KULTUR, SANAT, FİKİR FORUM
Ocak 08, 2009, 12:19:33 *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
Sayfa: 1 [2]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Cahit Zarifoğlu "Zarif insan"  (Okunma Sayısı 1403 defa)
uyku
Global Moderator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 638



« Yanıtla #15 : Haziran 07, 2008, 12:37:16 »

haziranda yeniden doğmak...

Bugün Zarifoğlu'nun vefat ettiği gün... ( 07.05.1987)
Takvime baktım bir sürü ıvır zıvır şey, takvimler Zarifoğlu'nu bilmiyorlar. Takvimler çok şey kaybediyorlar. 'zengin hayaller peşinde' koşarken ben 'bir değirmen' olan bu dünyada "yaşamak" denilen gerçeği farkettim Zarifoğlu sayesinde.

"eğilirken diklenmeyi bilmelisin"

diyordu üstad... Ben diklenmeye çalışırken dünyaya:

"zirvesine göz koyduğum dağlara bak
koşup takıldığım çitlere bak"

cümlesi ile durup, düşündüm. Düşünmediğimi düşünmeye başladım. Meyve toplamaktan çok insanları izlediğimi ve çok konuştuğumu farkettim. Susmaya karar verdim ve Rabbime zarifce yalvardım:

"Allahım yol boyunca bırakma elimi düşerim sonra..."
Logged

İnsanlar uykudadırlar; öldüklerinde uyanırlar!
yahut
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 294



« Yanıtla #16 : Haziran 07, 2008, 03:02:33 »

Eyvah, kuşlar motor takmış!


Kuşları birileri kandırmış. Kanatlarına ihtiyaç hissetmeden uçuyorlarmış. Motorlukuşların macerasını izliyormuş dünya. Yargıçlar, güçlüler, haksızlar, ‘her şeyi bilir’ler karar vermiş: Artık kuşlar motor takacak. Motor takmaya hayır diyen kuşlardan bazıları ise bugün öğle namazı sonrası Küplüce Mezarlığı’nda Cahit Zarifoğlu’nun mezarı başında olacaklarmış.
Bugün içimden yazmak gelmiyor. İçimden şiir geçmiyor. Yargıçlar karar vermiş. Kurgu dışı kızlar okula gidemeyecek, toplumun yarısı cüzzamlı olarak yaşamaya devam edecekmiş. İçimden bir tren kalktı şimdi. Nerelere varacak, bilmiyorum. En iyisi Beyan Yayınları’nın okurla buluşturduğu Cahit Zarifoğlu kitaplarına gömülmek. Önce bir fatiha okuruz Küplüce’de. Ardından şairle dertleşiriz kitaplarda. Siz, iki yıl önce yazdığım yazıdan bir bölüm okurken ben hafifçe kıvrılayım önce Motorlukuş’a. Yüksek sesle okuyayım oğluma. Hikayenin kurgusuna müdahale edeyim. Oğlum düzeltsin beni, ardından konuşmalarına bakayım, eski dergi ciltlerine bir de şiirlerine…

Bünyamin Yılmaz

7 Haziran 1987’de aramızdan ayrılmıştı Cahit Zarifoğlu. Bugün Küplüce’deki mezarı başında anılacak. Başkaca bir şey de yok. İsterseniz hayali bir yazı yazayım ve neler olması gerekirdi onları sıralayayım. Mesela, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür İşleri Daire Başkanlığı’nın bir hafta sürecek Zarifoğlu etkinliklerinden söz açalım. Sergilerden, konferanslardan, panellerden söz edelim. İstanbul’un en önemli kültür merkezlerinde çeşitli belediyelerin kültür bölümlerinin düzenlediği etkinliklere de girelim mi? Girmeyelim bence. Ümraniye Belediyesi’nin Cahit Zarifoğlu adına açtığı kütüphanede neler olacak, ona da bakalım mı? Bakmayalım bence. Özel kanalların yayın akışlarında Zarifoğlu değişikliği var mı bir bakalım mı? Mesela uzun yıllar hizmet ettiği kurum olan TRT’nin Zarifoğlu ile ilgili neler yaptığına bakmak gerekir mi? Geçelim. Bürokrasinin en tepe noktalarına kadar tırmanan Zarifoğlu’nun arkadaşları nasıl bir hareketlilik içinde, araştıralım mı? Bence gerek yok. Kültür Bakanımızın resmi ya da gayri resmi programının neresinde Zarifoğlu var, ona da bakalım mı? Bakıyorum benden hızlısınız, ne gerek var diyorsunuz, haklısınız. Turizm mevsimi açıldı. Şu an önemli işler var. Bundan birkaç yıl önce Cahit Zarifoğlu şiir girişimi gibi bir şey faaliyete geçmişti. O da mı hayaldi bilmiyorum, ama sanırım ilk yıl Zarifoğlu adına ödül de verildi. Sonra ne mi oldu? Bu sorunun da bir cevabı yok. Ya da şimdi cevap arayalım derken can sıkmayalım.
Cahit Zarifoğlu’nun kitaplarını Beyan Yayınları okura sundu. Beklenen oydu ki, çeşitli kurumlar bu yayınların daha çok insana ulaşması için çaba göstersinler. Kütüphane raflarında olsun bütün kitapları. Belediyeler etkinlikleri için bu kitapları fark etsinler. Oysa böyle bir şey olmadı ama şöyle bir şey oldu: Belediyeler dini bilgiler içeren kitapları dağıttılar ve medyanın hışmına uğradılar. İlmihal kitabına logo koydukları için belediyeler üzerinde baskı oluşturuldu. Başbakan bile açıklama yaptı. "Vermeyin kitap kardeşim!" dedi. Acaba bütün bu süreci önceden görüp, "ya biz ne yapıyoruz. Popüler kültürle her tarafımız sarıldı. Bu topluma faydalı kültür hizmetleri içine girmemiz gerekiyor. Ülkenin en önemli entelektüellerinin katılımıyla toplantılar yapalım. Şiirlerini okuduğumuz, eserlerinden faydalandığımız çok büyük değerlerimiz var. Onların konuşulmasını sağlayalım" diyenler de olmalı mıydı? Mesela Cemil Meriç’i, Necip Fazıl’ı, Cahit Zarifoğlu’nu geniş çerçeveli toplantılarla anmalı değil miydik? Yaşayan yazar ve şairler mi dediniz? Evet, onu da sormak üzereydim. Sezai Karakoç üzerine bir sempozyum yapıldı geçtiğimiz aylarda. Nerede mi? Kahramanmaraş’ta. Başka, sükut! Bu arada gözüm TRT’ye takıldı.  Meclis TV’de konuşan şair milletvekillerine baktım biraz. Recep Garip mesela. Nerelerde acaba? Ne gibi projeler sunmuştur hükümetine. ‘iktidarlar gelip geçici, bugün varız yarın yokuz, kalıcı şeyler yapalım" demiş midir? Yoksa Dünya Şiir Günü’nde şiir okuyunca edebiyatçı kimliğimiz anlamını bulmuş mu oluyor? 
Bunca şeyden sonra gelin biraz da kendimizi de içine katacağımız sorular soralım. Cahit Zarifoğlu niçin önemlidir? Ve bu soruya cevap vermek yerine İsmet Özel’den Enis Batur’a pek çok şairin Zarifoğlu’yla ilgili neler söylediklerine bakalım. Elbette bir farklılık yapıp bunları burada belirtmeyeceğim. Hayatımızın her alanına giren internete yönlendireceğim sizi. www.zarifce.com’a girip şöyle bir gezindiğinizde bu sorunun en anlamlı cevabını alacaksınız. Soruyu değiştirip cevabını hemen alabileceğimiz sorular soralım o zaman. Edebiyat dergilerinin, kültür dünyasının unutmadığı Cahit Zarifoğlu’nu en yakın arkadaşları da dahil –birkaçı hariç- olmak üzere, kendilerine görev düşen kurumlar neden unuttular?"
Cahit bende şiir yazdı
Elif Bilge, şairin eşi Berat Zarifoğlu ile aile babası Cahit Zarifoğlu’nu görüştü.
Babasız çocuk yetiştirmenin zorlukları neler?
İyi bir anne miyim acaba diye sorguluyorum. Emeğimin karşılığını aldım mı? İstediğim yere geldiler mi? Cahit olsa daha mı iyi olurdu? Hele ki İstanbul gibi bir yerde bu çok daha zor. Cahit olsaydı iş bana düşmezdi.
Bunun zorluğu her yerde duyulmakla beraber, İstanbul'da katlanacağı muhakkak. Cahit Zarifoğlu hayatta olsaydı, sadece annelik görevini üstlenmiş olacaktınız. Ama şimdi hem anne hem babasınız. Peki, bir anne, ne kadar baba olabiliyor sizce?
Babanın bir ağırlığı var. Ne kadar gayret etse de, bir anne babanın yerini tam anlamıyla tutamıyor. Babanın sağlamlığı var. Anneyle daha kolay yüz göz olabiliyor çocuklar. Evde "en iyisini o bilir" denilebilecek bir baba mefhumu olmadığı için, herkes kendi doğrusunun peşinden gidiyor.
Çocuklarım bana pek bir şey sormaz. Ben, bir şeyi yapacakken "acaba böyle mi olmalı" diye sorarım, ama her adımdan emin kılacak babanın olmayışının eksikliği duyulmayacak gibi değil. Cahit'in en iyisini bildiğini bildiğim için, bir durumda ona danışmanın rahatlığını özlüyorum. Bazen diyorum, Ona sorabilsem "Şöyle mi yapayım, gittiğim yol doğru mu, izlediğim taktik isabet mi?" diyebilsem, O da bana yol gösterse de içim rahatlasa...  Beni görüyor mudur, kızıyor mudur bana diye düşündüğüm çok oluyor...
Çocuklarına ve eşine muamelesi nasıldı?
Çok çalışırdı. Devamlı içerde daktilo sesi...  Ama hafta sonlarını bize ayırırdı. Arabanın içinde, yağmurun altında piknik yaptığımızı bilirim. Çiçek ekmek vardı o zaman, çiçek ekmeği çok severdi. Ondan alırdık, plastik bardak alırdık, çocukları arabaya doldururduk ve sahilde piknik yapardık arabanın içinde.
Bazen çok çalışmasına içerlerdim. "Bu adam hiç evlenmemeliydi" derdim. Ama duyardım, bazı yazarlar şairler, eşi çay kahve getirdiğinde bile, "Dikkatimi dağıttın" diye kızarlarmış. Allah razı olsun Cahit hiç öyle yapmazdı. Çayı alır ve teşekkür ederdi. Nazikti.
Bir şairle yaşamak zor yani... Ama anladığımız kadarıyla, eşinizin inceliği, şairliğinin ağırlığını biraz nötrlemiş.
Evet. Ama iyi yönleri de az değil elbette. Onu şiirlerinde daha iyi tanırdım. Beraber bir olay yaşadık mesela, o zaman ne hissettiğini anlamazdım ama o konuda yazdığı şeyi okuduğumda "Aa ne kadar üzülmüş" derdim mesela..
Önemli bir meziyetiniz dikkat çekiyor. Ve evliliğinizin ve sonrasının muhabbetli olmasını buna bağlıyorum: Beyinize olan itimadınız... Günümüz evliliklerinde olan bir çok problem, hanımların "Asıl ben bilirim, niye o biliyor ki, niye onun dediği olacak ki" davalarından kaynaklanıyor. Oysa erkeğin tabiatında savunmak, kadının tabiatında sığınmak var. Maalesef modern dünya, insan tabiatını bozarak birçok kurumu değersizleştiriyor. Eşinize bakış açınızı nasıl özetliyorsunuz?
Ben bembeyaz bir sayfaydım, Cahit bende şiir yazdı. Ben, bilmediğim pek çok şeyi ondan öğrendim. Sabırla öğretirdi. Hata yaptığımda düzeltirdi. Cahit'e uygun değildim, Onun dengi değildim. Onu önceden tanıyıp da, ona göre bir şeyler öğrenmeyi, kendimi geliştirmeye çalışmayı isterdim.
