KULTUR, SANAT, FİKİR FORUM
Ocak 08, 2009, 10:12:06 *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Neyzenlerimiz  (Okunma Sayısı 862 defa)
yahut
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 294



« : Aralık 02, 2007, 10:46:48 »

Niyazi Sayın:




Kutsî Erguner:



Sadrettin Özçimi :





Logged

Arun aleyna!
tutunamayanlar
Administrator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 634



« Yanıtla #1 : Şubat 27, 2008, 03:25:11 »



Niyazi Sayın
Hayatı  Babası Resneli, annesi Manastırlıdır. Kendisi Üsküdar'ın Doğancılar (Türbe) semtinde ahşap bir evde doğar. Üç kardeşin ufağıdır. İlk ve orta mektebi Üsküdar Paşakapı’da, liseyi Haydarpaşa ve Beyoğlu’nda okur. İkinci Cihan Harbi sebebiyle tahsilini yarıda kesmesiyle birlikte, askerliğini eğitim alayında yaparken İstanbul Belediyesi Konservatuarına yazılıcaktır.

Müzikle ise çok daha erken bir dönemden beri, aileden gelme musıki birikimi sayesinde aşinadır, babası çocuklarına borulu gramofunun başında hayran olduğu Tanburi Cemil Beyin taksimleri dinletir. Sanat Musıkisinin yanında tutkuyla Klasik Batı Müziği eserleri dinler, Bach onun için önem kazanır. Haydar Paşa Lisesi’nde öğrenciliği sırasında çok iyi ağız armonikası çalmaktadır. Aynı dönemde Fenerbahçe genç takım seçmelerini ön sırada kazanmış ve bir süre bu takımda futbol oynamıştır.

1947 yılında, Semtlerinin Camiinde, bir ikindi ezanı Niyazi Sayın’ı, kimin okuduğunu öğrenmek için Cami kapısına götürdüğünde müstakbel hocası Mustafa Düzgünman ile tanışır, daveti üzerine Düzgünman'ın evindeki dinî eser meşklerine iştirak etmeğe başlar, tasavvufla tanışır.

4 Mart 1948'de, ney sazına olan ve kendince dahi kaynağı bilinmez tutkusu, onu Üsküdar Musıki Cemiyeti neyzenlerinden Emin Beyle birlikte Bayezit Çadırcılar’da ney yapımcısı Osman Dedeye götürür, on lira mukabilinde bir sipürde ney alırlar.

İlk iki derslerini Yenikapı Mevlevihanesi Şeyhi Abdülbaki Dedenin oğlu Neyzen Gavsi Baykara’dan alır. Bu günlerde karşılaştığı Hezarfen Hattat Necmeddin Okyay, Neyzen Niyazi Sayın’ı alır, Resim Heykel Müzesi müdürü ve Güzel Sanatlar Akademisi resim hocası Neyzen Halil Dikmen’e götürür, Niyazi Sayın'ı teslim eder. Kendileri Neyzen Emin Dede’nin talebesi, Türkiye’nin en büyük neyzenlerindendirler; Niyazi Sayın ise henüz bundan habersizdir.

Böylece İstanbul Güzel Sanatlar Akademesi'nin büyük hocalarından birisinin talebesi olur. İlk dersini 21 Ocak 1949’da alır, her perşembe günü on beş yıl hocasıyla ney ve ahlâk derslerine devam eder.

Diğer hocası Mustafa Düzgünman’dan ilâhîlerin yanı sıra; ebru, cilt yapımı ve fotoğrafçılık öğrenir; tespih yapımına ilgisi başlar. Bilâhare tespihe olan merakı münasebetiyle altı ay kadar bir müddet Edirnekapı’ya, Galip Ustanın yanına tespih yapmasını öğrenmeye gider.

Hocası Neyzen Halil Dikmen’den neyin yanında resim dersleri almaya başlar. Bu günler içerisinde hocasının teşvikiyle İstanbul Belediyesi Konservatuarı'nda da derslere devam eder. 1950 senelerine gelindiğinde, Üsküdar Musıki Cemiyeti ve Neyzen Süleyman Erguner (Dede) ile İstanbul Radyosu’nda saz eserleri icra etmektedirler.

Yapmış olduğu sololar neticesinde, Dr. Nevzat Atlığ Beyin arzularıyle 1954 yılında İstanbul Radyosu Müzik Yayınları’nda vazife alır, başlı başına bir ekol hükmündeki TRT Radyosu muhitinde feyz ve tecrübe kazanır. Bu görevini 1956'ya kadar sürdürür. TRT Radyosunun müzik neşriyatına da iştirak eder.

1956-69 yılları arasında Münir Nurettin Selçuk’un arzusuyle İstanbul Belediyesi Konservatuarı icra heyetinde vazife alır. Bu görevin ardından o devirde yeni kurulan İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musıkisi Devlet Konservatuarı’nda Öğretim Görevlisi ve Nefesli Sazlar Ana Bilim Dalı Başkanı sıfatıyle çalışır, 2005'te hâlen bu görevdedir. 1980'de ABD’nin Seatle Üniversitesinde bir yıl boyunca dostu Tanburî Necdet Yaşar ile birlikte Türk Musıkisi dersleri verirler, bu dönemde Seattle Public’te iki de ebru sergisi açar. Aynı ikili, başta İngiltere, Almanya ve Fransa olmak üzere bir çok yabancı ülkede Türk Musıkisi konserleri verirler.


 Sanatı  Çok yönlü bir sanatçı ve zanaatçı olan Neyzen Niyazi Sayın, ebrudan fotoğrafa, tespihçilikten sedef kakmacılığına, elektronikten tornacılığa, balıkçılıktan gülcülüğe, ağaç işlerinden kuşçuluğa kadar yoğun bir ilgi yelpazesi içinde yoğrulmuştur. Bütün bu sanatların mütemmim olduğu görüşünden yola çıkar. Mesut Cemil Bey gibi o da sanatı iyi ahlâkın bir uzantısı olarak görür.

Ney icra sanatında hocaları Mustafa Düzgünman ve Halil Dikmen'in yanısıra; Şeyh Hayrullah Efendi, Mızıkalı Muhiddin Efendi, Zekâî Dedenin talebesi Kadırgalı Hüseyin Fahrettin Efendi, Hafız Ali Efendi, Kadıköylü Vahit Bey, Emin Ongan, Şefik Gürmeriç ve özellikle de Mesut Cemil Beyden feyz aldığını belirtir.

Halil Dikmen'nden edindiği bir tür İstanbullu ney tavrının son temsilcisidir. Ney icrasına yaptığı büyük katkı, Halil Dikmen üslubuyla Tanburi Cemil Beyin yolunu ve sanat anlaşını birleştirmektir. Kendisi bunu "Elli üç yıllık sanat hayatım içinde her ikisinin tevhidi ile ortaya bir şeyler koymuş isem, kendimi bahtiyar addederim" biçiminde ifade etmiştir.

Ney icrasında yeni kalıplar ve pozisyonlarla bir dönüm noktası teşkil ettiği, bu manâda geleneği kendi içinde yenilediğinde hemfikir olmayan neredeyse yoktur. Neyde, bir "Neyzen Niyazi Sayın öncesi" ve "Neyzen Niyazi Sayın sonrası"ndan söz etmek gerekir. Bazı pozisyonların ve baskı şekillerinin eksikliği dolayısıyle eskiden Kürdîli Hicazkâr, Şeddi Araban, Nihavend gibi makamlarla taksim bile yapılamazken, bugün çoğu Niyazi Beyin talebesi olan neyzenler doğaçlama repertuvarlarına bu makamlara özgü tınıyı yansıtabilen bir üslûbu da ithal etmişlerdir.

Perdeleri kullanmadaki titizliği, nefes hakimiyeti ve benzersiz legatosuyla bilinen Neyzen Niyazi Bey, Ney açarken yirmi altılı birim sistemine ilaveten kullandığı kaydırma sistemiyle de yenilikçidir.

« Son Düzenleme: Şubat 27, 2008, 03:27:22 Gönderen: tutunamayanlar » Logged
uyku
Global Moderator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 638



Ney
« Yanıtla #2 : Mart 04, 2008, 08:18:40 »

İnsan hayatını, madde manasını arar.
Nefes sesini, ses avazesini arar.
Kamış ustasını, ney neyzenini arar.
Logged

İnsanlar uykudadırlar; öldüklerinde uyanırlar!
uyku
Global Moderator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 638



« Yanıtla #3 : Temmuz 26, 2008, 10:10:40 »

Dinle  Çünkü; dinlemek, dokunmaktan, tatmaktan, koklamaktan hatta
görmekten daha önemli ve daha önceliklidir.

                                              
Dinle neyden duy neler söyler sana
Sızlanır hep ayrılıklardan yana
Kestiler sazlık içinden der beni
Dinler ağlar hem kadın hem er beni

DİNLE
Çünkü; dinlemek, dokunmaktan, tatmaktan, koklamaktan hatta görmekten daha önemli ve daha önceliklidir. Beş duyun ile elde ettiğin bilgilerin hepsinin doğruluğundan emin olamazsın. Algıladıklarını bilgi düzeyine yükseltebilmen için ayrıca çaba harcamak zorundasın. Bu çabanın en azı ve en verimlisi dinleyerek algıladıkların için olacaktır. Göz’ün kapağı vardır, kapanabilir; görevini yapabilmek için ışığa muhtaçtır. Ayrıca hem yön’le hem de açıyla sınırlıdır. Gözün algılayabileceği varlıklar da sınırlıdır. Sadece somut varlıkları, o da gerekli şartlar mevcutsa görebilirsin. Işık yoksa, karanlıktaysan göremezsin. Ama duyabileceklerinde böyle sınırlar yoktur. Somut varlıklardan soyut varlıklara, bu âlemden, ledûnne, ahirete, melekûta, ilhama, işraka, hisse ve akla dair her türlü hadisenin, vakıanın, mefhum ve mânâ’nın bilgisine, bütün bunların ve en önemlisi ‘kendi’nin gerçeğine ancak dinleyerek ulaşabilirsin. Kur’an-ı Kerim’in ayetleri dinleyenleri muhatab almıştır. Vahye mazhar olanların hepsi “dinleme” hassasına sahip olanlardandır.
Duymak, işitmek yetmez; dinle. Öyle dinle ki, ses ve söz önce bilgi’ye sonra hikmet’e dönüşsün. Koyun kaval dinler gibi değil, ağaç topraktan, yaprak yağmurdan suyu çeker gibi dinle. Kulağın kapağı yok, açman gerekmez; aklını aç, kalbini aç, insafını aç ki dinlemiş olasın.
 

NEY’DEN
Ney; ses çıkaran aletlerin en ilgi çekici olanıdır. Yapısının basitliğine rağmen, ne öğrenilmesi kolay, ne de çıkarabildiği sesler sıradan veya tekdüzedir. Duyan, dinleyen üzerindeki etkisi ise idrak ve ifade sınırlarının bir hayli ötesindedir.
Ney ile ârif arasında bir çok benzerlik vardır ve bu yüzden ney kâmil insanı simgeler. Ney’in simgelediği insan herhangi bir insan değildir. İrfan sahibi, akıl sahibi insanın ağzından etkili, aşıkâne, anlamlı sözler dökülür. Ney’in sesi de öyledir.
Ney; dümdüz ve dosdoğru bir şekil üzeredir. Kemale ermiş insanların da hâl ve tavırlarında, eda ve üsluplarında hele de sözlerinde hiçbir eğrilik göremezsin. Sesi duyulmadıkça ney; kuru, üstelik içi boş, fazladan bir de üstüne bir takım delikler açılmış herhangi bir çomak veya kamış gibi görülür. Gerçek ârifinde dış görünüşü böyle sıradan bir görünüştür. Her türlü görünüş özelliği ve gösterişten uzak, her türlü kendini görünüşle ifade arzusuna yabancı, süssüz, çalımsız, temiz, duru ve sade.
Kâmil insan, arif, evliya, Allah dostu gibi terimler, ruhunu kemâle erdirmiş, hâli ve fiili ile yücelmiş gerçek insanı ifade eder. İnsan bu dünyaya başıboş kalması için gönderilmiş ve başıboş bırakılmış değildir. Bedeni ile herhangi bir canlıdan farkı olmayan insanı diğer canlılardan üstün kılan, yükselebilmesi, kendi gerçek değerini artırabilmesidir. Canlı anlamına gelen “hayvan” ile “insan” arasındaki fark, ruhunu yüceltebilme, sonsuzluğu hakedebilme kabiliyetidir.
Ney’in içi her şeyden boş, sadece aşk nefesi ile doludur. İrfan sahibi ermiş insanların gönlü de her türlü, şüphe, endişe, vesvese, hırs, riya gibi zararlı duygulardan temizlenmiş, sadece ilahî aşk ile doludur. İşte bu kâmil insanlar, maddeyi aşmış, bilgiyi hikmet ve irfana yükseltmiş olanlardır. Onlar, benliklerini muhabbetullah içinde eritmeyi başarmış olanlardır. Onlar yaratılışın asıl gayesi olan mükemmelleşme, noksanlıklardan kurtulma yoluna girmiş, belirli mesafelere ulaşmış olanlardır.

NELER ANLATIYOR
Ney’in sesi, dinleyenlerin içindeki aşkı kuvvetlendirir. İrfan sahipleri, bilgiyi hikmet ve irfan derecesine yükseltebilmiş olanların sohbetlerinde de aynı tesir vardır. Arif kişileri dinledikçe içindeki aşkın arttığını, dünya elemlerinden, basit dertlerden kurtulduğunu, adeta hafiflediğini hissedersin. Ney’in sesi dinleyene bir aşk hikayesi anlatır, ney’i dinleyen o yanık seslerin arasından bir aşk macerası hisseder. İrfan sahiplerinin anlattıkları da gerçek aşıkların hâlleridir. Onların sohbetlerinden ötelerin gerçekleri öğrenilir. Ney’in hüneri dış görünüşünde değil, içindedir. İrfan sahiplerinin de asıl üstün özellikleri içlerindedir. Onlar; mevki, makam servet ve maddi güç sahibi değildirler. Onların gücü sıradan insanların sahip olduğu maddî güçlerin ötesinde ve üstündedir. Manevî güç sahibidirler.
Ney, kendi başına hiçbir şey değildir. Bir üstada, kendisinden o güzel seslerin çıkmasını sağlıyacak bir erbab’a muhtaçdır. İnsanında tekamülü de böyledir. İnsan kendi başına kalırsa şeytanın maskarası olur. Yücelmek için bir üstadın elini tutmaya, Onun gösterdiği yol üzere gitmeye muhtaçtır.
Tıpkı ney’in ne olduğu ancak bir üstadın hüneriyle sesi çıkınca belli olduğu gibi, ârif’in irfanı da konuşunca değil, ancak söyledikleri can kulağıyla dinlenince anlaşılabilir. Nasıl, ney’in sesinin kaynağı ney’in kendisi değil, ona üflenen nefesse; hakikî ârifin kelâmı’nın kaynağı da kendisi değil, her nefes irtibat hâlinde bulunduğu hakikî irfan deryasıdır. Zaten o, kendinden geçmiş, kendini aşmış, kendi olmaktan kurtulmuştur. Böylece de hakikat deryasının nurunu, ziyasını ve bereketini çöl karanlıklarına akıtmaya vasıta olmuş, vesile olmuştur.



AYRILIKLARDAN ŞİKAYET EDİYOR
Dünya insanın gurbetidir, asıl vatanı değildir. Ney’in asıl vatanı da koparılıp getirildiği sazlıktır. Sazlıkta yeşil ve canlıydı. Bu dünyada kurudu. İnsan da ruhlar âleminde iken sonsuz lezzetler, manevî hazlar içindeydi. Dahası, mutlak mânada özgürdü. Bu çile ve meşakkat dünyasına gelince o tatlardan mahrum kaldı. Kurudu. Şimdi özgürlüğü özlüyor ama, nasıl bir şey olduğunu bile hatırlamıyor, bilmiyor.
Ney, asıl vatanı olan kamışlıktan kesilip getirildiği için gurbettedir. İrfan sahibi olanlar da bu dünyada ev sahibi değil, gurbet ehli olduklarının bilincinde yaşarlar. Yaşadığı yerin gurbet olduğunu bilen, vatanındaymış gibi yaşayamaz. Onun için sıla özleminden, ayrılık acısından, eza ve cefadan başka hâl; bir gün bu çilenin biteceğini, özlediğine kavuşacağını, aslına rücu edeceğini bilmekten başka da sevinç ve mutluluk yoktur.
Özlemek için sevmek, sevmek için de bilmek lâzımdır. Özleyeni dinle ki, sana neden sevdiğini anlatsın. Neden sevdiğini merak et ki ne olduğunu öğrenesin. Bileni dinle ki senin de belki bir gün bilme ümidin olsun.
Ve nihayet; kendini öğren ki asıl ihtiyacını anlayasın. Dünyada ne kadar gam, kasvet, çile, meşakkat varsa; bunlara ait ne kadar şikâyet varsa hepsinin de bir tek noktadan, işin aslını bilmemekten kaynaklandığını öğrenmekten korkma. Bu noktaya ulaşınca anlayacaksın ki asıl korkulması gereken gerçeğin kendisi değil, ondan habersiz olmaktır. Özgürlük istiyorsan önce ayrılığın anlamını öğren ki özlemenin anlamı olsun.
İşte Mesnevî baştan sona bu ayrılık macerasının hikayesinden ibarettir.

 

M. Sait Karaçorlu         AHENK Dergisi Mesnevi Dersleri

Logged
janis joplin
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4



« Yanıtla #4 : Ağustos 12, 2008, 11:24:22 »

neyzenlerimiz  demişsiniz ama en mühimi  neyzen  teyfik gibi büyük bir ustadı   eklememiş olmanız   vahim   bir durum
 
Logged

gitmeliyim artık kelebeklerin hiç ölmediği  bir yer bulmalıyım kendime
patik
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 194



« Yanıtla #5 : Ağustos 12, 2008, 01:27:05 »

http://www.tutunamayanlar.net/detail.php?id=191

neysen teyfiğin müziğinden örnekleri  dinleyebilirsiniz.
Logged
janis joplin
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4



« Yanıtla #6 : Ağustos 12, 2008, 02:13:43 »

EYVALLAH SAĞOLDA  BEN SADECE KENDİM OLARAK BAKMADIM Kİ OLAYA NEY VE NEYZENLERİ MERAK EDECEK VE YENİ KEŞFEDENLER YOL  GÖSTEREN BİRŞEYLER OLSUN  NEY USTADLARINI   BİLSİNLER DİYE SÖYLEDİM     SİTEMİM  BUNDANDIR  BENİM
Logged
ulysses
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 12



« Yanıtla #7 : Ağustos 12, 2008, 08:27:45 »

Hz. Mevlânâ Mesnevî’ sine şu sözlerle başlamıştır:



“ Bişnev ez ney çün hikâyet mî küned

Ez cüdâyîhâ şikâyet mî küned

Gez neyistân tâ merâ bübrîde end

Ez nefîrem merd ü zen nâlîde end

Sîne hâhem şerha şerha ez firâk

Tâ begûyem şerh-i derd-i iştiyâk ”

“ Dinle neyden, zirâ o birşeyler anlatmada

Ayrılıklardan şikâyet etmededir.

Ney der ki: Beni kamışlıktan kopardıklarından beri,

İniltim kadın - erkek herkesi ağlattı.

Ayrılık bağrımı delik deşik eylesin,

Tâ ki aşk derdini anlatabileyim.”

Hz. Mevlânâ’ ya göre mûsikî Allah’ ın lisânıdır. Yüce yaratıcı Bezm-i Elest’ te ruhlara mûsikî ile seslenmiştir. Bu sebepten hangi milletten, hangi dilden olurlarsa olsunlar, insanlar mûsikî ile aynı duyguları paylaşabilirler. Hiçbir sanat insan rûhuna mûsikî kadar doğrudan doğruya ve içinden kavrayacak şekilde nüfûz edemez. Mûsikî, son derece değerli bir mânevî temizlenme, ferahlama ve yücelme vâsıtasıdır. Rûhu kir ve paslardan temizlediği gibi, ona batmış olan dikenleri de ayıklayarak tedâvi eder. Mûsikî ile temizlenmeyen rûh yükselemez, aksine yerdeki bayağı ihtiraslara bulaşarak kirlenir ve körelir. Gerçek mûsikî insana hayvânî hisleri hatırlatmak şöyle dursun, ona “sonsuz varlık” ı hissettirir, sezdirir. Bu sezgiyle onu O’ na yaklaştırır ve nihâyet ulaştırır. Bunda en etkili ses ise ney sadâsıdır.

Hz. Mevlânâ’ nın fesefesinde ney, “insan-ı kâmil” in (yani bir takım merhalelerden geçerek olgunlaşmış insanın) sembolüdür ve aşk derdini anlatmadadır. Benzi sararmış, içi boşalmış, bağrı dağlanarak delikler açılmış, ancak Yüce Yaratıcı’ nın üflediği nefesle hayat bulan, tıpkı insan gibi geldiği yere özlem duyan ve delik deşik olmuş sînesinden çıkan feryâd ve iniltileri ile insanlara sırlar fısıldayan bir dosttur. Bu sebeple ney, mevlevîlerce kutsanmış ve “ nây-ı şerîf ” diye anılmıştır.

“ Ney hadîs-i râh-ı pür hûn mîküned

Kıssahâ-yı ışk-ı Mecnûn mîküned ”

“ Ney, kanla dolu bir yoldan bahsetmede,

Mecnûn’ un aşkından hikâyeler anlatmadadır.”

“ Âteş-i ışkest ke’ender ney fütâd

Cûşiş-i ışkest ke’ender mey fütâd ”

“ Aşk âteşi ki neyin içine düşmüştür,

Aşk coşkunluğu ki meyin içine düşmüştür.”

“ Hem çü ney zehrî vü tiryâkî ki dîd

Hem çü ney demsâz ü müştâkî ki dîd ”

“ Ney gibi hem zehir, hem panzehir,

Ney gibi hem hemdem, hem müştâkı kim gördü? ”


Amil Çelebioğlu, Mesnevi-i Şerif Manzum Nahifi Tercümesi
Fuat Yöndemli, Mevlevilikte Sema Eğitimi
Logged
ulysses
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 12



« Yanıtla #8 : Ağustos 12, 2008, 08:34:30 »

AKA GÜNDÜZ KUTBAY

17 ağustos 1934’te istanbul’un halıcıoğlu semtinde dünyaya geldi. babası telsiz-telgraf dairesi memurlarından mehmet zeki bey, annesi ev hanımı hacer münibe hanımdır. eyüp orta okulunu ikinci sınıfta iken terk etti. babası, okumayan oğlunu bir kunduracının yanına çırak olarak verdi. 1952-1953 yılları arasında yanında çalıştığı kunduracı ismail ustanın oğlu bahaeddin beyin zorlamasıyla, o yıllarda kurulan eyüp musiki cemiyetine girdi. daha önceleri radyo’dan süleyman erguner’in saz eserlerini dinler, kendi yaptığı karton borulardan ses çıkarmaya çalışırdı. bu cemiyetin başında bulunan gavsi baykara’dan üç sene kadar ney dersleri aldı. daha sonra radife erten’in evinde kurduğu koroya katıldı ve burada kendisini geliştirdi. askerlik görevini yerine getirdikten sonra laika karabey’in yönettiği koroda çalışmalarına devam etti. üsküdar musiki cemiyetinde emin ongan’dan ney dersleri aldı. 1960 senesinde istanbul radyosunun açtığı imtihanı kazanarak radyo sanatçısı oldu. 1966’da istanbul radyosu ses sanatçılarından süheyla kutbay’la evlenmiş hakan (1968) adını verdiği bir oğlu olmuştur. istanbul Türk musikîsi devlet konservatuarının açılışında ney öğretmeni olarak atanmıştır. uzun yıllar neyzen olarak katıldığı mevlana anma törenlerinde halil can’ın vefatından sonra neyzenbaşılık görevinde bulunmuştur. istanbul rdyosunda kurduğu erkekler korosu ile beğenilen programlar hazırlamıştır. 1978’de kendi isteğiyle emekliye ayrılmıştır. Türk musikisinde ve ney icracılığında daima yenilik taraflısı olan akagündüz, ayrıca caz topluluklarına da katılarak çalışmalar yapmıştır. okay temiz ile isveç’e giderek bir müddet caz topluluğuna neyi ile katılmıştır. gece sabahlara kadar ney üfleyen rind meşreb bir mevlevî muhibbi olan aka gündüz, 27 ağustos 1979’da istanbul’da radyo programı için yapılan hazırlıklar esnasında hayata gözlerini yumdu.

(sezgin, s. 16-20, üngör, 6-7)
Logged
ulysses
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 12



« Yanıtla #9 : Ağustos 12, 2008, 08:44:45 »

Tire’de doğdu.

İlk ney derslerini İzmir’de Sencer DERYA’dan aldı. Akademik müzik eğitimini İTÜ Türk Müziği Devlet Konservatuarı’nda 1984 yılında tamamladı. Bu dönem içinde başta Neyzen Fuat TÜRKELMAN olmak üzere değerli pek çok hoca ile çalıştı.

Sazı ile birçok resital ve solo konserler veren FİLİZ, 18. İstanbul Festivali’ne ud sanatçısı Samim KARACA ile katılarak çalışmalarını ilk kez uluslar arası platformda değerlendirdi.

 

Aziz Şenol FİLİZ, ney sazını ve Klasik Türk Müziği'ni genç kuşaklara gereken hassasiyetle tanıtabilmek amacı ile 1980’li yıllarından bu yana üniversitelerde gençlere yönelik konserler hazırladı.

 

1983 yılında İstanbul Devlet Klasik Türk Müziği Korosu’nda saz sanatçısı olarak göreve başladı.

 

1990 yılında Birol YAYLA ile birlikte oluşturdukları, “Yansımalar” adlı toplulukla Katıldıkları pek çok konser ve dinletilerde kendilerine ait müziklerin yanı sıra geleneksel Türk müziği eserlerine de yer vermişlerdir. Bu toplulukla Türkiye içinde ve Türkiye dışında pek çok festival konserine katıldılar. (Amerika, Fransa, Almanya, Belarus, Sudan ,Mısır, Tunus,Bahreyn). Aynı toplulukla 1991 yılında “yansımalar”, 1995 yılında “Bab-ı Esrar”, 2000 yılında “Serzeniş”, 2001 yılında “”Vuslat” adlarında dört albümleri yayınlandı.

 

Aziz Şenol FİLİZ ayrıca 1996 – 2002 yılları arasında bir grup arkadaşı ile oluşturduğu “Bezmara” müzik topluluğu ile dönemin çalgıları ile 1500 – 1750 yıllarına ait eserleri yorumladıkları konserler verdiler. Bu çalışmalarından örnekleri “Topkapı’nın İhtişamı”(1998) ve “Yitik Sesin Peşinde” (2000) adlı albümlerde topladılar.
Bunu dışında Aziz Şenol FİLİZ, Birol YAYLA ile birlikte yorumcu olarak kendilerinin de bulunduğu projelerinde Samim KARACA, Taner SAYACIOĞLU ve Lütfiye ÖZER’le birlikte geleneksel Türk Müziği’ne ait örnekleri “Mahur”(1997) ve “Miras”(2000) adlı albümlerde topladılar.

 

Aziz Şenol FİLİZ, Birol YAYLA ile birlikte Münip UTANDI’nın ilk solo albümü olan “Aynalıkavak’tan  Kalamış’a”, büyük tanbur ustası Necdet YAŞAR’ın Türkiye’de yayınlanan ilk albümü “Geçmişten Bugüne Necdet YAŞAR” albümlerini projelendirmiş ve yapımcılıklarını üstlenmişlerdir.

 

1999 – 2000 yılları arasında BRT televizyonu'nda  Birol YAYLA ile birlikte “Gelenekten Geleceğe Yansımalar “ programını hazırlayıp sundular. 60 bölüm devam eden bu programlarında değerli pek çok müzisyen ile beraber oldular.

 

Aziz Şenol FİLİZ’in müzik danışmanlığında hazırlanan “Neyzen TEVFİK” 2001 yılında, babası Lütfi FİLİZ’e ait bestelerin yer aldığı “Noktanın Sonsuzluğu” isimli ilahiler albümü 2002 yılında yayınlanmıştır.




Logged
ulysses
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 12



« Yanıtla #10 : Ağustos 12, 2008, 08:54:48 »



   1966 yilinda Türkiye'de dogan Arkin Ilicali universite yillarinda Kubbe
Alti Cemiyeti`ndeki ney derslerine katilip Omer Erdogdu`larin ogrencisi
oldu. Ayni donemde tasavvuf muzigi ve kulturunun bu donemdeki onemli
aydinlarindan olan ve ayni zamanda Bendir enstrumaninin yasayan en buyuk
ustasi kabul edilen Nezih Uzel`in evinde gereceklesen sohbet ve mesklere
katilarak bendir ve turk ritimleri uzerindeki ilk egitimine baslamis
oldu. Daha sonraki yillarda tanistigi ve ebru sanatini ögrendigi büyük
ney üstadi Niyazi Sayin'dan da fazlasyla etkilendi. 1988 yilinda göç
ettigi Kanada`da oncelikle University of Saskatchewan`da guzel sanatlar
uzerine BFA ( Bachelor of Fine Arts ) ve ardindan Concordia
Ü niversitesi'nin Studio Arts programinda MFA ( Masters of Fine Arts )
egitimini tamamlayan Mercan Dede ayni universitede basladigi ogretim
uyeligine, muzik calismalarinin agirlik kazanmasi sebebi ile kisa bir
sure once ara verdi.

1990`dan bu yana degisik Sufi gruplar ile Avrupa, Kanada, ABD ve
Türkiye'de müzik çalismalarina devam eden sanatçinin "Mercan Dede
Ensenble" grubu, Dede'nin son on yil içindeki kapsamli müzik birikiminin
bir sonucu olarak, 1997 yilinda kuruldu. Mercan Dede`nin ilk albumu
" Sufi Dreams" bagimsiz bir plak sirketi olan Golden Horn sirketi
tarafindan cok az sayida basilip dagitilmasina ragmen gerek Kuzey
Amerika, gerekse Avrupa'da begenilerek dinlendi ve cok iyi elestiriler
aldi. Alman televizyonu Saarlandischer Rundfunk'un yapimcilar Sufi
Kulturu ile ilgili hazirladiklari belgeselde Mercan Dede`ye yer vermek
amaci ile Hindistan, Pakistan ve Ingilterenin ardindan Kanada`ya
gelipToronto ve Montreal sehirlerinde filimin cekimlerini tamamladilar
ve belgeselin müziginin de yine Mercan Dede tarafindan yaratilmasini
istediler. Belgesel 1999 Subat'inda Alman televizyonunda yayinlandi ve
büyük bir begeni kazandi. Sanatçinin ikinci albümü "Journeys of a
Dervish" 1999 yilinda yine Goldenhorn Plak Sirketi tarafindan yayinlandi
. 2000 yilininin basinda Pozitif sirketi ile anlasarak Doublemoon plak
sirketine gecen sanatci; reji ve kareografisini Beyhan Murphy'nin
gerçeklestirdigi ve Modern Dans Toplulugu tarafindan sergilenen
Seyahatname 2001 adli gösteri için bestelenen müziklerden olusan
Seyahatname albumunu 2001 yilinda doublemoon etiketiyle piyasaya
cikardi. Sanatcinin muzik menejerliginin yine Pozitif sirketi tarafindan
ustlenildigi 2001'de dünyanin en önemli festivallerinden biri olarak
kabul edilen Uluslararasi Montreal Jazz Festivali'nin General Motors Big
Event gecesinde, 'Dogu ile Bati Bulusuyor' baslikli konserde, Burhan
Öç al ve Jamaaladeen Tacuma ile Mercan Dede Trio olarak 170.000 kisiyi
asan bir izleyici karsisina çikan Mercan Dede, bunu takiben 300.000den
fazla kisinin katildigi Diversite partisi (Montreal/Kanada), ve hemen
ardindan Banlieu Blues festival, Rasa Cultur Center, Bimhouse gibi
avrupanin onemli caz ve dunya muzigi kulupleri ve festivallerini iceren
turkiye/avrupa turunu gerceklestirdigi yeni Projesi Secret Tribe`in
aldigi olumlu elestiriler ve buyuk ilgi uzerine yeni albumu NAR`i yine
Secret Tribe gurubuyla kayit edip Temmuz 2002 tarihinde doublemoon
tarafindan yayinladi.

Nar albumu ve Secret Tribe Projesinin yurt disindaki basarisindan
aldiklari enerji ile dunya muziginin en onemli iki festivali olan Womex
ve Transmusical festivallerinde elestirmenler tarafindan buyuk ilgi
goren Secret Tribe, 2003 yilinin yazini kapsayan 10 haftalik bir tura
baslamak uzere calismalarina devam ediyor. Mercan Dede ve Secret
Tribe`in 30 konserlik bu turunda dunyanin sayili festivallerinden
Montreux Jazz Festivali ( Isvicre ) ,Jazz a Vienne ( france), Etnosur ( Ispanya ),World Roots festivall ( Amsterdam), Popdeurope (Berlin) sanatciya ev sahipligi yapacak. Muzisyenligi suresince, Kani Karaca, Ihsan Ozgen, Peter Murphy, Natasha Atlas, Musafir, Jamaleedin Takuma, Hugh Marsh,Omar Sosa, Mich Gerber, Fazil Say gibi klasik, dunya ve alternatif muziginin dev isimleri ile
ayni sahnede yer alma basarisini gosteren Mercan Dede ayni zamanda
producer olarak da bir cok calismaya katildi. Peter Murphy`nin son
albumunde co/producer olarak calisan sanatci, Nusrat Fateh Ali Khan`in
producer`larindan olan Real World Sirketinin yapimcisi Michael Brooks,
Groove Alla Turca`nin yaraticisi ve electric bass`in dev ismi Jamaleddin
Tacuma, ust uste 6 yil kanadanin en iyi improvizasyon kemancisi odulunu
alan Hugh Marsh ile birlikte Dust albumune imzasini atti. Golden Horn
plak sirketi icin geleneksel muzikten fusion`a uzanan bir cizgide 4 ayri
albume producer olarak katildi, bunlardan Ahenk, Balkan Joureny Close to
Home, ve klasik kemence ustasi Ihsan ozgen`in taksimlerini iceren
Rememberence of Ottoman Composers Goldenhorn Plak sirketi tarafindan
piyasaya sunuldu.

Arkin Allen adi altinda 23 yasindan bu yana dj`lik yapan sanatcinin
producer ve re-mixer olarak gerceklestirdigi ve kendi plak sirketi olan
Sugarmonk etiketi ile yayinlanmis bir solo albumu, ve degisik complation
albumlerde yayinlanmis 30 dan fazla single parcasi Interchill, Sony,
Dragonfly, Michino gibi plak sirketleri tarafindan kuzey amerika ve
avrupada piyasaya cikarilmistir. Aralarinda Danny Tenaglia, Swan Vath,
Cold Cuts, Derrick May, Jeff Mills, The Orb gibi bir cok dunyaca unlu
dj`le birlikte sahne alan Arkin Allen kendi parcalarindan olusan ve
tribal techno`dan drum& bass`a kadar genis bir underground muzik
yelpazesindeki solo album uzerine calismaktadir
Logged
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: