marul
Newbie
Offline
Mesaj Sayısı: 4
|
 |
« : Ağustos 31, 2008, 12:26:50 » |
|
"...Uzun İhsan Efendi ona tekrar tekrar,maceranın bir ibadet olduğunu söylemişti.Oysa kendisini içinde buluverdiği bu macera kötülükler ve belirsizliklerle doluydu. Kışın ortasında,sefer mevsimi değilken,o kaleyi niçin kuşatmış- lerdı?Eğer bu işi Zülfiyar'ı kurtarmak için yaptılarsa, bu adam kaleden neden çok değerli bir belge değil de,o uğursuz parayı getirmişti?Üzerinde bir tek yazı ve tuğra görünmeyen bu zifiri siyah para neden bu kadar değerliydi? Bütün bu sorular onun için hiç mi hiç merakını uyandırmıyor, cevapları da onu zerre kadar ilgilendirmiyordu.İstediği şey, eski güzel,rahat,endişesiz ve tekdüze günlere dönmekti. İnsanların Dünya karşısındaki kayıtsızlığını da işte tam bu anda kendi zihninde yakaladı ve babasının sözlerine bir anlam vermeyi başardı:Bu dünyada insanların korktuğu tek şey öğrenmekti.Acıyı,susuzluğu,açlığı ve üzüntüyü öğrenmek onların uykularını kaçırıyor,bu yüzden daha rahat döşeklere,daha leziz yemeklere ve daha neşeli dostlara sığınıyorlardı.Dünyaya olan kayıtsızlıkları bazan o kerteye varıyordu ki,kendilerine altın ve gümüşten,zevk ve sefadan, lezzet ve şevhetten bir alem kurup,keder ve ızdırap fikirlerinin kafalarına girmesine izin vermiyorlardı.Oysa Uzun İhsan Efendi,Dünya'nın şahidi olmanıngerçek bir ibadet olduğunu sık sık söylerdi.Her insan şu ya da bu şekilde dünyayı okumalıydı...Dünyaya şahit olmanın yolu ise maceranın kendisinden başka bir şey değildi.Yaşanılanlar,görülenler ve öğrenilenler ne kadar acı olursa olsun,macera insanoğlu için büyük bir nimetti. Çünkü dünyadaki en büyük mutluluk,bu Dünya'nın şahidi olmaktı." PUSLU KITALAR ATLASI İHSAN OKTAY ANAR
|