FOTOĞRAFIN AHKÂMI
24/03/18 | YORUM SAYISI 0 | GÖRÜNTÜLENME 310 |    Ters Dizgi
Fotoğrafın ahkâmı ışıkla başlar, karanlıkla biter. Büyük harfle başlayıp nokta ile biten cümle gibi, bir göz kırpma ânımız gibi.

Görme duyusu insan hayatının en temel ihtiyaçlarının yarısından çoğunu kapsamakta. Hayatımızda her şeyi bir saatlik bırakalım, eğer uyumuyorsak hiçbir şeye görmek istemek kadar muhtaç olamayız. Görmek ilk insandan bu güne aynı, yüksek oranda bir ihtiyaçla devam etmektedir. İlk insanlar gördüklerinin kalıcılığını sadece beyinde oluşan bir hayal, bir imge olarak saklayabiliyordu. Tekrar o andaki görüntüyü çağırmak istediklerinde kalıcılık sadece hatırlama gücüne ve onu aktarabilme yeteneğine bağlıydı belki de. İlk insanlar bu ihtiyaçlarını mağara duvarları üzerine çizdiği, kazıdığı, boyadığı resimlerle gidermeye başladılar. Ve bu resimler onların yeni bir iletişim yöntemi olurken; dünya tarihinde de sanatın başlangıcı olmuştur. Onların yaşadığı anlar sadece hafızalarında kalacakken, bu mağara resimleri milyonlarca yıl sonra o devre hem ışık tutmuş; hem de en değerli belgeler olmuştur.

Çağlar ilerledikçe, insanın kusursuz beyni ve ruhu bu sanatı ilerleterek yeni yöntemler geliştirmiştir. Mağara duvarından taş tabletlere, deri parçalarına, kâğıda ve en sonunda bir ressamın tuvaline kadar uzanmıştır. İnsanoğlu için çizmek, resmetmek kaçınılmaz bir duygu olmuştur. Tarihten bugüne kadar gelebilen önemli şahıslar, olaylar, yerler sadece kayıt altına alınmış olgulardır. Kayıt “yazı” ile de olur, “ses” ile de olur, “görüntü” ile de olur. Önemli olan o anı geleceğe taşıyabilmekte. İlk insanın mağara duvarına çizmesiyle başlayan kayıt işlemi her çağda yeni bir gelişim ile şekil değiştirdi. Önemli insanların, yerlerin ve olayların resmedilmesini o dönemin sanatçıları üstlenip, tarihe ışık tutacak kayıtları kendi tecrübelerine dayanan estetikleriyle çağlar boyu resmettiler. Bulunan yağlı boya teknikleri ile bu kayıtlar en göz alıcı bir halde resmedilmeye çalışılmıştır.

İnsanoğlu bu gelinen resmetme tekniğiyle de bir zaman sonra yetinemiyordu ve daha iyinin peşindeydi. Bütün asırlara ve görüntülemenin gerçekliğine ve kalıcılığına son noktayı koyacak icat gerçekleşmişti artık. Niepce’ in , gümüş tuzu ve civabuharı sayesinde dolabındaki kâğıtların üzerinde oluşan kararmanın peşine düşmesiyle bulunan bu büyük buluş; 1839’da resmen ilan edilmiştir. Bu icat sanayi devriminin insanlara en büyük hediyesiydi.

Yeni bir görüntüleme tekniği ortaya çıkmıştı. Ayrıca sanatçıları; hem yeni bir alan açılmasıyla sevindirirken, hem de sonu gelmeyecek yeni tartışmalara ve fikir ayrılıklarının oluşmasına sebep olmuştu. Tartışmalar, anlaşmalar devam ederken 19.y.y. son yarısında bulunan bu yeni resmetme yönteminin çoğaltma teknikleri Henry Fox Tablot tarafından bulunmuş ve Nadar Tarafından bir sanat haline getirilmiştir.

Bu icat tek bir kareyi yaklaşık 8 saatte çekebilen, her yere kolayca taşınamayan “fotoğraf makinesiydi” (CAMERA). Artık ölümsüzlüğün iksiri bulunmuştu. Fotoğraf karesindeki imaj iyi tekniklerle banyo edildiği takdirde o karenin içinde yüzyıllarca yaşayabiliyordu. Hiçbir makineye benzemeyen, tarihi, insanı o an’ı bize aynen getirip saklayabilen bir makineydi bu icat.

Günümüzde bu makineyi kullananlar artık ışıkla resim yapabiliyorlar. O an’ı olduğu gibi tecrübelerine ve duygularına bağlı bir estetik kadrajla dondurabiliyorlar. Resmen o an’ı naftalinleyip saklıyorlar. Bugün ulaşılan teknoloji ile 116000 saniyelik makinelerle bu işlem en hızlı hale geldi. Hatta çektiğimiz kareyi bir kimyasal işlemden geçirmeden o anda görebiliyoruz. İnsanoğlunun 17000 yıl önce Lascaux mağarasında doğadan elde edilmiş boya ve sert cisimlerle çizmeye çalışmasıyla başlayan görüntüyü zapdetme dürtüsü, bugün sayısal CCD teknolojisiyle bir deklanşöre basmaya kadar ulaştı.

‘AN’I NAFTALİNLEMEK’ - A. Agâh Öncül- ISBN 978-9944-62-927-0 2009
Abdullah Agâh ÖNCÜL

Fotoğraf sanatçısı Abdullah Agâh ÖNCÜL e bizimle paylaştığı yazı ve fotoğraflar için teşekkür ederiz.



Sezai EkinciMarch 24, 2018, 3:37
[1]
Çevrimiçi Üyeler
0 Üye 9 Ziyaretçi