08parpali
Newbie
Offline
Mesaj Sayısı: 156
|
 |
« Yanıtla #15 : Şubat 04, 2008, 02:58:58 » |
|
İmam Rabbani : Hicri : 1007/1598 tarihinde vefat etmiştir. Hindistan kökenli olup, naksibendi tarikatının 23. halkası olarak kabul edilir. Tarikat olunla birlikte Müceddidiyye olarak anılmaya başlar. Ahmed Faruki asıl isminden başka ikinci bin yılın yenileyicisi anlamında Müceddid-i Elf-i Sani olarak da anılır. Tasavvuf içinde başlattığı ''Kur'an ve Sünnete dönüş, bid'atlerle mücadele'' hareketiyle meşhur olur. Vahdet-i vucut yerine vahdet-i şuhud'u savunur. Düşünce sisteminin temel vurgusu ''tasavvufta her şeyin şeriata uygunluğunu gözetme'' dir. Şeriata uygunlugunu da sunni yorum olarak anlar ve tasavvufi yaşantının bu çizgiden çıkmaması gerektiğini söyler. İbni Teymiye'nin cepheden karşı çıkarak tümden reddettiği tasavvufu içerden eleştirileriyle kendianladığı Kur'an ve Sünnet çizgisine çekmeye çalışır. Bu açıdan bakıldığında İmam Rabbani, tasavvufu daha bu dünyacı ve akli zemine çekmeye çalışması açısından bir tasavvuf içi yenilikçi sayılabilir. En büyük eseri islam dünyasının değişik yerlerine gönderdiği mektuplardan oluşan ''Mektubat'' dır.
Molla Aliyyü'l-Kari : Hicri :1014/1606 tarihinde vefat etmiştir. Herat (Afganistan)'da doğar, Mekke'ye göç ederek orada yaşar ve Mekke'de vefat eder. Mushafcılık yaparak geçinen Aliyyü'l-Kari mufrit bir Hanefiolarak tanınır. Ebu Hanife'ye ait olduğu addia edilen el-Fıkhu'l-Ekber'e yazdığı şerhle tanınır. Ayrıca Kemaleddin İbni Humam'ın Fethu'l-Kadir'ine (el-Hidaye Şerhi), Kuşeyri'nin er-Risale'sine, Muslim'in Sahih'ine, Merginani'nin el-Hidaye'sine, Kadı Iyaz'ın eş-Şifa'sına ve Mevahibu'l-Ledunniye'ye şerhler yazar.
Molla Sadra (Sadruddin Şiraz): Hicri : 1050/1640 tarihinde vefat etmiştir. İran'da Safevi yükşelişiyle birlikte yıldızı parlayan İsfahan Okulu'nun sembol siması olarak tarihe geçer. İran/Safevi/Şia asabiyetine dayanan dini-siyasi yükseliş Şah İsmail'in Tebriz'de tahta çıktığı 905/1499'da başlar ve İran'ın Afganlılarca fethedildiği 1133/1720'ye kadar 2198 yıl sürer. Bu dönemde rakip Osmanlı/Sunni asabiyetiyle çatışmaya girer. İran ve Osmanlı toplumunda derin izleri olan bu rekabet islam düşüncesinin seyrini de etkiler. Safeviler, İsfahan Okulu'nu himaye ederler. Burada islam dünyasında pek farkedilmeyen güçlü bir ilmi/felsefi/tasavvufi gelenek oluşur. Şeyh Bahaüddin Amili (öl. 1030/1622), Mir Damad (öl. 1041/1631), Mir Ebu'l Kasım Fındıriski (öl. 1050/1640) bunlardan sadece en önemli üç tanesidir. Sadreddin Şirazi olarak da bilinen Molla Sadra bu simaların yetiştiği İsfahan Okulu'nun sembol ismi haline gelir. Molla Sadra felsefesini kurarken kendinden önceki kadim felsefi birikimin tamamını harmanlamaya çalışır. Tales, Anaksimandros, Agetedomon, Empodekles, Pisagor, Sokrat, Aristo, Eflatun, Plotunis, Hz.Muhammed(a.s), Hz. Ali, Şii imamlar, İbni Sina, Sühreverdi, İbni Rüşd, İbni Arabi onun hikmet ekolunun dayandığı simalardır. Molla Sadra tüm bunları tek bir felsefe içinde sentezlemeye girişir. Sonuçta bu cesur girişim Molla Sadra felsefesini ortaya çıkarır. Molla Sadra felsefesi de bir tarafa meyleder. Sentezindeki Sühreverdi/İbni Arabi öğesi diğerlerini gölgede bırakır.
Katip Çelebi: Hicri : 1067/1657 tarihinde vefat etmiştir. Osmanlı coğrafya, tarih ve astronomi bilgini olarak ün yapar. Osmanlı dışında Hacı Halife olarak bilinir. Dünya çapında şöhret kazandığı eseri Keşfü'z-Zunun adlı Arapça bibliyoğrafi eseridir. Eserde bilim ve fen ilimleri üzerine yazılmış kitaplar tanıtılır. Atrıca coğrafya kitabı Cihannuma deniz savaşlarından bahseden eseri Tuhfetu'l-Kibar'ı Türkçe kaleme almıştır.
Beyazi : Hicri : 1098/1687 tarihinde vefat etmiştir. Osmanlılarda yetişmiş fakat eserleri ve fikirleri pek tesirli olmamış Maturidi alimlerden birisi olarak bilinir. Osmanlı Devleti'nin çeşitli vilayetlerinde kadılık ve kazaskerlik görevlerinde bulunur. Ebu Hanife'nin el-Fıkhu'l-Ekber'ine yazdığı ''İşaretu'l-Meram min İbaratu'l-İmam'' adlı şerhi ile dikkat çeker.
Şah Veliyyullah Dehlevi : Hicri : 1176/1776 tarihinde vefat etmiştir. Hindistan'da islam'ı yeniden düşünme ve ifadelendirme girişiminin en etkili siması olarak temayüz eder. Gazali, Hatabi, İbni Abdüsselam, Eş'ari, Maturidi, Fahreddun er-Razi, İbni Teymiye, İbnin Arabi, İmam Rabbani'nin izlerinin görüldüğü yeni bir sentezle islam düşüncesini inşa etmeye çalışır. En önemli eseri ''Huccetullahi'l Baliğa'' da bu yenilikçi girişimin izleri bariz bir şekilde fark edilir.
Muhammed bin Abdulvehab : Hicri : 1201/1787 tarihinde vefat etmiştir. Arap çölünün ortasında bir yer olan Necd'de doğar. Sunni/Hanbeli/İbni Teymiye asabiyetine dayanarak başlattığı hareket kısa sürede tüm ortadoğuya yayılır. Vehabilik diye anılan hareket ona nisbet edilir. İbni Suud harekete siyasi destek verir. Bir müddet sonra Muhammed bin Abdulvehab'ın siyasi-dini görüşleri ekseninde Suudi Arabistan kurulur.
İsmail Gelenbevi : Hicri : 1205/1791 tarihinde vefat etmiştir. Son devir Osmanlı alimlerinden birisi olarak tanınır. Matematik ve Kelama dair eserleriyle dikkat çeker. Ici'nin akaidine Devvani'nin yaptığı şerhe yazdığı haşiyesiyle tanınır.
Halid-i Bağdadi : Hicri : 1242/1826 tarihinde vefat etmiştir. Irak/Süleymaniye'de bir Kürt topluluğu olan Mikaili aşiretine mensuptur. Nakşibendi silsilesinin 29. halkası olarak tanınır. Klasik medrese ilimleri aldıktan sonra Hindistan'a giderek Nakşibendi ruhanilerinden Abdullah Devhlevi'ye intişap eder. Bir yıl sonra ondan yetki alarak Irak'a döner. Şöhreti giderek yayılır. Nakşibendilik ondan sonra ''Halidiyye'' anılmaya başlar. Önceleri muridleri İstanbul'dan bir gece içinde toplanarak sürülse de sonraları Osmanlı Devleti Vahabiliğe karşı Halid-i Bağdadi'yi himaye siyaseti güder. Irak'dan İstanbul'a getirilir. Böylece Nakşi/Halidiye tarikatı Osmanlı ülkesinde alabildiğine yayılır, güçlenir.
Molla Sebzivari : Hicri : 1246/1830 tarihinde vefat etmiştir. İran'da Molla Sadra'dan ikiyüz elli yıl kadar sonra, Molla Sadra'nın felsefesini canlandırır. Tıpkı Molla Sadra gibi İbni Arabi'nin irfani doktrinlerine, Şii imamların öğretilerine, İşraki hikmet (Suhreverdi) ve Meşşai felsefeye (Aristo, İbni Sina, İbni Rüşd) yaslanarak Molla Sadra sentezini devam ettirir.
- R.İhsan Eliaçık - İslâm'ın Yenilikçileri kitabından alınmıştır. ...devam edecek
|
|
|
|
|
Logged
|
Ben bir DİLENCİYİM
...ruhum kokuşacağına ağzım koksun
...mezarcılar öldüklerinde kazmalarını gömmezler
|
|
|
08parpali
Newbie
Offline
Mesaj Sayısı: 156
|
 |
« Yanıtla #16 : Şubat 04, 2008, 03:00:31 » |
|
Şevkani: Hicri : 1250/1834 tarihinde vefat etmiştir. Yemen’de Şia/Zeydi olarak başladığı ilmi serüvenini, bağımsız bir müçtehid seviyesine ulaştığı kanaatiyle bütün mezheplere karşı eşit mesafede olduğunu ilan ederek sürdürür. Ancak özellikle kelami konularda İbni Teymiye’nin etkisine girmekten de kurtulamaz. Tefsir üzerine ‘’Fethu’l Kadir’’’i ve fıkha dair ‘’Neylu’l-Evtar’ı çok meşhur olur. Sonuçta selefi bir çizgiye gelir.
İbni Abidin: Hicri : 1525/1836 tarihinde vefat etmiştir. Hanefi fıkhının son temel kaynağı olarak kabul edilen Reddu’ı-Muhtar ale’d-Durri’l-Muhtar’ı yazar. Eserlerinde başlanğıçtan kendi dönemine kadar yaklaşık bin yıllık Hanefi birikimine yaslanır. Hükümlerin dayandığı delilleri gösterir, mezhepteki zayıf, sahih, ve muteber görüşlere işaret eder, daha önce açıklığa kavuştururlmamış bazı karmaşık meselelere çözüm arar, önceki eserlerde görülen yanlışları düzeltmeye çalışır.
Seyyid Ahmed Şehid : Hicri : 1247/1831 tarihinde vefat etmiştir. Hindistan’da İngiliz işgaline ve Sikh’lere karşı cihad ilan eder. Her türlü bid’at ve tasavvufi aşırılıklara karşı selefi bir hareket başlatır. Para ve asker toplayarak bizzat silahlı hareketlerin içinde yer alır.Bir çarpışma anında şehid edilir.
Hacı Şeriatullah : Hicri : 1254/1838 tarihinde vefat etmiştir. Bangladeş’de ‘’Faraizi’’ adıyla tarihe geçen bir islamihareket başlatır. Hindistan’ın İngiliz işgaliyle birlikte Daru’l Harb haline geldiğini, zengin toprak ağalarına karşı köylü ve işçilerin yararına reformlar yapılmasının gerekli olduğunu, İslam’ın Hindu fikirlerden ve tasavvufi fazlalıklardan arındırılmasının şart olduğunu savunan Hacı Şeriatullah bu amaçla bir dizi ıslahat hareketlerine girişir. Hanefi asabiyetine dayanmasına rağmen İngilizler tarafından Hindu Vehabiliği olarak yaftalanır.
Seyyid Muhammed Senusi : Hicri : 1276/1859 tarihinde vefat etmiştir. Cezair’de doğar. Cezair, Fas ve Mısır’da öğrenimini sürdürür. Gazali-İbni Teymiye sentezine dayalı yeni bir tarikat kurar. Şerist’la tasavvufu, zahirle batını birleştirme iddiasındaki hareketi kısa sürede tüm Kuzey Afrika’da yayılır. Libya’da İtalyanlara, Mısır’da İngilizlere karşı Osmanlı müttefiki olarak silahlı direnişe katılan bu tarikat tepkici, tasviyeci, faaliyetçi ve sufi/ihyacı özellikleriyle tamayüz eder.
Cemaleddin Efgani : Hicri : 1314/1898 tarihinde vefat etmiştir. Hz. Muhammed-Gazali arası beş yüzyıllık dönem islam’ın yükseliş çağı olurken, Gazali-Efgani arası sekiz yüzyıllık dönem İslam’ın orta çağı olarak tanımlanabilir. Zira Gazali’den bazı kısa aralıklar hariç islam düşüncesi tıkanır ve sürekligeriler. Selçuklular ve Osmanlılar islam medeniyetinin yükşelişini değil tekrarını ifade ederler. İran/Afgan kökenli olan Efgani islam’ın yeni çağının başlangıç siması olarak yenilikçi hareketini başlatır. Afganistan, İran, Hindistan, Hicaz, Mısır, İstanbul, Paris, İngiltere, Rusya ve İran’da çeşitli aralıklarla bulunur. İslam dünyasının batılılarca işgaline karşı dini, siyasi, fikri mücadele baslatır. Mısır’da Muhammed Abduh’u etkiler. Gittiği ülkelerin çoğundan sınırdışı edilir. Bir ara Paris’te ‘’Urvetu’l Vuska’’ adlı dergiyi talebesi Abduhla birlikte çıkarır. İngiliz ve Fransızlar dergiyi yasaklar. Meteryalizme Reddiye adlı bir kitap yazar. Yazarlığından ziyade hatipliği ve siyasi/aktivist kişiliğiyle tanınan Efgani islam dünyasının kurtuluşunun tek bir halife etrafında birleşme adealine dayalı pan-islamizm’in ateşli bir savunucusu olarak temayüz eder. Hem batıya karşı mücadele eder, hemde müslümanları uyuşukluktan silkinmeye, tekrar ayağa kalkmaya çağırır. İslam’ın yenilikçi damarlarını (Ebu Hanife reyciliği, Mu’tezile/Maturidi akılcılığı, felsefi düşünce, bilimci metod) canlandırmaya çalışır. Geçen yüzyılın başlarında 67 yaşında İstanbul’da bulunduğu bir sırada vefat eder.
Seyyid Ahmed Han : Hicri : 1314/1898 tarihinde vefat etmiştir. Efgani’nin ayrıntıya inmeden yaptığı genelçağrıyı Hind-Alt kıtasında pratiğe dökmeye çalışır. Düşünce sistemi, Farabi, İbni Sina ve İbni Rüşd’ün felsefi akılcılığını ve Ebubekr Razi’nin tabiatçılığını çağrıştırır. İslam’i ‘’tabiat kanunlarına ve bilime uygunluk’’ kriterlerine göre yeniden yorumlar. Allah’ın tabiat kanunlarını yarattığını, fiziki olarak tabiata müdahale etmediğini söyler. Peygamberlik yorumu Farabi-İbni Sina’yı andırır; vahyin, peygamberi, melekenin Allah’ın herkese açık vahyini iştiyakla idrak etmesi, kelimelere dökerek ifade etmesiyle gerçekleştiğini söyler. Bu haliyle Hz. Muhammed’in risaleti hak olup sonuncu peygamberdir. Ahiret görüşü ise İbni Rüşd’ü hatırlatır; ‘’haşr hem ruhani hemde bedeni olarak ve fakat yeni bir yaratılışla olacaktır’’ der. Mucize’yi tabiat kanunlarının bizim vakıf olamadığımız olağan işleyişi olarak yorumlar. Dua’yı dünyevi acı ve ızdırapların hafifletilmesiiçin gerekli psikolojik olgu olarak görür. Hz. Ömer’in ‘’Kur’an bize yeter’’ sözünü delil getirerek hadisleri tamelden reddeder. Ncak akıl, bilim ve tabiatın olağan işleyişine uygun, sahihliği ispat edilmiş olursa onların kabul edilmesi gerektiğini söyler. Nafi bin el-Ezrak gibi recmi Kur’an’da olmadığı gerekçesiyle reddeder.
- R.İhsan Eliaçık - İslâm'ın Yenilikçileri kitabından alınmıştır. ...devam edecek
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
08parpali
Newbie
Offline
Mesaj Sayısı: 156
|
 |
« Yanıtla #17 : Şubat 04, 2008, 03:02:17 » |
|
Muhammed Abduh : Hicri : 1322/1905 tarihinde vefat etmiştir. Seyyid Ahmed Han'ın Hindistan'da yapmaya çalıştığını doğrudan Efgani'nin öğrencisi olan Abduh Mısır'da yapmaya çalışır. Seyyid Ahmed, daha çok felsefi/bilimci akılcılığa yaslanırken Abduh daha çok Mu'tezili/Maturudi akılcılığına yaslanır. Ezher2in gelenekçi ulemasının sert tepkisini çekmesine rağmen faaliyetlerine devam eder. Tefsir-i Menar'ı yazmaya başlar. Kasım Emin, Reşit Rıza ve Mustafa Abdurrazık gibi etkili talebeler yetiştirir.
Şehberderzade Filibeli Ahmed Hilmi : Hicri : 1332/1914 tarihinde vefat etmiştir. Son dönem Osmanlı islamcılarından olan Filibeli Ahmed Hilmi bir çok dergi ve gazete çıkarır, dini ve felsefi makaleler kaleme alır. II. Abdülhamit rejiminin muhalifi olduğu gerekçesiyle Fizan'a sürgüne gönderilir. İçtihad kapısının açılması, bir yüksek içtihad heyetinin kurulması ve mevcut mezheplerin birleştirilerek tek bir mezhep meydana getirilmesi vb. fikirleriyle dikkat çeker.
Said Halim Paşa : Hicri : 1339/1921 tarihinde vefat etmiştir. Mısır'da Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın torunu olarak doğar. II. Abdülhamit'e muhalefeti yüzünden ülke dışına çıkmak zorunda kalır. Osmanlı yüksek brokrasisinin değişik kademelerinde görev alır. İslam'ın siyasi yorumu, meşrutiyet, islamlaşmak vb. konular üzerinde ileri sürdüğü fikirler pek yankı bulmasa da yenilikci bir dinamizm barındırır.
Seyyid Bey : Hicri : 1342/1924 tarihinde vefat etmiştir. Medrese kökenli bir hukukçu olan Seyyid Bey Osmanlı Meclis-i Mebusan'ına iki dönem İzmir Meb'usu olarak katılır. Bu görevine Cumhuriyet döneminde de TBMM'de devam eder. Bir islamcı olarak, mecliste, milli hakimiyet ilkesinden kalkarak hilafetin kaldırılmasının şerist açısından bir mahzurunun bulunmadığını savunan tarihi bir konuşma yapar. Hilafet, siyaset, içtihad, taklid, mezheplerin birleştirilmesi vb. konularında kimi islamcı/yenilikci fikirleriyle dikkat çeker.
Seyyid Emir Ali : Hicri : 1346/1928 tarihinde vefat etmiştir. Hindistan'da Seyyid Ahmed Han'ın çizgisini sürdürür. Ancak Seyyid Ahmed Han'a nazaran islam vurgusu daha baskındır. Görüşleridaha çok islam'ın tarihi başarılarını öne çıkararak göstermeye çalışır. ''İslam'ın terakkiye (ilerleme-kalkınma) mani olmadığı ve bilimi tesvik ettiği'' temel argumanlara dayalı düşünce sistemi, liberal/yenilikci eğilimler içerir.
Reşid Rıza : Hicri : 1352/1934 tarihinde vefat etmiştir. Suriye'den Mısır'a göç eder. Abduh'a talebe olur. el-Menar dergisini çıkarır. Taha Hüseyin ve Ali Abdurrazık gibi arapçı/laik karşı tepki biçimlenmesi içine girer ve giderek muhafazakarlaşır, sonuçta Abduh'un görüşlerini selefileştirir.
Mehmet Akif : Hicri : 1354/1936 tarihinde vefat etmiştir. Son dönem Osmanlı islamcılarının önde gelen şair siması olarak dikkat çeker. Kurtuluş savaşına şiirleriyle destek verir. Afgani/Abduh'un islamcı/yenilikçi ekolunu içtenlikle benimser. Çıkardığı dergide Abduh'dan tercümeler yayınlar. Batıcıları islama düsmanlıkları müslümanlarıda katı gelenekçi tutumları sebebiyle eleştirir. Cumhuriyetin ilanından sonra yeni rejime ters düşer ve Mısır'a gider. Çeşitli aralıklarla gidip geldiği Mısır ikameti yıl sürer. İstanbul'a döner hastalığı ağırlaşır ve aynı yıl vefat eder. Ünlü eseri Safahat manzum olarak M. Akif'in düşünce dünyasını yansıtır.
Muhammed İkbal : Hicri : 1356/1938 tarihinde vefat etmiştir. Hindistan/Lahor'da doğar. İngiltere/Cambridge Universty'de felsefe ve iktisat tahsil eder. Almanya/Munih universty'de felsefe doktorası alır. Hindistan'a döner ve şiirleri ve konferanslarıyla çoşkulu bir islami düşünce çığırı açar. İkbal, Farabi, İbni Sina ve İbni Rüsd'ün Aristo ve Platon'la islam düşüncesini uzlaştırmaya çalıştığı gibi Hegel, Whitehead ve Bergson vb. modern batılı filozofların formunu kullanarak islam'ı yeniden ifadelendirmeye çalışır. Zihni duruşu sentezci olan ikbal, Molla sadra gibi top yekün bir senteze girişir. Gazali'yi eleştirdiği gibi İbni Rüsd'ü de eleştirir. Sentezine Eş'ari, Mu'tezile, Gazali, İbni Sina, İbni Rüşd, Beyazıd-ı Bestami, Hallac-ı Mansur, İbni Arabi, Mevlana, Hegel, Whitehead, Bergson gibi akılcı ve ruhcu filozof/düşünürlerin izleri bir arada görülür. Verdiği konferanslardan oluşan ''İslam'da Dini Düşünce'nin Yeniden İhyası'' ve kasidelerinin yer aldığı ''Cavidname'' en önemli eserleridir.
Mustafa Abdurrazık : Hicri : 1366/1946 tarihinde vefat etmiştir. Mısır Ezher'den mezun olur. Fransa/Sorbonne'de okur. Ezher'in genel sekreteri olur. Muhammed Abduh'un yenilikçi çizgisini devam ettirir.İslam felsefesi üzerine birçok eser yazar.
-R.İhsan Eliaçık - İslâm'ın Yenilikçileri kitabından alınmıştır- ...devam edecek
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
08parpali
Newbie
Offline
Mesaj Sayısı: 156
|
 |
« Yanıtla #18 : Şubat 04, 2008, 03:03:39 » |
|
İsmail Hakkı İzmirli : Hicri : 1365/1946 tarihinde vefat etmiştir. Son dönem Osmanlı islancılarının önemli siması olan İzmirli İsmail Hakkı, Arapça, Farça, Fransızca, Rusça, Rumca, Latince bilen Ordunaryüs Profesörlüğe kadar yükselmiş derinlikli bir üniversite hocası olarak dikkatleri çeker. Kindi ve Fahruddin er-Razi'yi hatırlatan bir birikime sahiptir. Kelam, felsefe,fıkıh, siyaset, tabiat felsefesi vs. üzerine onlarca eser yazar, dersler verir. Yeni İlm-i kelam adlı eseri büyük dikkat çeker.
Musa Carullah : Hicri : 1368/1949 tarihinde vefat etmiştir. Kafkasya/Kazan müslümanları arasında yenilikçi görüşleriyle dikkat çeker. İstanbul ve Mısır/Ezher'de okur. Abduhla tanışır, Kafkasya'da faliyetler yapar. ''Cehennemin edebi olamıyacağını, edebiazabın Allah'ın rahmetiyle açıklanamayacağı, sonunda her insanın bir şekilde cehennemden çıkıp, cehennemin yok edileceği'' şeklinde İbni Arabi'den beri gelen görüşü savunduğu için büyük tepki görür. ''Rahmet-i İlahiye Bürhanları'', ''Hatun'' gibi kitaplarındaki fikirleriyle tartışmalara neden olur.
Hasan el Benna : Hicri : 1368/1949 tarihinde vefat etmiştir. Mısır'da genelolarak Reşit Rıza'nın çizgisini sürdürür. Malik, Şafii ve Ahmed bin Hanbel'in eserlerinden etkilenir. Düşünce sisteminin oluşmasında Arapçı/laik görüşler ileri süren Taha Hüseyin ve Ali Abdurrazık'a tepki biçimlenmesi özelliğiyle etkiliolur. Aktivist/faaliyetçi özelliğiyle kısa sürede dikkat çeker. ''İhvan-ı Muslim'' teşkilatını kurar. Hareket kısa sürede güçlenir, 1948'de yasa dışı ilan edilir, 1949 da dael-Benna süikasta uğrayarak şehid edilir.
Mustafa Sabri Efendi : Hicri : 1372/1954 tarihinde vefat etmiştir. Osmanlının son şeyhulislamı olarak bilinen Mustafa Sabri, Afgani, Abduh ekolüne şiddetle muhalefet eder. Musa Curullah'a reddiye yazar. Abduh'un Maturidiliği gerçekte Mu'tezili olmakla şuçlayarak terkeder. Osmanlı uleması arasında ''son gelenekçi'' rolü üstlenen M.Sabri, cumhuriyetten sonra M.Akif'in yaptığı gibi Mısır'a gider. M.Akif'in yaptığının tam tersini yaparak yenilikçiliğe cephe alır.
Seyyid Kutup : Hicri : 1386/1967 tarihinde vefat etmiştir. İhvan-ı Muslimin'in genel hedeflerini daha da ileri götürür. İslam'ı devrimci/radikal bir tarzda yorumlar. Cematçi/örğütcü bir proje geliştirir. Eserleri Fi Zillali'l Kur'an ve Yoldaki İşaretler islam dünyasında bir çok devrimci harekete ilham kaynağı olur. Mısır'da Nasr döneminde idam edilerek şehid edilir.
Mevdudi : Hicri : 1399/1979 tarihinde vefat etmiştir. Pakistan'da Cemaat-i İslami adlı islami hareketi başlatır. Afgani ve Abduh gibi Mu'tezili/Maturudi/Felsefi çizgiye değil Sunni/Hanefi çizgiye yaslanır. Çağdaş islami hareketler'in Osmanlı'nın çöküşü öncesi ilk simaları Afgani, Abduh, İkbal, M.Akif vb.'den sonra çöküş sonrası simaları Hasan el-Benna, Seyyid Kutup, Humeyni ile birlikte tarihi bir misyon üstlenir. ''İslam'da Hükümet''i yazar. ''İslam'ın bir siyasi projesinin bulunduğu'' tezine dayalı bu çalışma soğuk savaş döneminde islamcıların islamcıların ürettiği siyasi projenin temel karakteristiğini yansıtması bakımından önemli bir metindir.
Ali Şeriati : Hicri : 1397/1977 tarihinde vefat etmiştir. İran'da doğar. Paris/Sorbone'de sosyolojidoktorası yapar. İran devrimi öncesinde yazıları ve konferanslarıyla özellikle genç üniversiteliler arasında yaygın bir etki bırakır. Batı düşüncesiüzerine derin analizleri, felsefi birikimi, islam/şia üzerine yenilikçi yorumlarıyla büyük dikkat çeker. Bir yandan eyleme yanaşmayan aydınları diğer yandan geleneksel ulemayı eleştirir. Çoşkulu uslubuyla devrimci söylemler geliştirir. İran devriminin başladığı sırada İngiltere'de Şah'ın ajanları tarafından pusuya düşürülerek şehid edilir.
Humeyni : Hicri : 1409/1988 tarihinde vefat etmiştir. İran'ın farkedilmeyendini-siyasi birikimini to yekün harekete geçirir. Şia/Usuli geleneğine yaslanır. 1979'da halk hareketine dayanan görkemli bir devrim İslam Cumhuriyeti rejimini kurar. Hasan el-Benna, Seyyid Kutup ve Mevdudi'nin rüyasını gerçekleştirir. Valeyet-i Fakih adlı kitabı yazıp, hayata geçirerek asırlardır köşesinde Mehdi'nin gelmesini bekleyen Şia geleneği içinde büyük bir yenilik yaratır. ''Kaybolan mehdi'nin gelene kadar toplumun velayetini bir fakihin üslenmesi ve devletiidare etmesi'' anlayışına dayanan bu teori ahbariler tarafından reddedilmesine rağmen Şia'nın dünyaya geri dönmesini ve tarih sahnesine çıkmasını sağlar.
-R.İhsan Eliaçık - İslâm'ın Yenilikçileri kitabından alınmıştır- ...devam edecek
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
08parpali
Newbie
Offline
Mesaj Sayısı: 156
|
 |
« Yanıtla #19 : Şubat 04, 2008, 03:06:22 » |
|
Fazlur-Rahman : Hicri : 1408/1988 tarihinde vefat etmiştir. 1919'da bugünkü Pakistan'da doğar. Universite hocalığı yapar. Yenilikçi fikirleri nedeniyle gelenekçi ulema ona çephe alır. Mevdudi ile tersleşir. Mevdudi O'nu modernist olmakla, cematına katılmayıp boş ilmi spekulasyonlara dalmakla suçlar. O'da Mevdudi'yi fikri ufkunun kısırlığıyla, gelenekçilere prim vermekle suçlar. Pakistan'da daha fazla duramaz. Önce ''münkir-i sünnet'' sonra ''münkir-i vahiy'' ilan edilir. Amerika/Oxford'a gider. Çalışmalarını orada sürdürür. İslam felsefesiüzerine doktora yapar. Efgani, Abduh, İkbal, M.Akif vb. düşünürlerde görünen ''modern zamanlarda islam nasıl ifadelendirilir?'' meselesi üzerine kafa yoran en ciddi müslüman düşünür olarak Fazlurrahman, çağdaş islam'ın soğuk savaş sonrası döneme fikriyle ışık tutar. İslami Modernizm veya İslami Yenilenme adını verdiği düşünce faaliyeti temelde iki yönlü bir zihin faaliyetine dayanır; Bugünden Kur'an'ın ilk nazil olduğu döneme gitme ve o günden bugüne gelme...Bu çerçevede Kur'an'ın dini-ahlaki yüve değerleri, peygamberin biyoğrafik siyeri ve ibadetler yenilenme/sorgulama dışıdır. Bunlar olduğu gibi alınmalıdır. Ancak Kur'an'ın hukuki bazı muyyedileri adalet/ahlak amaçları temelinde yeniden yorumlanabilir. Bu yönüyle Fazlurrahman'da Hz. Ömer, Ebu Hanife, Mu'tezile, İbni Sina, Şah Veliyyullah, Seyyid Ahmed Han ve M.İkbal gibi islam'ın yenilikçilerinin izleri görülür. Ancak O bunları iyi etüd etmesine rağmen kendisine özgü bağımsız bir yenilikçi düşünce sistemi kurduğu inancındadır. En önemli eseri ''islam'' da bu inanç bariz bir şekilde hissedilir. Bir kalp ameliyatı sonrası 69 yaşında vefat eder.
Seyyid Hüseyin Nasr : Çağdaş islam düşüncesiiçinde Fazlurrahman'ın yenilikçi (Modernist) ekolune tepki olarak gelişen Gelenekçi (Tradisyonalist) akımın öncüsü kabul edilir. Descartes'in mekanikakılcılığı ve Bacon'un ampirist deneyciliği ile başlayan modern batı düşüncesine karşı kadim gelenek olarak tanımladığı tüm doğuyu içine alan modernizm öncesi dünyanın argümanlarını esas alır. Müslümanların tarihte teknolojiüretme ihtimali varken sırf tabiata ve insanlara vermeme anlayışları sebebiyle bunu yapmadıklarını, bu anlamda islam medeniyetinin asil/soylu evren tasavvurunun evrenin yasalarıyla oynamaya mani olduğunu iddia eder. İslam dünyasında entellektüel/gelenekselci tüm akın ve kişilerin zihin dünyasında bu fikirlerin izleri görülür. İran devriminden sonra Amerika'ya göçederek çalışmalarını orada sürdüren Nasr, halen hayattadır.
Muhammed Abid el-Cabiri : 1936'da Fas'da doğar. 64 yaşında olan Cabiri, Fas/Rabat Edebiyat Fakültesi'nde felsefe ve islam Arap düşüncesi profesörü olarak çalışır. İslam düşünce tarihinde Endülüs eksenli İbni Hazm, İbni Rüşd, İbni Haldun, Şatıbi vb. isimlerle temayüz ettiğini düşündüğü islam'ın yenilikçi/rasyonalist damarını canlandırmaya dayalı bir düşünce sistemi kurmaya çalışır. İslam'da Siyasi Akıl, Arap Aklının Oluşumu, Arap Aklının Yapısı, Gelenek ve Modernlik vb. bir çok çalışması bulunan Cabiri, ''Şii imamet mitolojisi ve Sunni saltanat ideolojisi'nin'' aşılarak yeni çağdaş ve islam düşüncesi kurmak gerektiğini savunan söylemiyle soğuk savaş sonrası dönemin en önemli yenilikçi düşünürleri arasındadır. Halen hayattadır.
Abdülkerim Suruş : İran devriminin sonrasının en önemli yenilikçi aydınlarından birisi olarak dikkat çeker. İran'da devrim sonrası din-devlet ilişkileri, dinin sosyal hayattakiyeri, islam'ın siyasi-sosyal boyutunun yeniden yorumlanması vb. konularda soğuksavaş sonrası dönemin argumanlarını kullanan birdüşünce geliştirmeye çalışır. Molla Sadra'nın felsefi bilgisine yaslanan Suruş, Ali Şeriati gibi geleneksel ulema ile tersleşir. Halen hayattadır.
Necefabadi : Ayetullah Salihi Necefabadi, İran Devrimi'nin yakın dönem en önemliyenilikçi simalarındandır. Halen İran'da basılması yasak olan ''Velayet-i Fakih derHukumet-i Salihan'' adlı çalışması Humeyni'nin geliştirdiği Velayet-i Fakih teorisine radikalyenilikler getirir. Necefbadi, Velayet-i Fakih'in doğrudan halk tarafından seçilmesi gerektiğini, molla olmasının şart olmadığını, Velayet-Fakih'de aranan tek şartın ''bilgi'' olduğunu, bunun da yaşadığı ülkenin kanununu, siyasetini, adaleti, toplum idaresini bilmekten ibaret olduğunu iddia eder. Geliştirdiği yeni Velayet-i Fakih yorumunun sadece İran/Şia için değil, tüm islam alemi ve hatta tüm dünya için gelişmiş bir siyasi proje olduğunu savunur. Halen hayattadır.
Fadlallah : Lübnan'da Hizbullah hareketinin manevilideri olarak tanınır. Geliştirdiği kimi yenilikçi görüşleri nedeniyle gelenekçi ulema tarafından aleyhinde ''saptığı'' gerekçesiyle hakkında fetva yayınlanır. Fadlallah sürekligeliştirdiği yeni fikirleriyle dikkat çeker. Geleneksel ulemayla sık sık tersleşir. Halen hayattadır.
Hatemi : İran2da ezici çoğunlukla Cumhurbaşkanı seçilir. İran devriminin yenilik arayışının sembolü olarak yükselir. Çağdaşislami hareketlerin orta döneminin (Benna, Seyyid Kutup, Mevdudi, Humeyni) modern ulus devletlere tepki olarak doğan totaliter islam devleti anlayışı yerine, yeni dönemin (soğuk savaş sonrası) argumanlarına özgü özgürlükçü, eşitlikçi, insan haklarına önem veren islam devleti anlayışını savunur. İran'da bu geçiş döneminin simgesi haline gelir. Hatemi İslam/Şia düşüncesi içinde bin yıl önce Şeyh Mufid'le başlayan yenilikçi/usuli çizğiye ve Nasreddin Tusi'de ifadesini bulan felsefi birikime yaslanır. Halen hayattadır.
Muhammed Ammara : Mısır'da doğar. Ezher'den mezun olur. Halen Mansura Üniversitesi'nde İslam Felsefesi profesörü olarak görev yapıyor. Özellikle Mu'tezile düşüncesi üzerine yaptığı çalışmalarla tanınır. ''Mu'tezile ve Devrim'' ve ''Mu'tezile ve İnsan Özğürlüğü Sorunu'' adlı çalışmaları Türkçe'ye çevrilir.
Hasan Hanefi : Halen Mısır'da Kahire Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde Felsefe Profesörü olarak görev yapıyor. Kendine özğü görüşleriyle dikkat çeken Hanefi akılcı/tabiatlarıyla tanınır.
Rager Garaudy : Fransa'da eski marksistken islam'a girer. Özellikle Entegrizm adlı eserinde Fazlurrahman çizgisinin izleri görülür. Ancak ondan farklı olarak İslam'ın tasavvufi yorumuna ilgiduyar. Halen hayattadır.
Begoviç : 1925 yılında Bosna'da doğar. Komünist rejim altındaki Yugoslavya'da islami hareket çalışmalarına aktif olarak katılır. Hukuk danışmanlığından emekli olur. Tutuklanarak hapse atılır. Arkadaşlarıyla birlikte Demokratik Hareket Partisini kurar. 1990'da katıldığı ilk çok partili şeçimlerede büyük başarı kazanarak koalisyon ortağı olur. Daha sonraları devlet başkanlığına getirilir. 1992'de bağımsızlık refarendumundan sonrahalkın büyük çoğunluğu ayrılma yönünde oy kullanır, Sırp saldırıları başlar. Saldırılara karşı bir halk kahramanı olarak yükselir. Savştan sonra tekrar devlet başkanı olarak seçilir. Bosna-Hersek'in ''bilge kralı'' olarak tanınan Begoviç, adeta ''Doğu veBatı Arasındaki İslam'' kitabıyla düşünce dünyasında adını duyurur. Begoviç, adeta ''Batı İslam'n İkbal'i'' gididir. Derin bir felsefi formasyonu olduğu anlaşılan Begoviç'in zihni duruşu tıpkı M.İkbal gibi sentezcidir. Doğu'nun ruhçu, Batı'nın da akılcı zihin dünyası ortasında islam düşüncesini felsefi bir uslıpla yeniden ifadelendirmeye çalışır.
Abudullah el-Efendi : Abudullah el-Efendi özellikle ''Nasıl Bir Devlet'' adlı kitabıyla dikkatleri çeker. Tipik örneğimevdudi'de görülür, soğuk savaş dönemi ''İslam Devbleti'' anlayışına köklü eleştiriler getirir. Medine vesikasından hareketle yeni bir siyasi/toplumsal birlikte yaşama projesi geliştirmeye çalışır. Totaliter islam devleti yerine özğürlükçü bir islami devlet projesi kurmaya çalışır. Halen hayattadır.
Turabi : Sudan'da General Beşir darbesinden sonra önü açılır. Hazırladığı Anayasa ile büyük dikkat çeker. Abdullah el-Efendi'nin görüşlerini çağrıştırır özğürlükçü, eşitlikçi bir islami anayasa anlaşıyla hareket edr. Devletin resmi dini ve mezhebi olmaması gerektiğini, mürtedin öldürülmesinin islam'ın özğürlük anlayışına sığmayaçağını, yeni fıkıh metodolojisi oluşturmak gerektiğini ifade ettiği fikirleriyle soğuk savaş sonrası islam yenilikçiliğinin argümanlarını oluşturmada önemli bir misyon üstlenir. Halen hayattadır.
-R.İhsan Eliaçık - İslâm'ın Yenilikçileri kitabından alınmıştır- ...bu bölüm burada bitmiştir.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|