Şiirlerinden maada, Cahit Zarifoğlu'nu tanıdığımız kadarıyla, entelektüel birikimden ziyade temizliğe ve kemiyete önem verdiğini biliyoruz. Bu evliliği tercihinde de, bu önem sıralamasının yeri büyük. Dolayısıyla, hürmetkarlığınız ve cefakarlığınız sizi ona layık olma boyutuna çoktan taşımış. Bir eşten beklenen de tastamam budur zaten.
Basit şeylerden kavga edilmez. Erkeğin hakkı çoktur. Gözetmek gerek. Eve girsin, bir karnını doyur, dinlenmesine izin ver, sonra söyle ne söyleyeceksen. Ama maalesef hanımlar daha kapıda başlayabiliyor yakınmalarına.
Öğrenmenin de yaşı yoktur, insan eşinden öğrenmekten yüksünmemeli. Ben hiç, Cahit'in bana aynı zamanda bir öğretmen olmasını gurur meselesi yapmadım. Hatta bundan mutlu oldum.  Zaten ben her şeye iyi tarafından bakmaya alışmışım, kötülüğü görmem.
Cahit Zarifoğlu şiir ödülünü alan Ömer Erdem’in yaptığı konuşmadan bir bölüm:
Bazen aynı şehirde dolaşırız
Cahit  Zarifoğlu, açık söyleyeyim benim şiir yazmaya başladığım ilk yıllarda etkilendiğim bir şair olmadı. Bu yüzden şiir tekniği bağlamında esinlenmedim ondan. Ne var ki zamanla onun şiirine yöneldikçe  "şiirin neliği hakkında  çok kıymetli incelikler öğrendim. Bu şiirin neliği, her okuyuşumda dünyaya sızmış kutlu ve esaslı bir acı olarak iliklerime, beynimin en uç noktalarına kadar yayılıyor. Estetiğe kavuşmuş söylemi bence onu çağımızın en değerli şairlerinden birisi yapıyor. Şiir nedir ve şair kimdir sorusuna muhatap olsam bütün kalbimle vereceğim cevaplardan ilki olacaktır Cahit Zarifoğlu. Kendisiyle dünya yüzünde bir kez bile karşılaşamadık. İçimden bir ses eğer yaşasaydı dost olabilirdiniz diye söylüyor. Fotoğraflarından okuduğum Zarifoğlu gözlerine ve tutumuna yakışan halesiyle bana benim gözümle çok yakın akrabadır ve bazen şehirde beraber dolaştığımızı duyarım. Bir de şu var, Necip Fazıl'ı tanıdığım vakit bir lise öğrencisiydim ve beynimde bir yangın çıkmıştı. Sezai Karakoç ile karşılaşınca ise ruhum büyük bir ruhun ebedi mıknatısına kapılmıştı. Cahit Zarifoğlu'nu ise bir dağ  gibi kendi etkimle tanıdım ve bu tanımanın etkisinden  bir kalb bahçesi kurdum. Onunla en çok ne yapmak isterdiniz diye sorsa biri galiba, sırtımızda tüplerle bir denize dalmak ve dünyanın tavanına suyun dibinden bakmak isterdim derdim. Bunlar olamaz fakat bu ödülle kader, güzel bir jest yaparak beni onun isminin yanına koymuş bulunuyor.
Genç kuşağın yayınlanmamış şiirleri ile ilgilendim
Sizden sonraki kuşakla ilginiz nedir? İzliyor musunuz onları? Dergi çalışması açısından değil, bir sanat konusu olarak genç  kuşakların çalışmasını nasıl buluyorsunuz?
Ne hikmettir bilinmez, ben genç kuşağın yayınlanmış şiirlerinden çok yayınlanmamış şiirleriyle ilgilendim hep. Lütfen bu söylediklerimi ciddiye alın. Espiri olsun diye söylemedim. Kendim içinde öyle çıkacak şiirlere bakıyorum. İleriye bir  temenni, bir bekleyiş bu. Bunun dışında biraz önce genel olarak  şiir okuyamadığımı söylemiştim. Gençlerin şiirleri içinde aynı şey söz konusu. Ama özellikle onlara dönük bir olay değil bu. Buna rağmen, size tuhaf gelecek, onların neler yazdıklarını da biliyorum.
Konuşmalar .s.43
 (S)
İşte doğa işte ben
Karşılıklı bir sabah sohbetindeyiz
İnce ağızlı kelebek sancağımda
Çekirge dikkatli
Serçekuş
Gagası avucumda

