RENE MAGRİTTE
13/10/14 | YORUM SAYISI 0 | GÖRÜNTÜLENME 2894 |    Ters Dizgi

Magritte ve Faucault bu iki insanı bir araya getiren şey ise, bir pipoyu model alan tablo ve bu tablonun hemen altına iliştirilmiş olan "Bu bir pipo değildir" cümlesi. İşte Foucault, söz konusu tablo için küçük çaplı da olsa bir kitap yazmış.* Fakat küçük hacmine rağmen kitap, içinde birçok önemli sorunu işlemekte; modern resimden, dilbilime, görüntü ile gösterge arasındaki ilişkilere kadar pek çok alana değmektedir.
Foucault'un bu resme olan ilgisinin görsel değil, daha çok sözel bir sebebi vardır. Çünkü Magritte, eğer yapmış olduğu pipo deseninin, altına "Bu bir pipo değildir" cümlesini koymasaydı, Foucault da bu konuyla ilgilenmeyecekti. Peki, basbayağı bir piponun resmi olduğu hâlde tablodaki niçin bir pipo değildir? Bu sorunun cevabı her ne kadar resmin içinden bir cevap bekliyor gibi görünüyorsa da, temelde bir dil felsefesi sorunu vardır. Sözcükler, temsil ettikleri şeye bir gönderimde bulunur mu? Başka bir deyişle, şey/nesne ile onu işaret eden sözcük arasında herhangi bir görsel, işitsel vb. bir ilişki var mıdır? Saussure'cü dilbilim anlayışı böyle bir ilişkinin/gönderimin olmadığını ileri sürer. Foucault'nun da Magritte'in tablosuna ilgisi tam da bu noktada başlar. Çünkü o da "Kelimeler ve Şeyler"de aynı şeyi söylemekte ve "gördüğümüz söylediğimizin içine hiçbir zaman yerleşmiş değildir." demektedir.
Magritte'in de ilk anda piponun deseni ile kendisi arasında bir uçurumun olduğunu öne süren "Bu bir pipo değildir" önermesi, ancak piponun bir hayalinden/tasarımından söz edebileceğimizi söyler Foucault'ya göre. Bu tabloda bir tek hakikat vardır o da desendir, ama o desen için asla "Bu bir pipodur" diyemeyiz. Foucault'ya göre, Magritte'in tablosu çözülmüş bir kaligram (yani konusunu görüntüleyecek şekilde düzenlenmiş şiir. Örneğin gemicileri anlatan bir şiirin, dizelerinin bir gemi resmine benzemesi gibi.) özelliği gösterir. Çünkü "kaligram hiçbir zaman aynı anda diyemez ve canlandıramaz." Aslında bir metin gibi okuyabileceğimiz bu tablo -ki Magritte de böyle olmasını isterdi- ne önüne model aldığı pipoyu canlandırır, ne de o cümle oradaki şeyin bir pipo olmadığını söyler. Her iki gösterge sistemi de göstermek istedikleri şey olmadığına, onun özünü taşımadığına göre bu tablonun da, cümlenin de bize "gördüğümüz" şeyleri söylemediği kesindir.
Foucault, resim için iki kavram ortaya atar: Bunlardan birisi 'benzeyiş', diğeri ise 'andırış'tır. Benzeyiş önüne model aldığı şeyi canlandırmak ister. Yani önündeki şey olmak ister. Ancak andırışta ise resim önündeki/modeli olmamak için direnir. İşte söz konusu tablonun da olmak istediği budur. O, bir resim olarak özgür, hiçbir şeye gönderim yapmayan, hiçbir şeye -modeline bile- benzemeyen bir şey olmak için çırpınmaktadır.
"Bu bir pipo değildir!" cümlesi, tablo için seyirciye (okuyucu mu demeliydim) bir uyarı cümlesi değil, tablonun adıdır. Nasıl olumlu anlamda tablonun altına "Buğday Tarlasında Kadınlar" yazıyorsak, "Bir pipo" da yazabilirdik. Fakat Magritte'in adlarla kurduğu karşıt ilişki biçimi burada bambaşka düşünsel bir dünya oluşturmuştur. Yani, bu bir pipo değil, bu bir pipoyu "andıran" resim dersek o zaman elbette "Bu bir pipo değildir" önermesi doğrulanır. Burada bildiğimiz, daha önceden hakkında bilgi sahibi olduğumuz bir nesne olduğu için pipo sözcüğünü kullanıyoruz. Onu hiç tanımıyor olsaydık elbette Magritte daha mutlu olacaktı. Çünkü o, ısrarla bir şeylere değil de resmi kendine doğru çevirmemizi ister bizden. Ayrıca o, tablosunu yalnızca bir görüntü olarak görmemizi istemezdi, çünkü Magritte de görüntülerin değil, göstergelerin önemli olduğunu çok iyi biliyordu.
Resim insanlığın ilk çağlarında bir yazma/anlatma biçimiydi. Belki figürlerden harflere geçilirken ve geçildiği ilk dönemlerde harfler, sözcükler, şeylerine/nesnelerine işaret ediyordu. Ancak bugün gelinen noktada şeyin kendisini içine almadığı gibi, bazen şey'den de çok uzaklaşmış olabiliyor. Hâl böyle olunca da çizgi'lerin gösterdiklerinin, gösterildiğini sandığımız şey olduğundan bahsedemeyiz.
Elbette, Magritte'in piposu, pipo değildir; yere düştüğünde kırılan lületaşı değildir çünkü. Hem karşınızdaki şeyle tütün de içemezsiniz!

Rene Magritte
Gerçeküstücülük akımının en önemli temsilcilerinden sayılır. Düş ürünü temaları işlediği resimleri, komedi, korku, tuhaflık ya da ilginçlik kavramlarının bir karışımıdır. Sanatsal resimlerinin yanında yaşamının bir döneminde reklam çizimleri de yapmıştır.

Magritte, Hainaut bölgesindeki Lessines şehrinde, 1898'de, terzi Lèopold Magritte ve kadın şapkacısı Adeline Magritte'in en küçük çocukları olarak dünyaya geldi. 1910 yılında çizim dersleri almaya başladı. 1912 yılında annesi Sambre Nehri'ne atlayarak intihar etti. Magritte, annesinin sudan çıkartılışına şahit oldu. Annesinin cesedinin suyun üzerinde yüzüşünün, elbisesinin kafasını örtmesinin, ressamın 1927-1928 yıllarında çizdiği Les Amants serisine ilham kaynağı olduğu söylendi. Fakat Magritte bu açıklamadan hiç hoşlanmadı. 1918'e kadar iki sene boyunca Brüksel'deki Académie Royale des Beaux-Arts'a devam etti. 1922 yılında, 1913'te tanıştığı Georgette Berger ile evlendi.

Magritte, Brüksel'deki Galerie la Centaure ile tam zamanlı olarak çizim yapmasına olanak sağlayan bir anlaşma imzaladığı 1926 yılına kadar, önce bir duvar kağıdı fabrikasında çalıştı. Daha sonra da afiş ve reklam tasarımcılığı yaptı. 1926'da ilk gerçeküstücü resmi olan Kayıp Jokey (Le Jockey Perdu)i çizdi. 1927'de ise ilk sergisini Brüksel'de açtı. Bu sergisi hakkında aldığı eleştirileri kaldıramayan Magritte, başarısızlığın getirdiği depresyon sebebiyle Paris'e taşındı. Paris'te André Breton ile arkadaş oldu ve gerçeküstücülerin arasına girdi.

Kariyerinin ilk zamanlarında, sürrealistlerin hamisi olan Edward James, ressamı evinde kira ödemeden kalması ve resim yapması için destekledi. James, sanatçının iki resminde görülebilir: The Pleasure Principle ve La Reproduction Interdite.

II. Dünya Savaşı'nda Almanya Belçika'yı istila ettiği sırada Brüksel'de kalan Magritte ile Breton arasında bir kopukluk yaşandı. İlk dönem resimlerinde görülebilen vahşet ve karamsarlığı bu dönemde terk eden ressam, daha sonraları bu temalara geri dönecekti.

Amerika Birleşik Devletleri'nde resimleri ilk olarak New York'ta 1936 yılında sergilendi. Aynı şehirde daha sonraki yıllarda, 1965'te Modern Sanat Müzesi'nde, 1992'de ise Metropolitan Museum of Art'ta iki sergisi oldu.

Magritte, 15 Ağustos 1967'de pankreas kanserinden vefat etti ve Brüksel'deki Schaarbeek Mezarlığı'na gömüldü.

Magritte'in çalışmalarına olan ilgi 1960'larda arttı ve resimleri pop, minimalist ve kavramsal sanata ilham kaynağı oldu. Ressam, 2005'te oluşturulan En Büyük Belçikalılar (De Grootste Belg) listesinin Valonya versiyonuna dokuzuncu, Flaman Bölgesi versiyonunda ise on sekizinci sıradan girdi.

Felsefi ve Sanatsal Yaklaşımı
Magritte resim konusunda kusursuz bir uzmandı. Çalışmalarını çoğunlukla bilinen şeylere yeni manalara kazandırmaya ve sıradan nesneleri alışılmadık bir içerikle göstermeye dayandırdı. İmgelerin İhaneti (La trahison des Images) isimli çalışması, objelerin göründüklerinin dışındaki anlatımsal kullanımına örnek oluşturdu. Bu resimde tütün dükkânı reklamının modeli gibi görünen bir pipo çizen Magritte, söz konusu piponun hemen altına "Bu bir pipo değildir" (Ceci n'est pas une pipe) yazdı. Bu cümle ilk başta bir çelişki gibi görünse de esasında doğrudur; resim bir pipo değil, piponun bir görüntüsüdür. (Fransız filozof ve eleştirmen Michel Foucault, kitabı Bu bir pipo değildir'de bu resmi ve onun yarattığı paradoksu anlatır.)

Sanatçı aynı yaklaşımı bir elma resminde de kullandı. Meyveyi son derece gerçekçi çizdikten sonra onun bir elma olduğunu reddetti. "Bu bir ... değildir" çalışmalarında Magritte'in göstermeye çalıştığı gerçekçi sanata ne kadar yaklaşılırsa yaklaşılsın, öğenin kendisine yaklaşılamayacağıdır - Biz, bir pipo resmiyle tütün içemeyiz.

Magritte'in sanatı, Joan Miró gibi çalışmalarında daha otomatik bir tarz belirlemiş sanatçılarla karşılaştırıldığında, gerçeküstücülüğün anlatımsal tarafında kalır. Gerçekdışı öğelere ek olarak, çalışmaları çoğu zaman nükteli ve eğlendiricidir. Ressam ayrıca bazı meşhur resimlerin gerçeküstü versiyonlarını da çizmiştir.

Sanatçı eserlerini şöyle anlattı: "Benim resimlerim hiçbir şey anlatmayan görsel imgelerdir. Akla gizemi getirirler. Doğrusunu isterseniz, benim resimlerimi gören biri kendi kendine şu basit soruyu sorar: 'Bunun manası ne?' O resmin bir manası yoktur. Çünkü zaten gizem de aslında hiçbir şeydir, bilinmeyendir."

Popüler Kültürde
1960'larda Magritte'in çalışmalarına olan ilgi büyük boyutlara ulaştı. Eserlerinin halk tarafından tanınmasının önemli sebeplerinden biri de, resimlerin rock albümü kapaklarında yer alan reprodüksiyonları oldu. Bu kapakların ilk örnekleri arasında 1969 yılı çıkışlı Jeff Beck Group albümü Beck-Ola (The Listening Room isimli eseri kullanıldı) ve ressamın L'Empire des Lumieres isimli çalışmasının kullanıldığı Jackson Browne'ın 1974 yılı çıkışlı albümü Late for the Sky sayılabilir.[5] Britanyalı folk-rock grubu Lindisfarne'dan Alan Hull, 1973 ve 1979'da çıkardığı iki solo albümünün kapağı olarak ressamın resimlerini kullandı. 1977'de yayınlanan Styx albümü The Grand Illusionın kapağında Carte Blanche görülebilirken, Gary Numan'ın 1979 tarihli albümü The Pleasure Principleda ve John Foxx'un 2001 yılı albümü The Pleasures of Electricityde Le Principe du Plaisir kullanıldı.

Paul Simon, 1983 yılında çıkan albümü Hearts and Bonesda "Rene And Georgette Magritte With Their Dog After The War" isimli bir şarkıya yer verdi. Büyük bir Magritte hayranı olan Paul McCartney, ressamın pek çok resmine sahiptir. Ayrıca sanatçı kurdukları Apple firmasının ismini verirken de Magritte'ten etkilendiğini açıkladı. Ressam, John Cale'in 2003 yılında çıkarttığı albüm HoboSapiens'te de bir şarkının ismi ve konusudur.

Pek çok filmde de Magritte'ten esinlenilmiş imgelere rastlanabilir. Örneğin bir adamın yüzünün elmayla kapatıldığı Adamın Oğlu isimli çalışması 1992 yapımı Toys (Oyuncaklar), 1999 yapımı The Thomas Crown Affair ve 2004 yapımı Ryan isimli filmlerde alıntılandı. 2004 yılında vizyona giren I Heart Huckabeesde Dustin Hoffman'ın canlandırdığı Bernard Jaffe karakteri Magritte'ten esinlenilmişti. Ayrıca Ellen Burstyn imzalı 1998 yapımı The Fear of God: 25 Years of "The Exorcist" isimli belgeselde The Exorcist filminin afişinin Magritte'in L'Empire des Lumieres isimli eseri ilham alınarak yaratıldığı öne sürüldü.

İspanya'da ödüllü çocuk programı El Planeta Imaginario (1983-1986), "M, el extraño viajero" (M, Tuhaf Yolcu) ve "La Quimera" (Ejdarha) isimli iki bölümünü ressama adadı.

Magritte'den Etkilenen Ressamlar
Çağdaş ressamlar, Rene Magritte'in imgelerin değişkenliğini sorgulamayı teşvik eden yanından çok etkilendiler. Magritte'in çalışmalarından ilham alan ressamlar arasında John Baldessari, Sherrie Levine, Ed Ruscha, Andy Warhol, Jasper Johns, Vija Celmins, Marcel Broodthaers,Gürbüz Doğan Ekşioğlu ve Martin Kippenberger gibi isimler vardır. Bazı sanatçıların çalışmalarında Magritte'in resimlerine doğrudan referanslar varken bazıları ise ressamın soyut tespitlerine çağdaş bir bakış açısı ile yaklaşmışlardır.
Kaynak:wikipedia
Sezai EkinciOctober 13, 2014, 1:35
[1]
Çevrimiçi Üyeler
0 Üye 9 Ziyaretçi