CARAVAGGİO
30/06/13 | YORUM SAYISI 1 | GÖRÜNTÜLENME 1905 |    Ters Dizgi

Michelangelo Merisi da Caravaggio (d. 29 Eylül, 1571, Milano – ö. 18 Temmuz, 1610), İtalyan ressamdır. Roma, Napoli, Malta ve Sicilya'da çalışmıştır. Barok sanat akımının ilk büyük sanatçısıdır.

Caravaggio, ismini doğduğu kasabadan almıştır. Michelangelo Merisi Caravaggio gerçek ismidir. Caravaggio güçlü ışık-gölge kullanımı ve resimsel düzenlemeyi dramatik bir açıdan ele alışıyla barok sanatının en özgün uygulayıcılarından biri olmuştur. 1584’te Bergamo’lu bir ressam olan Simone Peterzano’nun yanına 4 yıllığına çırak olarak girmiş, ilk deneyimlerini Lotto ve Giovanni Girolama Savoldo (1480-1548) gibi sanatçıların yaptılarını incelemekle kazanmış, Tiziano’nun öğrencisi iken Venedik Okulu'yla da ilişki kurmuştur. Roma’da çalıştığı dönem yapıtları dramatik bir anlatım sunmayan kendi portreleri ve ölü doğa resimleridir. Bunlarda güçlü bir ışık gölge kullanılmış ve ayrıntıları özenle betimlemiştir.

Caravaggio'nun gerçekçi doğalcılığının ilk kez bütünüyle ortaya çıktığı yapıt Roma'daki S. Luigi dei Francesci Kilisesi'nin Contarelli Şapeli'ndeki Aziz Matta'nın yaşamını konu alan bir dizi resimdi. Bu, Aziz Matta ve Melek, Aziz Matta'ya Çağrı ve Aziz Matta'nın Şehit Edilmesi konulu üç resimden oluşan görkemli bir tasarıydı. Altarın üzerine yerleştirilmesi düşünülen Aziz Matta ve Melek'in ilk biçimi S. Luigi dei Francesci'nin o güne değin bir azizin böyle canlandırıldığını görmemiş rahiplerine o kadar ters geldi ki, resmin yeniden yapılmasını istediler. İncil yazarlarından biri olan Aziz Matta resimde sıradan bir işçi ya da rençber görünümündeydi.; ayağını resmin dışına çıkıp insanın yüzüne gelecekmiş gibi uzatmış, kaba bir biçimde bacak bacak üstüne atmış olarak betimlenmişti. İncelikten yoksun melek figürü ise cahil birisine yol gösterircesine azizin elini zorla kitaba doğru bastırır gibiydi. Kilise ileri gelenleri Caravaggio'nun sıradan bir kişiyi yüceltirken gerçekte Aziz Matta'yı sokaklardan kurtaran İsa'ya öykündüğünü kavrayamamışlardı.

Yaşadığı dönem

Caravaggio, Otuz Yıl Savaşları döneminde yaşamıştır. Barok önceleri, kuyumculuk dilinde düzensiz ve acayip biçimli taş ve incileri niteleyen bir kelime olarak kullanılmıştır. Önce İtalya'da doğmuş, daha sonra Avrupa’ya ve hatta, Latin Amerika’ya kadar yayılmıştır. Karşı-reform hareketini benimseyen sanatçılar eserlerinde dini coşku ve heyecanın yaratılmasına çalışmışlardır. Dini atmosfer dışındaki alanlara da yönelmişlerdir.

Rönesansın denge ve uyum konusunda eriştiği ölçüden çok, maniyerizm’de beliren abartı ve hareketlilik hakimdir. Işık, gölge oyunlarına dayanarak heykel, resim ve mimarinin kaynaştırıldığı tüm sanat anlayışı getirilmiştir. Çiçek, meyve gibi nesnelerin belli bir düzende ele alındığı ölü tabiyat (natürmort) türü bu dönemde ortaya çıkmıştır. Bu dönemin ünlü sanatçıları, Caracci, Caravaggio, Vermeer, Velazquez, Rubens ve Rembrandt'tır. Her ne kadar barok denilen anlayış ve stil 16. yüzyıldaki bazı sanatçılarda görülse de, esas itibariyle kilisenin önderlik ettiği karşı-reform hareketi içerisinde ortaya çıkıp geliştiği kabul edilir. Gerçekten de, 18. yüzyılda birçok Katolik Avrupa ülkesinde mimar, heykeltıraş ve ressamları teşvik eden, onların kutsal amaca yönelik nitelikteki eserlerinin müşterisi olan; kral ya da prenslerden önce kilisedir.
















































tutunamayanlarJuly 1, 2013, 1:43
QUO VADİS?
— Quo vadis, Domini?
Yakalanacağını anlayınca Roma’dan kaçan havarî Petrus’un yolda giderken kendisiyle karşılaştığı Efendisi İsa’ya merak ve heyecan içinde sorduğu sorudur bu!
— Efendim, nereye gidiyorsunuz?
Hz. İsa’nın bakışlarında incinmişlik, sesindeyse sitem dolu bir hüzün vardır:
— Roma’ya!
Gözleri faltaşı gibi açılmış bir hâlde “Niçin?” diye sorar Petrus, şaşkın şaşkın...

İsa, o mağrur, o mazlum bakışlarını vakarla yere indirir ve dudağının kenarına ilişen acı bir tebessümün eşliğinde şöyle der:
— İkinci kez çarmıha gerilmek için!
İncinmiş bir sevgilinin, âşıkına en kahredici cilvesi, her hâlde, ona sadakatinden kuşkulandığı îmasında bulunmasıdır.

İki sevgili arasında —tarihin nadiren tanık olacağı— en iç acıtıcı sahnelerden biridir bu! Hissedildiğini gösterecek tek alâmet ise iki damla gözyaşı!

Petrus işareti almıştır. Ağlayarak Roma’ya geri döner ve yakalanır ve çarmıha gerilir. Üstelik başaşağı.

Kurban göğün nazarına sunulmuştur ya, artık kuzularının uğruna Efendi’nin kendisini ikinci kez feda etmesine gerek kalmamıştır.

Baki olan, sadece aşka hürmet ve sadakattir.



Aziz Petrus’un çarmıha gerilişi, birçok sanatçı (msl. Massacio, Michelangelo, Caravaggio, Guido Reni, Giordano) tarafından farklı ayrıntılar öne çıkarılarak resm ve tasvir edilmiştir.

Bu sanatçılar arasında, belki de sanat tarihinin en huysuz, en kavgacı, en serserî ressamı olan Caravaggio’nun isminin altına bir mim koyalım.

Koyalım, çünkü —kendisine “câni ressam” bile denilmiş bulunan— Caravaggio’nun bu şah-eseri tek kelimeyle bir istisnadır, bir şahikadır.

Petrus’u resmederken ulaştığı zirveye bugüne kadar yüz sürebilmiş bir başka sanatçı var mıdır, hakikaten, hatırlamakta güçlük çekiyorum.

Eleştirmenler birbirinden farklı beğeni ölçütleri kullanırlar Caravaggio’nun mezkur eserini yorumlarken. Oysa biz burada muhtelif eleştiri teknikleriyle vakit kaybetmeyeceğiz ve sadece birkaç ayrıntıya dikkat çekmekle yetineceğiz.

Önce, Aziz Petrus’un —bazılarına göre, Efendisine hürmeten!— çarmıha başaşağı gerildiğini hatırlayacağız.

Sonra, dikkatlice şehîdimizin çehresine bakacağız. O yaşlı yüzdeki teslimiyete. Sabırla mermere hâkedilmişcesine yüz çizgilerinden yansıyan o izzet ve vakara. “Hadi şu işi bir an önce bitirin de sevgiliye kavuşayım!” der gibi bakınan inançlı gözlerin derinliğine. O derinliklerden ışıyan tevekkül ve sükûnete.

Zahmet edip resme atf-ı nazar eyleyen her talibin, ancak sadakatini isbat eden âşıklarda rastlanabilecek o müsterih yüze odaklanmaktan başka yapabileceği pek bir şey yoktur.

Bu eser, mâtem hâlindeki zayıf yürekleri ısıran kara bir ağıt değil! Yasını tutacakların yaralı gönüllerine ürperti düşürecek mutaassıb bir tebliğ gösterisi ise hiç değil!
— Quo vadis, Domini?
Bakışları o çehreyle meşgul olanın kulağında çınlayacak olan da hep bu ifadedir.
— Efendim, nereye gidiyorsunuz?
Dikkat ettiniz mi bilemiyorum ama menkıbede Hz. İsa’nın cevabına mukabil Petrus’tan sadır olan sözlü bir karşılık kaydedilmemiştir.

Caravaggio, Petrus’un sükûtunu, âdeta çehresindeki teslimiyet ve tevekkülle seslendirmiştir.

[Aslında, “gördüğüm, sevgilinin yanına gideceğini bilen bir âşıkın umarsızlığı” da diyebilirdim.]

Bil ki ey talib, âşıkın hâlinde gaflet olmaz! Başka bir deyişle, âşık aslâ gafil olmaz!
Aşk vadisinde yapılmış ve yapılacak olan en küçük hatanın hükmü daha baştan bellidir: ihanet!

Sadakatin zıddı yani.

Aşık hata yaparsa, yani gözlerini kapar ve bir anlığına bile uyursa, aşka ihanet etmiş olur. Yani hesap ederse, yani akleder ve düşünürse...

Akıldan yardım almaksızın hiçbir hain ihanet edemez! Aşık ise akıldan özgür olandır; aklı terketmiş bulunandır. Hesap kitap nedir bilmez o! Bilmeye başladığı an, aşk libasından soyunmaya başlamış demektir. Aşıklar aldanırlar belki ama asla aldatmayı beceremezler.
L’homme est né libre, et partout il est dans les fers.
(İnsan özgür doğar, ve fakat her yerde zincirleriyle yaşar.)
Jean-Jacques Rousseau’nun ünlü eseri "Du Contrat Social" (Toplumsal Sözleşme) işbu cümleyle başlar.

Ey talib, ben de diyorum ki, zincire vurulmayı göze almazsan aslâ Tanrı’ya inanamazsın.
Aşık olmak demek, zincire vurulmak demektir. Sevmek demek, sevgisiz ellerce çarmıha gerilmek demektir. Senin anlayacağın, aşk, özgürlükten vazgeçmek demektir.

İkide bir inandığını söyleyip durma da göster bana, hani, prangaların nerede? Nerede zincirlerin?

Madem inanıyorsun, o hâlde niçin Roma’dan kaçıyorsun?
Dücane Cündioğlu
Sezai EkinciOctober 31, 2014, 12:05
[1]
Çevrimiçi Üyeler
0 Üye 2 Ziyaretçi