyen dumanın eşliğinde gözleri büyük sabit bir noktaya bakarak:

-Bilmiyordum, dedi. İşin aslını sorarsan komser; az evvel İbrahim beyden duydum semra'nın benimkinin takozuna bindiğini. Daha önce duysaydım allah biliyor ya fena canını yakardım o şırpıntının.

...
tutunamayanlar5July 21, 2013, 3:48
MEHMET CAN GÖKSU VE MÜZİK

Mehmet Can Göksu 40 yılı aşkın bir zamanın Müziğe ithafı, ve müziğin ona ithaf ettiği bir yaşam. Bir müzik kaşifi olan Mehmet Beyle tesadüf sonucu tanıştık, müziğini ve müzik konusundaki çalışmalarını gördüğümüzde, dinlediğimizde çok etkilendik. Albüm yapmamış olduğundan jazz severler elbette Mehmet Beyden haberdar olamadı, biz de hem Mehmet Bey’i jazz severlerle tanıştıralım hem neden albüm yapmadığını soralım hem de müziklerinden örnekleri sitemizde ziyaretçilerimizle paylaşalım istedik.

Mehmet Bey Müzikle olan birlikteliğiniz nasıl başladı?

1960 lı yıllarda o zamanlar beş altı yaşlarındayım, evimizde lambalı bir radyo vardı Radyoda Klasik Batı Müzikleri yayınlanırdı bu müzikten büyük keyif almaya başlamamla müzik hayatıma girdi diye bilirim. Daha sonraları Ağabeyime alınan (1963 model İtalyan EKO marka Jazz-Akustik ) gitarı merak ederek bu enstrümanı kendi kendisine keşfetmeğe-araştırmağa başladım ve gitar ; yapısı ve gizemi ile beni çok etkiledi. İzleyen yıllarda gitarın beraberinde ağız armonikası ve melodikada çalmağa başladım. Lise döneminde arkadaşlarla bazı Pop müziği parçalarını birlikte yorumlamaya repertuar oluşturmaya başladık. Kısa bir süre profesyonel bir gitaristten ders aldım, bu temel bilgileri yıllarca araştırarak geliştirdim bu kendi kendime bir eğitim süreciydi. 1971-1974 yılları arasında İstanbul Belediye Konservatuarı Klasik Batı Müziği bölümünde Sİ bemol Klarnet eğitimi aldım. Kendi isteğimle okuldan ayrıldım. Her tanıdığım enstrüman beni bir keşif gibi heyecanlandırıyordu bu yüzden gitar ile birlikte saz da çalmağa başladım. Saz la ilgili geniş araştırmalar ve armoni çalışmalarından sonra Uzun sap ve Kısa sap saz için batı tarzı ve otantik TSM tarzında tüm makamları içeren dizilerin armoni ve akor basılışlarını gösteren bir çalışma hazırladım. Bu keşfetme isteğiyle yine 6 sene Ud ve bir o kadar süre Tambur çaldım. Perde sistemleri ve aralıkların metematik mesafeleri ile ilgili hassas çalışmalar yaparak bu çalışmaları formüle ettim. 20 seneyi aşan bir araştırma ve çalışma ile 10 klasör tutarında Batı Müziği - Caz – Blues – ve benzeri dizilerin , armoni sistemleri , akor kuruluşları , formülleri ve bunların gitar üzerinde uygulanmasıyla ilgili çalışmaları kapsayan geniş bir katalog hazırladım. Halen araştırmalarım gitar üzerine yoğun şekilde devam ediyor. Kendimi bir Müzisyen den öncelikli olarak bir ‘’Müzik Araştırmacısı’’ olarak gördüğümüde belirtmek isterim.

Jazz müzik’le ilginiz ne şekilde gerçekleşti?

Jazz müzik yıllar içerisinde olgunlaşan ve benim esas ulaşmak istediğim en büyük bir hedef olmuştur.Ama ulaşması öyle pek kolay değil.Öncelikle sağlam bir altyapı istiyor.Armoni ve pozisyon bilgisi, gitar klavyesine hakimiyet, kurgu, ritm duygusunun sağlamlığı, senkron , ve melodik yürüyüşler ile parmakların uyumu , akıcılık ve daha bir sürü görünmeyen değerler jaz olgusunda etkin bir performans istiyor.Bütün bu değerlerin bir anda, bir bütün halinde aksamadan uygulanabilmesi için yıllar süren çalışma gerekiyor.Bunun için ; bilgi, sabır , istek, merak, dikkat ve disiplinli bir çalışma şart. Kısacası bir çok şeyinizden fedakarlık yapmanız gerekiyor.En önemlisi sahip olduğunuz performansı korumak.Her gün bıkmadan usanmadan düzenli etüt – egzesiz yapmak ve bu tekniği muhafaza etmek.



Hiç albüm yapmadınız, sebebi nedir ? Bu kişisel bir protesto şekli mi yoksa ?

Albüm yapmak için önce o olgunluğa ulaşmak lazım. Bu hemen olacak bir şey değil. Sonra albüm yapmak için çok iyi bir çalışma hazırlayıp bu çalışmayı finanse edecek bir sponsor firma bulmak lazım. Birazda müzik konusunda çok titiz olduğumdan kendimi albüm yapacak yeterliliktede görmedim diyebilirim. İyi müzik için gerçekten çok çalışma yapmak gerekiyor, Zaman, şartlar bu gelişmeye pek imkan tanımadı. Çalışma hayatı içerisinde geçti yaşantımın büyük bir bölümü. Müzik bu süreç içerisinde sadece rölantide ve araştırma safhasında kaldı. Ancak son 7 yıldır zamanımı bu yönde kullanabilme şansına sahibim.Asla bir protesto değil bilakis hayatımın akışı.

Müzik yaparken amacınız nedir ?

Müziğin bir felsefesi olmalı.Sözlü veya sözsüz her tür müzik evrensel dil olarak dinleyene bir mesaj vermeli.Çok teknik olmasının bir önemi yok bence. Teknik bir gösteriş değil bir ifade biçimi olmalı.Dinleyici sonuç olarak o müzikten bir takım duygular edinebilmeli.Benim amacım da bu yönde kendimi geliştirmek.Doğaçlama yaparken özellikle Tonalite çok önemli. Majör tonlar genelde coşkulu, dinamik ve canlı karakterdedir. Minör tonlar daha yumuşak ve hüzünlü, romantik ve duygulsal yönden bizi etkileyen yapıdadır. Doğaçlama yaparken her iki tonalite ve ritmler bir karışım halindedir çok özel duygular barındırırlar içlerinde.Bu açıdan müzik gerçekten sihirli bir yapıya sahiptir adeta.Ben yıllardır bu konuyu araştırıyorum.Niye hüzünleniyoruz veya neden neşeleniyoruz? Nedir bize bunu yapan? O nota nasıl oluyor da öbür parçada başka bir duygu yaratıyor bizlerde? Bu açıdan müzik dikkatli uygulandığında iyi bir terapi ve ruh ilacı.Farklı kullanıldığında insanları agresifleştiren, kışkırtıcı ,karamsarlığa-bunalıma iten melankolik bir etki taratan kötü bir ajandır-silahtır,toplumsal ve kitlesel etkisi oldukça büyük, yıkıcı ve yıpratıcıdır. Ben daha ziyade müziği bir silah olarak değil de bir ilaç olarak kullanmağa çalışıyorum.Caz müziğinin benim için en güzel yönü, içinde hiçbir kötü duygu barındırmamasıdır. Ne kadar süre dinlerseniz dinleyin asla sizi taciz etmez tam tersine zihninizi dinlendirir enerjinizi tazeler.Düşünce ufkunuzu genişletir, bakış açınızı arttırır.Akıcıdır ve sürekli yenilenir monoton değil, değişken yapıdadır.Kendine has bir ruhu ve felsefesi vardır.Kendimi bu yönde geliştirmeğe çalışıyorum.



Müziğe başlarken beklentiniz neydi, şimdi ne düşünüyorsunuz ?

Müziğe başlarken zaten çocuktum ve hiçbir beklentim olamazdı. Sadece bir merakdı benim için. Ama zamanla bir girdap gibi beni içine çektikçe çekti. Artık ondan kurtuluşum söz konusu bile değil. Yaşantımı yönlendiren bir konumda ve ben her şeyimi ona göre ayarlıyorum.Merak bilgiyi getirdi, bilgi başka merakları doğurdu, bu başka meraklar başka bilgileri derken hayatımın büyük bir bölümü bu döngü içerisinde geçti ve de gelişti.Artık onunla yaşamak zorundayım ve her günüm bu sürecin bir parçası.

Müzik Toplum üzerindeki etkisi konusunda ne düşünüyorsunuz?

Müzik sanat dalları arasındaki en etkileyicilerdendir mesela Tolstoy müzik dinleyemezmiş bu nasıl bir şeydir ki beni bu denli etkiliyor dermiş, yine Antik Yunanda terapi amaçlı müzik kullanıldığını, Mehteran müziğinin Osmanlı ordusundaki önemini biliriz. Bu yakın örneklerden başka binlerce örnek verilebilir, bunlar gösteriyor ki müzik tarih boyunca insanları etkilediği gibi halada etkilemekte ve bundan sonrada etkileyecektir.

Kimleri dinlersiniz ?

Müzik yelpazem oldukça geniştir.Kaliteli olan her tür müziği ilgi İle dinlerim.Klasik Batı müziği özellikle Barok müzik en sevdiğim türlerin başında gelir. J.S.Bach-Handel-Mozart-Vivaldi-Paganini-Tartini-Scarlatti-Haydn-Gluck-Weber-Mendelson-Beethoven-Brams-Dvorak-Schubert-Schuman-Richard Straus-Wagner- Bizet-Saint Saints-Falla-Albeniz-Granados-Tchaikovsky-Musorsky-Borodin-Sostakovich-Hatcaturian-vs…

Pat Metheny-Joe Pass-George Benson-John Mc Laughlin-Wes Montgomery-Larry Coryel- Aldi Meola- Paco de Lucia- Rosenberg Trio- Joey de Francesco-Art Tatum- Stanley Clark- Dizzy Gilespy-Oscar Peterson- Lorena mc Kennith- Lisa Gerard- Ella Fitzgerald-Sarah Vaughan-Louis Armstrong-Django Reinhard-Stephan Graphelly-Gary Moore-Jean Luc Ponty-Miles Davis vs…..

Türkiye’de iyi müzik yaptığını düşündüğünüz kimler var ?

Türkiye’de iyi müzik yaptını düşündüğüm kişiler aklıma geldiği kadarıyla ‘’Kamil Özler- Sarp Maden- Neşet Ruacan- Nezih Yeşilnil- Önder Focan- Ayhan Yünkuş- Önder Bali- Şevket Uğurluel- Cengiz Coşkuner- Mutlu Torun- Erkan Oğur- Hasan Cihat Örter- Doğan Canku- Burhan Öçal- Garo Mafyan- Arto Tunç- Zafer Dilek –Timur Selçuk- Aydın Esen- Serdar Öztop- Çok Değerli Devlet Senfoni Orkestrası Solistleri Suna Kan-Aysegül Sarıca- İdil Biret- Pekinel Kardeşler- Arın Karamürsel- Fazıl Say- ve niceleri…



Müzikten para kazanıyor musunuz?

İstanbul’da takriben 15 yıl çeşitli dönemler müzisyenlik yaptım.En son 1999 yılında Taksim Sıraselviler Caddesinde tarihi bir binada iki kişi akustik gitar ile bir yıl Dünya Müziği yaptık.Yedi Yıldır Mudanya’da saz ve gitar dersleri veriyorum.

Başka sanatlarla ilgili misiniz, yahut bu ilginiz ne şekilde ?

Resim, dekupaj ve paspartu sanatı ilgilendiğim diğer güzel sanatlar konularından bazıları.Yılardır sürdürmeğe çalıştığım diğer bir ilgi alanı ise fotoğraf ve çekim teknikleri.Bir dönemler karanlık odam vardı ve siyah-beyaz fotoğrafcılık ile çok yakından ilgilendim ve bildiğim bütün teknikleri denedim ve uyguladım.İstanbulda 10 yıl kadar, Paspartu atelyemde 5 binden fazla esere Paspartu yaptım. Bu çalışmalar dünyanın her tarafına dağılmış vaziyette çeşitli müze ve koleksiyonlarda muhafaza edilmektedir (Savarona Yatında 8adet , New York Modern Sanatlar Müzesinde 2 adet ) .Beş kişisel sergi açtım.Bunlardan ilki, çekmiş olduğum ev fotoğraflarının karakalem çalışmaları (1992 yılı İst. Moda Anatoliart Sanat Galerisi) diğerleri Dekupaj Atatürk Portreleri Sergileri ( 1994 Kadıköy Belediye Sanat Galerisi- Enka Holding Sanat Galerisi- Perpa Ticaret Merkezi Sanat Galerisi- Cağaloğlu Basın Müzesi)

Gelecek için planlarınız var mı , ki muhakkak vardır, nedir bunlar ?

Müzik için kendimi yolun başında hissediyorum.Onun ne denli büyük bir okyanus olduğunun farkındayım ve kendimi onun henüz kıyısında kabul ediyorum.Ömrüm yettiği müddetçe bu yolda yürümeğe ve ilerleyebildiğim kadar ileri gitmeğe gayret edeceğim ve bildiklerimi paylaşmayı asla kimseden esirgemeyeceğim.Yazmış olduğum çalışmalara yeni bilgiler edindikçe ilave edip en sonunda o çalışmaları emin ellere teslim edeceğim.

Diğer uğraşılarım için de benzer planlarım var.Evimde Paspartu ve dekupaj çalışmalarına devam etmeyi ve imkanlarım oranında yeni sergiler açmayı düşünüyorum.

Roportaj için tutunamayanlar olarak çok teşekkür ederiz.
tutunamayanlar5July 19, 2013, 8:30
YAHYA KEMAL BEYATLI
ENDÜLÜS'TE RAKS

Zil, şal ve gül. Bu bahçede raksın bütün hızı...
Şevk akşamında Endülüs üç defa kırmızı...

Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir.
İspanya neş'esiyle bu akşam bu zildedir.

Yelpaze çevrilir gibi birden dönüşleri,
İşveyle devriliş, saçılış, örtünüşleri...

Her rengi istemez gözümüz şimdi aldadır;
İspanya dalga dalga bu akşam bu şaldadır.

Alnında halka halkadır aşüfte kâkülü,
Göğsünde yosma Gırnata'nın en güzel gülü...

Altın kadeh her elde, güneş her gönüldedir
İspanya varlığıyla bu akşam bu güldedir.

Raks ortasında bir durup oynar, yürür gibi;
Bir baş çevirmesiyle bakar öldürür gibi...

Gül tenli, kor dudaklı, kömür gözlü, sürmeli...
Şeytan diyor ki, sarmalı, yüz kerre öpmeli...

Gözler kamaştıran şala, meftun eden güle,
Her kalbi dolduran zile, her sineden: "Ole!"
tutunamayanlar5July 17, 2013, 11:08
ARTHUR RIMBAUD
TUFANDAN SONRA

Bir tavşan durdu da yoncalarla kıpır kıpır çıngırak
çiçekleri arasında, örümcek ağları içinde doğru dua etti gökkuşağına.
Kayıplara mı karışacaktı! o dört başı mamur taşlar,
ya çiçekler tam açmışken hem de!
Çöp içinde yüzen ana cadde boyunca kerevetler
dizildi. Minyatürlerdeki gibi yukarılara asılmış bir
denize doğru kaldırıldı, gemiler çekildi.
Mavi Sakalın evinde dere gibi aktı kan-ya mezbahalar,
ya o camları tanrı mühründen görünmez olmuş
kanlı meydanlar. Dere gibi aktı kan, bir o kadar da süt.
Kunduzlar yapı yaptı. Kahveler tüttü kahve ocaklarında
Camları hala zangır zangır camlı köşkte karalar
giymiş çocukların yaldızlı resimlere daldı gözleri.
Çat! Kapı çalındı; köyün meydanlığında bir çocuk
fırıldaklarla tekmil kulelerdeki horozların aklına uyup
kollarını döndürmeye başladı, çakmak çakmak sağanağın altında.
Filan hanım kuyruklu bir piyano kurdurttu Alp
dağlarına. Katedralin bin bir mihrabında kudas ve vaftiz
ayinleri yapıldı.
Yollara düştü kervanlar. Harcedildi de buzların
hercümerciyle kutup gecesi, kuruldu İspilandit Oteli.
O zamandan beri ay, kekik kırlarından gelen
ağlamaklı çakal sesleri işitir oldu- bir de meyve
bahçelerinde dolaşan tahta pabuçlu çoban türküleri.
Derken filize durmuş eflatun korudaki peri Ev karısı
geldi yanıma, dedi, bahar geldi.
Kaynayın! pınarlar, taşın, katın köprüleri önünüze,
basın ormanları siyah kumaşlar, orglar, şimşekler,
gök gürültüleri, kabarın hadi çağlayın; hadi su; hadisene
keder, kaldırın ayağa selleri.
Değil mi ki onlar senli-benli-gitti derler! O dört başı
mamur taşlar! O açmaya varmış çiçekler! -değil mi ki
bir kasvettir kalan geriye! Ecenin haliyse malum,
toprak mangalının korlarını karıştırmaya dalmış
büyücü, bilir ya söylemez bizim bildiğimizi.
tutunamayanlar5July 17, 2013, 3:15
1 2 3 4 [5] 6 7 8 9 10 11
tutunamayanlar
Toplam İletisi:344