KULTUR, SANAT, FİKİR FORUM
Ocak 08, 2009, 01:41:56 *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Gökhan Özcan  (Okunma Sayısı 615 defa)
yahut
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 294



« : Aralık 05, 2007, 09:41:40 »

KELEBEK SITMASI

Ölürdüm. inan ölürdüm. gözlerime hiç yağmur damlası düşmese ölürdüm. kelebekler ağlamasa ölürdüm. ölürdüm gemiler denizin üstüne beyaz köpüklü kahkahalar çizmese. ölürdüm uçurtmalar poz vermese şehrin engebeli serinliğinde. yanımdan gülücüklü çocuk oyunları geçmese ölürdüm. ölürdüm sen aklıma gelmesen. içimde kanat çırpmasan kelebeğim… ölürdüm bir fırsat yakalasam efkarlı bir gecede… bir an bulsam zembereği  kırılmış kaçmazdım.hemen
                                       oracıkta
                                             ölürdüm………..hey!... ölümlüler!... fırsatlar ülkesinin ölümlü ve gülünç yolcuları!... mola sandığınız bu küçük titreşim hayatın ta kendisidir. onu sımsıkı tutun. onu içinizde sımsıkı tutun. koruyun. onu kendinizden koruyun. sonsuz ışıltısı yanıltmasın sizi. bu kıvılcım kutudaki son kibrit tanesi… onu elinizden kaçırmayın. çıkamazsınız bir daha asla içinizden. bir daha görünmezsiniz aynalarda. dökülür sırlarını. dökülür bir ana denk düşen asırlarınız. dökülür hüzünleriniz ve
gözyaşlarınız ellerinize…….. kelebeklerin de böyle güzel elleri olur muymuş canım? Böyle de güzel gülünür müymüş? Havalara atılıp dünyalar; böyle de zıp zıp zıplatılır mıymış? Türküler de sarhoşluk verir miymiş adama?  Adamı zıvanadan çıkarır mıymış? Başını da belaya sokar mıymış? Adamın numaralarla arasını bozar mıymış? Adamı her şeysiz her şeysiz ortalıkta bırakır mıymış? Bu nasıl kelebekmiş böyle canım? Kelebekler adamın canını acıtır mıymış? Adamın canını acıtır
mıymış?.... ellerim çarpıntıların minicik ömürlerine şerh düşüyor durmadan. Rötuşlu resimlerim canımı acıtıyor. Kahretsin çok iyi görünüyorum yine. Flaşlar patlıyor ve kahretsin iyi ve yapayalnızım yine. Dokunamadan
                                                               hiçbir şeye……………
kanatlarına dokununca uçamazmış kelebekler doğru mu? Renkleri dökülürmüş çiçeklerin üstüne. Söyle doğru mu uçamayınca öldüğü kelebeklerin? Doğru mu ellerinde üşüyen bu kimsesizlik? Gözlerine inen buğu… içini titreten uçma korkusu…haydi durma kelebeğim ellerimi tut!... haydi yüreğime bas!... haydi kapat gözlerini!... haydi beni iterek sıçra!... uç…
                                                                                                                                            uç…
                                                                                                uç……….. unuttun mu? Hani toplatıldı ya insanların kanatları… hani uçmalar kaldırıldı ya…. Hani birbirini yiyor ya dünya… hani kan gövdeyi götürüyor ya… hani insanlar görmüyor ya birbirlerini… hani gözleri bozulmuş ya yüreklerinin… hani saçak altlarında birileri içlerini çekiyor da duymuyoruz ya… hani karlı dağlar geçit vermiyor ya… hani elimizden bir şey gelmiyor ya… hani donmuş gibiyiz ya yüzyıllık bir soğuktan… hani ağlıyoruz da gözlerimizde yaş birikmiyor ya… hani ölüyoruz da hayat başımızdan gitmiyor ya… hani seviyoruz da ellerimiz yaşamaya yetmiyor ya… hani yetmiyoruz ya birbirimize…
yetmiyoruz ya kendimize……… senin dünyamı değiştiren bir başkalığın var kelebeğim.
Senin avuçlarıma
                            Beyaz
                                   Bir
                                      Güvercin
                                                        Gibi sığınan küçük güzel ellerin var. Senin beynimi ürperten bir sessizliğin var. Bazen bir kor yumağı gibi içime düşüp ıssızlaşıyorsun. Bazen kendine kıvrılıp koskoca bir yokluk oluyorsun. Bazen biriktirilmiş bütün kelimelere sağırlaşıyorsun. Duymuyorsun. Hey!... hey!... kelebeğim!...
                                                                                        Hey!............SES, üşür. AŞK, çift kişilik bir yalnızlıktır. HAYAT, ölüme ulanmış tiz bir çığlık… ÖLÜM, ışığı kemiren kör bir karanlık… SEN, her yeri kaplayan ince bir serap… BEN, küçülüp azalan bir kum
Tanesi………… kelebeğim, kaç kum tanesi var dünyada biliyor musun? Peki kaç yıldız var gökyüzünün karanlık perdesinde? Kaç çocuk sesleniyor içinden annesine? Kaç hayat çağırıyor kollarını açarak bizi? Kaç ölüm gözlüyor yolumuzu? Kaçı beni bekliyor bilmecelerin? Kaçı bekliyor seni? Kaçı bekliyor
                       İkimizi…………. Doğmayacak bir çocuğu bekliyor kimi kadınlar. Gelmeyecek bir gemiyi bekliyor kimi adamlar. Büyümeyi bekliyor kimi lanet çocuklar. Cinnetlerini bekliyor kimi soğuk kanlı deliler. Ölüme çare bekliyor kimi yüreksiz doktorlar. Hayata çare bekliyor kimi yürekli şairler. Ben seni bekliyorum. Bir tekerleği çevirerek yeryüzünün patikalarında. Sabırsız bir idam mangası beni bekliyor
                                                                                        Kapımda…………. Kelebekler hangi kapılardan geçerek geliyorlar dünyaya? Yaşlı bilge kadınların doğru mu ipeksi masalları kelebekler hakkında? Aynı gizemli tomurcuktan mı çiçekleniyor senin ipeksi beyazlığın? Hangi çağlayandan dökülüyor sesin? Hangi sura üflüyor nefesin? Hangi bilmediğim kıyamettesin……….. bilinmeyen ne kaldı ki dünyanın köpüren dosyalarında: ARZ TALEBİ YARATIR… ELMANIN YERE DÜŞMESİNİ SAĞLAYAN YERÇEKİMİ KANUNUDUR… ISINAN HAVA GENLEŞİR… VATAN KUTSALDIR… DEMOKRASİLERDE ÇARE TÜKENMEZ… insanlar tükenir kelebeğim. Sararmış çınar yaprakları gibi dökülürler ağaçlardan tek tek. İnsanlar koca adamlar gibi konuşan küçük çocuklardır aslında. Gözlerine okyanus doldururlar. Ceplerine gökyüzü… insanlar kafalarındaki yılanlar tarafından kemirilirler. İnsanlar kendi sorularından vurulurlar……
SORU BİR: alinin biri. Bakkaldan üç yumurta, bir ekmek ve bir karanfil alırda unutur mu her şeyi?
SORU İKİ: ayşenin biri. Sınavı geçmezse yine de ağlayabilir mi günbatımında?
SORU ÜÇ: adamın biri, hiç nota bilmeden aşık olabilir mi?
SORU DÖRT: kelebeğin biri, birgün konar mı sıtmalanan yüreğime?....... hepimiz kendi rengimizin peşindeyiz, değil mi kelebeğim? Hepimiz bir ipin ucundan çekiyoruz değil mi? Bazen kendimizden geçiyoruz değil mi, bazen birbirimizden? Bazen de içimiz sıkılıyor değil mi, vazgeçiyoruz
                              Yürümekten…………..yürüdükçe uzuyor dünyanın boyu. Yürüdükçe artıyor mesafeler. Yürüdükçe bir yere gitmiyor ayaklarım. Yürüdükçe daha çok kanıyor dizlerim. Yürüdükçe genişliyor titremelerim. Yürüdükçe çoğalıyor içimde bir kelebek sıtması. Yürüdükçe takılıyorum tarihimin değişmez engeline: yorgunum…
 Yorgumum çok………… ne çok çiçek var, ne çok renk, ne çok koku, ne çok uzanış güneşe doğru, ne çok türkü var sevdalı, ne çok şiir acılı, ne çok kumdan kale var, ne çok sarı saçlı çocuk, ne çok ev var sarmaşıklanan, ne çok ıslık, ne çok film var, ne çok figür, ne çok zaman var kelebeğim, ne çok zamansızlık………. Saatim beşi dalga geçiyor sanırım. Sanırım su geçirmiyor saatim. Sanırım ayrılığı saklıyor akrep, sanırım sevdadan yana yelkovan. Sanırım her şeyi aklından geçiriyor saatim. Sanırım
                                                                          Üzmüyor beni….üzülme kelebeğim. Bugünü atlatırsak… yarın diye bir şey yok! Üzülme kelebeğim… bir yıldız kayar kimsenin bilmediği. Üzülme kelebeğim… ağlarken duyulmaz sesim. Üzülme kelebeğim… korkarım yükseklerden. Üzülme kelebeğim… kalır yalnızca güzelliğin…………. ALLAHIM NE GÜZEL UÇUYOR BU KELEBEK BÖYLE! ALLAHIM
                                                                                           Bitiyor
                                                                                                      Kelimeler



Gökhan özcan
                                         
« Son Düzenleme: Mart 22, 2008, 07:41:06 Gönderen: uyku » Logged

Arun aleyna!
uyku
Global Moderator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 638



« Yanıtla #1 : Ocak 21, 2008, 05:52:47 »

-Alo İnsan mı?

-Evet buyrun.

-İçinizde bir yer ayırtmak istiyordum da...

-Kapalıyız efendim. İçimiz kalabalık.


 ***

Gördüm ki hayat, bütün çöp kutuları tüketilmiş, ahşap bir eve benziyordu. Bahçede hep dikkat köpek vardı. Sokakta hep insan.

Ben o evde kayboldum.

Ben o evde aramayı buldum.

VAR oluşumun sonunu buldum.

YOK oldum.





Hiçbişey-Gökhan Özcan

Logged

İnsanlar uykudadırlar; öldüklerinde uyanırlar!
ZEYNEP_61
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 6



« Yanıtla #2 : Ağustos 27, 2008, 04:43:52 »


Hayatı tuş eden tuşlar
Kimsenin önümüzdeki birkaç on yıl boyunca yaşayacak cümleler söylemediği tuhaf bir zamanda yaşıyoruz. Neden böyle? Sanal alemde binlercesi dolaşımda olan "özlü sözler"e gerçek hayatta ihtiyacımız yok mu? Gerçek hayatta ihtiyacımız yoksa, sanal hayatta neden var? Bu acayip durumu anlayabiliyor musunuz? Ben hiç anlayamıyorum. Anlayamadığım başka şeyler de var. Mesela kandil gecelerinde ve bayramlarda cep telefonlarından diğer cep telefonlarına çekilen tebrik mesajlarındaki dili de anlayamıyorum. Biz o dili seksenli yıllarda gündelik hayatımızda kullanırdık. O zaman o dilin son derece derinlikli kavramları/ıstılahları hayatımızın da, gündemimizin de bir parçasıydı. Gerçekten de kitapevlerinde oturur, içinde o kavramların/ıstılahların bol bol geçtiği cümleler kurardık. Gerçekten ilgiliydik bu meselelerle. Epeyce duygusal da olsa, epeyce idealistçe de olsa ilgiliydik gerçekten. Şimdi öyle değiliz, sadece gündelikleri konuşuyoruz, medyanın önümüze koyduklarını, siyasi dalgalanmaların, gerilimlerin altını çizdiği, rengini koyulaştırdığı dayatma, hatta çakma bir gündemi didikliyoruz. Şimdi o kitapevleri de yok artık, onlar da değiştiler, sessizleştiler. Ama bakıyorum mübarek gün ve gecelerde o eski zaman dili cep mesajlarında, mail metinlerinde sökün edip geliyor. Eleştirmek için söylemiyorum, ama ortada bir yanlışlık olduğu bir gerçek... O epeyce iddialı mesajların içini dolduracak hayatı yaşamıyoruz biz, bizler... O zaman dilimize neden doluyoruz? Belki o kavramları daha derinlikli, daha zengin biçimde kavrayacak bir gayreti yeniden geliştirmemiz gerekiyor aramızda. Ama bunun yolu tuşları kodlamak değil... Özlü sözlerle buluşmanın yolunun onları sanal alemden kesip kopyalamak olmadığı gibi... Bu içsizliğe, bu kabuksu bilince bir yerde hayır demek gerekiyor. Dostlarım kusuruma bakmasınlar, bana cep telefonu ya da mailler üzerinden gönderilen tebrik mesajlarına cevap yazmıyorum. Mübarek gün ve gecelerde bir yerlerden hikmet kesip kopyalayarak, özlü söz devşirerek mesaj atmıyor, mail göndermiyorum. Çünkü bana göre bu türden yeniliklerin, ruh atlasımda bir karşılığını bulamıyorum. Aksine, bütün bu yenilikleri hayatımıza kabul etmeden önce iyi düşünmemiz gerektiği kanaatini taşıyorum. Kimsenin vadesi uzun cümleler edemeyişinde, sözün klişelenebilir, raflara sıralanabilir, ihtiyaca göre çekilip alınabilir, kesip kopyalanabilir, basıp gönderilebilir, tek tuşla dağıtılabilir hale gelişinin çok etkisi var diye düşünüyorum. Bu konforu sevmiyorum, bu muhabbetsiz temaslara ısınamıyorum, bu içeriksiz mesajlarda hikmet bulamıyorum.

Bunlar yapılmasa daha mı iyi? Birçok esaslı konuyu böyle sorulara kurban ediyoruz aslında. Bana sorarsanız daha iyi... Eğer gerçekten birbirimizin "yakin"inde olarak muhabbetimizi sürdüremiyor, ruh temaslarımızı elektronik tuşların, kes yapıştır duyguların, ekle çoğalt klişelerin vekâletiyle sürdürmeye razı oluyorsak, yapmamamız daha iyi... Çünkü bunları yaparak biraz zorlamayla adına "gelenek" diyebileceğimiz bir şeyi sürdürdüğümüzü düşünüyoruz. Oysa asıl yaptığımız geleneği örtmek, yerine türediyi hâkim kılmak... Bu arada hikmeti, özlü sözü, derin kavramı, zengin ıstılahı içeriğinden ayırmak, kabuklaştırmak, bu haliyle dolaşıma sokmak, malzemeleştirmek...

Sanal hayatın ve sanal sözün gerçek olana galebe çalacağı zamandan korkanlara son bir not:

O zaman zaten gelmedi mi?

Gökhan Özcan
« Son Düzenleme: Ağustos 27, 2008, 04:48:13 Gönderen: tutunamayanlar » Logged

İçimde dalgalı Tekbir’i en güzel dînin;

Zaman zaman da "Nevâ-Kâr’ı" doğsun, Itrî’nin.

Ölüm yabancı bir âlemde bir geceyse bile,

Tahayyülümde vatan kalsın eski hâliyle.
dil_i şeyda
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1


« Yanıtla #3 : Eylül 13, 2008, 10:29:50 »

Kelimeleri pamuklara sarıp elimize bırakan güzel adam.
Logged
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: