|
uyku
|
 |
« : Aralık 02, 2007, 01:00:42 » |
|
* Durmadan aynı yere düşen noktalar gibi, bu cevapsız sorular da kara bir leke halinde toplanarak büyüyordu.
* Bu ruh hali bende kendini şöyle gösteriyordu: Bu hayat, birinin bana oynadığı aptalca, kötü bir oyundan başka bir şey değildi. Beni yaratan "Birini" kabul etmiyorsam da, şöyle bir düşünce gayet normal geliyordu: Beni dünyaya getirmekle son derece aptalca ve kötü bir şaka yapmıştı birisi.
* Benim sorum, yani beni elli yaşında intihar düşüncesine sürükleyen soru, en aptal çocuktan, en bilge ihtiyara kadar her insanın ruhunda var olan en basit soruydu, yani gerçekten kendimde gördüğüm kadarıyla, onsuz hayatın mümkün olmadığı soru. Soru, şundan ibaretti: "Bugün yaptığım, yarın yapacağım şeyin sonucu ne olacak, bütün hayatımın sonu ne olacak?"
* Hayatın sorusuna cevap arayışım sırasında, ormanda yolunu şaşırmış bir insanın hissettiği duygunun aynısını hissediyordum. Bu insan aydınlık bir yere giriyor, bir ağaca tırmanıyor ve sınırsız bie mekanı açıkça görüyor. Fakat şunu da görüyor ki, orada, hiçbir yerde bir tane bile ev yok ve olamaz da. Sonra bir çalılığa giriyor ve karanlığı görüyor, burada da hiçbir ama hiçbir ev yok. İşte ben de böyle, beşeri bilimlerin ormanında, matematik ve tecrübi bilimlerin beni uzaklara baktıran ama o taraflarda ev görünmeyen aydınlık yerleriyle, nazari bilimlerin uğraştıkça durmadan karanlığa daldığım ve çıkış yolu olmadığına kanaat getirdiğim karanlığı arasında dolaşıp duruyordum.
* Sokrates, kendini ölüme hazırlarken "Hayattan uzaklaştığımız ölçüde gerçeğe yaklaşırız" der. "Biz, hakikati sevenler hayatta neye koşarız? Bizler kendimizi vücuttan ve vücudun hayatından kaynaklanan her türlü beladan kurtarmaya uğraşırız. Evet durum buysa, ölüm bize gelirken niçin sevinmeyelim."
* Ya Schopenhauer ne diyor? "Bizler, evrenin kendiliğinden var olan mahiyetini irade olarak, karanlık tabiat güçlerinin bilgisiz zorlamalarından insanın bilinçli davranışlarına varıncaya kadar, onun bütün görünümlerinde sebep sonuç ilişkisini bilir ve izlersek, o zaman tutarlı olarak şu sonuca ulaşırız: İradenin rahatça reddedilmesi, yani onun terk edilmesi ile bütün o görünümleri, yani içerisinde ve sayesinde dünyanın mevcut olduğu o sürekli zorlama ve itme, nesnelliğin her basamağında durmak bilmeyen faaliyetler, birbirini basamak basamak izleyen şekillerin çeşitliliği, nihayet bu zaman ile mekanın genel biçimleri ve aynı şeyin son temel biçimi olan özne ve nesne de ortadan kalkar. İrade olmadı mı, ne hayal, ne de dünya olur. Önümüzde hiçlik kalır kısacası ama yokluğa doğru bu akışa direnen şey, yani doğamız, yalnızca hayat iradesidir. Bu irade biziz ve aynı şekilde bizim dünyamızdır. Hiçlikten bu kadar çok ürkmemiz, hayatı çok istediğimizin ve bu iradeden başka bir şey tanımadığımızın ifadesinden başka bir şey değildir. İradenin tamamen yok edilmesinden geriye kalan şey, henüz iradesi tam olanlar için, hiçbir şey değildir. Ama tersine, içlerinde iradenin döndüğü ve kendini inkar ettiği kimselere bizim bu çok gerçek dünyamız, bütün o güneş ve samanyollarıyla birlikte bütün evren bir hiçtir."
* "Her şey boş" der, Hz. Süleyman.
* Anladım ki: Bilgeliğin olduğu yerde fazlaca üzüntü var. Çok öğrenmek isteyen kişinin acı çekmesi gerek.
* Durumum korkunçtu. Biliyordum ki, akla dayalı bilgi yolunda hayatı inkardan başka bir şey bulamayacaktım. Akla dayalı bilgi içinde soruma cevap aranamazdı ve akla dayalı bilgi aracılığıyla verilen cevap, yalnızca şuna işaret etmekteydi: İnsan soruyu ancak başka türlü sorarsa, bir cevap alabilir; yani ölümlünün ölümsüze ilişkin sorusu gözleme sokulur ise. Aynı zamanda şunu da kavradım: İnancın verdiği cevaplar, istediği kadar mantıksız ve muazzam olsunlar, her cevaba ölümlünün ölümsüzle ilişkisini sokmak meziyetine sahiptir. Bu olmadan da bir cevap olamaz.
* Beni kurtuluşa götüren şu oldu: Ben-merkezciliğimden, yalnız bunun gerçek hayat olduğunu kavramayı başarmıştım. Anladım ki, ben eğer hayatı ve anlamını kavramak istiyorsam, gerçek insanlığın ona verdiği anlamı kavradıktan sonra, bu hayatla birleşmek ve onu incelemek zorundayım.
* Tanrı'yı arayarak yaşadığın takdirde, hayat Tanrı'sız olamaz. Eskisinden çok güçlü bir şekilde içimde ve çevremde her şey aydınlandı ve bu ışık beni bir daha terk etmedi.
İtiraflarım, Kumsaati yayınları
|