FİKRET MUALLA
30/06/13 | YORUM SAYISI 0 | GÖRÜNTÜLENME 3460 |    Ters Dizgi

Fikret Muallâ, (tam adıyla Fikret Muallâ Saygı) (1903 - 1967) 20. yüzyılın dünyaca ünlü Türk ressamı. Çalkantılı ve bohem yaşam tarzı nedeniyle sadece sanatı değil, yaşamı da resim tarihine adeta bir mitoloji olarak geçmiştir

Yaşamı

Çocukluk ve Gençlik

1903 yılında İstanbul'un Moda semtinde doğdu. Babası, Düyun-u Umumiye ikinci müdürü Ekrem Bey (Mehmet Ekrem Mualla Saygı) annesi Emine Nevber Hanım idi. Kız çocuk bekledikleri için önceden Mualla adını belirlemişlerdi, bebek erkek olunca Fikret adı eklendi. Çocukluk ve gençlik yılları Kadıköy, Bahariye çevresinde geçti. Saint Joseph ve Galatasaray liselerinde öğrenim gördü. Yatılı olarak Galatasaray Lisesi'ne verilmesinin sebebinin, kendisini derslerine çalışmaktan alıkoyan futbol tutkusu olduğu rivayet edilir. Futbolcu dayısı Hikmet Topuzer'in etkisi ile futbola çok düşkündü. 12 yaşında, Galatasaray Lisesi'nde futbol oynarken bir kaza sonucu sağ ayağının kırılması ve topal kalması ile büyük bir sarsıntı geçirdi. Çok düşkün olduğu annesinin kaybı ise onda derin izler bırakan ikinci olaydı. Okuldan kaptığı gribi eve taşıması sonucu ispanyol gribine yakalanan annesinin genç yaşta ölümü üzerine Fikret Mualla'nın hayatına suçluluk duygusu egemen oldu. Annesinin ölümünün hemen ardından babasının çok genç birisiyle yeniden evlenmesi de onu çok etkilemişti. Ardından babasının bu genç hanım yerine oğlunun tepki göstermeyeceğini düşündüğü akrabaları Behice Hanım ile evlenmesi de oğlunda benzer öfkeli bir tepki yarattı. Yaşadığı sarsıntılar Fikret Mualla'yı sinirli ve uyumsuz birisi yapmıştı. Babasının evliliğini bir türlü benimseyemeyen Fikret Mualla, 17 yaşında iken Galatarasay Lisesi'ndeki öğrenimini yarıda bırakıp İsviçre'ye mühendislik okuması için gönderildi. Bunu, evden atıldığı şeklinde yorumladı.

İsviçre'de zamanla, resmin mühendislikten daha çok ilgisini çektiğini fark etti. Savaş yıllarına rastlayan İsviçre'deki öğrencilik döneminde parasız kalmıştı. Dönemin konsolosunun (Rıza Bey) desteği sayesinde resim eğitimi almak için Almanya'ya geçti. Münih Güzel Sanatlar Akademisi'nde afiş ve desinatörlük, ardından Berlin Güzel Sanatlar Akademisi'nde resim eğitimi aldı. Akademide Hale Asaf ile birlikte Arthur Kampf’ın öğrencisi oldu. Almanya'da bulunduğu yıllarda babasının mali durumu bozulup para gönderemez hale gelmesinden sonra Mısır Hidiv’i Abbas Halim Paşa’dan maddi destek gördü. Almanya'da topallığı ve utangaçlığı nedeniyle yalnızlaşan Fikret Mualla, resim yapmadığı zamanlarda içki içiyordu. İlk defa 1928 yıında Almanya'da alkol bağımlılığı nedeniyle tedavi olmak zorunda kaldı. Tedavisinin ardından İtalya ve Fransa'daki sanat merkezlerini gezdi.


