KULTUR, SANAT, FİKİR FORUM
Ocak 08, 2009, 10:39:05 *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Ahmet Kaya  (Okunma Sayısı 141 defa)
uyku
Global Moderator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 638



« : Kasım 18, 2008, 12:01:06 »

Tek Vicdan

Yıllar önceydi. Ahmet Kaya bir gün stüdyosuna davet etti.

“Gel sana son albümümü dinleteyim” dedi.

Girdi camlı bölmeye, kulaklığını taktı. Acı çeker gibi inleyen bir gitar sesinin üzerine haykırmaya başladı: “Yılan bana / çiyan bana / h’stir çeker yılan bana/ Lan gardaş bu nasıl yara / kanar her yerimden....”

Sözler, şair Enver Gökçe’nindi. Ama Kaya için yazılmış gibiydi: “Sövülmüşüm, dövülmüşüm, kovulmuşum ben / H’stir çekilmişim yani / kendi öz yurdumdan çeker giderim”.

“Yeni albümümde Kürtçe bir şarkı söyleyeceğim” dedi diye üzerine çullanmışlardı, Ahmet Kaya’nın; “Ya sev ya terk et” demişlerdi; daha önce nicelerine dedikleri gibi...

Severek terk etti o da, kendinden öncekiler gibi...

Severek can verdi sürgünde...

Kaya’yı ölümünün 8. yıldönümünde anarken yeni bir “Ya sev ya terk et” dalgasıyla karşı karşıyayız yine...

Bu kez kırmızı kartı elinde taşıyan, daha önce aynı karttan birkaç kez gördüğü için oyun dışı kalmış bir Başbakan...

Şimdi “azınlıktaki mağdur”un dilini bırakmış, “çoğunluktaki mağrur”un diliyle konuşuyor: “’Tek millet’e, ‘tek devlet’e karşı çıkanın Türkiye’de yeri yok” diye haykırıyor Hakkâri’de; “Buyursun istediği yere gitsin.”

Üslubu öylesine otoriter ki ardından gelecek “tek”leri tek tek sayabilir insan: “Tek fikir... Tek parti... Tek şef...”

Tam ona, “Kimin öz yurdundan kimi kovuyorsun?” demeye hazırlanırken, “Milli” Savunma Bakanı, eski “toprak kovgunları”nı hatırlatarak Başbakan’ın kutsadığı “tek millet”in sırrını açıklıyor: “Milli devlet olabilmemizi Rum ve Ermenileri kovmamıza borçluyuz” demeye getiriyor.

Eksildikçe birleşmişiz yani; eşimizi dostumuzu, kapı komşumuzu sürdükçe sefasını sürmüşüz. “Ne mozaiği ulan!” diye taş döktükçe solmuş renklerimiz; gri betondan sağlam bir duvara dönmüşüz.

Bakan’ın açıklaması, yüz binlerce cana mal olmuş bir trajediyi unutmuş olanlara acı gerçeği hatırlatıyor: “Huzurla oturduğunuz betonun altında, kovduklarınızın kalıntıları var.”

Arat Dink’in Taraf’ta patlayan isyanı, sizde de “her yerinden kanayan” bir yara açtı mı bilmem: “Gönlümüz zaten sürüldü çoktan...” diyordu Arat, “...zaten zar zor durduğumuz memleketimizden sürün bizi de gayrı... sürün gitsin, sürün bitsin...

Ve azınlık okullarındaki çocuklarımızı şöyle bağırtalım bundan böyle: “Yokluğum, Türk varlığına armağan olsun!”

Böyle kanlı bir armağanı, ant yapıp sabahları çocuklara içirebilir miyiz “milli devlet”imizde?..

“Tek bayrak” yapıp çekebilir miyiz göndere?..

“Tek millet” şiarımız, “Bizden farklı düşünüyor, farklı dilde söylüyor” diye sövdüklerimizi, dövdüklerimizi, sürdüklerimizi, öldürdüklerimizi unutturabilir mi?

“Tek vatan” dediğimiz, bizim beğenmediklerimize “hstr çekebildiğimiz” bir sürgün kapısı olabilir mi?

Belki de bize hepsinden önce “tek vicdan” lazım. Ama öyle görünüyor ki; sürülenler, sürenlerin vicdanını da sürüp götürmüşler.

Can Dündar
17 Kasım 2008/ Milliyet Gazetesi


Logged

İnsanlar uykudadırlar; öldüklerinde uyanırlar!
uyku
Global Moderator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 638



« Yanıtla #1 : Kasım 18, 2008, 12:02:14 »

Sekiz yıl olmuş be gözüm

Kürtçe klip çekmek istediğini söylediği için Türkiye’yi terketmek zorunda kalan ve sekiz yıl önce Paris’te hayatını kaybeden Ahmet Kaya’nın eşi Gülten Kaya: ‘Ya sev ya terk et’ zihniyeti hâlâ yaşıyor

“Aydınlansın diye şu kirli yüzler biz durmadan savaşırdık”... Ahmet Kaya’yı anlamak için hacimli kitaplar okumak gerekmiyor. Yapmak istediği şey çok basitti: Kirli yüzleri aydınlatmak. Bugün Ahmet Kaya’nın 8. ölüm yıldönümü. Yaşasaydı 51 yaşında olacaktı Ahmet Kaya. Yorgun demokrattı o, tehditlere göğüs gerip demokrasi karşıtlarına karşı durdu hep. Çoğu zaman da düşünceleri yüzünden başı beladaydı. Kendi anadilinde şarkı söylemek ve “kirli yüzleri aydınlatmak” için yaşadı, çabaladı kimi zaman ‘savaştı’. Bu savaşlardan birini de12 Şubat 1999’da düzenlenen Magazin Gazetecileri Derneği’nin ödül gecesinde verdi.

Eşi Gülten Kaya’nın deyimiyle tek isteği “çok da hâkim olmadığı, olamadığı” anadilinde bir şarkı söylemekti. Bunu “Ben Kürdüm” demenin bile zor olduğu bir zamanda yapmak istedi ve şiddetini önceden tahmin edemeyeceği bir tepkiyle karşılaştı. Ülkenin kalburüstü sanatçıları, gazetecileri, medya patronlarıyla dolu salonda üstelik canlı yayında bir anda küfürler, çatal bıçaklar, tabaklar havada uçuştu. Bu hengâmeyi hep bir ağızdan söylenen 10. Yıl Marşı izledi. Bu tepkiye ve hınca bir anlam veremedi Ahmet Kaya. Yapmak istediği karşısındakileri kızdırmak değildi... Hele hele milyonları kızdırmak, üzmek hiç değildi...

“Ahmet’i en çok üzen şey o gece olanlar değildi aslında. O geceden sonra olanlar daha çok yaraladı bizi. Yüz binler satan Hürriyet gazetesi manşetinde, ‘şerefsiz’ dedi bize, topyekûn bir linç kampanyası başlattılar. İnsanlar da bundan etkilendi ve galeyana geldi. Sokakta Ahmet’i gören üç beş genç yolunu kesip 10. Yıl Marşı söylemeye başladılar. Bize karşı bir linç kampanyası başladı. ‘Vatan haini’ ilan edildik. Ahmet bunları hak etmedi” diyor Gülten Kaya. Hâlâ Ahmet Kaya tişörtü giyen çocukların taşlandığını, Ahmet Kaya dinleyenlerin toplumdan dışlandığını anlatan Kaya bu durumun Hürriyet ve onun gibi düşünen medya kuruluşlarının eseri olduğunu ifade ediyor.

Sonrasını hepimiz biliyoruz. Hakkında çıkan asılsız iddialar nedeniyle çok sevdiği vatanını terk etti Ahmet Kaya. “Köpeklerinden kuşundan, yavrusundan cayarak” gitti Paris’e ve orada hiç beklemediği bir anda, son albümü 'Hoşçakalın Gözüm' üzerine çalışırken kalbine yenik düştü ve hayatını kaybetti. “Hâlâ hiçbir şey değişmedi” diyor Gülten Kaya: “Biz can güvenliğimiz olmadığı için gitmek zorunda kaldık. Linç etmeye kalktılar bizi. Yazık ki hâlâ ya sev ya terk et mantığı devam ediyor. Ahmet’i kaybettiğimiz günden bu yana sekiz yıl geçti ancak hâlâ hiçbir şey değişmedi”.

Ahmet Kaya’nın hiç Kürtçe şarkısı yok. Bunu sistemin ayıbı olarak nitelendiren Gülten Kaya “Kürt Müziği’ne Kürt kültürüne âşık olmasına ve çok istemesine rağmen dile hâkim olmadığı için Kürtçe beste yapamadı” şeklinde konuşuyor. Ahmet Kaya’nın anadilini çok iyi konuşamaması, ‘Kürtçe bilmemesi’ kimi çevrelerce acımasızca eleştirildi. Ancak Kaya gibi Türkiye’de ana dilini konuşamayan, binlerce insan var. Yeğeni Simge de bunlardan biri.

Ahmet Kaya’nın izinden giden Simge müzik kariyerinde bir çıkış yakalamak için bir aralar ekranları kasıp kavuran ‘pop star yarışması’ furyasına katılıp, müzik dünyasında şansını denemek istedi. Ancak o yarışmada Simge’nin sesinden çok Kürt kimliği öne çıktı ve sonunda Simge amacına ulaşamadan yarışmadan ayrıldı. Şimdi Ahmet Kaya’nın şarkılarını seslendirdiği Ahmet Kaya Şarkıları albümüyle gündeme geldi genç sanatçı.

Albümde hiç Kürtçe şarkı yok. Gülten Kaya bunun nedenini şöyle açıklıyor: “Ahmet Kürtçe söyleyemedi ki Simge Kürtçe söylesin. Bu albümde Ahmet Kaya bestelerine yer verdik ve Ahmet Kaya’nın maalesef bir Kürtçe şarkısı yok”.

Ahmet Kaya yasaklıyken, sürgündeyken yaşamını yitirdi. Biraz fazla kilosu vardı bu yüzden kalbi ara ara yokluyordu onu. Yüksek tansiyon ve kolesterol nedeniyle hep perhizde olan Kaya bir seferinde yoksullukla geçen günlerine atıfta bulunarak “Yoktu yiyemiyorduk şimdi var yine yiyemiyoruz” demişti. Paris’teki evinde çalıştığı sırada, kalbi ona vefasızlık etti ve kum gibi esip geçti Ahmet Kaya...

Berfin Varışlı
16 Kasım 2008 / Taraf Gazetesi
Logged
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: