KULTUR, SANAT, FİKİR FORUM
Ocak 07, 2009, 11:51:47 *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Dilaver Cebeci  (Okunma Sayısı 1025 defa)
ekleptik
Ziyaretçi
« : Kasım 19, 2007, 01:14:35 »



BOZKIRDA KALAN SANCI

O çocuklar birer birer gittiler...
Soylu sevda türküleri dudaklarında,
Saclarında kurt nefesi rüzgârlar,
O çocuklar birer birer gittiler...

Bir tamu karanlığı keleplenirken bozkıra
Kehkeşenlardan yıildız gibi indiler.
Tutuşturdular yeniden küllenmiş ocakları,
Bacalardan duman duman tüttüler...

Bir ögünç hil'ati gibi giydiler güzelliği
Ufuklara oturup dolunayı sevdiler.
Uzun,siyah kirpiklerinde seyyareler yanardı,
Ağ buluttan atlarla ta Sidre'ye yettiler...

Onlar,Oğuz mayası gök ışığın erleri,
Onlar,"Ülkü Çağı"nın bahadır melekleri...
Mor dağların göğsünde kaldı pençe izleri,
Haceru'l esved gözlerini gönlümüze resmettiler...

Eyvah biz kaldık Efsele safilinde!
Ahsen-i takvim üzre,onlar geçip gittiler...
Logged
ekleptik
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : Aralık 22, 2007, 01:35:28 »

OLUMSUZ KOŞMA

Yüreğime kör düğümler atıldı,
Çözemedim, çözülmüyor Sultanım,
Yıllar yılı kaderimin hükmünü,
Bozamadım, bozulmuyor Sultanım...

Yollarıma tuzak konmuş bir kere,
Güvenim yok haftalara günlere,
Zamanın tesbihi saçıldı yere,
Dizemedim dizilmiyor Sultanım...

Bu bendeki çölün suya çağrısı,
Fecir vakti yıldızların ağrısı,
Bu diyarlar güzel ama doğrusu,
Gezemedim, gezilmiyor Sultanım...

Barış umdum şu yılların kaçından,
Kan döküldü bulutların saçından.
Gök mâviyi, gün ışığı içinden,
Süzemedim, süzülmüyor Sultanım...

Sana dert dökmeye yetmiyor bir gün.
Kâğıt bile mısralardan tedirgin.
Vakit gece, kalem hasta, göz yorgun,
Yazamadım, yazılmıyor Sultanım..
Logged
ekleptik
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : Ocak 02, 2008, 01:40:48 »

SİTARE

“Çeşmek Be-zen Sitare
Ezmen Mekon Kanare”

Nerden çıktın karşıma böyle Sitare
Efsaneler dökülüyor gülüşlerinde
Kirpiklerin yüreğime batıyor
Telaşlı bir kalabalığın ortasında
Ayaküstü konuşuyoruz
Nedimin nigehban nergisleri gibi
Üstümüzde bütün nazarlar
Çok utanıyorum Sitare
Dün oturup hesap ettim
Sen doğduğun zaman
Ben bir askeri mektepte talebeymişim
Sen bilmezsin Sitare
Burada gündüzler çekip durduğumuz bir mercan tespih
Geceler içinde uyuduğumuz birer siyah buluttu
Her akşam dokuzda yat borusu çalardı
Yat borusu baştan aşağı hüzün çalardı
Bir derin uykuya atardım kendimi
Siyah benli bir kız düşlerime kaçardı
Bende onu alır anamın düşlerine kaçardım

Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
Yoksa dudakların mı anlayamıyorum

