ROMEO VE JULİET-TEKEL SAHNESİ
17/10/17 | YORUM SAYISI 0 | GÖRÜNTÜLENME 184 |    Ters Dizgi


"Abartı yalnızca aptalları güldürür." Shakespeare

Üsküdar Tekel Sahne'sinde oyun varmı diye bakarken, tesadüfen Romeo ve Juliet'in provasına rastlayıp izleme imkanım oldu.

Başlangıç sahnesi bir rock konserini andırıyordu. Sahne sularla doluydu. Ortasında biri gitar çalmak üzere 5-6 erkek oyuncu. Oyunun başlangıcında üzerine çok düşünmediğim, sahne dekoru, kostümler bir Shakespeare oyununu canlandırmaktan çok, bir ispat, kendini gösterme ve bundan gurur duyma gibi bir anlamla karşıma çıkıyordu. Oyuncuların hareketleri, tavırları Shakespeare canlandırıldığı söylenen bir oyuna göre fazla cinsel-eşcinsel temalar içeriyordu.

Seyirciler sigara içen oyuncularla, su dolu sahne ve onun sesiyle, sıcaklık ve arada bir gönderilen dumanlarla doyuma ulaşmış rahatlamıştı.

Oyun sanki karakterlerin isim benzerlikleri ile Shakespeare'in oyununun adını almış, oyun yeniden kurgulanmış ve aslıyla hiç bir ilişkisi neredeyse kalmamıştı.

Oyunun aslına benzeyen şeylerden biri Romeo ve Juliet adında ki iki karakterdi. Onlar arasında da hareketlerin aşırılığı ve gereksiz temas onları Romeo ve Juliet'ten çok sıradan birer aşığa dönüştürmüştü. Bir aşk hikayesinden beklediğiniz incelik, zarafet, iyilik ve güzellik burada yerini bambaşka bir şeye bırakmıştı.

Oyunda Romeo, Juliet ve bir kaç karakterin söyledikleri hariç söylenenler benim için bir anlama karşılık gelmedi. Sahnede neredeyse devamlı bulunan Romeo'ya öğütler veren, suya dalıp çıkan ve tavırlarındaki aşırılık, futursuzlukla dikkat çeken bir grup oyuncu ve tavırlarındaki estetikten yoksun abartı, onların söyledikleri sözleri ağızlarından çıkar çıkmaz görünüşleriyle uyumlu bir gürültü yığını, bir bağırış çağırış olarak hissettiriyordu.

Seyircinin şaşkınlığı absürt ve abartı ile dindirilmiş yerini merak ve heyecana bırakmıştı. Bir sonraki yemişi bekleyen papağan gibi bir sonraki hamleyi bekliyor ve her zaman için daha büyük olarak kahkahasını düşünmeye başlamıştı. Artık kim bir traediye üzülmek isterdi? Bir trajedi bir komediye benzemekle neyi elde ederdi?

Ölçüsüzce kullanılan beden dili kendini sahne dışına taşımış, sahne artık aşırılıklar ve absürtlüklerle bir panayır alanına dönmüştü. Herkes özgür ve dinç hissediyordu. Bir maymun özgürlüğü.

Doğaçlamalar ise zeki bir insanın gülmekte eminim zorlanacağı açık espiriler ve fütursuz hareketlerden başka bir şey içermiyordu.

Aslından uzakta canlanan oyun tahmin edilemezliği de beraberinde getiriyordu. Bu tahmin edilemezlikle oyunda herşey olabilir ve oyuncuların bu tahmin edilmezlikten sağladığı cürretkarlık herşeyi her hareketi mübah kılabilir.

Artık absürt diye birşey kalmamıştır.

Bu sahnede herşey olabilir. Atlayabilir, düşebilir, bağırabilir, delirebilir, hatta Romeo yerine Juliet bile ölebilir.

Oyunda yaklaşık bir saat kaldım. Shakespeare'in oyunu altında geçen kurgulanmış, gerçeğinden pek birşey içermeyen başka bir şey izledim. Estetik bir kaygıdan yoksun, abartı ve cürretkarlığın gösterisi. Ama tiyatro değil.

Oyunun benim açımdan ve Shakespeare tiyatroları açısından ne bir değeri ne de bir özü vardır. Kendi aralarında sanattan anlayan bir gurup edasıyla yıllardır güya dem vurulan aptal komedisi bir trajedi içinde kendini yeniden göstermiştir.

Bu işe Shakespeare'i karıştırmaya haklarının olmadığını düşünüyorum, ismine bakıp aldanıp giden insanlar da umduğunu bulamayacaktır.

Bernard Shaw ile, Zengin Madam'ın bir keman dinletisi çıkışındaki diyalogları bu anlamsız gösteri için pek yerinde bir hatırlama olacaktır.

Fransız madam ve Bernard Shaw bir dinleti sonrası,
-Nasıl buldunuz Mr.Shaw?
-Bana Victor Hugo'yu hatırlattı
-Ama o keman çalmaz
-Buda çalmıyor.
Sezai EkinciOctober 17, 2017, 11:33
[1]
Çevrimiçi Üyeler
0 Üye 32 Ziyaretçi