HENRI DE TOULOUSE-LAUTREC
30/06/13 | YORUM SAYISI 0 | GÖRÜNTÜLENME 2595 |    Ters Dizgi

Henri de Toulouse-Lautrec, (d. 24 Kasım 1864, Albi - ö. 9 Eylül 1901) Fransız ressam.

Aristokrat bir aileden gelen Henri de Tolouse-Lautrec'in; resim konusundaki büyük yeteneği henüz çocuk yaşlarda, çizdiği karikatürlerle belli oldu. Akraba evliliğinden kaynaklanan bir nedenle, ne olduğu saptanamayan genetik bir hastalığın yarattığı kırılgan kemikler yüzünden, 1878 ve 1879 yıllarında acı veren bir tedaviyle boy uzatma çabaları sonucu; her iki bacak kemiklerinin kırılmasıyla kısa boylu kaldı.


Sakat kalmasıyla; annesi ondaki resim yeteneğini keşfetti. Babasından göremediği desteği annesinden alan Lautrec, klasik anlayıştaki resmi değil, "poster" temeline dayanan ressamlığa yöneldi. Seçimi onu başarıdan başarıya götürdü, ünü bütün Paris'e yayılan Lautrec'in posterleri duvarlardan kapışıldı. Henüz 17 yaşındayken denemelerinin sayısı 2400'ü bulmuştu. Emile Bernard, Van Gogh gibi ressamlarla tanıştı, empresyonist akıma kapıldı. 1894–1897 yılları arasında Avrupa’yı dolaştı, bir çok sergi açtı. Ancak gerçek ününe, Moulin Rouge müzikholünü anlatan resimler yaparak kavuştu. Babasıyla olan geçimsizliği ve engelli halinin verdiği bunalımlarla alkole sığınan sanatçı, genelev çalışanlarını çizmeye, giderek, geneleve yerleşip orada yaşamaya başladı. Frengi hastalığına tutulan Tolouse-Lautrec, genç yaşta öldü.

Henri de Toulouse-Lautrec'in, henüz ölmeden Louvre müzesinde yer almaya hak kazanan ilk ve tek sanatçı olduğu iddia edilir

Kaynak: wikipedia


Toulouse - Lautrec

1864 Henri-Marie-Raymond de Toulouse-Lautrec-Monfa 24 Kasım'da, Güney Fransa'da bulunan Alba'da doğar. Babası, Kont Alphonso de Toulouse-Lautrec, Fransa'nın en eski asilzade ailelerinden birinin reisidir; annesi, Kontes Adéle, Kont'un birinci dereceden kuzinidir.

1864 Henri'nin ebeveynleri ayrılır ve bir mürebbiye tarafından büyütülür.

1872 İlk resim derslerini sekiz yaşında sağır-dilsiz hayvan ressamı Réne Pierre Charles Princeteau'dan alır. İlk eskiz ve karikatürlerini çizer. 1878-79 Bacaklarında kalıcı hasar yaratan iki kaza geçirir.

1881 Ressam olamaya karar verir. Amcası Charles ve Princeteau tarafından desteklenir ve teşvik edilir.

1882 Princeteau'nun atölyesinde çalışır. Daha sonra Léon Bonnat'ın atölyesine kaydolur. Bonnat'nın atölyesi kapandıktan Fernand Cormon'un atölyesine devam eder. Van Gogh, Degas ve Bernard ile tanışır.

1884 Pau'da ilk karma sergisi. Montmarte'de bir apartman dairesi tutar..

1886 rue Tourlaque'de bir atölyeye taşınır; orada on üç yıl kalır. Daha sonra modeli ve sevgilisi olan Meets Suzanne Valadon ile tanışır; bu ilişki Valadon'un 1888'deki intiharına dek devam eder.

1887-88 Toulouse, Paris ve Brüksel'de karma sergilere katılır. Japon tahta baskıları üzerine çalışır.

1889 Bu tarihten 1894'e kadar the Salon des Indépendants'da ve the Cercle Artistique et Littéraire Volnay'da yer alır. Mouilin Rouge'un açılışından itibaren düzenli müştesi olur.

1891 İlk taşbaskılarını yapar. Bunun yanı sıra kendisini Paris'te ünlü edecek olan ilk posterlerini ve renkli baskılarını yapar.

1893 İlk büyük kişisel sergisi Boussod-Valadon Galeri'de açılır.

1894-97 Bürüksel, Londra, Hollanda, İspanya ve Portekiz'i ziyaret eder.

1899 Sağlığı bozulur: depresyon, halüsinasyon ve panik ataklar görülmeye başlar.failing health; depressions, hallucinations and panic attacks. Paris yakınlarında bir senataryumda tedavi görür.

1900 Yaşama istenci kırılır ve alkol problemi çoğalır.

1901 Paris'ten ayrılarak annesinin yanına, Malrome'a yerleşir ve 9 Eylül'de burada ölür.

Toulouse Lautrec


Az sonra gözünüzün önünden kayıp gidecek olan satırlar daha önce okuduklarınızdan pek farklı olmayacak olan bir tür bilgilendirme yazısıdır. Bu nedenle yazıya ressamın 24 Kasım 1864 yılında Albi'de doğduğundan; tam adının Henri Marie Raymonde de Toulouse Lautrec Monfa oluşundan; soylu ve varlıklı bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldiğinden bahsederek başlamam gerekir.

Çocukluğunu Albi yakınlarındaki Bosc şatosunda geçirmiş olan Lautrec henüz 10 yaşında taslaklar çizmeye başlamıştı bile.

1878'de yani 14 yaşındayken önce sol kalça kemiğini ertesi yıl da sağ kalça kemiğini kırdı. Yürümesi zorlaşıp yatağa bağlı kalınca, sanata daha çok zaman ayırdı.

İlk resim derslerini aile dostları olan René Princeteau'dan alan Lautrec daha sonra Bonnat ve Cormon'un atölyelerinde de bulundu. Burada kendisini serbestçe geliştirme olanağı bulmuş olmasına karşın bir süre sonra sınırlandığını düşünerek Cormon'un atölyesinden ayrıldı. Montmartre'da bir atölye kiraladı ve kendini gece yaşamına ve dans klüplerine kaptırdı.

Montmartre'ın bohem yaşamından, içine girdiği hareketli ortamdan ve sanat çevresinden çok hoşlanmıştı. 1884 yılına geldiğimizde kabare sahibi ve şarkıcı Bruant, Toulouse Lautrec'ten şarkıları için illustrasyonlar yapmasını istedi. Ayrıca yapıtlarını kabaresinde sergilemesine izin verdi. Bu sayede Lautrec Montmartre'da çabucak tanındı ve siparişler almaya başladı.

1891'de gerçekleştirdiği Moulin Rouge la Goulue adlı ilk afişiyle büyük bir ün kazandı. 1897 yılında taş baskıya ağırlık verdi ancak işleri iyiye giderken sağlığı kötüye gidiyordu; sakatlığına yeni kaptığı frengi de eklenmişti. Ayrıca alkolle de aşırı derecede haşır neşirdi. 1899 yılında çok düşkün olduğu annesi Paris'ten ayrılınca ağır bir bunalıma düştü. Bir skandal olmasını istemeyen annesi onu Neuilly sur Seine'de bir sanatoryuma yatırdı. Lautrec bir süre sonra hastaneden çıktıysa da tekrar içkiye başladı ve ertesi yıl Malrome şatosunda öldü.

Yapıtlarında hareketi, etkisi altında kaldığı Degas gibi anatomik kurallara bağlı olarak betimliyordu. Amacı serbest akıcı çizgiler ve renk aracılığıyla hareketin özünü yakalamaktı; dolayısıyla çizgilerinin anatomik açıdan doğru olmasına aldırmıyordu. Rengi çok yoğun kullanıyor ve renk lekelerini birbiri üstüne gelecek biçimde vesaire vesaire…

Hikayenin bundan sonrası sanat tarihçilerine kalıyor. Mutlaka "Eserlerinde neler anlatmaya çalıştığını bilmek istiyorum; üslubu nedir? Neden bu renkleri kullanmış? Figürleri neden böyle de komposizyonları şöyle?" diyorsanız bir sanat tarihi ya da toulouse lautrec hakkında yazılmış onlarca kitaptan birini karıştırabilirsiniz. Ancak yine de ufak bir uyarı; bu kitaplarda sanatçılar ve resimleri hakkında çıkan yazı ve yorumlara çok fazla kulak asmayın. Çünkü bu yorumları yapanlar da sizin bildiğinizden daha fazlasını bilmiyorlar. Üstelik sanatçıyı da sizden daha fazla tanımadıkları bir diğer gerçek. Baktığınızda gördüğünüze ve sizde uyandırdığı duygulara güvenin, yönlendirilmeye ihtiyacınız olmadığına eminim.

Lautrec her şeyiyle bir kent insanıdır. Modern çağda oluşan, insanı dışlayan ve her şeyin pazara uyarlandığı bir kent ortamının marjinalidir o. Varlıklı olmasına karşın eksik bedeniyle itilmişlerin arasındaki yaşamı onun bilinçli seçimidir. Lautrec en sıkıntılı anlarında bile bu mekanlardan hiç kopmamıştır, varoluşunu da tükenişini de kent boheminde yaşamıştır hep -- Gerçekten böyle midir? Yoksa tüm bu yazılanlar sanatçının ölümünden sonra ona yüklenen birer görev midir? Ya da toplumun her dönem için bir kült yaratma histerisi midir? Değilse nedir?

Son olarak eşsiz yönetmen büyük usta Federico Fellini de kendisi hakkında - Lautrecin ölümünden yıllar sonra doğmasına rağmen - yorum yapmadan geçememiş... Okuyalım.

"Güzelim dünyadan nefret eden bu soylu kişi; en güzel, en değerli çiçeklerin dahi terk edilmiş topraklar üzerinde ve çöpler arasında yetiştiğine inanıyordu. Bütün insanları seviyordu ama; derinlemesine yaralanmışları daha çok seviyordu. Kötü eğilimler arasında onun nefret ettiği şeyler; sinsilik, ikiyüzlülük ve yapmacık davranışlardı. Sadeydi, gerçeği yansıtıyordu. Çirkinliğine karşın benzersizdi."

Onur Murat Bekem
Kaynak: sanalmuze.org


















































































tutunamayanlarJuly 1, 2013, 2:13
[1]
Çevrimiçi Üyeler
0 Üye 15 Ziyaretçi