septimus
Newbie
Offline
Mesaj Sayısı: 50
|
 |
« : Eylül 11, 2008, 11:31:57 » |
|
Üç Maymun'u Beklerken Cannes'ın kırmızı halısı üzerinden geçişleri bir süre kayıtsızlıkla izledim....evden ayrılmak üzereyim,sahil de yürüyeceğim.N.B.Ceylan'ı görüyorum ekran da,yürüyor beraberindekilerle,flaşlar patlıyor,uzak iklimler de bir kasaba da mayıs sıkıntısı yaşanıyor... "Koza,teknik ve estetik birikimime rağmen film yapmaya bir türlü başlayamadığım ve sürekli ertelediğim içim kendimi korkak ve mıymıntı olmakla suçladığım,kendime ettiğim işkenceleri sona erdirmek için giriştiğim umutsuz bir denemeden başka bir şey değildi".diyor N.B.Ceylan 1998 de Sinema dergisinin ocak sayısına verdiği röportaj da,Koza'nın ardından ilk uzun metrajlı filmi Kasabayı da çekmiş olduktan sonra. 'Umutsuz bir deneme' olarak gördüğü kısa metraj Koza,bir anlam da N.B.Ceylan'ın kozasından çıkıp 'teknik ve estetik birikimini' ortaya koyma çabası,mıymıntılıktan sıyrılıp atmış olduğu bir adım olarak düşünülebilir.Koza,bunun yanısıra anlattığı durum ve anlatım biçimiyle, yönetmeninin sinema anlayışının beslendiği kaynakları ve ileri zamanlar da çekeceği filmlerin ipuçlarınıda içinde barındıran bir film olarak da düşünülebilir.N.B.ceylan aynı röportaj da 'etkilendiğiniz bir yönetmen ya da yazar var mı?' sorusuna;Ozu,Bresson,Tarkovski,Bergman,Dostoyevski,Çehov isimleriyle cevap vererek estetik anlayışının oluşum kaynaklarını bir başka şekil de,sözel olarak da ifade etmiştir. Kasaba(1997) filminin yönetmenin ilk uzun metrajlı yapımı olmasının yanın da Çehov'a adanması dikkate değerdir.Bura da Çehov tarzı öyküler olarakta adlandırılagelen 'durum öyküleri' geliyor aklımıza:okuyucuyu sarsan bir anlatımın sergilenmediği,belli bir gelişimi olan olaya dayandırılmadan,bir insanlık durumu anlatımı.Kasaba da belli bir olay anlatmaz.filmi üç farklı kesite ayırarak ele alabiliriz:Bir ilkokul sınıfındaki öğrenciler,öğrenciler arasındaki iki kardeşin okuldan eve dönüş anları,karanlıkta ateşin başın da toplanmış bir aile.Ağır ilerleyen yapısı ve uzun planları ile kasaba yaşantısını Tarkovski estetiğiyle sunan film de Çehov öykülerinden dialogların kullanılmış olduğunu belirtelim. "Çehov'u sinema da yansıtmak haddim değil", diyor N.B. Ceylan alçak gönüllü yapısıyla,"ama Çehov bana hayata bakmayı öğretmiştir." Son derece basit insan ilişkilerini önemli bulan ve renkli gören yönetmen,yaşadığı yerden ayrılmak isteyen Saffetin,Amerika da üniversite okumuş ardından dönüp kasabasına yerleşmiş,Büyük İskenderle arasında bağlar kuran Eminin ve yirmi yıl daha yaşamak isteyen babasının durumunu anlatan Kasaba'nın ardından,1999 da Mayıs Sıkıntısı ortaya çıkar. Yine bir kasabanın sade yaşamını,basit hayatları buluruz.Muzaffer;çocukluğunun da geçtiği,annesi ve babasının yaşadığı kasabaya film çekmek için gelir.Muzafferin babası Emin,kendisinin yetiştirdiği ağaçların bulunduğu araziyi kendi topraklarına katmak için kadastrocuları beklemektedir.Saffet,üniversite sınavını kazanamamıştır,fabrika da çalışmaktadır,İstanbula gitmek istemektedir ve Ali,müzikli saat hayalinin gerçekleşmesi için önlüğünün cebine koyulan yumurtayı kırk gün kırmama çabası içindedir. Mayıs Sıkıntısının temelinde insanlar arası iletişim sorununun,'halden anlamama' zaafının yattığını düşünebiliriz.Muzaffer,filmin de oynatmak için görüşmeye gittiği Pire dayının hastalığı ile ilgilenmez,Saffetin İstanbula giitme isteğini umursamaz,babasının kadastrocuları beklemesini saçma bulur.Emin'in kadastocuların gelip gelmediğini öğrenmek için girdiği terzi dükkanın da terzinin yaklaşımında da bunu görürüz. Mayıs Sıkıntısını,Kasaba'nın çekim sürecini anlatan bir belgesele de benzetebiliriz,Kasaba da görmüş olduğumuz bir sahneyi Mayıs Sıkıntısın da Muzaffer kamera arkasına geçip çekmeye başladığında. Aslı Baldal,N.B.Ceylan sinemasının anlatımı ile Alman sinema kuramcısı Siegfried Kracuaer'ın 'basit anlatı' yaklaşımı arasın da benzerlikler tespiti yaptığı,Doğu Batı dergisinde yayımlanmış incelemesin de birebir örtüşen dört temel unsur belirler:1)Oyuncunun belgesele yakın bir dili olmalı,minimal bir ifade kullanmalı,2)Karakterler ve onları yansıtan unsurlar arasında kaynaşma,3)Dialog,müzik minimumlaştırılıp görsel dilin önplana çıkarılması,4)En ideal sinemasal biçim olarak 'bulunmuş öykü'.Yazar,Mayıs Sıkıntısı filmini 'basit anlatı' kuramıyla bütünüyle uyuşan bir film olarak görür ve Uzak filmiyle beraber bunun belli ölçüler de terkedilmeye başlandığını belirtir.Bunu Uzakta ki dramatik öğeler,kurulan keskin karşıtlıklar ve izleyiciye fazlaca 'müdahale' eden yapısıyla açıklar. Uzak filmi gemiler de iş bulmak için İstabula gelen Yusuf ile reklam fotoğrafcısı kuzeni Mahmut arasındaki durumu anlatır.yusuf kuzeni Mahmutun evine yerleşmiştir bir süreliğine,fakat Mahmutun bu durumdan rahatsız olduğunu görürüz.Uzak,Yusufun kasabasından uzaklaşmasını ifade ettiği gibi Mahmut ile aralarındaki aşılmaz duvarı ifade eder.Uzak ile beraber N.B.Ceylan sinemasının temaların da kimi değişimler olduğunu görürüz,artık filmin merkezin de yabancılaşma,yalnızlık,anlamsızlık,nihilizm gibi unsurları buluruz.Bununla beraber minimalist anlatımın Uzakla da berabeer devam ettiğini söylemeliyiz. Her filmiyle çeşitli festivallerden ödüller almış olan N.B.Ceylan. 2002 yapımı Uzak ile Cannes da Büyük Jüri Ödülünü kazanır. Uzak'ın ardından 2006 da çekilen İklimler de önceki filmlerden çeşitli ayrımlar görürüz.Kasaba da,Mayıs Sıkıntısın da ve Uzak ta anlatılan insanlar ya doğanın bir parçası olarak ya da belli bir bütünün içerisindeki insan olarak çizilmişlerdir.İklimler de, Kaş'ın güneşinden Beyoğlunun yağmuruna oradan da Doğubeyazıt'ın karına uzanan iklim deşikliklerin de İsa'nın ve Bahar'ın yani bireyin kendi yalnızlığını görürüz.İletişimsizlik sorununu İklimlerde de görürüz.İsa ve bahar,mecbur kalmadıkça konuşmaz,basit bir şey üzerine dialog kurduklarında da hep bir sürtüşme görürüz.İklimler'in düşünsel yapısının,felsefesinin diğer filmlere nazaran daha zayıf olduğunu hissedebiliriz,fakat görsel anlatımın bu 'zayıflık' hissine hızlıca baskın geldiğini de açılış sahnesindeki Bahar'ın gözyaşalarından son sahneye kadar yaşarız.'Zayıflık' dedik,fakat film bizi kadın-erkek ilişkileri üzerine de düşünmeye çağırır. Ayrıca İklimler'in digital teknolojiyle çekildiğinin ve Japonya da Digital Sinema Festivalin de en iyi film ödülünü kazandığının da altını çizelim,Antalya ve İstabul film festivallerin de alınan ödüllerin dışın da. Üç Maymun'u bekliyorum şimdi,heycanla,taşra da küçük bir sinema salonun da seyredip filmimi, çıkıp gitmek için sahildeki kahveye... yazıyı bi kaç gün evvel yazdım,Radikalgenç'e gönderdim,yayınlanıcak mı bilemiyorum.
|