Kelime: “Başlangıçta Kelime vardı.” Ve Kelime, insan olup aramızda yaşadı.
1934: Cemil Atay ve Muazzez Atay’ın ilk çocuğu Oğuz Atay, 12 Ekim’de İnebolu’da dünyaya geldi. Gelişi sevindiriciydi, ama yalnızlık ondan önce de vardı.
Cemil Atay: Babası yaşadığı dönemde farklı bir aydın olarak dikkati çeker. Polis olarak başladığı meslek hayatına hukukçu olarak devam etmiş, milletvekilliği de yapmıştır. Mesleki hayatıyla ilişkilendirilen sert mizacı, oğluyla olan ilişkisinde de etkili olmuştur. Oğuz Atay, babasıyla arasındaki anlaşmazlıkları ve uzaklıkları metinlerinde kahramanlarının ağzından dile getirmiştir.
Muazzez Atay: Oğuz Atay’ın kelimeleri oyuna dönüştürmesinde, ilkokul öğretmeni annesinin Arapça ve Farsça kökenli kelimelerin nasıl türetildiğini bilmece oyunlarla öğretmesi, sürekli dil yanlışlarını düzeltmesi etkilidir. Annesiyle, babasıyla olduğundan daha yakın bir ilişkisi vardır.
Çocukluk: Sessiz, sakin ve içine kapanık bir çocukluk geçirdiği söylenir. Sürekli odasına kapanıp çocuk kitapları, çocuk dergileri ve gazete okuduğu, hoşuna giden bölümleri ezberlediği, bu yüzden de anormal olduğu anlatılsa da eserlerindeki tekerlemelerin bu dönemde belleğinde yer etmeye başladığı göz ardı edilemez. Kalabalık çocuk oyunlarında boy göstermekten ziyade tek kişilik oyunları tercih etmesi büyükadamolacakçocuk sıfatından kurtulmasına yetmemiştir.
Ankara: Altı yaşında babasının milletvekilliği dolayısıyla bu şehre taşınırlar. Birinci Ankara dönemi ilk, orta ve lise öğrenimi süresincedir. Daha sonra buraya askerlik görevi için tekrar gelecek, Vüs’at O. Bener’le tanışıp sağlam bir dostluk kuracak ve siyasi düşüncelerinin temelini burada atacaktır.
Okul:İlkokula okuma bildiği için ikinci sınıftan başlar. (Aynı yıl kardeşi Okşan dünyaya gelir.) Kardeşinin doğuşuyla ona olan ilginin azalması, okulunu pek sevmeyişi, özellikle ortaokul yıllarında kitaplarla daha çok ilişki içinde olmaya yönlendirmiştir. Lise yıllarında resim derslerini çok seven, hatta ressam olacağım diyen Atay’a babası böyle bir mesleğin olmadığını söyleyerek onun İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi’ne girmesinde etkili olmuştur. Ayrıca lise son sınıfta sergiledikleri tiyatro oyunundaki başarısının okul birincisi olmasının önüne geçmesiyle tiyatrocu olmayı da düşünmüş, yine vazgeçmiştir. Lisede arkadaşlarını tutunan insanlardan seçmekle hayata onlar aracılığıyla tutunmaya çalışmışsa da aynı özveriyi karşı cins için gösterememiştir.
Marksizm: Ankara’da askerliğini yaptığı sırada sosyalizmin ilk yayın organlarından Pazar Postası dergisi çevresinde bir araya gelen gençlere katılan Atay, kısa süre içinde geniş bir çevre edinir. Burada edindiği coşkulu fikirler, sıkı bir Marksist olmasını sağlar. Özellikle bireyi önceleyen Atay, İstanbul’a dönüşünde farklı görüşleriyle ayrı bir yerde durur.
Evlilik: 1961’de kendinden dört yaş büyük, terzi Fikriye Gürbüz’le ilk evliliğini yapar. Sürekli karısıyla arkadaşları arasında kaldığından mutsuz bir evlilik geçirir. Kızları Özge doğduktan sonra da evliliklerinin seyri değişmez ve boşanmayla noktalanır. Daha sonra ikinci evliliğini Yeni Ortam dergisi için kendisiyle röportaj yapan ve kendisinden oldukça küçük Pakize Kutlu’yla yapar. Tanıştığı bu genç kızın yaşam dolu tavrı Atay’ı etkiler ve yaşamının son dakikalarına kadar yanında o vardır.
Sevin:Tutunamayanlar, üçüncü sayfa: “Sevin için”… Arkadaşı Uğur Ünel’in eski eşi Sevin Seydi ile bir beraberlik yaşar. Tehlikeli Oyunlar romanını da ona adamıştır. Sevin, ayrıldıktan sonra da Atay’ı yazarlık yolunda desteklemiş ve dostlukları hiç bitmemiştir.
Disconnectus erectus ve Olric: Garip Yaratıklar Ansiklopedisi’nden: Tutunamayan. Yazarın okunduktan sonra insanların sadece iki sınıfa tabi tutulduğu (tutunan ya da tutunamayan) 1970 TDK ödülünü alan ilk romanı, ki bu sınıflardan en acıklı olanının adını eserine vermiştir: Tutunamayanlar. Olric de roman boyunca Turgut Özben’i “efendimiz” hitabıyla kandırıp etkisi altına alan önemli bir şahsiyettir. Psikolojide ikinci ben olarak adlandırılır.
Oyun: Tehlikeli Oyunlar… Oyunlarla Yaşayanlar… Eserlerine adını verdiği ve herhalde en çok sevdiği kelime. Oyun nerede bitiyor, gerçek nerede başlıyor dedirtir Coşkun Ermiş’e. Gerçekle oyunlar iç içe girer onun metinlerinde. Oyunlarla tutunmaya çalışır yaşama, gerçeklerle alay eder ve tek kural oyun oynamayı bilmektir.
Aydın:Atay’ın eserlerinde aydına biçtiği rol (rol olmaktan da öte) Doğu-Batı kültürü arasında sıkışıp kalan, toplumun değer yargılarına yabancılaşan ve bu yüzden de çelişkiye düşen küçük burjuva aydını rolüdür.
Korku: Hep bir şeylerden korkar Oğuz Atay. Okuduğunuz her cümlenin altından korku kelimesi çıkar. Hep daha iyi şeyler olacak diye avutur kendini. Böylelikle kötü şeyler olacağı korkusundan kurtulduğunu düşünür. Sonra birden Korkuyu Beklerken hikâyeleri çıkar ortaya.
Hikâye: Başarısız Beyaz Mantolu Adam, tavan arasında Unutulan sevgili, ubor-metenga tarikatından aldığı bir mektup sonrası Korkuyu Beklerken eve kapanan adam, gönderilmeyen Bir Mektup, bir delikanlının evet ya da hayır beklentisiyle sorduğu sorulara Ne Evet Ne Hayır diyen kız, yeniden tarihe kazandırılmaya çalışılan tarihsel Tahta At, babasının ölümünün ardından Babam’a Mektup’la içini döken Oğuz Atay, hikâyeleri okunmayan ama buna rağmen yazmaktan vazgeçmeyen Demiryolu Hikâyecileri…
Okuyucu:Demiryolu Hikâyecileri’nin sonundaki o unutulmaz sesleniş: “Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?”
İntihar: Her şeyi “Ya ölürsem…” üzerine kuruludur. Öyle ki kurguladığı kahramanları ya intihar ettirir ya da öldürür. Böylelikle onların ölümden korkmadığını ispatlamaya çalışmaktadır sanki. Ancak bu trajedinin parçası olan ölüm en olmadık yerde mizahi bir dille karşımıza çıkar. Selim Işık, Hikmet Benol, Beyaz Mantolu Adam ölümden korkmakla birlikte ölümü de istemektedir. İşte bu yüzden sonlarını kendi elleriyle hazırlarlar.
Canım insanlar!: “Sonunda, bana, bunu da yaptınız.” diyerek günlüğünü yazmaya başlar. “Canım insanlar”, yazarın kişisel hayatı, yayımlanan günlüğünde yeterince yer almadığından hayal kırıklığına uğrarlar.
Hastalık: Küçük yaşlarda, muhtemelen zatürree olan ağır bir hastalık geçirmesi yaşamı boyunca bu hastalığın izlerini taşımasına sebep olur. 1976 yılının son aylarında dayanılmaz bir baş ağrısı ve mide bulantısı, daha önce Tutunamayanlar’da kurguladığı beyin tümörünü gerçek hayatta ortaya çıkarır.
Ölüm: Atay’ın en sık kullandığı kelimelerden biri. Hep oyunlar oynar, tüm bu oyunlar ölümü geciktirmek içindir. Ölüm bir parça geciktirilir, bu durum onu yine de memnun etmez. Ölümden mi kaçıyordur, yoksa ölümü mü istiyordur, belli değildir.
1977: “Ölmek bile kendilerine böyle bir görev verilenlerin işidir.” Roller dağıtıldığında oyun oynama hevesiyle öne atılmış, acele etmiştir her zamanki gibi.