Tablomuz hazır
Aslanla kaplan yanyana durdular
Tam yol kavşağında
Yerlerini aldılar

Kaslarından yayılıyor bana
Eğilip almanın
Bulup koparmanın değeri

Tilki göz kırpıyor
Mevlana’dan bir deyiş aktarıyor kartal
Şahin yarı yoldan dönüyor
Güvercin rahat bir nefes alıyor
Alçalıyor
Ve konuyor kanıma

Tablomuz resmimiz  tamam
Kimse eksik
Kimse fazla değil
Bir sensin beklenen

Bu sabah ta uzaklardan
Duyuluyor dişiliğin

Bir pars mısın sen !
Defter arasında kurumuş yaprak mı
Bir ses
Bir ne

Kolay değil
Doğanın ortasında
Hayvanlarım tırtıllarımla
Kalın gövdeli ağaçlar
Birbirine  girmiş sarmaşıklar
Bu hürriyetler arasında
Seni beklemek

Mavi çocuk mavi ışık
Nerdesin
Yine bir bakış mı kaldı aklında
Yolunda Azeri kamalar
Yamyam halkalar
Ah hayır zor değil beklerim daha
 
Doğa hazır
Bir kum saati gibi akıyorsun bende
Biliyorsun suçlu olan saçların
Vadedilmiş bir küçük parmak bile değil

Güneş yerini aldı
Geceden kalmış bir yarım ay da burda
Derken
Bir telefon meleklerin
Odaklandığı küreden

Anlattım ona telefonda herşeyi
"Ya o olmasaydı
Ya sevmek  olmasaydı"
Düştüm oyalandığım kayalıklardan

Tabiat sönüyor şimdi
Kaplanlar
Gerçek kimliğine dönüyor

Tilki ürke
Aslan geyik avında

Şimdi korkularımla
Başbaşayım
Kum saati
Devrilmeyecek bir daha

Cahit Zarifoğlu
Logged

Arun aleyna!
leylirumi
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 302



« Yanıtla #17 : Haziran 07, 2008, 10:34:52 »




AY SÖYLEVİ-I

Cahit Zarifoğlu'na



Biz bakardık ve sen yürürdün şeyhim

Sen yürürdün ve dağlar yürürdü

Öksüz bir kırlangıç olurduk sen görünmeyince

Sen görünmeyince görmezdik bulutları

Yağmurları kuşanıp yollarda bahara durmazdık

Kapının önünde iki büklüm bekler

Acıyı keşfeden bu çocuk yürekler

Nasıl selam verilir bilmez

Ne açar kapıları bilmezdik şeyhim



Biz sorardık ve sen söylerdin şeyhim

Sen söylerdin ve gökler söylerdi

Kırılmış bir ayna olurduk sen konuşmayınca

Sen konuşmayınca varmazdık denizlere

Balıkları farkedip yunusa seslenmezdik

Denizin altında öylece durur

Saçlarımıza denizin akşamı vurur

Çocukları kim ağlatır

Kim öldürür halkları bilmezdik şeyhim

m. idris zengin
Logged

"anne, yahudiler çocukları öldürmek için küçük mermi mi atıyorlar?"
ruesdemonparis
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 191



WWW
« Yanıtla #18 : Ekim 20, 2008, 01:45:36 »

EVET
 

  Evet hatırladım
  Küçük basit şeyler
  Yetiyor kederlenmeye
  Ya mutluluğa
Logged

sdaşfkjasşdlkfjaşsldkfjaşsldkfjaşsdlfkjaşdskf
ruesdemonparis
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 191



WWW
« Yanıtla #19 : Ekim 20, 2008, 02:01:42 »

BAZI ÖZLEMLER

Dağlara vardık
Herbirimizin elinde gözleri ışık saçan birer deve
Düşündük ayaklara düşmüş kıymetlerini iade ettik
Sandık
Dervişlerin

Modern salonlar koltuk takımları büfeler
Baş köşede sadece bakılan bir şamdan gümüş bir sürmedenlik
Düşündük ayaklara düşmüş kıymetlerini iade ettik
Sandık
Anne çehizlerinin

Sevgililer kapadı toprağını
Çocuklar ne kadar hırçın
Alışverişten dönüyorlar geceleri
Babalar gözlerini dikmiş sanki kutsuyorlar şişeleri

Hepsi bir tek haftada değişebilir:
Dağa gerçek bir gezi
Ellerde yekpare bir deve sakin tabii renkte gözleri
Dervişlik kılık kıyafetten ayrılalı beri
Kim bilirse ki alıp verilen soluklar yalnız değil
Herşey bir tek haftada

Başla deyince başlayabilir
Evler eşyaları atıp insanları çağırabilir
Bir bakarsın ki kadınlar gizlice hafifçe sürmeli gözleri

Sevgililer yayar topraklarını
Delikanlılarda
Boyunlara kadar kızartan damarların
Açılır ilmikleri

Bir vakit diye anlatılır o zaman
Dağ ve şehir diye bölünmüştü insan
O dar buran gavur giysiler
İçlerinde kopralar göğüsleri sıkılıp duran
Ayaklar cepler kafanın içi, elin edip tuttuğu bir mezbele
Bir tek kalp temizce  ve sinmiş
Taşırdı kamburu taşırdı kamburu

Bir vakit gelse de acıyla / Hatırlansa zorbela /
                                                         Anlatılsa
Logged
ruesdemonparis
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 191



WWW
« Yanıtla #20 : Ekim 20, 2008, 02:14:49 »

jet bir iki üç
Aç karnına pipo içtim. iş olsun diye tıraş oldum. Öğleyin baba Seit geldi, gitti helva ekmekle bir paket sigara getirdi. Yemekten sonra üst üste iki sigara içtim. Çok zevkli oldu. Sonra Adilin mektubunu bir daha okudum. Bir cevap yazdım ama deftere. Buluşunca -kimbilir belki hiç buluşmayacağız- beraber okuruz diye. -Döşemeye sırt üstü yatınca kolumu başının altına koydum. Üçüncü sigarayı o zaman yaktım. "İstanbul mu"diyor Adil. "İstanbul senin havana bağlı, bir okka muşmula. göz açıp kapayıncaya kadar. Akşam Emirgandaydık. Denize karşı saz çalıp oyanadık. Hayrı oynamadı. Hiç görmüş-müy-müşük onun oynadığını. Hergele Mebuluğa adaylığını koyacak herhalde. Ben halay çektim. İyi halaya çektim. -Sonrada binmetre aşağımda deniz, önüm uçurum, yeşil uçurum. Kayaların başlarinda çamlar. Ta derinden denizin hışırtısı. Martılar ayaklarımın altında kaynaşan beyaz leke. Aşağıda ses oyuncakları yanklar, arkam orman -Bu Sait Faik'in adası. Bir gittim, bir daha gittim, yine gideceğim, sen gelirsen beraber de gideriz. Ulan A. Cahit, şu şeyi bana dört başı mamur anlatsana aslanım. Ulan Cahit be, tuh be, yeni aşkından alenen bahsetmen için teklif mi bekliyorsun. Prensip meselesimi. Keşke burada olsaydın." Attım Adilin mektubunu kapıdan yana. Kendi kendime Mut'u düşündüm. eşekti canım bizim sevdiğimiz Adille dedim. Duvara karşı. Haza eşekti. İnsan karnı doyunca böyle oluyor zahir. Mut değersizdi ama iyiydi. Dünya iyi be. Her ne kadar gökyüzünde işliyen uçaklar iptida ise de Dünya iyi..

demir kütle - senfoni 1 -
Tam uçak lafı ile beynimin derisine binlerce jet sokulup karıncalanmaya başladı kafam. Elimi yana bıraktım. Parmaklarımın arasından sigara kaydı. Gözlerimin duvarda bir noktaya takılıp kaldılar. Orada ihtimal bir resim vardı. Bakışımı kolumu, yada bir tek parmağımı oynatabilmek elimden gelmiyorda böyle buz kesilmiş duruyorsam, demirden kütlelerle gökyüzünde dolaşmayı düşüneceğimk, gökyüzünde olamamanın acısını duyacağım demekti, ayrıca kriz demekti bu tehlikeydi. Sonunda sarsılmalar içinde doğrultacak, belirsiz korkular yüzünden, gözle görülmiyen böcekler yüzünden titriyecek, hırsla ağlıyacaktım. Bunu iyi biliyordum önceden bilmesine, ne varki kımıldamak, kalkıp sokağa, insan oğluna, yaşamının dış tarafına kendimi atabilmek için ufacık bir hareket yapmam gerekirdi. Parmağım oyanasa yapabilirdim bunu. Hiçbir şeyim, kılım bile oynamadı. Sırtüstü külçe gibi kaldım. İçimden siniklerim oynamaya başladı. SÂR'a.

duvarlar kadar sükûti elektronik beyinler kadar işlek
Muhayyel bir gökyüzünde yada odanın bilinmeyen noktalarında atom harmanı binlerce demir kütle. Objektifi yukarıya kaldırıp gökyüzünün 36 poz resmini alıp bunu insanoğlusunun enayi krallıllarıyla eşitlemek, yada içinde ihtilâl yada buhran, cinnet olmayan beyinlere şişeye tapa basar gibi dinamitler sokmak ve ateşlemek.. galiba bunu istiyorum. İşte, beynimin sinir düğümlerinde, beyin akreplerim böyle baş kaldırıyorlar. Yüzlerce demir kütleleri gökyüzünde iki kat arasında dolaştırıyorken "uçmanın anlamına varmak için aşkı değerlendirmek şarttır" diyen kral Adile ben yapmalıyım. (...Ama sana inek derken bir pislik yoktu içimde.) YOKTU (Sadece alicenap demyi unuttum okadar) UNUTTUM (evet dostum sen alicenap bir ineksin) ÖYLEYİMDİR (Peki ama ben neyim?) BİLMEM (ne dersen de ulan hiç kızmayacağım?) KIZMIYACAKSIN (Şimdi ne düşünüyorum biliyormusun?) BİLİYOR MUYUM (ben hangi kafaya uydumda seni üzdüm) ÜZDÜN (fakat bildiğim bir şey var) VAR (Ciğersiz bir kaltağın sebebine senin gibi bir dosttan oluyordum az daha) OLUYORDUN (Uğrama bir daha b ukente, başkente) UĞRAMAM (Gelsem bile içinde tecssül olmasın) OLMASIN (İnsanın iç dünyası nisbeten daha iyi) DAHA İYİ (Kim ne derse desin insan kardeşlerinin yoluna) AZ MI (Biri Aleys değil mi şimdi) ALEYS (İçimden gidip bulmak geliyor onu) ONU (Ama nesöylerim kendisine?) NE SÖYLERSİN (Ne söylememki?) Kİ (Önce sen alicenap bir aptalsın derim herhalde) DE (Gerisi çorap söküğü gibi gelir) OF GELSİN (Biliyorum bunları duyunca eteklerinin tutuşacağını) ÖYLE (Aman diyeceksin, haltetme) HALTETME (etmem) ETME (Ama şunu bil A. Cahit Z. Senin Aleysinin benim Turnam'dan, benim Turnamın Erdoğan Çokdurunun Topal Zeynosundah farkı yok) YOK. Ama var vaaarr...
Gökte iki kanad arasında, alev alev, taze mem uçlarına gidiyorken demir kütlenin kusmuğuna, Aleysinin göz bebeklerine başkente bir adam gömülmek üzereyken, muhalif aşk solukları nirengi noktası almış üzerime doğru, bana doğru çıldırasıya geliyor. Gelsin bakalım.

umutsuz
Duvardaki resim soyunmuş kadın, anladım. Göz bebeklerim oynadı, duvarda gezindi, pencereden dışarı bakmıya başladım. Kalkınca az sarsıldım, titremedim. Giyindim dışarı çıktım. İçimden hırsla ağlamak geldi. İnsanların içinde yapamadım. Onlar bir sürü adamlardı, ben de başka bir adam değildim. Hep onlar gibiydim. Karanlıktı ama, bu onlar gibi olmamı önlemiyordu. Nasıl oluyorda, daha biraz önce odanın belirsiz noktalarındaki böceklerden beyni elektroniklenmiş ayrılmışken ben başka olmuyordum. Sustum Gökyüzüne bir baktım da damar damar işlenmiş sema etrafta başkalık yoktu. Sevişecekmiş gibi bir sema vardı bir ben. Ben de başka bir adam değildim. Sustum ve kristal vazolar satan bir dükkanda abtal abtal bakınan bir su aygırı düşündüm. Yaşamamın beni, benim Tanrıyı anlamam kadar...

finiş yada BEN BUYUM
Yorgundum, öyleki batıparka doğru yürümeye başladım. Gece albildgine, uykuyu bir asır geciktirecek kadar güzeldi. Maraş karanlık kentinin tek kayda değer tarafı. Ama, ya öbür gecelerin, Luna Parkların demir kütlelerin olduğu, Eyfelin olduğu kent, başkent. "gelme bir dah bu kente" of kıyma bana. Kolay mı ataman. Dostum bak benim göz bebeklerimin rengine, kolay mı. Ben eski A. Cahit, o renkli, koyu A. Cahit z'yim hep. ama hep.
Sen ben, Eyfel - tuhbe ismini bile ağzıma almıyacaktım - hep aynıyız. Kişioğlundan, bütün hata ve sevaplarına rağmen rahatsız olmamak, ona aldırmamak, bütün insan kardeşliğimize. İnsanlığın bilinmeyen bir metresten piçi olmak kişi olmak, bütün kuralların saçma sınırlarına girip kişi olmak. Bu benim ahlâkıma, havailiğime, derbederliğime exsistansialistiğime -bazıları böyle derde- aykırı. Ben tam Batıparkta, Mut'un geriye kalmış taş yapısı saltanatının önünde, bin kere daha üst üste anlıyorum: Ben ufak heyecanlarını yada kuruntularını devlet yapıp onun sönürgesi olan, kızan, -bağıran, kızınca kutsal kuralları, kutsal varlıkları, herşeyi depip  dilediğini yapan öfkeli bir adamım. Of iyi oldu bunu söyledim. Galiba iyi oldum. - Batıparktan içeri girdim.

eyfel - senfoni 2 -
Batıparkta oturdum. Baba Said olsa simid alır yerdim. Üstüne sigara içerdim, zevkli olurdu. Sırtüstü çimenlere yattım. Adil olsa aynı şeyi yapardı. Rasim, Ali, Alaeddin, İhsan, Şeref olsa edebiyattan, aşktan konuşurduk. Memet olsa yıldızları görünce astronomiden söz açardı. Sümer, Ahmet Yaşar, krallığı tutar, kalk gidelim uykum geldi derdi. Halbuki gece, gökyüzü, insanın uykusunu bir asır geciktirecek kırattaydı. - Sigara paketini çıkardım. (ORKİDE'm, Martıcıklar aşkına bana gel, aşkı günahlıyalım)
2 3 yavru gelse bir yavru daha gelecek. Karanlıkta gözlerinin içine bakacağım yada bakıyorum. Bir masaya dut ağacının, yıldızların altına oturuyor. Güzel yavru iyi yavru. Gülüşünü, yürümesini, bakışını seviyorum. Ağzının iki ucunda, gülüverecekmiş gibi iki pembe çizgi çok hoşuma gidiyor. Ah ben bunu birine daha anlattım. Hemiyi anlattım. Söyle Orhan abi. ya sen Ataman, söyleseniz ya. Ama siz uzağımda karanlıkta durur, bana çıplak gözlerinizi çevirirsiniz. Ben akılcı enayi krallar için önemli birkişi olmaya devam edeceğim, halbuki masada kırmızı ceketli yavruyla, bu kötü, bu karanlık tentte bakma oyuncaklar ile oyalanmak... normal kişi olmaktan çıkmak, hep bu aklımda. Kişi olamaktan çıkmak, çıkmak, çıkmak. Kafam atıyor. Uzak olmak, bakmalarda kalmak, erişemeymek, yavruya, kitaba, dudağa, kalbe, müziğe, resime, güzele, sanata, dünyaya, kainata. Tek kelimeyle mi. Eyfele Eyfele. Her gece Eyfel üzerime geliyor. üzerime bin mil hızla Eyfel, Of Eyfel eyfel güzel kız. - Batıparktan kaçtım.

Logged
Belcuvan
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 27



« Yanıtla #21 : Aralık 15, 2008, 02:17:11 »

Sana zorsa bırak yanayım
Kolaysa esirgeme

Eyvallah...
Logged

Uyvar kalesinin eski yoldaşı
O batılı akşama yenildiniz...
Ne kırıldınız ne büküldünüz,
Bir Yeniçeri palası gibi,
Öç gününe çekildiniz!..
Sayfa: 1 [2]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: