KULTUR, SANAT, FİKİR FORUM
Ocak 08, 2009, 01:00:30 *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
Gönderen Konu: Cahit Zarifoğlu "Zarif insan"  (Okunma Sayısı 1404 defa)
uyku
Global Moderator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 638



« : Ekim 10, 2007, 10:28:19 »



“Hadi düşün beni

İçim otursun aklım

Durulsun diye”


***

“Şimdi bir aşk sayhası salacağım havalara

Derler ki bu adam isyan basıyor damarlara”


***

“hayret ve var olma tıkandı

Hayret ve haya tıkandı

Hayret ve hayret ve hayret

İlk kez geriye dönmek gerekiyor”
« Son Düzenleme: Mart 17, 2008, 10:50:55 Gönderen: tutunamayanlar » Logged

İnsanlar uykudadırlar; öldüklerinde uyanırlar!
sema
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 90



« Yanıtla #1 : Ekim 18, 2007, 04:12:14 »

 Ve...
 Artık delirir koşar şimşeklerim
 Yaşamak bu nadir ve gevşek
 Hayır bugün hiçbir kimseyi alkışlamıyorum
 Ve onların dikilip içi yumurta çürüğü kokan
 kristal fanuslarına bakadurdukları gibi bakıp durmuyorum

 Ve bazı bey alıkların dediği gibi
 Sadece yürek arılığını arı bulmuyorum.
Logged

Volkan olup eritsede lavlarım beni
Ben sen olmanın sarhoşluğunda bir deli
                                        vs. vs
mfurkan
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 23


« Yanıtla #2 : Ekim 19, 2007, 10:33:47 »

bunlar cok zarif mısralar gercekten ozelliklede son mısralar müthiş düşüncesinize çevremizde sadece kalp temizliğine güvenen okadar cok insan var ki
Logged
uyku
Global Moderator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 638



« Yanıtla #3 : Ekim 20, 2007, 01:48:07 »

...
Dönüyor burgaç,
Dünya üstten, yanlardan daralıyor.
Ovalardan,
Dar geçitlere sürülen sığırlar gibi,
Bir gün ister istemez,
Karşısında olacaksın kaçtıklarının.


Dua et,
O gün henüz mahşer olmasın...



zarifoğlu
Logged
uyku
Global Moderator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 638



« Yanıtla #4 : Ekim 20, 2007, 01:49:05 »

ORASI NERESİ BURASI BİR ADAM

Korkuyu kapışır taşlar
karanlık kendine çekince perdeyi
göz hüzünle odayı kapar
el uyur ve akvaryumda balık
resmi çekilmiş nehir

Böyle bir çiçek vardı
Rüyamdaki geçit büyüyüp büyüyüp
Büyüyüp büyüyüp büyüyüp
Espası bir tek gece
Ezip el tutan
Alnını bütün bir duvara dayayan
ve sesleri bir orman büyüklüğünde
güneşe yol yapan çocuk
güreşip bütün gelişleriyle
gecikmiş bir deniz feneri



Saati yalvarır hızla
Şafağı çoğaltır kan akan damar
En korkulan gerçeği
Bir boyun eğişle girilen
böyle bir çiçek vardı
kılcal kökleri
çağın sarsıntı duvarlarından
burası bir adam
bir aşk çapında
bir çeşit hapisane tutulan
akıp giden su uyanınca adam
suyu geçmek isteyen karınca
bir taşın alevinden basarak ellerine
kaçınca adam
bırakmaz eşyasını da uykuda

 
Zarifoğlu
Logged
uyku
Global Moderator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 638



« Yanıtla #5 : Ekim 23, 2007, 09:01:26 »

“-Sizce Türk şiiri nereye gidiyor?” 

“-oraya”



Logged
sema
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 90



« Yanıtla #6 : Ekim 27, 2007, 09:42:56 »

 Zarif insanın en güzel şiirini yazmamak olmaz heralde buraya.

SULTAN

Seçkin bir kimse değilim
ismimin baş harfleri acz tutuyor
Bağışlamanı dilerim

Sana zorsa bırak yanayım
Kolaysa esirgeme

Hayat bir boş rüyaymış
Geçen ibadetler özürlü
Eski günahlar dipdiri
Seçkin bir kimse değilim
İsmimin baş harflerinde kimliğim
Bağışlanmamı dilerim

Sana zorsa bırak yanayım
Kolaysa esirgeme

Hayat boş geçti
Geri kalan korkulu
Her adımım dolu olsa
İşe yaramaz katında
Biliyorum
Bağışlanmamı diliyorum
 
 Abdurrahman Cahit Zarifoğlu
Logged
yahut
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 294



« Yanıtla #7 : Kasım 13, 2007, 07:43:20 »



Cahit Zarifoğlu & Farid Farjad - Berdücesi
Logged

Arun aleyna!
suskungazel
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 73



« Yanıtla #8 : Kasım 25, 2007, 09:29:35 »

''ah şu yalnızlık
kemik gibi
ne yana dönsem batar''
Logged

nergis sızısı bir yağmur idim ben!insan kalıbına döküldüm!
yahut
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 294



« Yanıtla #9 : Aralık 12, 2007, 06:39:59 »

Sen Kuş Olur Gidersin Bir Trenle

Uzun bir geçmişimiz var
Hiç yorulmadan
En azından bir kere
Eğlenceli Beşik

ha biz varız
ha biz maskeli balo
saygıya durup üstün bir gecede
Bir sır payı katlayıp
sade bir kahveden
Keyifsiz bir detayın hükmüyle
ha biz yokuz
ha biz seferde

Ya bu kez ölenleri görmeliysek
Ya sen kuş olup gitmeliysen bir trenle

Parka dolalım
Park bizi alır önce
Seyrimizden bir sabah kazanır
Eğri fakat daha çok eğrilmez bir şöförle
Sayısız rampaya katlanır
ya güneşten daha zengin
sofraya diz çökeriz
ya sen kuş olur gidersin bir trenle

oysa sergimize kuşlar gelir uzanır.

Cahit Zarifoğlu
Logged
uyku
Global Moderator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 638



« Yanıtla #10 : Şubat 10, 2008, 09:03:18 »

YAŞAMAK'tan

* Sayfiyeye gitmiş bir sultanın göl kıyısındaki küçük ağacın altında, hafif bir öğlesonu uykusu alırken gördüğü manasız bir rüyayı mı yaşıyoruz?  (Sarıkamış, 1974)

* O yaz otuz iki yaşında olmanın değil, daha erken bir yaşın, bie yaşamak'ın dengesindeydim. ( San Sebastiyan, 1972)

* Çoğu kez şiirin şairden bağımsız olduğunu düşündüm. Bu nedenle olacak şairliğime hiç sahip çıkan olmadı. Yazdığım şiirlerle ilgili sorularla karşılaştım mı çok rahatsızım. Gide gide her türlü şiir sorusuna kızıyorum.. Nerdeyse "dokunmayın şiire" diyeceğim. Çünkü şiir yaptığınız bir şey değildir. (ah bütün eşya öyle değil mi?) Şiir kendisi var. Bir rastlantıyla değil, tersine özel bir iradeyle çıkıyor yeryüzüne. Barajdaki su, kendine bırakılmış kanallardan akar. İnsan bütününün arkasında bekleyen şiirin aktığı kanallar değil mi şair? ( Sarıkamış 1974, 5 Ekim)

*Aşk, bedenin, bizim için mutlu olan bir andan yararlanarak kendini yalnızlığa sunduğu zamanlarda ortaya çıkar. Balıkçının ağı sepet içinde taşıdığı değil, onu kendi başı üzerinde savurduğu zamanlarda...   ( Maraş 1968, Ekim Kasım)



Logged
uyku
Global Moderator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 638



« Yanıtla #11 : Şubat 10, 2008, 09:14:20 »

*'Yaşamak' adlı günlüğü 'Ne çok acı var!' cümlesiyle başlar. Zarifoğlu'nun hayatı, bir başına bu tarafsız cümle içerisine sıkıştırılmış gibidir.

* Avrupa'yı otostopla dolaşmıştır. Türkiye'de çok az kimsenin otostopla gezi yöntemini denediği bir dönemde, sırtında trendy bir çanta ve uzamış tıraşıyla Batı yollarında büyük serüvenler yaşar. 'Doğunun Yedinci Oğlu'yla 'Yorgun Serüvenci' arasında gidip gelir.

*Çocuksu bir adamdır. 'Erkek ve dalgınca büyür' Çocukluğun gökyüzünden hiç kurtulamaz.

'Ne korkunç bir iklimdi çocukluğum
Uyku yansın
Yürek mecburlansın'

* Afganistan işgaline karşı çıkar. Meral Maruf adlı genç bir Afganlı kızla mektuplaşır ve bu mektupları toplayarak "Dullar Kampı" adlı bir roman çıkarır. Afgan şiirleri yazar, ama hamaset yapmaz.

* Faulkner'ı orijinalinden okur. Ve Faulkner'den şu cümleyi hiç unutmaz: My mother is a fish.

* "Felsefe bilmeden felsefe yapan, insanlığın varoluş sorunlarına doğulu bir hikmet adamı edasıyla yaklaşan bir şair, öykü kitabı yazarsa adını ne koyar? İns. 'Sizi Görmeliydim'de modern öykünün en güzel örneklerinden birini sergiler."

* En çok dağları özler. 7 Haziran 1987'de ölür.








Logged
yahut
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 294



« Yanıtla #12 : Şubat 25, 2008, 06:15:05 »

ŞİİR YAZMAK ÖĞRENİLİR Mİ? - Cahit Zarifoğlu


Genç bir şair adayı bana:

-Şiir yazmayı çok istiyorum, ancak henüz hiç yazmadım, bana bunun yolunu, ne yapmam gerektiğini anlatabilir misiniz? diye sordu.

Öyle geldi ki bana, şiirin nasıl yazılacağını biliyorum ve de bunu bir meraklısına anlatıp öğretebilirim. Öylesine saf ve tabii bir ricayla soruyordu delikanlı. Fakat hiç duraksamadan bunun mümkün olmadığını söyledim.

Gerçekten mümkün değil mi? Birlikte düşünelim: İnsanların konuştukları, fakat henüz yazının bulunmadığı çağlara bakalım. Yazılı bir belge elde olmakla beraber acaba o insanlar şiir söylemiyorlar mıydı? Ya o resimler. Şiirli resimler. Resimlerle yazılmış şiirler. İnsan hep o insan. Gelişen veya değişen bütün kültürlere rağmen o değişmeyen ölüm karşısında irkilen, doğum karşısında içlere sığmaz sevinçlere garkolan, kolkola girip düşmana saldırırken, bir eşkiyayı, bir kutsal emaneti, bir toprak parçasını, bir namusu korumak veya ileriye götürmek için kahramanlık hisleriyle dolup taşan insan, yazının bilinmediği çağlarda da, eğitim diye görünüşte bir çalışma olmadığı zamanlarda da şiirler söylemiyor muydu? Demek ki vardı şiir. Ancak kimdi Şiiri söyleyenler? Bütün bu duyguları bütün insanlar adına dile getirenler. Kimdi bunların hocası, piri, üstadı?

"Şairler, şiir yazmaya mecbur olan insanlardır" diye anlattı ırnıleri. Onlara, "içinize sorunuz, ben yazmalı mıyım diye. Cevap evetse bir şairsiniz siz" diye karşılık verenler oldu. İlhamın uğrağı olan kişilerden söz edildi. Bunun bir vergi olduğu söylerdi. Mutlaka bir yetenek olmalı diye üzerinde duruldu. Sonuç olarak hiç kimse çıkıp da, şiiri öğretebileceğini, bunun dersini okutabileceğini veya okullara "şiir yazma dersi" konabileceğini söylemedi. İddia etmedi.

Ancak yine de edebiyat tarihlerinde sözü edilen şiir okulları, edebiyat okulları vardır.

Orta çağların Almanya'sında mesela: Esnaf kesiminde gelişen bir hareket, bir şiir hareketi. Şiiri bir takım kalıplardan ibaret sayan veya şiirin bu kalıplarını kendilerine göre belirlemiş olan insanlar yanlarına aldıkları çıraklarına şiiri öğretirler. Bu kalıpların dışında yazılmış şiirleri kesinlikle yok sayarlar. Aslolan bu kalıplardır. Böylece bu hareket içersinde çok uzun yıllar hep aynı tarz şiirler yazılır. Birbirine çok benzeyen yüzlerce, binlerce şiir! Zira ustalar çıraklarından zamanla muhteva bakımından da bazı kaidelere uymalarını isterler. Sonuç olarak bu şiir kalıplarının içini sözcüklerle en iyi dolduran şairler başarılı şairler, büyük şairler olarak alkışlanır, itibar görür. Ne var ki bunlardan, bir dönemin edebiyat tarihi bakımından belirttiği bir özelliğin dışında geriye bir şey kalmaz. Kalmaz ama, bu yapay şairlerin arasında, gerçekten şair olup da o dönemde yaşamış olanlar, sanatın böylesine boğuntuya getirildiği bir zamanda bile, o saçma sapan kalıpların içini şiirle doldurmasını bilirler.

O halde şiirin bazı kişilerde doğuştan bir yetenekle ortaya çıktığı noktasında karar kıldık demektir.
Bitti mi? Şiir eğitimi yok mu? Yetenek sadece, yetecek mi?

Yeteneğin eğitilmesi, şiirin büyümesi, şairin büyük şair olması konusunda artık çok girift etkenler rol oynamaya başlıyor. Sözkonusu şiir okulları, kimbilir ne kadar şairi iğdiş edip attı bir köşeye. Belki dâhi çapında olanlar paçayı kurtarabildi bundan. Bir de çağımızı düşünün: Genç insanın içinden şiir için kabaran dalgaların nereye, hangi kolaylıklara, hangi kalıplara doğru aktığını düşünün. İdeolojik sloganların el koyduğu körpe yeteneklere bakın, şiir söylemeleri, yeteneklerine rağmen mümkün mü?

Şiir için sağlıklı bir sosyal ortam, kültür saldırılarından azade bir uygarlık, şiire antenleri açık insanlar (şairler), bunların okuyarak, dinleyerek etkilenecekleri, özümleyip sürdürecekleri bir şiir geleneği ve şairi uyarılarla, hırpalamalarla, edebi dayaklarla yönlendirecek eleştirmenler, gerekli.

Eğer yeteneğiniz varsa, yukarıda saydıklarımızın hemen hepsinden mahrum olduğunuzu, bütün bunları kendi içinizde film seti kurar gibi inşa etmeniz gerektiğini bilmelisiniz. Kültür emperyalizminin ortalığı kasıp kavurduğu bir ortamda o azade uygarlığı zihninizde canlandıracaksınız. Kabe dvarlarında askıya çıkan şiirin macerasından itibaren bugüne kadar gelen şiiri bir duygu olarak dahi olsa bileceksiniz ve kendi şiirinizin uyarıcısı, hırpalayıcısı, eleştirmeni olacaksınız.

Zor gelmeyecekse buyrun başlayın..

Logged
tutunamayanlar
Administrator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 634



« Yanıtla #13 : Mayıs 19, 2008, 10:33:04 »



AFGANİSTAN ÇAĞILTISI

Bütün azalarını harbe çağır
Sofran açılsın elin şehit ballarından alsın

Saraylar damlar yeniden kurulsun
Ağaçlar içinden akan nehre
Dalçık günde bin kere ve gecelerde
Omuzbaşlarını denetleyen defterlerden yalnız sağdaki kalsın

Kalem yazsın yazsın
Küheylan bir aşık ol
Öyle yalvar ki ellerim zahmet balyalasın
Kaslar şehit dalgaları ve haykıran kan
Başlasın vuslat gününü toprağa
Başlasın hatırlatmaya denize kumsalını

Şimdi üzgünüz arkadaş
Yolumuza çıkmayın üzgünüz...

Hava çok hoş denizin tuttuğu yerler derin
-Konuş şimdi zaman hiç geriledi mi
Hava çok hoş kuşların tuttuğu yerler berrak
-Konuş şimdi daveti duydun mu
Bir gece uyandın ki ellerin başaklarda
-Konuş şimdi açık ağzına o gül yaprağı konan şehidi gördün mü
Çoktan hayretle dondu kaldı bağlar ovalar
-Konuş şimdi bekliyor mu yalınayak çocukları ağacında buğday

Hava çok hoş insanın tuttuğu yerler azar azar
Kalbin zengin davetleriyle oynar
Çocuklar o anda çok yakında bakarsın bir aşk sayhasında

Yaslanırlar güzel anaların kollarına
Hava çok hoş başın tuttuğu idrak yanımızda

Adamlarımız yiğit
Kadınlarımız hamarat
Çocuklarımız dolu bilinç harmanı
Köpeklerse sayılı

Elimizde cahiliye dönemi sonrası bir pala
(Kavmiyetçilik etme dedik ucu kırılır)

Kırıldı da
Şimdi severiz türkmeni peştunu
Onarılmış gerilmiş bileylenmiş ve doğramakta

Isın gökyüzü ısın
Çocukları kavrulmuş kadınlar yeniden hamarat yeniden gebe

Bunlar gübre insan değil
Gömlekler çelik zırh
Öyle bir çalgı çaldılar ki
Seslerin çağırıp koyunlara bile
Koyduğu zehirli gaz rüyaları

Analara şaşkın çocukların
Üç beş yaştakilerin
Yüzleri harp yarası
Harp yanığı
Ama öpülmekte okşanmakta yanakları

Hangisi hangisine mübadil
(Dünya bu olamazdı)
Hangisi özne hangisi edilmiş gelinmiş bilinmemiş
Yağmur peyderpey kar tane
Gamzem oyuyor düşüncemi
Kime eşitim nasıl nerdeyim
Gamlanmaktayım

Hayır bir tereddüttü geçti
Füsun bu karadağmağdeni
İsyan muannit
Mösyö sevinçli mister memnun ağa yarı tok köylü sarı yaprak
Millet üzgün

Hani dengeler kuracaktık
batının kızıl ulusları bindokuzyüz seksen kölelik yapmak istemiyorum

bu kahveniz
yıldızlarınız şapkanız
buyrun unutmuş olmalısınız dehanız şerefiniz
buyrun cep feneriniz
Buyrun boynumuzdaki halkayı tutunun
Ve semirin

Hani dengeler kuracaktık
Hani çağdaş uygarlıklardan tutunacaktık
Hayır batının ulusları kızıllarla karışık
Bin dokuz yüz seksen bay batıya buna şuna
Cennetlik yapmak istemiyorum
Çevir tarihi çevir
BindörtyüzBİR

Bu kafa ne zaman köreldi
Çalınanlar siren besteleri
İmdatlarla düşün
Bu anne asla merhamet dışında
Gözleri nemli olmamıştı

Hayır batının ulusları yıl bindokuzyüz seksen değil
Bindörtyüz bir
Fakat beşyüz yetmiş dokuz yıl geçmiş değil
Ne bir karışıklık var
Ne bir dev rüya görmüş
Değil

Kıraç bir yamacı bir ekspres kıymıklıyor gibi
Tünellere ses basılmış değil
Elbette bunlar değil
Yazmaktan çektiğim yalnızlık da değil
Bahsi kapatalım ve yatalım için de değil
Hiçbir şey değil hiç biri değil

Anlatabildik mi arkadaş. Acaba
Körebe bitti duvarı kaldır at

Haydi zemini düzledik alt yapısını kurduk savaşın
Dikil yanıma
Ellerimizde birer çakıl taşı
Onlarla dikilelim karşı karşıya
Yüzlerimizin kefen örtülerini yırtalım baştan başa
Görürsün berrak içi
Derisi yüzülmüş kan gibi yüzlerimizin
Bu harp başka

Kim diyorsa ki batılılarla başımız bir taşta
Cellatlarla aynı kaptan yiyoruz
Aynı kirli hava
Aynı kafa ayağımızın bodrumunda
Hayır arkadaş bu hesap bambaşka
Ne son aylardayız ne bu son gün
Sanki dünya bir tek kaldırıp vuracağım gürze gebe

Gözleri yumuşak yüzü yorgun bileği sert toprak
Sanma ki harp derdinden geçtim
Düşünme ki dökeceğin kanlar hunhar
Derimin altında ne belalar baygın
Bir devlet taşıyorum başımda
Bu ev bana dayanmaz
Çöker kızıllar kuduran inleri dünyanın

Arkadaş
Şimdi yalnız savaş

Cahit Zarifoğlu
Logged
phoenix
Ziyaretçi
« Yanıtla #14 : Mayıs 20, 2008, 12:27:09 »

eşinin kendisini ve ailesini ihmal etmediğini söyleyen tek yazar eşi, zarifoğlununkidir

bu bilgi de bizden olsun:)

adam gibi adammış

helal olsun

 Göz kırpan
Logged
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: