DORİS DAY


Beni aya uçur
Ve bırak oynayayım yıldızların içinde
Bırak göreyim
Jupiter ve Mars'ta baharın nasıl olduğunu
Elimi başka dünyalarda tut
Başka dünyalarda öp beni sevgilim
Hayatımı şarkıyla doldur
Bırak söyleyeyim sonsuza kadar
Sen benim ümit ettiğim her şeysin
Tapındığım her şeysin
Lütfen başka dünyalarda gerçek ol
Başka dünyalarda seni seviyorum.


Doris Day, ABD'li oyuncu, şarkıcı, yapımcı ve hayvan hakları aktivistidir. Yaklaşık 50 yılını eğlence sektörüne vermiştir.

Day kariyerine 1939'da bir grupta şarkıcı olarak başladı, ama ancak 1945'de ilk kaydı olan "Sentimental Journey" 'i kaydettikten sonra tanınmaya başladı. Grubu Brown & His Band of Renown'dan ayrıldıktan sonra Columbia Records'la uzun sürecek olan ortaklığına ve solo kariyerinde denemeler yapmaya başladı.

Columbia Records Doris Day'in anlaşma yaptığı tek etiket şirketidir. Ortaklıkları 1947 yılından 1967'ye kadar sürmüş ve Day'i 20. yüzyılın en popüler ve sevilen şarkıcılarından biri olmasını sağlayan 650 kayıttan fazlasını içermektedir.

Doris Day özellikle de Alfred Hitchcock'unThe Man Who Knew Too Much filminde söylediği "Que Sera Sera" adlı şarkıdaki unutulmaz yorumunu ile dünya sinema seyircilerinin hafızalarında yer etmiştir.
(Kaynak:wikipedia)
Sezai Ekinci5November 11, 2014, 12:27
ALİ AYÇİL İLE YAŞAMAK ÜZERİNE RÖPORTAJ
Son çırağı ben idim
ortasında yedi göbek çınarı
sulayarak büyüten arastanın..
...

Arasta'nın Son Çırağı
Ceviz Sandıkları ve Para Kasaları
Kovulmuşların Evi
Naz Bitti
Sur Kenti Hikayeleri
Yenilgiden Dönerken,
Eserleriyle tanıdığımız, herbiri, dimağımızda ayrı bir tad bırakan ancak Sur Kenti Hikayeleri'ile bizi başka türlü büyüleyen, Arastanın Son Çırağı Ali Ayçil ile Yaşamak üzerine yaptığımız röportaj.

Umarız Sur Kenti Hikayeleri'nin sinema filmide yapılır.


Size göre insan yaşadığını nasıl anlar?

Biz çocukken söyleniyordu, halen söyleniyor mu bilmiyorum: "Yağmur yağıyor, seller akıyor; Arap kızı camdan bakıyor..." Beni çocukluğuma en kestirme yoldan götüren bu ninnidir. Niye etkilendim bunca? Üzerine zaman zaman düşündüm. Her seferinde, hayata çıkamayan, pencere kenarındaki çocuk imgesi dikildi önüme. Her çocuk gibi ben de bazen pencere kenarında hapsoldum. Şunu söylemek istiyorum, insan yaşadığını ancak yaşamaktan alıkonulduğunda tecrübe edebilir.


Şiirlerinizin, öykülerinizin, denemelerinizin yaşamla bağlantısı nedir?

Ben hayatla bağlantı kurmaktaki zaaflarım yüzünde edebiyata meylettim. Eğer bir bağlantı varsa o da hayatla bağımın hevesimi karşılayacak kadar güçlü olmamasıydı. Hayata heves ediyor ama onu başkaları gibi coşkuyla, öylesine yaşayamıyordum. Hatta öylelerine hayret ettiğim de çok olmuştur. Benim yazı hayatım, özellikle başlangıç yıllarında, içindeki tarif edilemez kelepçeler yüzünden dünyaya mecburen mesafeli duran bir adamın bu mesafeyi kısaltma çabasıdır. Buna dünyayla yakınlaşma çabası da diyebiliriz. Sonra da bu kez dünyadan korunmanın bir yolu olarak devam etti. Gelecekte hangi sebeple yazmaya devam ederim, onu şimdiden kestirmek zor.


Bu şehrin hangi muhitinde, hangi detayında yaşıyor olmaktan hoşlanıyorsunuz?

Elbette Üsküdar, elbette mayıs ve ekim arasındaki ılık yaz akşamları. Hayatımın en önemli detayı, son on beş yıldır orada mı değil mi diye baktığım, Horhor durağının karşı köşesindeki çeşmede sessizce oturan kadın oldu. Başlangıçta gençti, şimdi yüzünün her tarafı çizgi dolu. Hemen her gün gelir, bir dilenci değildir, oturur, susar ve karşıya bakar. Gözlerinin yönünü hiçbir güç değiştiremez. Onun orada olmasını benim de burada olduğumun bir işareti saydım. O kim? Bunu hiç bir zaman merak edip eşiştirmedim. Sadece orada mı değil mi diye baktım!


Normal yaşayan insanlar için, Şairlerin, yazarların yaşamları genel olarak yanlış bir yaşama gibidir, ya size göre yanlış yaşama nedir?

Bana göre insanın içinden bir onay alamadığı halde kabullenip ya da mecbur kalıp yaşadığı her hayat yanlış hayattır.


Yorulmak nedir, yaşamın sizi yorduğunu, yada yoracağını düşünüyor musunuz?

Yorulmak ruhen dünyayı karşılayamaz hale gelmektir. Doğal olarak ben yirmili yaşlarımdan itibaren her gün artan bir yorgunluğum.


Büyük sanatçıların eserleri için ölümsüz eser diye söz edilir. Eserin ölmesi, yazarın ölmesi nedir size göre?

Şekspir'in meşhur sözüdür: "Hayat ne kadar kısa, sanat ne kadar uzun." Biz sonunda gerçekten de ölürüz. Yazdıklarımız bazen bizi bile beklemez, bizden önce ölür. Ölümsüz eser insanlığa iyi bir yol arkadaşlığı önermiş ve bu önerisini kabul ettirmiş eserdir. Yolcular çeşit çeşit olduğuna göre arkadaşları da çeşit çeşittir.


Sur Kenti Hikayeleri masalsı bir örgüde, her şeyin zarif, yerli yerinde olduğu bir hikayedir. Peki rüyada yaşamak mümkün müdür?

Zaten bir başka yerde yaşıyor değiliz.


Size göre aşk nedir, yazdıklarınızda aşk nerededir?

Bana göre aşk, duyguların bildik kelimelerle teselli edilemez bir taşkınlık haline girmesidir. Bu yüzden dünya ciddi bir anlam kaybına uğrar, onu temsil eden dil çöktüğü için o da çöker ve değersizleşir. Yazma hali aşktan bir cüzdür.

Hayata dikkatli bir bakışı olduğunu bildiğimiz Ali Ayçil'e Röportaj İçin Teşekkür ederiz.
Röportaj Soruları: Sezai Ekinci, Musa Örnek, Şadiye Pazik, Esra Altunhan, İmran Biçer.
Sezai Ekinci5November 9, 2014, 10:24
Pİ'NİN YAŞAMI

Hatice Ekinci Duran
Önyargısız geliriz dünyaya.

Rengarenk bir tabiat, ılık bir müziğin eşliğinde, belgesel tadında ama daha fazlası var dedirten bir giriş...

Maymunlar, flamingolar, zebralar, kuşlar, yılanlar.. Piscine Molitol Patel'in gözlerini dünyaya açtığı yerde, bizde filme gözlerimizi açıyoruz.

“Oğlunun tertemiz bir ruhunun olmasını istiyorsan bu havuza yüzmeye götürmelisin.” diyen dostu Mamaci'nin sözüyle oğlunun ismini Piscine Molitol koyar baba. Tamda burada şarki (doğulu) bir dünyayı seyretmeye başlarız. Dostun sözüne verilen kıymet, temiz bir havuzdan esinlenerek, tertemiz bir Ruh temennisiyle verilen isim, sembollerin pek değerli olduğu bir dünyanın, Doğu'nun işaretleridir. Hayvanat bahçesinde dünyaya gelmesi ise insanın tabiatla münasebeti nisbetinde Tanrıyla ve hakikatle münasebet kurduğunun bilincinde bir kurgudur.

“Biri tanıştırmadan hiçbirimiz Tanrı'yı tanımayız.”

Din karanlıktır diyen bir babanın ve dini bütün Hindu bir annenin çocuğudur. Kendi kastından olmayan biri ile evlendiği için geçmişle arasında kalan tek bağı dini olan annenin dindarlığı gibi babanın dinsizliği de geçmişiyle ilintilidir.

Tanıştığı ilk Tanrı Kruşna ile annesi tanıştırır. Tanrıyla daha sonraki karşılaşması ise Abisi Rabi ile girdiği bir iddia sonucudur. Kutsal suyu içerken, bir el su getirir ona ve O Rahip tanıştırır kilisenin duvarlarında gördüğü resimlerdeki İsa'yla. Bütün günahkarların affı için Tanrı'nın kurban ettiği oğlu İsa. Günahkarlar için bir masumu kurban eden Tanrı'yı aklı almasada İsa'ya duyduğu sevgi derindir. İlkin bir Hindu olan Pi artık bir İsevidir de.. Ve başka bir vakit Ezan sesi tanıştıracaktır yeni Tanrısıyla.
İnanmayı Hinduizm ile öğrendim, Tanrı sevgisini Hristiyanlıkta tattım, huzuru ise İslamda tanıdım der Pi. İnancı öğrenmesi, Tanrı Sevgisini tatması ve huzuru bulmasıda, çok tanrılı olan Hinduizmden, Teslis ile zedelenmişte olsa, Tek Tanrılı Hıristiyanlığa ve huzuru bulduğu kudretini hiçbirşeyle paylaşmayan yüce Allahın huzurunda durduğu, İslama doğru bir tekamül yolculuğudur.
"Şüphe inancı canlı hale getirir." “İnanç pekçok odası olan bir evdir, şüphe ise her katında vardır, sınandığımız kadar biliriz inancımızın gücünü.”

Sadece inanmayı bilen küçük Pi'yi şüphe ve hayâlkırıklığıyla Richard Parker tanıştırır. Gözlerinde sadece sevgiyi gördüğü Parker'in bir kuzuyu parçalamasına tanıklık ettiği vakit, O’nun gözlerinde gördüğü sevgiye olan inancı sarsılmıştır ve Dünya büyüsünü kaybetmeye başlamıştır. Her öğrenme acıtır ve acının nispetindedir bilginin kıymeti. Mutsuz olması pahasına da olsa, hayatını bağışlayacak bilgiyi öğretmiştir babası o gün.

Mutsuzluğunu geçirmek için arayış içinde olduğu bir dönemde tanışır Amondi'yle.
Amondi; "Tanrı sevgisini dansla gösterebilen kız". O'nun için dans Ruh enerjisini içinden geçirmenin yoludur. Semboller, Tanrı sevgisi, Orman ve Nilüfer çiçeği… Farklı farklıdır insanın anladıkları kainattan. Pi, R.Prker’ın kafasını dikip etrafı seyrini bir dansçı gibi gösterişçi diye okurken, Amondi, etrafı dinliyor, der.

Pi'nin şimdiye kadar tanımaya çalıştığı Tanrı tarafından sınanacağı yolculuk zamanı yaklaşmıştır. Kanadaya göç zamanı… İsmini bir Fransız havuzundan alan Hintli bir çocuğun bir Japon Gemisi ile Hindistandan Kanadaya göç ederken, Asya, Amerika, ve Okyanusya kıtalarının ortasında yer alan Pasifikte (Büyük Okyanus'ta) dünyanın, en derin çukuru olan Mariana çukurunda geçerken geminin fırtınaya yakalanıp batması sonucunda bir Bengay Kaplanı ile 272 gün bir filikadaki yaşam öyküsü. Mamaci'nin sözüyle "Tanrı'ya inanmanı sağlayacak hikaye" başlar.

Baştan sonra alegorik bir anlatımla bezenmiş olan filmde bu kadar çok coğrafyanın yer alması Pi'nin yaşam yolculuğunda inançlarla olan münasebetini, tanıştığı dinlerle arasındaki ilişkiyi sembolize ederken, yoluna devam ederken, aynı zamanda üç kıtanın ortasındaki okyanusta kazanın yaşanması, bütün dinlerin ortasındaki arayışı, dünyanın en derin noktasında geminin batması ise, insanın Tanrıyı ararkenki hikayede, en içinden çıkılmaz noktaya geldiği, içindeki tehlikeli uçsuzluğu temsil etmektedir.

Okyanus Ortasında ki 272 günlük yolculuk; anne karnındaki bebeğin, kendi okyanusunda ki 38 haftalık yolculuğunu hatırlatırken, bebek olarak hayata gözlerini açan Pi’nin (Pi’nin Temsilinde İnsanın), ergin olarak ikinci kez dünyaya gelişinin hikayesidir.

Büyük yolculukta tüm insanlar yalnız değilmidir zaten.

Bengay kaplanı ise neden nefsi temsil etmesin ki dedirtiyor hikaye.

Filikada ki kurtuluş öyküsünü ise, tanrıyı ararken içindeki sorulardan kurtulan insanın, kendisiyle savaşını tamamladıktan, mistik bir okumayla sabrı, tevekkülü öğrendikten sonra insan olarak mümin olarak yaşama serüveninin başlayabileceğini sembolize ediyor. Richard Parker ise "nefsinizi öldürmeyiniz, onu terbiye ediniz" dini öğretisini hatırlatıyor izlerken.

Yolculuğun başında Hindu oldukları için Vejeteryan yemek istediklerinde saygı göstermeyen aşçı, inançlara saygısız insanın bütün çirkinliğini yansıtan bir sembole dönüşürken, Gemideki bu küçücük yemek sahnesi bir babanın net bir resmidirde. Aynı şeye inanmasada ailesini himaye ettiği gibi inançlarınıda himaye eden bir baba figürüdür karşımızda ki.

"Açlık kendiniz hakkında bildiğinizi sandığınız herşeyi değiştiriyor."

İnsan zaaflarıyla, ahlakıyla, kendiyle hayatta kalma mücadelesi zorlaştıkça daha çok tanışır. Nefsiyle mücadelesi devam eden Pi’ye. "Ondan korkum beni tetikte tutuyor, O'nun ihtiyaçlarını karşılamak hayatıma bir gaye veriyor" derken acaba sadece Richard Parkerdenmi bahsediyor dur.

Kurtulmadan önceki son durak, sahte kurtuluş, et obur bir adadan hayat bulmak, Tanrının sürekli lütfettiğini bilmek ve yeniden yol…

Veda zamanı …Flika Meksika kıyılarına vurduğunda Pi ve Parker'in veda zamanıdır da…

Vefa, yol arkadaşı R.Parkeri ölüme terketmemek, duygusal bağ kurmak, insan olmak. O yüzden değil mi dir, yol arkadaşı R.Parker'in geriye dönüp bakmadan terkedişi, kurtuluş anının sevincini engelleyecek bir acı verir Pi'ye…

'Tanrıya şükürler olsun, sen bağışlayıcı, sen esirgeyicisin.'
Fırtına koparken ettiği dua.


1


2


3


4


5
Sezai Ekinci5November 10, 2014, 1:24
NEOLİBERALİZM
NEOLİBERAL REFORMLAR VE TOPLUMSAL MUHALEFET 1

Faruk ATAAY
Ergül ACAR


Türkiye’de 1980 sonrası dönemde uygulanmaya başlanan neoliberal reformlar, IMF ile yapılan 1998 tarihli anlaşma sonrasında yeni bir aşamaya girmiş bulunmaktadır. Bu reformlar, genel olarak “İkinci Kuşak Yapısal Reformlar” adıyla anılmaktadır. Bu bildiride, Türkiye’de İkinci Kuşak Yapısal Reformlar adıyla anılan devletin yeniden yapılandırılması süreci incelenecektir. Bu incelemede, devletin yeniden yapılandırılması sürecini “sınıfsal bir boyutu bulunmayan”, “teknik” bir süreç olarak ele alan yaklaşımlar eleştiri süzgecinden geçirilerek, devletin yeniden yapılandırılması sürecinin sınıfsal güç dengelerinin ve bölüşüm ilişkilerinin yeniden düzenlenmesi süreci olarak görülmesi gerektiği görüşü savunulacaktır.

Bu çerçevede, özellikle, kamu hizmetlerinin metalaşması, yerelleşme, merkezi devletin
yeniden düzenlenmesi ve üst kurullaşma süreçleri üzerinde durulacaktır.

Bildiride, ikinci kuşak yapısal reformlar kapsamında, ilk olarak, kamu hizmetlerinin
metalaştırılması süreci incelenecektir. Bu çerçevede, kamu hizmetlerinin özelleştirilmesinin,
sermayeye yeni değerlenme alanları açılması çabasının ürünü olduğu gösterilmeye çalışılacaktır. İkinci olarak, yerelleşme süreci üzerinde durulacak ve yerelleşme doğrultusundaki reformların genel bütçeden kamu hizmetlerine daha az kaynak ayrılması hedefi doğrultusunda gündeme geldiği ileri sürülecektir. Bildiride, üçüncü olarak, üstkurullaşma süreci ele alınacaktır. Bildirinin üstkurullaşma süreci ile ilgili ana savı, merkezi devletin bazı işlevlerinin “siyaset ile ekonominin ayrıştırılması” söylemi eşliğinde özerk üstkurullara aktarılmasının, sermayenin hakimiyetini pekiştirici bir adım olduğudur. Bildiride, son olarak, merkezi devletin yeniden yapılandırılması süreci üzerine değerlendirmeler yapılacak ve sürecin nihai amacının neoliberalizmin “düzenleyici devlet” modelinin yerleştirilmesi olduğu ortaya konmaya çalışılacaktır.

https://drive.google.com/file/d/0Bxq9iQDM7jJaZ1MzZ09PWkxFYXM/view?usp=sharing
Sezai Ekinci5November 6, 2014, 12:37
NEOLİBERALİZM
İKTİDARIN DÖNÜŞEN ÇEHRESİ: NEOLİBERALİZM, ŞİDDET VE
KURUMSAL SİYASETİN TASFİYESİ

Zeynep GAMBETTİ


Neoliberal iktidar yapısına içkin olan güvenlik paradigması, liberal rejim analizlerini
zorlamaktadır. Hukuk devleti ve devlet-sivil toplum ayrımı gibi temel kategorileri
muğlaklaştıran bir yönetim mantığı olarak neoliberalizm, farklı baskı ve şiddet mekanizmaları
doğurmuştur. Güvenlik söylemi yönetim mantığını hem yatay (küreselleşme aracılığıyla
dünyaya) hem de dikey olarak (sivil topluma) yayarak genişletir. Küresel piyasaya
eklemlenen Türkiye’de de iktidar pratikleri kurumsal siyaset veya zihniyet sorununa
indirgenemeyecek kadar karmaşıklaşmıştır. Dolayısıyla siyasal rejimi, neoliberal piyasa
düzeninin yarattığı ekonomik çarpıklıklar, devletin yeniden yapılanarak toplumsal
görevlerinden sıyrılma eğilimi ve eksilen otoritesini “terör” ve “güvenlik” söylemleriyle
idame etmesi ekseni üzerinden tartışmak gerekmektedir.

https://drive.google.com/file/d/0Bxq9iQDM7jJad0VzTEEwamlXaGs/view?usp=sharing
Sezai Ekinci5November 6, 2014, 12:32
21 22 23 24 25 [26] 27 28 29 30 31
Sezai Ekinci
Toplam İletisi:375