Eyvah, kuşlar motor takmış! Kuşları birileri kandırmış. Kanatlarına ihtiyaç hissetmeden uçuyorlarmış. Motorlukuşların macerasını izliyormuş dünya. Yargıçlar, güçlüler, haksızlar, ‘her şeyi bilir’ler karar vermiş: Artık kuşlar motor takacak. Motor takmaya hayır diyen kuşlardan bazıları ise bugün öğle namazı sonrası Küplüce Mezarlığı’nda Cahit Zarifoğlu’nun mezarı başında olacaklarmış.
Bugün içimden yazmak gelmiyor. İçimden şiir geçmiyor. Yargıçlar karar vermiş. Kurgu dışı kızlar okula gidemeyecek, toplumun yarısı cüzzamlı olarak yaşamaya devam edecekmiş. İçimden bir tren kalktı şimdi. Nerelere varacak, bilmiyorum. En iyisi Beyan Yayınları’nın okurla buluşturduğu Cahit Zarifoğlu kitaplarına gömülmek. Önce bir fatiha okuruz Küplüce’de. Ardından şairle dertleşiriz kitaplarda. Siz, iki yıl önce yazdığım yazıdan bir bölüm okurken ben hafifçe kıvrılayım önce Motorlukuş’a. Yüksek sesle okuyayım oğluma. Hikayenin kurgusuna müdahale edeyim. Oğlum düzeltsin beni, ardından konuşmalarına bakayım, eski dergi ciltlerine bir de şiirlerine…
Bünyamin Yılmaz7 Haziran 1987’de aramızdan ayrılmıştı Cahit Zarifoğlu. Bugün Küplüce’deki mezarı başında anılacak. Başkaca bir şey de yok. İsterseniz hayali bir yazı yazayım ve neler olması gerekirdi onları sıralayayım. Mesela, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür İşleri Daire Başkanlığı’nın bir hafta sürecek Zarifoğlu etkinliklerinden söz açalım. Sergilerden, konferanslardan, panellerden söz edelim. İstanbul’un en önemli kültür merkezlerinde çeşitli belediyelerin kültür bölümlerinin düzenlediği etkinliklere de girelim mi? Girmeyelim bence. Ümraniye Belediyesi’nin Cahit Zarifoğlu adına açtığı kütüphanede neler olacak, ona da bakalım mı? Bakmayalım bence. Özel kanalların yayın akışlarında Zarifoğlu değişikliği var mı bir bakalım mı? Mesela uzun yıllar hizmet ettiği kurum olan TRT’nin Zarifoğlu ile ilgili neler yaptığına bakmak gerekir mi? Geçelim. Bürokrasinin en tepe noktalarına kadar tırmanan Zarifoğlu’nun arkadaşları nasıl bir hareketlilik içinde, araştıralım mı? Bence gerek yok. Kültür Bakanımızın resmi ya da gayri resmi programının neresinde Zarifoğlu var, ona da bakalım mı? Bakıyorum benden hızlısınız, ne gerek var diyorsunuz, haklısınız. Turizm mevsimi açıldı. Şu an önemli işler var. Bundan birkaç yıl önce Cahit Zarifoğlu şiir girişimi gibi bir şey faaliyete geçmişti. O da mı hayaldi bilmiyorum, ama sanırım ilk yıl Zarifoğlu adına ödül de verildi. Sonra ne mi oldu? Bu sorunun da bir cevabı yok. Ya da şimdi cevap arayalım derken can sıkmayalım.
Cahit Zarifoğlu’nun kitaplarını Beyan Yayınları okura sundu. Beklenen oydu ki, çeşitli kurumlar bu yayınların daha çok insana ulaşması için çaba göstersinler. Kütüphane raflarında olsun bütün kitapları. Belediyeler etkinlikleri için bu kitapları fark etsinler. Oysa böyle bir şey olmadı ama şöyle bir şey oldu: Belediyeler dini bilgiler içeren kitapları dağıttılar ve medyanın hışmına uğradılar. İlmihal kitabına logo koydukları için belediyeler üzerinde baskı oluşturuldu. Başbakan bile açıklama yaptı. "Vermeyin kitap kardeşim!" dedi. Acaba bütün bu süreci önceden görüp, "ya biz ne yapıyoruz. Popüler kültürle her tarafımız sarıldı. Bu topluma faydalı kültür hizmetleri içine girmemiz gerekiyor. Ülkenin en önemli entelektüellerinin katılımıyla toplantılar yapalım. Şiirlerini okuduğumuz, eserlerinden faydalandığımız çok büyük değerlerimiz var. Onların konuşulmasını sağlayalım" diyenler de olmalı mıydı? Mesela Cemil Meriç’i, Necip Fazıl’ı, Cahit Zarifoğlu’nu geniş çerçeveli toplantılarla anmalı değil miydik? Yaşayan yazar ve şairler mi dediniz? Evet, onu da sormak üzereydim. Sezai Karakoç üzerine bir sempozyum yapıldı geçtiğimiz aylarda. Nerede mi? Kahramanmaraş’ta. Başka, sükut! Bu arada gözüm TRT’ye takıldı. Meclis TV’de konuşan şair milletvekillerine baktım biraz. Recep Garip mesela. Nerelerde acaba? Ne gibi projeler sunmuştur hükümetine. ‘iktidarlar gelip geçici, bugün varız yarın yokuz, kalıcı şeyler yapalım" demiş midir? Yoksa Dünya Şiir Günü’nde şiir okuyunca edebiyatçı kimliğimiz anlamını bulmuş mu oluyor?
Bunca şeyden sonra gelin biraz da kendimizi de içine katacağımız sorular soralım. Cahit Zarifoğlu niçin önemlidir? Ve bu soruya cevap vermek yerine İsmet Özel’den Enis Batur’a pek çok şairin Zarifoğlu’yla ilgili neler söylediklerine bakalım. Elbette bir farklılık yapıp bunları burada belirtmeyeceğim. Hayatımızın her alanına giren internete yönlendireceğim sizi.
www.zarifce.com’a girip şöyle bir gezindiğinizde bu sorunun en anlamlı cevabını alacaksınız. Soruyu değiştirip cevabını hemen alabileceğimiz sorular soralım o zaman. Edebiyat dergilerinin, kültür dünyasının unutmadığı Cahit Zarifoğlu’nu en yakın arkadaşları da dahil –birkaçı hariç- olmak üzere, kendilerine görev düşen kurumlar neden unuttular?"
Cahit bende şiir yazdı
Elif Bilge, şairin eşi Berat Zarifoğlu ile aile babası Cahit Zarifoğlu’nu görüştü.
Babasız çocuk yetiştirmenin zorlukları neler?
İyi bir anne miyim acaba diye sorguluyorum. Emeğimin karşılığını aldım mı? İstediğim yere geldiler mi? Cahit olsa daha mı iyi olurdu? Hele ki İstanbul gibi bir yerde bu çok daha zor. Cahit olsaydı iş bana düşmezdi.
Bunun zorluğu her yerde duyulmakla beraber, İstanbul'da katlanacağı muhakkak. Cahit Zarifoğlu hayatta olsaydı, sadece annelik görevini üstlenmiş olacaktınız. Ama şimdi hem anne hem babasınız. Peki, bir anne, ne kadar baba olabiliyor sizce?
Babanın bir ağırlığı var. Ne kadar gayret etse de, bir anne babanın yerini tam anlamıyla tutamıyor. Babanın sağlamlığı var. Anneyle daha kolay yüz göz olabiliyor çocuklar. Evde "en iyisini o bilir" denilebilecek bir baba mefhumu olmadığı için, herkes kendi doğrusunun peşinden gidiyor.
Çocuklarım bana pek bir şey sormaz. Ben, bir şeyi yapacakken "acaba böyle mi olmalı" diye sorarım, ama her adımdan emin kılacak babanın olmayışının eksikliği duyulmayacak gibi değil. Cahit'in en iyisini bildiğini bildiğim için, bir durumda ona danışmanın rahatlığını özlüyorum. Bazen diyorum, Ona sorabilsem "Şöyle mi yapayım, gittiğim yol doğru mu, izlediğim taktik isabet mi?" diyebilsem, O da bana yol gösterse de içim rahatlasa... Beni görüyor mudur, kızıyor mudur bana diye düşündüğüm çok oluyor...
Çocuklarına ve eşine muamelesi nasıldı?
Çok çalışırdı. Devamlı içerde daktilo sesi... Ama hafta sonlarını bize ayırırdı. Arabanın içinde, yağmurun altında piknik yaptığımızı bilirim. Çiçek ekmek vardı o zaman, çiçek ekmeği çok severdi. Ondan alırdık, plastik bardak alırdık, çocukları arabaya doldururduk ve sahilde piknik yapardık arabanın içinde.
Bazen çok çalışmasına içerlerdim. "Bu adam hiç evlenmemeliydi" derdim. Ama duyardım, bazı yazarlar şairler, eşi çay kahve getirdiğinde bile, "Dikkatimi dağıttın" diye kızarlarmış. Allah razı olsun Cahit hiç öyle yapmazdı. Çayı alır ve teşekkür ederdi. Nazikti.
Bir şairle yaşamak zor yani... Ama anladığımız kadarıyla, eşinizin inceliği, şairliğinin ağırlığını biraz nötrlemiş.
Evet. Ama iyi yönleri de az değil elbette. Onu şiirlerinde daha iyi tanırdım. Beraber bir olay yaşadık mesela, o zaman ne hissettiğini anlamazdım ama o konuda yazdığı şeyi okuduğumda "Aa ne kadar üzülmüş" derdim mesela..
Önemli bir meziyetiniz dikkat çekiyor. Ve evliliğinizin ve sonrasının muhabbetli olmasını buna bağlıyorum: Beyinize olan itimadınız... Günümüz evliliklerinde olan bir çok problem, hanımların "Asıl ben bilirim, niye o biliyor ki, niye onun dediği olacak ki" davalarından kaynaklanıyor. Oysa erkeğin tabiatında savunmak, kadının tabiatında sığınmak var. Maalesef modern dünya, insan tabiatını bozarak birçok kurumu değersizleştiriyor. Eşinize bakış açınızı nasıl özetliyorsunuz?
Ben bembeyaz bir sayfaydım, Cahit bende şiir yazdı. Ben, bilmediğim pek çok şeyi ondan öğrendim. Sabırla öğretirdi. Hata yaptığımda düzeltirdi. Cahit'e uygun değildim, Onun dengi değildim. Onu önceden tanıyıp da, ona göre bir şeyler öğrenmeyi, kendimi geliştirmeye çalışmayı isterdim.
Şiirlerinden maada, Cahit Zarifoğlu'nu tanıdığımız kadarıyla, entelektüel birikimden ziyade temizliğe ve kemiyete önem verdiğini biliyoruz. Bu evliliği tercihinde de, bu önem sıralamasının yeri büyük. Dolayısıyla, hürmetkarlığınız ve cefakarlığınız sizi ona layık olma boyutuna çoktan taşımış. Bir eşten beklenen de tastamam budur zaten.
Basit şeylerden kavga edilmez. Erkeğin hakkı çoktur. Gözetmek gerek. Eve girsin, bir karnını doyur, dinlenmesine izin ver, sonra söyle ne söyleyeceksen. Ama maalesef hanımlar daha kapıda başlayabiliyor yakınmalarına.
Öğrenmenin de yaşı yoktur, insan eşinden öğrenmekten yüksünmemeli. Ben hiç, Cahit'in bana aynı zamanda bir öğretmen olmasını gurur meselesi yapmadım. Hatta bundan mutlu oldum. Zaten ben her şeye iyi tarafından bakmaya alışmışım, kötülüğü görmem.
Cahit Zarifoğlu şiir ödülünü alan Ömer Erdem’in yaptığı konuşmadan bir bölüm:
Bazen aynı şehirde dolaşırız
Cahit Zarifoğlu, açık söyleyeyim benim şiir yazmaya başladığım ilk yıllarda etkilendiğim bir şair olmadı. Bu yüzden şiir tekniği bağlamında esinlenmedim ondan. Ne var ki zamanla onun şiirine yöneldikçe "şiirin neliği hakkında çok kıymetli incelikler öğrendim. Bu şiirin neliği, her okuyuşumda dünyaya sızmış kutlu ve esaslı bir acı olarak iliklerime, beynimin en uç noktalarına kadar yayılıyor. Estetiğe kavuşmuş söylemi bence onu çağımızın en değerli şairlerinden birisi yapıyor. Şiir nedir ve şair kimdir sorusuna muhatap olsam bütün kalbimle vereceğim cevaplardan ilki olacaktır Cahit Zarifoğlu. Kendisiyle dünya yüzünde bir kez bile karşılaşamadık. İçimden bir ses eğer yaşasaydı dost olabilirdiniz diye söylüyor. Fotoğraflarından okuduğum Zarifoğlu gözlerine ve tutumuna yakışan halesiyle bana benim gözümle çok yakın akrabadır ve bazen şehirde beraber dolaştığımızı duyarım. Bir de şu var, Necip Fazıl'ı tanıdığım vakit bir lise öğrencisiydim ve beynimde bir yangın çıkmıştı. Sezai Karakoç ile karşılaşınca ise ruhum büyük bir ruhun ebedi mıknatısına kapılmıştı. Cahit Zarifoğlu'nu ise bir dağ gibi kendi etkimle tanıdım ve bu tanımanın etkisinden bir kalb bahçesi kurdum. Onunla en çok ne yapmak isterdiniz diye sorsa biri galiba, sırtımızda tüplerle bir denize dalmak ve dünyanın tavanına suyun dibinden bakmak isterdim derdim. Bunlar olamaz fakat bu ödülle kader, güzel bir jest yaparak beni onun isminin yanına koymuş bulunuyor.
Genç kuşağın yayınlanmamış şiirleri ile ilgilendim
Sizden sonraki kuşakla ilginiz nedir? İzliyor musunuz onları? Dergi çalışması açısından değil, bir sanat konusu olarak genç kuşakların çalışmasını nasıl buluyorsunuz?
Ne hikmettir bilinmez, ben genç kuşağın yayınlanmış şiirlerinden çok yayınlanmamış şiirleriyle ilgilendim hep. Lütfen bu söylediklerimi ciddiye alın. Espiri olsun diye söylemedim. Kendim içinde öyle çıkacak şiirlere bakıyorum. İleriye bir temenni, bir bekleyiş bu. Bunun dışında biraz önce genel olarak şiir okuyamadığımı söylemiştim. Gençlerin şiirleri içinde aynı şey söz konusu. Ama özellikle onlara dönük bir olay değil bu. Buna rağmen, size tuhaf gelecek, onların neler yazdıklarını da biliyorum.
Konuşmalar .s.43
(S)
İşte doğa işte ben
Karşılıklı bir sabah sohbetindeyiz
İnce ağızlı kelebek sancağımda
Çekirge dikkatli
Serçekuş
Gagası avucumda
Tablomuz hazır
Aslanla kaplan yanyana durdular
Tam yol kavşağında
Yerlerini aldılar
Kaslarından yayılıyor bana
Eğilip almanın
Bulup koparmanın değeri
Tilki göz kırpıyor
Mevlana’dan bir deyiş aktarıyor kartal
Şahin yarı yoldan dönüyor
Güvercin rahat bir nefes alıyor
Alçalıyor
Ve konuyor kanıma
Tablomuz resmimiz tamam
Kimse eksik
Kimse fazla değil
Bir sensin beklenen
Bu sabah ta uzaklardan
Duyuluyor dişiliğin
Bir pars mısın sen !
Defter arasında kurumuş yaprak mı
Bir ses
Bir ne
Kolay değil
Doğanın ortasında
Hayvanlarım tırtıllarımla
Kalın gövdeli ağaçlar
Birbirine girmiş sarmaşıklar
Bu hürriyetler arasında
Seni beklemek
Mavi çocuk mavi ışık
Nerdesin
Yine bir bakış mı kaldı aklında
Yolunda Azeri kamalar
Yamyam halkalar
Ah hayır zor değil beklerim daha
Doğa hazır
Bir kum saati gibi akıyorsun bende
Biliyorsun suçlu olan saçların
Vadedilmiş bir küçük parmak bile değil
Güneş yerini aldı
Geceden kalmış bir yarım ay da burda
Derken
Bir telefon meleklerin
Odaklandığı küreden
Anlattım ona telefonda herşeyi
"Ya o olmasaydı
Ya sevmek olmasaydı"
Düştüm oyalandığım kayalıklardan
Tabiat sönüyor şimdi
Kaplanlar
Gerçek kimliğine dönüyor
Tilki ürke
Aslan geyik avında
Şimdi korkularımla
Başbaşayım
Kum saati
Devrilmeyecek bir daha
Cahit Zarifoğlu