Seninle konuşurken Sitare
Aklıma yıldızlar dökülüyor
Bir çaresiz Zühre oluyorsun Babil caddelerinde
Ateş gözlü kahinler koşuyorlar arkandan
Binlerce meşalenin ışığı kımıldıyor saçlarında
Gökyüzü salkım salkım
Zigguratlar tıklım tıklım
Dönüp dolaşıp dudaklarına takılıyor aklım
Ah benim bu akıldan sıyrılmış aklım
Kimi gün boşlukta konacak yer bulamayan
Kimi gün inatçı yosunlar gibi kepez diplerine yapışan aklım
Gözlerine baktığım zaman Sitare
Bütün çöllere ay doğuyor
Yoldaş ediyorum kendime İmrül Kays’ı Antere’yi A’şa’yı
En kuytu vahaları dolaşıyorum
Hangi vahaya gitsem çadırlar sökülmüş Sitare
Çadırla su arasında bir cılga var
O cılgada narin ayak izlerin var
Durgun suya düşüp kalmış gözlerin var

Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
Yoksa dudakların mı anlayamıyorum

Bazan sapsarı bir benizle geliyorsun
Yorgun çizgileri alnında uykusuzluğun
Biliyorum içinde bir sızı var
Bıçak ağzı gibi bir sızı var
Bu sızıdır işte seni verimsiz kılan
Züheyr’in Suad’ı gibi keremsiz kılan
Kuzeyden güneye
Güneyden kuzeye
Heyy! Gidip geliyorum bu çöllerde
Kureyş’in heybetli ve inatçı develeri
Hiç aldırmadan benim esmer sevdama
Geviş getiriyorlar ufka bakarak
Ben kaçıp Yesrib’e sığınıyorum
Yesrib bahane, bir kitaba sığınıyorum
Dağda, ovada, badiyede okuduğum hep elif
Elif diyorum Sitare, sineme elif çekiyorum
“Ah minel aşk-ı ve halatihi..”
Çok eski bir gerçektir bu biliyorum

Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
Yoksa dudakların mı anlayamıyorum

Sinsi bir yağmur altında beraber yürüyoruz
Ve ikimizde ıslanıyoruz
Ben ne yağmurlar gördüm Sitare
Ben kaç kez iliklerime kadar ıslandım
Bilmiyorum sen kaç yaşındaydın
Ben göğü hep bir kurşun gibi ağır
O şehirde sırılsıklam gezerdim
Bölük bölük insanlar boşanırdı tapınaklardan
Tapınaklar insanları safra gibi atardı
Sonra hepsi bir yere toplanıp bana bakarlardı
Bir gün bu şehrin kirli yağmurları alıp götürdü beni
Gidip bir Uygur çadırında göğü dinledim
Kara bulutlar kükrerken bir Kaşkar sabahında
Oturup Aprunçur Tigin ile seni konuştuk
Bakışlarımı sunuyorum, tereddütsüz alıyorsun
Gizli bir tebessümle çağırıyorum, geliyorsun
Kaşı karam, gözü karam, saçı karam
Umay gibi yumuşak huylum
Nerden çıktın karşıma böyle
Sesin ılık bir bahar güneşi gibi ığıl ığıl akıyor içime
Asya’nın bozkırlarında ordular düşüyor peşime
Yığılıp kalmışım bu Anadolu toprağına Sitare
Adam akıllı yorulmuşum
Ellerin böyle olmamalıydı
Ellerine acıyorum
Ve kim bilir kaç zamandan beridir kalbimi öğütlüyorum
Durup durup ıssız yerlerde
“güçlü ol ey kalbim, güçlü ol
Daha çok işimiz var” diyorum

Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
Yoksa dudakların mı anlayamıyorum
Logged
ekleptik
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : Ocak 03, 2008, 04:39:39 »

BU YUSUFUN ZİNDANDAN SESLENİŞİDİR

Eğilin önümde çağdaş güneşler!
Kenanlı yıldızlar varın secdeye!
Issız çöllerde, derin kör kuyularda
Ben görürüm camgöbeği düşleri
Ve ben yorarım sırma şafaklarda,
Bulanık, korkulu düşlerinizi...

Tebessümlerimi yollarım vakur kervanlarla
Küfür karanlığı gecelerinize,
Sonra düşüncelerinizi yeşertirim...
İnce belli üç attır Tih sahrasında;
Güzelliğim, sabrım ve yalnızlığım.
Çılgınca yarışırlar kader güzergahımda;
Nalları değer kader çizgilerinize...

Bilemiyorum, bensiz nasıl olursunuz?
Cibril nefesli rüzgarlarda perdelenir gözleriniz,
Körpe bir ceylan gibi kaçıp gider güzellik,
Ateş yağar avuçlarınıza bir yerden,
Nil söndüremez içinizdeki yangınları,
Ağulu bir yılan ölüsü gibi yatar durur öyle
Mu’cizelere gebe Kızıl Deniz...

Dinleyin hele dinleyin çağdaş kadınlar!
Gamzesiz, zülüfsüz, yorgun kadınlar!
Mor mor halkalarda tutsak kadınlar!
Birer bıçak vermedi mi ellerinize Züleyha?
Çizdirmedi mi güzelliği avuçlarınıza?

Züleyha dedim ya biraz durmalısınız;
Lacivert çöl gecelerinden bir parçadır o,
Gözbebeklerinde dinlenir bereketli Nil...
Nasıl anlatsam size Züleyha'yı;
Gözleri bir vaha gibi yeşil...

Ve gidin!
Nereye giderseniz gidin!
Kuyular her yerde derin!
İster Kenan illerinde, ister Mısır’da,
Zindanlar karanlık, mahzenler serin...

Hapsederim gençliğimi damarlarıma,
Kaç kere yaşanmış bir cenge girerim;
Unuturum sizi çağdaş kadınlar!
Sarılırım sımsıkı soğuk demirlere,
Kıtlıktan, bereketten haber veririm...
Ben yorarım düşlerinizi böyle bilin!

“Ümmü’l Kitab” üstüne yemin ederim;
Bir gün beni çağıracaksınız.
Yediye ve katlarına yemin olsun ki;
Bana muhtaçsınız!
Bana muhtaçsınız!
Bana muhtaçsınız!
Logged
ekleptik
Ziyaretçi
« Yanıtla #4 : Ocak 15, 2008, 11:38:44 »

TESBİH

... Ve benim Taşkent gecelerinden kara,
Rahmet damlalarından bereketli tesbihim.
Dolunay umutlarla çekip,
Bir menzile yettiğim...
Çözülsün kaderimi düğümleyen zincirler,
Kisrâın kalesinden yedi mazgal yıkılsın!
Tesbihim tamam oldu billâh,
Sübhânallah... Sübhânallah... Sübhânallah...

Ta uzakta, Sarı Irmak kıyısında,
Tesbihimin dokuz renkli püskülü...
Sabır gergefinde bir güzel kız;
Benzi Sarı Irmaktan sarı...
Yorgun parmakları susamış Zemzeme,
Sinmiş gözbebeklerine otuzdört soru...
İmamesi de var, tanıktır Allah,
Elhamdülillah... Elhamdülillah... Elhamdülillah.

Ben bir duasız mihrab önünde,
Yıkıntı otlarına masal anlattım:
Hep acıyı söyledim, acıyı yazdım.
Ne acı! Gerçeğin soylu acısı...
Tamam etti sonunda tesbihimi.
Tesbihim ülkümün doğum sancısı,
Tesbihim alnımda otuz üç damla ter...
Allâhu Ekber... Allâhu Ekber... Allâhu Ekber...
Logged
ekleptik
Ziyaretçi
« Yanıtla #5 : Şubat 12, 2008, 04:43:51 »

BABAMIN YARIM KALMIŞ SEVDASININ YERİNE

Sineme yüzlerce ok saplanırdı
Kirpiğin kaşına değdiği zaman.
Bir sızı içimde keleplenirdi,
Kulağım adını duyduğu zaman

Kâh zülfünün karasında yatardım,
Kâh gözünün deryasında yiterdim.
Seni hayal eder dilek tutardım,
Göğümde bir yıldız kaydığı zaman.

Bahar başlayınca elvan toyuna,
Sevdam çiçek açar idi boyuna...
Koyakdaki gür derenin suyuna,
Söğüt dallarını eğdiği zaman.

Meltem vursa yüzündeki güllere,
Dokunurdu gönlümdeki tellere.
Bakarak ağlardım cılga yollara,
Bir türkü bağrımı oyduğu zaman.

Bu aşk can evimde kaldı da yarım,
Hâlâ o iklimden sesler duyarım.
Kim bilir belki de sana doyarım,
Topraklar yağmura doyduğu zaman.
Logged
ekleptik
Ziyaretçi
« Yanıtla #6 : Şubat 15, 2008, 04:11:30 »

ŞAFAĞA ÇEKİLENLER

Kim söyleyecek türküsünü bundan böyle
Ötükenli atların, Deli-Günlü Noyanların?
Buz tutmuşken kavga zinciri bileklerde,
Kim paylayacak acısını dolunayın,
Bu Uygur yağısı göklerde...

Uyvar kalesinin eski yoldaşı
O batılı akşama yenildiniz...
Ne kırıldınız ne büküldünüz,
Bir Yeniçeri palası gibi,
Öç gününe çekildiniz....

Bırakın dört yönden şaha kalksın yalnızlık.
Yeter ki siz unutmayın
Gümüş kabzalara sinmiş çağları
Ve emin siperlerin arkasında
Hırsla soluyan tuğları...

Şimdi güvercinler geçer üstünüzden,
Selâmsız, kavgasız, töresiz...
Acı rüzgârlarda saçlarınız savrulsun.
Işık düşünceli çocuklar, canım çocuklar!
Yenilginiz kutlu olsun!
Logged
ekleptik
Ziyaretçi
« Yanıtla #7 : Şubat 27, 2008, 03:54:16 »

..............

Şiir yazmıyorum gayrı dersem.............
Sakın inanma yalandır.
Sevgilerin en güçlüsü ile yaşıyorum bu çağda.
Saat ondokuz, gözlerim sana açıktır.
Alnımın ilk çizgisinde adın var
Senden gayrısı bana günahtır, haramdır

Beni kandır.......... bir daha kandır.
Dilinle söyleyemiyorsan gözlerin söylesin
Bu kez yalansan da aldırmayacağım
Muhtacım sana......... muhtacım,
Bir şeyler söyle beni inandır

Sana şiirlerimi verdim.......... en değerli şeylerimi
Ellerinde oyuncağım al, dönder, dolandır
Bir korkunç gariplik içinde acun
Bulanık düşler görüyorum
Beni uyandır......... beni uyandır!

03/01/1964 - Erzincan
Logged
ekleptik
Ziyaretçi
« Yanıtla #8 : Nisan 16, 2008, 11:57:04 »

ESKİ BİR HASRET TÜRKÜSÜ

Bekleme, ağlama, beni çağırma!
Tükendi dermanım gelemiyorum.
Bu dağlar harami, yollar ejderhâ;
Yitirdim yönleri bulamıyorum.

Dilek uruğundan güneş doğmuyor,
Dualar buz tuttu, göğe ağmıyor,
Düşlerim var, gecelere sığmıyor;
Bir türlü hakikat kılamıyorum.

Gündüzler, ağ atıp tuttular beni,
Geceler, zindana attılar beni,
Çağdaş şehirlerde sattılar beni,
Zincirlerden âzâd olamıyorum.

Gözlerim Yesrib'de bir derin kuyu;
Nice yıllar var ki çekilmiş suyu.
Çöller yuttu gönlümdeki orduyu,
Vuslat diyarına salamıyorum.

Ezel meclisinde divan kurmuşlar,
Çamurumu çile ile karmışlar,
Yazıp çizip ak alnıma vurmuşlar,
Hasret fermanını silemiyorum!..
Logged
ekleptik
Ziyaretçi
« Yanıtla #9 : Mayıs 29, 2008, 02:20:36 »

Eyvah biz kaldık Efsele safilinde!
Ahsen-i takvim üzre,onlar geçip gittiler...

Allah rahmet eylesin...
Logged
ekleptik
Ziyaretçi
« Yanıtla #10 : Haziran 11, 2008, 05:13:56 »

NUR DAĞINDAN GELENLER

Onlar bu dünyaya niye geldiler
'Li ya'budun' diye diye geldiler.

Konaklı, sofralı tuğralıydılar
Bir dilim ekmekle doya geldiler.

Eline, beline, diline sahip
Kalpleri nurla yuya geldiler.

Burçlar her taraftan çağırıyordu
Onlar yıldız ile aya geldiler.

Ünlü şehirlerde ünsüz gezdiler
Bazen de bir sessiz köye geldiler.

Kutlu seferlerden zaferle dönüp
Ala sayvanlarda toya geldiler.

Din-ü devlet ile mülk-ü millete
Asi olmadılar uya geldiler.

Hem yüzleri hem sözleri güzeldi
En güzel sözleri duya geldiler.

Yedi göbek nesepleri helaldi
Helal rızıkları yiye geldiler

Dağları Tanrı'ydı, Süphan'dı, Nur'du,
Göklerin sesini duya geldiler!
Logged
ekleptik
Ziyaretçi
« Yanıtla #11 : Haziran 11, 2008, 05:14:59 »

DÖNENCE

Hani kısrak memelerinden ufukları sağardık
Esrik dolunaylar öperdi çekik gözlerimizden
Gökten firuze yağardı hep yollara düşerdik
Böyle kirli değildi maviler
Denizler böyle soluksuz...
Topla çadırları apakayım burdan gidelim...

Bir divane kirmene sarardık sonsuz mesafeleri
Alp eren dağlara yaslanırdık korkulardan âzâde
Uçmaktan ırmaklar gelir çimerdik sularında
Önce kubbeler yıkıldı üstümüze
Gökler çökecek birazdan...
Eğerle atları apakayım burdan gidelim...

Sallanır dururdu güneş bir tuğun saçaklarında
Göğçek ormanlarda göğerirdi sevdamız
Oturur bengü taşlara adımızı vururduk
Böyle sert değildi kayalar
Uçurumlar böyle dipsiz...
Giyindir çocukları apakayım burdan gidelim..

Bir yaz gecesinde çıkalım samanyoluna
Ata bergüzerı yıldızlara konalım
Bir ince yağmur yağsın uyansın kervansaraylar
Böyle ürkek değildi bakışların
Kirpiklerin böyle ıslak...
Haydi sil gözlerini apakayım burdan gidelim...
Logged
ekleptik
Ziyaretçi
« Yanıtla #12 : Temmuz 11, 2008, 04:00:22 »

BEYAZ IŞIK

Biz seni unuttuk beyaz ışık, biz seni unuttuk.
Vurma bundan böyle şakaklarımıza
Ve uğrun uğrun dökme saçlarımızı.
Biz seni unuttuk, biz seni unuttuk…

Biz zavallı çobanlar, biz deniz çocukları,
Ne zaman çağırsan koşar gelirdik.
En güzel renkleri koyardık avuçlarına,
Büyük şehirlerimiz var şimdi bizim, biz seni unuttuk…

En isyankâr çağında ellerimizin,
Yüz bin kere giyindik, yüz bin kere soyunduk.
Eskimedi sıcak ve yeşil elbiselerimiz,
Yaralı toprakların çağrısında biz seni unuttuk…

Şimdi uzak kıyılarda gözlerimiz ıslak…
Çakıl taşlarına suçlu adlar yazıyoruz.
Ve bir tövbe ferahlığı yüreklerimizde,
Biz seni unuttuk beyaz ışık, biz seni unuttuk!..
Logged
ekleptik
Ziyaretçi
« Yanıtla #13 : Temmuz 13, 2008, 10:27:25 »

Dilaver Cebeci'ye Mektup

“Rahman ve rahim olan gökçek Allah adıyla...”

“Sana bu mektubu bir gece yarısında yazıyorum...”
”Zavallı dünya habersiz, zavallı dünya sağır...”
“Yüzyılın bir ana sığdığı bir ‘Gâsiğın izâ vekab’ gece” idi öğrendiğimde gittiğini... “Topla çadırları apakayım burdan gidelim...” dediğini fısıldadı “Sitare”...
“Bir Ural havası idin Türk illeri üstünde; daha bin yıl solunacak göğüslerden içeri...”
Soruyorum kendi kendime biçare: “Kim söyleyecek türküsünü bundan böyle, Ötükenli atların, Deli-Günlü noyanların?”
Şimdi öksüz kaldı “Oğuz mayası gök ışığın erleri, Ülkü çağının bahadır melekleri”. “Dolunay çağından gelen kızlar” öksüz kaldı...
“Taşkent gecelerinden kara, rahmet damlalarından bereketli” bir tesbih kaldı senden yadigâr...
“İpek yolunda bıraktığın gölgeler” kaldı toprağımda...
Bir “Mavi Türkü” kaldı kulaklarımda...
Bir “Hun Aşkı” yüreğimde...
“Gökten inmiş, Gökçe kutluk, Gökçek yalnızlığın” kaldı ellerimde...
Boynu bükük kaldı “Bakülü karanfil”...
Ve bir “Sancı” kaldı bozkırda!
“Dal gibi kızlar ağlar bu ara Asya’nın göbeğinde” “Ve ağıtlar yükseliyor o güzel atların gittiği yerden!..”
“Taksim gazinolarında trahomlu şairler, mısra arıyorlar masaların altında” hala...
Gitmeseydin diyorum...
Bağırsaydın yine “Bayburt Kalesinden kayıtsızlığını acuna...”
Yine “Yandırsaydın yıldızları söz ile...”
“Kandehar Dağları’nda sabah namazı” kılsaydık beraber...
“Ne kadar ürkek ceylan varsa Asya çöllerinde, Domaniç yaylasında ne kadar dizginsiz at“ koşuyor kılcal damarlarımda delice...
“Arsız böcekler iri yapraklara sığınıyor... Sefineler kaçışıp limanlara... Ürperip örümcekler ağlarına, doruklarda kartallar kayalara, yıldızlar uzakta kehkeşanlara sığınıyor...” Ben “yoldaş ediyorum kendime İmrül Kays’ı, Antere’yi, Âş’â’yı...”
Seni konuşuyorum Aprunçur Tigin’le sabahlara dek; “Hasret fermanını silemiyorum...”
“Çok eski bir gerçektir bu biliyorum!”
“Yine biliyorum ki sevmedin ülküden başkasını!..”
Ve unutmadım sözlerini: “Güçlü ol ey kalbim güçlü ol, daha çok işimiz var diyorum” yaşardıkça gözlerim...
Kimileri senin için “Yok, öldü!” diyorlar! Derdin ya: “Bu ülküye gönül veren, ölür mü Bozkurt ölür mü?” diye...
Biliyorum “Bu kör acuna inat, güneşi kıskandıran gerçek gibi yedi iklimdesin!”
Emanet bıraktığın sevda ile köpürüyor Hazar, coşkunca akıyor Selenge, Tanrıdağı dik ve kan ağlıyor yine Vey Irmağı...
Çi-Çi’ye, Kür Şad’a ve Dündar Ağam’a selam götür bizden...
“Ve, selam olsun Muhammed’in kırmızı güllerine...”
Sen “Ahsen-i Takvim üzre göçüp gittin”,”biz kaldık Efsele Safilinde!”
Logged
unrulaz
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 16


« Yanıtla #14 : Kasım 12, 2008, 06:02:39 »

Ve bir tövbe ferahlığı yüreklerimizde
   
    uzun zamandır yaptığım muhakeme açığa kavuştu
 
Logged
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: