EVRİM
Evrim Hiçte iddialı değil Evrende.

Mavi göğün kenarında bir beyaz duvarın
yanındasın
Dayansanda beyaz duvara olanca hırsınla
Ne duvar çatlar kıskançlığından
Ne sen yorulursun sevmelerinden.
Bir beyaz duvar da var olan umut sana
yakışan
Ne politbüro ruhlusun
Ne asker bakışlı
İllede vakur ve tandanslarından
Bir eda
Sevda mesela
Sana yakışan.
Mavi göğün kenarında bir beyaz duvarın
yanındasın.
İnsansın.
Erol ARACI
Sezai Ekinci8May 15, 2019, 11:05
TEZAT BİR IŞIK: REMBRANDT
TEZAT BİR IŞIK: REMBRANDT
A. Agâh Öncül

1606-1669 yılları arasında yaşamış, Avrupa ve Hollanda sanat tarihinin en önemli ressamlarından biri olmuş, Hollanda asıllı ressam ve baskı ustası Rembrandt Harmenszoon van Rijn "ışığın ve gölgelerin ressamı" olarak anılmaktadır. Hollanda'da varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Rembrandt, Leiden Üniversitesi'nde okumuş, usta ressamlardan dersler almış, ortaya çıkarttığı eserlerle sanat çevresinin takdirini kazanmıştır. Hollanda'nın ticaret, bilim ve sanat alanlarında yükseldiği Hollanda Altın Çağın’ı bizzat yaşamış ve zengin kesimden kimselere tablolar yapıp satarak çok iyi bir birikime sahip olmuştur. Hayatının ilerleyen zamanında evlenmiş, çocuğu olmuş eşini kaybetmiş evdeki dadıyla kötü biten bir ilişki yaşamış sonradan da eve alınan kâhya ile aforoz olmasına sebep olan o zaman ki toplumun onaylamadığı beraber yaşadığı başka bir ilişkisi daha olmuş ve de bu ilişkiden de bir çocuk dünyaya gelmiştir. Hayatının son 15 yılını maddi zorluklar içinde sürdürmüş, antika koleksiyonunu, eserlerini ve hatta evini bile satmak zorunda kalmıştır. Öldüğünde de bilinmeyen bir mezara gömülmüştür.
Böylesine hayatın ters uçlarını derinden yaşamış bu usta ressamdan geriye sanat otoriteleri tarafından hep takdir görecek, yüzyıllar boyu etkisi sürecek, sanatın birçok alanında kullanılacak, kendisine has bir tarz kalmıştır. Eserlerinde verdiği duyguyu tek bir kaynaktan gelen ışık yoluyla aydınlatarak sağlamıştır. Rembrandt aydınlatması diye de bilinen bu teknikte ışık tekil ve anlamlıdır. Bu yöntem ışığın değdiği cisimlerin üzerinde ışık ve gölge lekeleri oluştururken, bu lekeler cisimlere ışığın da geldiği yön ve anlatılmak istenen imge üzerindeki derinlik duygusuyla birlikte üçüncü boyutu da kazandırır. Böylece iki boyutlu olan resim, fotoğraf gibi görsellere derinlik Rembrandt’ın oluşturduğu ışık-gölge lekeleriyle eklenir. Sinema ve fotoğrafta çok yaygın olarak kullanılmış hatta bu alanlarda ışık konuşulması gerektiğinde uğraşanlara öğretilen ilk bilgilerden olmuştur. Bilhassa portrelerde yüze ifade gücü katmak için bu aydınlatma tekniği seçilmektedir. Genel çekimlerde ise asıl gösterilmek isteneni yine bu yolla izleyiciye sunarız. Tek bir noktadan gelen bu ışığın görselde aldığı yol ve yansıttığı ışık gölge oyunu, izleyicinin gerçeklik duygusunu daha derinden hissetmesine sebep olmaktadır. Rembrandt’ın başardığı bu teknikte ayrı bir detay ise modelin ve ya mekânın içinde izletilmek istenenin aydınlıkta, arka planın ise bazen tam karanlık ve ya dereceli hafif bir şekilde azalan ışıkla yarı aydınlıkta verilmesidir. Yüzlerdeki aydınlık karanlık etkisi sanatçının Dr. Nicolaes Tulp'un Anatomi Dersi, Gece Devriyesi gibi en çok tanınan yağlıboya tablolarında başarılı örneklerle verilmiştir. Yukardan, tek bir noktadan süzülen gizemli bir ışığın ana temayı aydınlatmasıyla, resimdeki yüzlerin yarısı aydınlık yarısı karanlık bırakılarak ve arka plana doğru gidildikçe ışığın karanlığa dönüşmesiyle oluşturulmuştur. Hatta bu teknikte portrelerde ışıklı ve gölgeli alanlar izleyiciye ya da objektife olan yakınlık ve uzaklığı ile de başka anlamlar kazanabilir. Yani bir portrede ya da genel görüntüde objektife yakın olan yerlerin mi aydınlık yoksa karanlık olacağı, ışığın hangi yönden ne kadardık bir açıyla geleceği bile o görseldeki anlamı bütünüyle değiştirebilir. Işığın nesneler ve ya kişiler arasındaki dereceli veya kati bir şekilde süzülmesi görselin içindeki duruş ve dizilime bağlı da olarak en karanlık durağan temalara bile hareket duygusu kazandırabilir. Hayatı gibi tezat bir ışık tekniğini sanata kazandıran Rembrandt, Latince’de Chiaroscuro olan ışık-gölge, aydınlık-karanlık anlamlarını da taşıyan bir teknikle, izleyiciye görselde yaşattığı hacim etkisiyle son derece dramatik eserler ortaya çıkartmış ve kendi çağdaşları ile sonradan oluşacak, yeni görsel sanatlarla uğraşan sanat kitlesine de sonsuz bir ışık kazandırmıştır.

Kaynakça:
Spence, David (2001). Rembrandt: Bir Portre Ressamının Yaşamı. Alkım Yayınevi.
Kılıç, Levend (2003)Görüntü estetiği. İnkılap Yayınevi.
Rembrandt, The Worldwide Art Gallery URL erişim tarihi: 17 Haziran 2007.

Sanatçı A. Agâh Öncül'ün Konuyla İlgili Bazı Çalışmaları. İyi Seyirler.

Sezai Ekinci8May 11, 2019, 2:09
DÖRT ASLAN

Cihatçı olarak tasvir edilen dört intihar eylemcisinin absürt ve komik hikayesi. Bir İngiliz komedisi, kara komedi, yada dram...

Batı medyasının, özellikle 11 Eylülden sonra bütün İslam Dünyası'na terörist gözüyle baktığını, terör saldırılarıyla ilgili yüzlece film çekildiğini biliyoruz. Bu filmi diğer filmlerden ayıran noktalar, bir komedi olması ve kısmende tarafsız olması. Film yayınlandığında 2005 Londra Metrosunda terör saldırısıyla hayatını yitiren kişilerin aileleri tarafından boykot edilmiştir.

Filmde dört cihatçı karakter görürüz ancak bunlar alışılanın dışında neşeli tiplerdir, dağılmış, parçalanmış hayatları yoktur. Filmde intihar saldırısını neden düzenlediklerine dair ipuçlarıda görmeyiz, haklılık yada haksızlık tartışmasıda görmeyiz. Sadece aptaldırlar. Yönetmenin intihar eylemi düzenleyen kişilerin motivasyonuna değil cahil olduklarına dikkat çekmek istediğini düşünebiliriz.

Sezai Ekinci8April 27, 2019, 11:27
Notre Dame Katedrali'ne ağıt
Bizler neşeli insanlar olarak tanınmayız ancak Seine Nehri'nin oradan geçerken, Notre Dame'nin görünen yüzü hepimizin yüzünde bir tebessüm oluştururdu diyordu, Katedralin yanışını büyük hüzünle izleyen bir Fransız.

Ave Maria-Piano Solo




Notre Dame Ağıt

Sezai Ekinci8April 22, 2019, 12:52
Dezenformasyondan hiper-enformasyona

Dezenformasyondan çağından hiper-enformasyon çağına
Baudrillard yalan haber çağının gelişini öngörmüş müydü?

Jean Baudrillard (1929-2007), savaş sonrası Fransız filozofları arasında en sık alıntı yapılanı değil. Yine de Baudrillard’ın post-modern topluma dair radikal, nihilist, kahince felsefi eleştirisi ve özellikle de daha iyi bilinen ‘hiper gerçeklik’ konseptinden doğmuş olan ‘hiper-enformasyon toplumu’ fikri, günümüzün yalan haber iklimini anlamak için şaşırtıcı ölçüde uygun.

Bugün ‘yalan haber’ her yerde karşımıza çıkan bir kavram. Kendisi bir isim hatası olan son AB Yalan Haber ve Çevrimiçi Dezenformasyon Raporu, yalan haber kavramının ‘sadece uygunsuz olmayıp’ aynı zamanda ‘yanıltıcı da’ olduğunu not ediyor.1 AB raporu, Trumpizm’e herhangi bir gönderme yapmaksızın, yalan haberi, en sonunda ‘anayasal bütünlüğün’ bozulmasına ve ‘demokrasi açısından bir riske’ yol açacak şekilde, ‘güçlü aktörlerin bilginin dolaşımına müdahale edebildiği ve bağımsız haber medyasına saldırıp altını oyabildiği bir silah’ olarak tanımlıyor.2, 3 Raporu yazan ve derleyen AB Üst Düzey Uzman Grubu, ‘yalan haber’ kavramına alternatif olarak, ‘bilinçli şekilde kamusal bir zarara yol açmak veya kar elde etmek amacıyla tasarlanan, sunulan veya desteklenen her türden yalan, yanlış veya yanıltıcı bilgiyi’ genel olarak içerecek şekilde ‘dezenformasyon’ kavramını kullanmayı öneriyor.4 Yalan haber fenomeninin, Google ve Facebook gibi dijital medya ve platformların büyümesi de dahil ‘bilginin üretildiği, dağıtıldığı ve insanların kamusal alanda bu bilgiyle temas kurduğu’ daha geniş bağlamda anlaşılması gereken bir sorun’ olduğunu da not ediyorlar.2 Başka şekilde ifade edersek, yalan haber enformasyon toplumunun bir türlü kanserli büyümesi şeklinde ortaya çıktı.

Jean Baudrillard, büyüyen enformasyon toplumunun sıkıntılarını 30 yıl önce görmeye başlamıştı. Kişisel bilgisayarların giderek her evin ihtiyacı haline geldiği, John de Mol’un Channel 4 için Big Brother programını hazırladığı ve Vanity Fair’in ‘haberlerin, kültürün ve hatta insan davranışının magazinleştiği’ bir ‘Tabloid On Yılı’ olarak tanımladığı bir dönemde yazan Baudrillard’ın öngörüleri, çarpıcı şekilde ileri görüşlü çıktı. En kritik katkılarından biri, ilk olarak Simülakrlar ve Simülasyon’da (1981) geliştirdiği ‘hiper gerçeklik’ fikri.6 Baudrillard ‘simulakr’ ve ‘simülasyon’ konseptlerini ortaya koymuş olarak hiper gerçeklik fikrine ulaşıyor. Kısaca, simulakr kayıp bir gerçekliğin göstergesi (‘sign’) veya hiç olmamış bir gerçeklik olarak anlaşılabilir, simülasyon ise, gerçekliğin, gösterge gerçekliğin kendisi haline gelecek şekilde gerçeklik göstergelerinin sürekli bir tekrarından ve yeniden yaratılmasından oluştuğu hiper gerçek durumudur.2 Aynı şekilde, hiper gerçeklik, gerçeğin yerini gerçekliğin yeniden üretimlerinin ve yeniden sunumlarının aldığı bir tarihsel durumun adı: gerçeklik, sunumlarından ayırt edilemez hale gelir; doğru olan yalan veya sahte olandan ayırt edilemez hale gelir ve anlam, bitimsiz iletişim ve ifşa, paylaşma ve tıklama tuzağı yörüngesinde düzeltilemez şekilde yiter.

Daha ilginci, Baudrillard hiper gerçekliğe düşüşü medya ve enformasyonculuk ile ilişkilendiriyor. 1985’te yayınlanan ‘The Masses: The implosion of the Social in the Media’ (Kitleler: Medyada Sosyalin Patlaması) makalesinde Baudrillard şöyle yazar:

Gelecekte gerçekliği medyadaki istatistiksel, simülatif projeksiyonundan asla ayırt edemeyeceğiz, gerçeklik hakkında bir muallaklık ve kesin belirsizlik durumu.8

Baudrillard, medyanın enformasyonculuğunun ürettiği şekliyle hiper gerçeği karakterize eden bu belirsizliği analiz etmeye şöyle devam ediyor:

“Enformasyon yokluğundan değil enformasyonun kendisinden ve hatta bir enformasyon fazlalığından kaynaklanır. Belirsizliği üreten şey enformasyonun kendisidir, dolayısıyla bu belirsizlik, her zaman çözülebilir olan geleneksel belirsizliğin aksine, düzeltilemezdir… Aşırı enforme olmuş kitleler, içe doğru büyüyen bir obezite geliştirir. Çünkü sahnesini (scene) yitiren her şey (obez beden gibi), tam da o sebeple müstehcen (ob-scene) hale gelir.

Kitlelerin sessizliği de bir anlamda müstehcendir. Çünkü aynı zamanda kitleler, yaptığı tek şey temsil edilebilir olanın yerini tıka basa doldurup kendisini sessiz bir denkte hükümsüz kılmak olmasına rağmen onları aydınlatma iddiasındaki bu faydasız hiper-enformasyondan meydana gelmiştir. Ve kitlelerin ve enformasyonun bu müstehcen döngüselliğine karşı yapabileceğimiz pek bir şey yok. İki fenomen birbirini tamamlıyor: kitlelerin hiçbir fikri yok ve enformasyon onları enforme etmiyor.2 (İtalikler orijinal metinden)

Burada özellikle yakıcı olan şey, Baudrillard’ın kapanış beyanı: ‘enformasyon enforme etmiyor.’ Ancak Baudrillard açısından daha kritik olan şey, enformasyonun kitlesel medyada ve başka yerlerde yaygınlaşmasının, yüz yüze iletişimin sembolik mübadelesini kesintiye uğratması ve bunun yerine, sürekli bir anlam simülasyonu üretmesi. Bu simülasyonda veya hiper gerçeklikte, anlam ve gerçeklik, Mark Poster’ın Baudrillard’ın hipotezini yorumlayışına göre, ‘hiçbir göndergeye (referent), hiçbir temele, hiçbir kaynağa sahip değildir. Temsil mantığının dışında işler.’10

Baudrillard’ın burada ‘bir şeyin önünde durma’ anlamındaki Latince ‘ob’ ve anlam-oluşturmanın yerine ‘scene’ (sahne) kelimelerinden meydana getirdiği müstehcene (ob-scene) yaptığı vurgu da önemli (özgün Fransızcasında obscènein): anlam hiper gerçeğin şiddetinde tümüyle dağılmıştır. Yukarıdaki tanımda, bu müstehcenlik ‘kitlelerin’ kendisinin bir özelliği haline gelir ve üretilen şey, enformasyonun kendisi hakikatin ve anlamın bir simülasyonu olduğundan, ‘kitlelerin hiçbir fikre sahip olmadığı ve enformasyonun da onları enforme etmediği’ umursamaz ve siyasetten uzaklaştırıcı bir belirsizliktir.11

Baudrillard’ın 1990’da yayınladığı Kötülüğün Şeffaflığı’ndan, göstergelerin ve simülasyonun sonsuz yeniden üretimi bitmek bilmez bir depolitizasyona işaret eder, bilhassa siyasa olan zaten gerçekleşmiş olduğundan: artık ‘orji sonrasındayız.’12 Ama, Budrillard’ın halihazırda ifade ettiği gibi, sormamız gereken soru: ‘orji bitti, şimdi ne yapacağız’13 Cevabı daha fzla simülasyon:

Hızlanarak aynı yönde gidiyormuş gibi yapmaya devam edebiliriz, oysa tüm özgürleşme hedeflerini çoktan ardımızda bıraktığımızdan ve dolayısıyla tüm sonuçların ilerisinde oluşumuz – peşinde koşmuş olduğumuz tüm göstergelerin, tüm biçimlerin, tüm arzuların elimizin altında oluşu – bir takıntı gibi aklımızdan bir türlü çıkmadığından, gerçekte bir hükümsüzlüğe doğru hızlanıyoruz. Simülasyon durumu bu; tüm senaryoları, ister gerçekten ister potansiyel olarak, tam da zaten gerçeklemiş oldukları için tekrarlamaya mecbur olduğumuz bir durum. Ütopyanın gerçekleşmiş olduğu ama paradoksal biçimde, sanki gerçekleşmemiş gibi yaşamaya devam etmeye mecbur olduğumuz durum. Ama gerçekleştiği ve dolayısıyla artık onu gerçekleştirme umudu besleyemeyeceğimiz için, yapabileceğimiz tek şey, onu bitmek bilmez simülasyon üzerinden ‘hiper gerçekleştirmektir.’14

Ancak bu noktada bir açmaza varıyoruz. Baudrillard bundan öte bir izah önermiyor: göstergelerin mübadelesi ebediyen devam ediyor ve onunla birlikte de bir direnişin veya yeniden politikleşmenin alevlenmesi ihtimali ortadan kayboluyor ya da dağılıyor. Dolayısıyla, Baudrillard eleştiriyi tüketiyor – Sylvère Lotringer ile Forget Foucault’daki (Foucault’yu Unutmak) mülakatlarında varılan bir nokta bu.15 Eleştiri yalnızca sınırlarına dayandırıldığından değil, kendi mantığı uyarınca tarih dışı, apolitik ve alternatifsiz olan yeni bir mübadele ve simülasyon şeması tarafından tüketilmiş – ele geçirilmiş – hale geldiği için de tükeniyor.

Öyleyse Baudrillard’ın öngörüleri yalan haber fenomenini anlamamıza ne kadar yardımcı olabilir? Bir taraftan, yalan haberin bir semptomu olduğu toplumsal durum hakkında genelleme yapabilmeye o kadar da yardımcı olmayabilir. Meseleyi değerlendiren siyasi mercilerin işaret ettiği üzere, sorunu ele alan girişimlerin ‘bağlama özgü ve bağlama duyarlı olması ve bir bağlamda işe yarayan cevaplar başkalarında yaramayabileceği için sürekli olarak değerlendirilmesi gerekiryor.’16 İfade özgürlüğünü, enformasyon özgürlüğünü ve medya bağımsızlığını korumak adına daha sınırlayıcı bir yorum getiren Damian Tambini, yalan haber konusunda düzenleme getirilebilecek tek meşru zemininin, ‘ulusal güvenliği tehlikeye atma niyetiyle bilerek yalan’ teşkil etmesi durumu olduğunu belirtti.17

Diğer taraftan, Baudrillard’ın iç karartıcı hiper gerçeklik tanımı, direnmek istediğimiz türden toplum için önemli bir uyarı vazifesi görebilir. Baudrillard’ın artık enformasyonun enforme etmediği ve hakikatin sahte simülasyonundan ayırt edilemediği hiper enforme topluma dair kehanetsi analizi, günümüzün yalan haber ve dezenformasyon ikliminde, belki de teknolojiye yönelik eleştirilerin yükseldiği gündeme ek olarak, hemen fark edilebiliyor. Ancak çağdaş toplum içinde hiper gerçek momentleri ve biçimleri görülebiliyor olsa da, bu kısmi hiper gerçeklik olaylarının bir bütün olarak toplumu karakterize etmesine izin vermemek önemli.

1. Independent High Level Working Group on Fake News and Online Disinformation, A Multi-Dimensional Approach to Disinformation, (2018): http://www.tgcom24.mediaset.it/binary/documento/97.$plit/C_2_documento_1140_upfDocumento.pdf, s. 10.
2. Age.
3. Age, s. 12.
4. Age, s. 11.
5. Age.
6. Jean Baudrillard, Simulacra and Simulation (1981), Michigan: University of Michigan Press.
7. Age.
8. Jean Baudrillard, ‘The Masses: The Implosion of the Social in the Media’, Mark Poster, Jean Baudrillard: Selected Writings (1985) içinde, Stanford: Stanford University Press, s. 210.
9. Age.
10. Mark Poster, ‘Introduction,’ J Baudrillard Selected Writings (1988) içinde (ed M Poster), s. 7.
11. Yukarıdaki 8. not.
12. Jean Baudrillard, The Transparency of Evil: Essays on Extreme Phenomena (1990), London: Verso.
13. Age, s. 3.
14. Age, s. 4.
15. Jean Baudrillard, Forget Foucault, (1997) Cambridge: MIT Press
16. Yukarıdaki 1. not, s. 14.
17. Damian Tambini, LSE Media Policy Brief 20, Fake News: Public Policy Responses (2017): http://eprints.lse.ac.uk/73015/1/LSE%20MPP%20Policy%20Brief%2020%20-%20Fake%20news_final.pdf, s. 14.

Kaynak: Dr. Rachel Adams / Critical Legal Thinking
Sezai Ekinci8April 19, 2019, 1:29
[1] 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11
Sezai Ekinci
Toplam İletisi:368