İstanbul yılları

Fikret Mualla, evden gelen para kesilince geçim sıkıntısı çektiği için 1927'de Türkiye'ye döndüğünde, mezun olduğu Galatasaray Lisesi'nde ve Ayvalık Ortaokulu'nda kısa bir dönem resim dersleri verdi. Galatasaray Lisesi'nden düşük maaş almasından ötürü, Ayvalık Ortaokulu'ndaki görevinden ise Ayvalık'ta o dönemde elektrik bulunmaması nedeniyle ayrıldı, İstanbul'a döndü. İstanbul sanat çevrelerinde umduğu ilgiyi bulamadı, çalışmaları aşağılandı. Bir süre ilgisini edebiyata yöneltti. Kendisiyle benzerlikler bulduğu Schiller hakkında bir kitap yazdı. Şiller (Schiller) 1759-1805, Hayatı ve Eserleri adlı kitabı 1932'de yayımlandı. 1938 yılında Ses dergisinde yayınlanan Usera Karargahı ve Masal adlı öyküleri de onun edebiyatçı yönünün eseridir.
Mualla, bu dönemde geçimini sahne kostümleri çizerek, kitap resimleyerek sağlıyordu. İstanbul Şehir Tiyatrosu sopranosu Semiha Berksoy'a duyduğu ilginin de etkisiyle Beyoğlu semtine yerleşti. İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda sahnelenen Lüküs Hayat, Deli Dolu, Saz Caz gibi operetlerin kostümlerini çizdi; İsmail Hakkı Baltacıoğlu'nun Yeni Adam Dergisi'nin yazılarını resimledi, aynı dergide dönemin sanatçılarının portre desenleri ve karikatürlerini çizdi; Nazım Hikmet’in Varan 3 adlı şiir kitabını ve Benerci Kendini Nasıl Öldürdü? adlı oyununu resimledi. Resim yapmayı da sürdürüyordu, İstanbul'un çeşitli semtlerinden manzaralar yaptı. 1934 yılında suluboya ve desenlerini sergilediği ilk sergisini açtı, ancak fazla ilgi görmedi.

İstanbul döneminde, sanatsever Salah Cimcoz, ona Moda'daki konağında rahatça çalışacağı bir yer tahsis etmişti. Bu evde Cimcoz'un üç çocuğuna (birisi ilerde cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ün eşi olacak Emel idi) resim dersi veriyordu. Ne var ki Salah Cimcoz ile içkili iken yaşadıkları bir tartışma sonucu konağa gidip üzerinde çalıştığı portreleri parçalayan, dev bir panoda toplu halde portrelerini çizmekte olduğu devlet büyükleri hakkında uygunsuz sözler sarfeden Fikret Mualla, sözlerinden ötürü sorgu ve tatbikata uğradı. Ömrü boyunca onu terketmeyecek polis korkusu böylece başladı. Bu olaydan sonra (1936) bir buçuk yıl süreyle Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde tedavi gördü. Hastanede ünlü doktor Mazhar Osman'ın kontrolündeydi ve Neyzen Tevfik ile aynı odayı paylaştı.

Paris yılları

Fikret Mualla, 1938 yılında babasını kaybedince yüklü bir mirasın sahibi olmuştu. Mal varlıklarını satarak Paris'e yerleşmeye karar verdi. Gitmeden önce, Abidin Dino'nun ricası üzerine 1939 Uluslararası New York Fuarı Türk Pavyonu için İstanbul konulu otuz kadar tablo yaptı. Aynı yıl Ses dergisi için çizdiği desenlerden bazıları müstehcen bulununca hakkında dava açıldı; Mualla, davadan beraat ettikten sonra 26 yıl boyunca yaşayacağı Fransa'ya gitti.


Fransa'ya gittiği dönemde ülkede Edvard Munch ve Wassily Kandinsky gibi ressamların temsilcisi olduğu dışavurumculuk akımı gündemdeydi, ressam da bu anlayıştan etkilendi. Paris'te kısa bir süre eğlenceli, lüks bir yaşam süren Fikret Mualla, II. Dünya Savaşı'nın başlaması ve ülkenin işgal edilmesi üzerine zor bir döneme girdi. Sanatçının, günlük gereksinimlerini karşılamak üzere tablolarını yok pahasına sattığı anlatılır. Alkol sorunu, polis fobisi, yurt özlemi nedeniyle yaşadığı sıkıntılar bir kaç kez hastanede tedavi görmesini gerektirdi. Fikret Mualla, sıkıntılarını resim yaparak ve içki içerek atlatmaya çalışıyordu. Ressam Hale Asaf'a aşık oldu ama karşılık görmedi. 2 ay için hastaneye yattı ama resmi bırakmadı. Bundan sonraki yaşamı çeşitli sanatseverlerin koruması atında sürdü. Mualla, hastanede kendisine resim yaptıran Dina Veiry'nin koruması altına girmişti. Burada yaptığı resimlerle 1954 yılında Paris'te ilk sergisini açtı. 25 yıl boyunca eserlerini toplu olarak hiçbir yerde sergilememişti. O güne kadar tablolarını satın almak isteyenlar onu Paris kahvelerinde bulurlar ve genellikle eserlerini ucuza kapatırlardı. İlk sergisini de iki tablo simsarı organize etti. Sergide, eserleri büyük ilgi gören Mualla'nın tüm tabloları satıldı. Tablo simsarları, Mualla'ya vaadettikleri payı vermeyerek onu dolandırmışlardı ama bu sergi sanatçıyı Paris'teki sanat çevrelerine görkemli bir şekilde tanıttı, Paris ressamı olarak tanınmasını sağladı. Bir çok büyük sanatçıyla tanıştı, Picasso'nun da dikkatini çekti. İkinci sergisini ise iki yıl sonra açtı ve sergiden sonra tekrar akıl hastanesine yatırıldı. Taburcu olduğunda sanayici Lharmin'le bir anlaşma yaptı. Aynı dönemde resimlerinin sürekli alıcısı olan Madam Aggnes ile tanıştı.

Mualla, resimlerinde Paris şehrini konu edindi. Giderek Paris ortamında bir ün kazandı. Eserleri, koleksiyon yapanlar tarafından toplanmaya başlamıştı. Ancak kendisine düzenli bir hayat kuramadı. 1962 yılında felç geçiren sanatçının bakımını Raguel Agnes adlı sanatsever üstlendi. Raguel Agnesi'in eşi Madam Fernande Agnes, onu bir bakıcı eşliğinde Relianne çiftliğine götürdü. 1967'de ölümüne kadar bu çiftlikte Madam Agnes için çok sayıda eser üretti. 1967 yılı Mayıs ayında sinir krizleri nedeniyle bir dinlenme evine yatırıldı. 20 Temmuz günü ölü bulundu. Paris Kimsesizler Mezarlığı'na gömüldü.

Cenazesinin isteğine uygun olarak yurduna getirilmesi 1974 yılnda gerçekleşti. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ün ilgilenmesi üzerine kemikleri İstanbul'a getirilerek Karacaahmet Mezarlığı'na gömüldü.
Sanat hayatı

Fikret Mualla mutlu olabilmek ve her şeyi unutmak için resim yapmıştı. Bu nedenle sanat dünyasındaki çeşitli akımlardan etkilenmedi, resimlerini yaparken sezgilerini kullandı, kendi tarzını yarattı. Eserlerine kendi hislerini aktardı. Coşku dolu resimler yaptı. Huysuz, uzlaşmasız kişiliğini ve mutsuz yaşamını resimlerine yantsıtmadı, yaşama sevinci dolu resimler yaptı.

Şehirleri resmetmeyi seven Mualla, resimlerine İstanbul ve Paris'in insanlarını, sokaklarını, kafelerini, sirkleri, genelevleri, balıkçıları resimlerine taşımıştır. Renklerle oynamayı seven sanatçının, Henri Matisse'in renk kullanımından çok etkilendiği bilinir.

Resimlerini genellikle renkli fon kâğıtları üzerine guaj boya ile yaptı. Suluboya ve pastel malzemelerini resimlerinde sıkça kullandı. Paris sanat ortamında tanınması biraz zaman alan Fikret Mualla'nın eserlerini Picasso'nun övdüğü, hatta bir resmini satın aldığı, kendi çalışmalarından birini de ona hediye ettiği ve Fikre Muala'nında Picasso'nun verdiği tabloyu bir rakı parasına sattığı bilinir.


