dostlar tiyatrosunun sivas 93 oyununa gitmenizi şiddetle tavsiye ediyorum.. aşağıdaki satırları okurken erkan oğur'un çok sevdiğim yorumuyla dağlar size eşlik etsin.. pir sultan heykelinin üstünde tepinmeyi marifet sayan azman canavarlara, gözü dönmüş yobazlara itafen, ha bir de koltukları için ciğerlerini satan, kılını kıpırdatmaktan aciz siyasilere..bu ülkeyi zenginliğiyle kabullenemeyen yobazlara bu oyun bir şey ifade etmeyecek.. nolmuş ki diyecekler.. bir gün küllerin değil güllerin konuştuğu bir ülke dileğiyle...
yaktılar halilimi yaktılar ooff..halilimin seyrine baktılar..
sezen aksunun bu nakaratı dolanıyor dilime izlediğimden beri..ben oyunu ankara'da odtü'de izleme fırsatı buldum..3gün odtüde oynadı, kocaman kemal kurdaş salonunda yer yoktu, çıt yoktu..
talep çok olduğundan ankara'da odtü'nün ardından şinasi sahnesinde sahnelendi oyun bir kaç gün daha..
oyun bittiğinde 15 dakika herkes ayakta alkışladı..
gerçi alkışlı protesto çağını yaşıyor türk halkı, ona buna alkış..ama bu sefer bir vahşetin tüyler ürpertici, insanlığımızdan utandırıcı hali müzikle, belgeselle, sahneyle birleşmiş, usta oyuncular tarafından unutturmamak adına bir kez daha utanın kendinizden demek adına sahnedeydi..
bu olayı bir filmde izlesek, bu kadar da olur mu deriz..ortaçağdaki cadı avından farksız.. gencini yaşlısını, aydınlık beyinleri, oraya sadece bir etkinlik adına gitmiş yazarları çizerleri.. bir otelde cayır cayır yakacaksın..
yakanlar tamam ya..ya senin polisin, jandarman, il yöneticilerin, aklı selim'in neredeydi ey yüz karası insanlık? neredeydi türkiye?
bu oyunu izleyin..
Değerli İzleyiciler,
Oyun başlamadan önce, size bir sır vermek istiyorum. Ben bir paranoyağım. Evet, evet, bu satırların yazarı olan benden bahsediyorum. Bunu da nerden mi çıkarıyorum. Ee çevremdeki herkes öyle diyor.
Her paranoyak gibi “Ben paranoyak değilim” desem de kimseler inanmıyor. İş arkadaşlarım, dostlarım, hatta geçmişte aynı saflarda mücadele verdiğim insanlar bile benim paranoyak olduğuma inanıyor.
Hayır, psikologa falan gitmedim. Çünkü adım gibi eminim ki bana “paranoyak” teşhisi koyacak. Peki, nedir senin paranoyan diye merak edenleriniz olabilir. Hemen söyleyeyim öyleyse. Ben her olayda irticanın ayak seslerini duyuyorum. Nerde abus suratlı, burnundan soluyan bir güruh görsem, “işte geldiler” diyorum. Ramazanda kamu kurumlarında yemekhaneler kapandığında ya da oruç tutmadığı için birinin şişlendiğini işittiğimde de aynı hisse kapılıyorum. Kara çarşafa bürünmüş küçük kız çocuklarını ya da kafası dımdızlak kazıtılmış cüppeli oğlan çocuklarını gördüğümde de...
Cuma namazı saatinde bir devlet dairesine gidip de işimi yaptıracak memur bulamadığımda, türbanlı bayan doktorun, hasta erkek olduğu için bakmayıp ölüme terk ettiğini duyduğumda da aynı şey oluyor. “Böyle giderse hep beraber şeriata teslim olacağız” dediğim zaman arkadaşlarım, dostlarım katıla katıla gülüyor, “Bu söylediklerinin hepsi paranoya” diyorlar. Sizce de öyle mi?
Bu illet bende uzun süreden beri var. Ama kesin başlangıç tarihini net olarak anımsıyorum. 2 Temmuz 1993’te başladı bu paranoya bende.
Hani Sivas’ta bir otelde kıstırdıkları 33 savunmasız kişiyi yobazlar yakmışlardı ya...
Hah işte bendeki paranoyalar o tarihten itibaren başladı. Sivas davasının görüldüğü Ankara DGM'deki duruşmaları izlediğimde iyice ilerledi. Sanık savunmanları arasında sonradan Adalet Bakanı olan milletvekilini gördüğümde, sanıkların ölenlerin ailelerine saldırmalarına tanık olduğumda artık çevremdekiler tarafından da hissedilir olmuştu paranoyalarım.
Hizbullah cinayetleri, Malatya’da misyonerlerin testere ile kıtır kıtır kesilmesi, okullarda namaz kılmayan, oruç tutmayan öğrencilere baskı yapılması gibi olaylar bendeki paranoyayı tetikliyor. Arada bir arkadaşlarımla konuşup rahatlıyorum. Köşe yazılarını okuduğum zaman geçer gibi oluyor. “Münferit bunlar” diyorlar. “Türkiye’de irtica tehlikesi yok.” İşte o zaman derin bir “Ohh!” çekiyorum. Ama bir süre sonra yine başlıyor.
Cuma namazı çıkışlarında tekbir getiren kalabalıkları gördüğümde “yine birilerini yakacaklar” diye korkup saklanıyorum. Aslında korkum onların kalabalığından değil, benim yalnızlığımdan. İnanın öyle. Şöyle bencileyin paranoyakların sayısı biraz artsa hiç korkmayacağım. Ama tersine paranoyakların sayısı yerine, diğerlerinin sayısı her gün katlanarak artıyor.
Size bir sır daha vereyim mi? Birazdan izleyeceğiniz oyunu sahneleyen ve senaryosunu yazan Genco Erkal var ya, işte o da bir paranoyak. Aynı benim gibi. Sivas Katliamı’nı sahnelediğine göre, belli ki “İrtica paranoyası” onda da var.
Meslektaşım olan çoğu gazeteciler siyasiler Sivas Olayı’nı unutmak gerektiğini, bunun bir tahrik sonucu çıkmış münferit bir hadise olduğunu söylüyorlar.
Buna kendimi inandırmak istiyorum ama bir taraftan da “ya yine bir şeylerden tahrik olurlarsa” diye ödüm kopuyor. Çünkü şöyle yakın tarihimize dönüp baktığımda, bu çevrelerin belli periyotlarla sık sık tahrik olduklarını görüyorum.
Ne zaman, neden tahrik olacakları da bilinmiyor ki, ona göre davranalım. Bazen bir konuşmadan, bazen bir yazıdan, bazen bir filmden, bazen de bir tiyatro oyunundan tahrik olabiliyorlar. Şan Tiyatrosu’nu yakmadılar mı? Hatta bir karikatürden ya da bilboard’lardaki reklam afişlerinden tahrik oldukları da oluyor.
O yüzden ne kadar dikkatli olursak olalım, tahrik olacakları olayları ve zamanı önceden kestirmek zor. Şimdi de korkuyorum. Ya şimdi de Genco Erkal’ın oyunundan tahrik olurlarsa? Alın size bir paranoya daha...
Bunu çevremdekilerle paylaşsam “Senin irtica paranoyan depreşti” diyecekler, biliyorum. O yüzden sizinle paylaşıyorum. Çünkü siz de benim gibi paranoyaksınız. Nerden bildim? Nerden olacak canım, Sivas Katliamı’nı konu alan bu oyunu izlemeye gelmenizden.
Değerli izleyiciler, kurtuluşumuzu bizim gibi paranoyakların sayısının artmasında görüyorum. Yoksa maazallah hepimizi müşahade altına alırlar.
Hadi iyi seyirler!..
MİYASE İLKNUR