Fikret Mualla'nın başlıca eserleri arasında Oturan Adamlar, Kafe, Marsilya'da Fransız İşçileri Bir Kahvede, Haliç ve Süleymaniye, Paris'te Bir Sokak, Baloncu ve Balıkçı sayılabilir.

Ölümünden sonra Paris'te açık artırmaya çıkarılan resimleri de Türk devleti tarafından satın alınmış ve Ankara Resim ve Heykel Müzesi'nde bir Fikret Mualla Salonu oluşturulmuştur.

1976'da dostlarından, yakınlarından ve çeşitli koleksiyonlardan derlenen yüz on sekiz resmi ile Ankara'da adına bir sergi düzenlendi. Yapıtlarının çoğu bugün özel koleksiyonlarda bulunmaktadır.
Günümüzde Paris’te Fikret Mualla Dostları adında bir dernek vardır, Bu dernek, Fikret Mualla’nın tablolarını muhafaza etme ve kaybolan tablolarını da arama sorumluluğunu yüklenmiştir.

kaynak: wikipedia

Fikret Muallâ Saygı Yüz Yaşında - Aykırı İşler

2003 yılı boyunca Fikret Muallâ’nın yapıtlarını temalarına göre gruplandırıp yorumlamaya çalıştığımız dokuz sergiden sonra, onuncu ve son sergide bu tematik sergilerin en öne çıkan resim örneklerini ve sanatçının daha önceki dokuz serginin kavramlarına uymayan aykırı yapıtlarını sunmaya çalışıyoruz.

Sanatçının yaşayabilmek için pazarın taleplerine göre de çoğalan tematik resimlerinin dışında kalan “Aykırı Yapıtlar”ı aslında onun kimliğini daha fazla ele veren yapıtlarıdır. Bu hem seçilen konular açısından, hem de bazı yapıtlarındaki resim dili araştırmaları açısından da söylenebilir. Bu yapıt seçkisinin metninde ise, Nurullah Berk’in sanatçıya yönelik eleştirilerine(1) ve onun savunusunu yapan Abidin Dino’nun görüşlerine yer vermenin uygun düşeceği görüşündeyim. Sanatçının “Aykırı Yapıtlar”nı çağdaşı iki sanat adamının farklı değerlendirmeleri eşliğinde sunmak ve on sergide sunduğumuz 345 imgeye göre tüm izleyicilerimizin kendi fikirlerini oluşturmalarını istemek en doğrusu olacak herhalde…

* * *

“…Muallâ, 19.12.1957’de bayan Bolin’e yazdığı bir mektupta biraz yakınıyor: “Sanat bakımından, ilave edeyim ki bana yapılanlardan utanıyorum; bana yapılanlardan. Evet. Fakat yazmayacağım. Evet.” (2)

“Fikret’e bir ömür boyunca musallat olanlar hâlâ susmadılar, bugün bile susmazlar kolay kolay: ”Orhan Koloğlu’nun önceki bölümde belirttiği gibi Muallâ temel kültürden yoksun olduğundan, Mustafa Kemal devrimlerini değerlendirmiyor(3), Türkiye’nin başardığı hamle ile ilgilenmiyordu. Paris onu büyülemiş, memleketi unutturmuştu…” Dahası var: “Bu örneklerden çıkan anlam Muallâ’nın memleketinde kök salmayışı, yabancı kalışıdır.” (…) “Böyle bir ruh haleti içinde Muallâ, resimlerinde, memleketini, kültürünü nasıl getirebilirdi? Nitekim getirmedi. Ayasofya’dan, surlardan, meyhane ve kahve tiplerinden seçilmiş konulardı ama o ateşli çalışışında Batıdan ayrılmak isteyen bir üslûp araştırması sezilmiyordu.”

(…) “Paris’te başlayan devreden ölümüne kadar Fikret Muallâ, Avrupalı bir ressam kaldı.” (…) “Muallâ damgası kolaylıkla okunabilir ama onu, Avrupa resminin dışına çıkartıp Türk’e has bir üslûbun temsilcisi olarak nitelendirmez.” (…) “Muallâ’nın hemen bir ömür boyu Türkiye’den ayrı kalmış olması, üstelik Türkiye’yi hatırlatacak bir temel eğitimden yoksun oluşu onu bir evrenselliğe götürmüştür.” (…) “Natür mort, cansız tabiat, Muallâ’nın çok seyrek başvurduğu bir tür.”

Daha daha:

“Muallâ’nın resimlerinde kadın, bar orospusu da olsa, her hangi bir nesne gibi çizgi ve renk toplamından ileri gitmez.”

Bütün bu sözler herhalde anladınız, Nurullah Berk’in Fikret Muallâ üzerine yazdığı kitaptan alıntılar! Türk’e has üslûptan yoksun, Türkiye’yi hatırlatacak temel eğitimden yararlanmamış, ne “natür mort” türünü geliştirmiş, ne de kadını yansıtmış bir ressammış Fikret Muallâ…

Lafı uzatmaya gelmez, benim tanıklığımla Berk’in tanıklığı arasında birini seçin. Hem de görünen köye kılavuz istemez, uzun söze gerek yok, kitabımızdaki resimlere bakın kendiniz karar verin…

Özetliyorum düşüncemi: Fikret Muallâ “Türk’e has” resim anlayışını, folklorcu bir tutumla değil, yaratıcı katkılarla geliştirmiştir.

Bilen bilir, Fikret Muallâ “nature mort” türünde yüzlerce birbirinden güzel eser vermiştir.

Fikret Muallâ, Türk resminde duygu ve bilgiyle kadını, kadınlığı yansıtmıştır. Demek istiyorum ki yeni Türk resmi, geçmişin taklitçiliğiyle bağdaşmaz. Gelenek dediğimiz şey, daima yenilenen katkıların, daima yenilenen toplamı sadece…

Fikret, özgür ve gerçek bir yaratıcı olmuştur. Ressama adanmış görünen bir kitapta, Nurullah Berk’in gerçeklere bunca aykırı yargılar yayınlaması bile, Muallâ’nın ömrünü zehir edenlerin kimliğini yeterince açığa vuruyor.” (3)

* * *


Son söz olarak, bir ressamın zaman içerisinde yinelediği, sanatında nereden nereye geldiği konusunda kendini sınadığı konuları ve teknikleri ile yapıtının bütünü içinde yanına benzeri konulamayan “tek” yapıtlarının arasındaki farkı algılamak açısından da “Eczacıbaşı Sanal Müzesi - Fikret Muallâ Saygı Yüz Yaşında” sergilerinin izleyicilerimiz için önemli bir deneyim olduğunu düşünüyorum; ama tabii Abidin Dino’nun dediği gibi “Gören Gözler için”…

Haşim Nur Gürel

(1) Nurullah Berk - Orhan Koloğlu; Fikret Mualla Hayatı. Sanatı. Eserleri, Milliyet Yayınları Sanat Kitapları Dizisi: 3,Ekim 1971, sayfa 78-80
(2) Fikret Muallâ - Dostlara Mektuplar; Hazırlayan ve Sunan Ferit Edgü, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul Ekim 1995, sayfa 44.
(3) Abidin Dino alıntının yapıldığı yapıtında bu cümleden sonra şu dipnotu vermekte: Fikret Muallâ’nın Almanya’da yayınlanmış mükemmel bir yazısı bu yargıyı yalanlıyor. (“Der Guerschmitt”. Berlin 1928. Sayı 7)
(4) Abidin Dino - Ara Güler; Gören Göz için Fikret Muallâ, Cem Yayınevi, İstanbul 1980, sayfa 93-94.
Kaynak: sanalmuze.org

AYKIRI YAPITLAR




























































tutunamayanlarJuly 1, 2013, 1:54
[1]
Çevrimiçi Üyeler
0 Üye 12 Ziyaretçi