KULTUR, SANAT, FİKİR FORUM
Ocak 08, 2009, 09:37:20 *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Enver Paşa (1880 - 1922)  (Okunma Sayısı 704 defa)
tutunamayaneren
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 21


« : Ekim 28, 2007, 09:23:38 »

1880’de İstanbul’da sıradan bir memurun oğlu olarak dünyaya gelen İsmail Enver için, yaşadığı dönemden bugüne kadar pek çok yorum yapılmış, her yönüyle inceden inceye işlenmiştir. “Enver Paşa” adlı eseriyle bu konuda inceleme yapan Şevket Süreyya Aydemir, Enver Paşa’yı 1908-1914 arası döneme bakarak “1908’in Hürriyet Kahramanı Binbaşı Enver Bey, işte bu kısa devrede Enver Paşa, daha doğrusu imparatorluğun tek söz sahibi olan, genç, inançlı, muhteris, daha doğrusu hem kaderci hem de kaderini yaratan adam olarak sahnededir.” tanımlar.

1908’de Genç Türkler İhtilali ile yıldızı parlayan Enver’in hızlı yükselişi 1913’te Yarbayken yine aynı senenin sonlarında Albaylığa, 19 gün sonra 1 Ocak 1914’te Paşalığa yükselmesi ile başlar. Kabineye Harbiye Nazırı olarak girer; Genelkurmay Başkanlığı’ndan bir süre sonra da Başkumandan Vekilliği yetkilerini de elinde toplar. Naciye Sultanla evlenip, saraya, Padişaha damat oluşu da bu safhaya rastlar. Enver Paşa kendini zirveye ulaştıran basamakları yine kendi elleriyle döşemişti. Enver Paşa’nın vatanseverliği ve bu topraklara olan bağlılığı gerçektir. Bunun yanısıra hayal gücünün genişliği ve gerçeklerle bu hayallerin zaman zaman birbirine karıştığı da inkar edilemez. Hayallerini süsleyen İran, Hindistan, Turan ve Kafkasya’ya hakim olmak düşünceleri o günün şartlarında gerçek temeller oturmaz. Örneğin Cemal Paşa anılarında “Hakikati söylemek gerekirse, bu birinci Kanal Seferi yaptığımız zaman hiç kimse bu Kanalın nasıl geçileceğini bilmiyordu...” der. Halbuki Enver Paşa bu görevi, IV. Ordu Kumandanlığı’nı, Cemal Paşa’ya teklif ettiğinde, Suriye’deki asayiş sağlama ve Kanal Seferini her ikisi de inanarak imzalamışlardı. Bu sefer gerçekleştiğinde ise Kanal Türk cesaretiyle dolmuştu. Kanal’dan önce Sarıkamış’ta yaşananlar ise tam bir felaketti. 90.000 askerden 10.000’in sağ kalabildiği, özellikle de donmaktan ve açlıktan kurtulabildiği bu sefer, sonuçları açısından korkunçtu.

Hayatında Alay kumandanlığı dahi yapmamış olan Enver Paşa tecrübeden ziyade gençliğinin getirdiği coşkuyla kumanda edecekti ordusunu. Amaç 1878 Berlin Antlaşması’nda kaybedilen toprakları geri almaktı ve başarılı olacağına inanıyordu. Enver Paşa Ordu Kumandanı Hasan İzzet Paşa’nın hava şartları, soğuk, karın şiddeti gibi uyarılarına kulak asmaz ve taarruz emri verir. III. Ordunun ölüm emridir bu. Enver Paşa Sarıkamış’ta “Hükümete” başlıklı bir vasiyet bırakır.

Hükümete
“Planım, Ruslara, hemen iki misli faik iki Kolordu ile arkalarına düşerek ricata mecbur etmek ve bu suretle XI. Kolordu ve Süvari Fırkasıyla takibolunan düşmanı karşılayıp, tamamıyla mahvetmekti. IX. Ve X. Kolordu ve Süvari Fırkasını bekliyorum. Gelir de yetişirse, düşmanı bozacağım. Fakat gelmeden düşman zayıflamış kıtaatımıza taarruz eder ve taarruzda muvaffak olursa o vakit Ordu mahvolmuş demektir. Şimdiye kadar asker ve zabitler hiç kusursuz harbettiler. Her manevrayı yaptılar. Eğer Allah da yardım ederse, muvaffakiyet katidir. Eğer muvaffak olmazsam, son neferimle beraber öleceğim. Bu halde vasiyetim: Ben vazifemi yaptığımı sanıyorum ve öyle ölüyorum.
Yaşasın dinim, vatanım, Padişahım. Eğer geride kalanlarıma yardım etmek isterseniz, refikam! Sultan Efendi hazretlerinin muhassısatı kafi değildir. Kendisinin müreffehen yaşaması için hiç olmazsa, Başkumandanlık muhassısatımın kendi muhassısatına zammı ve ebeveynimin temini refahı ile, rahmeti ilahiyeye mazhariyetim için birkaç hayır yapılmasını rica eder ve tealisine çalışmaktan başka bir maksat beslemediğim din ve milletimin tealisine dua eder, tanıyanlara selam ederim. Yaşasın Müslümanlık ve Osmanlılık ve Osmanlıların Padişahı Sultan Mehmet Han!”

« Son Düzenleme: Şubat 11, 2008, 10:03:53 Gönderen: uyku » Logged

Devler gibi eserler bırakmak için, karıncalar gibi çalışmak lazım.
uyku
Global Moderator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 638



« Yanıtla #1 : Ekim 28, 2007, 09:53:31 »

İşte tutunamayan biri Enver Paşa, ne kadar çok düşmüş!
Logged

İnsanlar uykudadırlar; öldüklerinde uyanırlar!
ekleptik
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : Kasım 19, 2007, 12:58:44 »

Tutunacak tek bir dalı olsaydı bugün dünya çok farklı olabilirdi...
Logged
yahut
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 294



« Yanıtla #3 : Kasım 20, 2007, 07:53:36 »

Enver Paşa'yı sevmek hakkında

Sizi bilmem ama ben hayatım boyunca hep yenilenlerin, kaybedenlerin yanında saf tuttum. Bunun için midir, bilmem, Enver Paşa'yı severim.

İki takımdan yenileni, "Ah bu da kaçar mı!.." dedirten, saç baş yolduran, altı pastan topu tribünlere gönderen santraforu tutar yüreğim. Onun için midir, bilmem, küme düşen takımları tutarım.

Aşkta kaybedenden, sevip de sevilmeyenden yanayımdır her zaman.

Bu yüzden eski Yeşilçam filmlerinde yer alan iki aşık yerine, mesela, arada kalan Ekrem Bora'nın kazanmasını isterdim.

Kazanamayacağını bile bile kaybetmeye mahkum olanları tutmanın, ne "yaman çelişki" olduğunu elbette biliyorum.

Lakin, beni çeken, yalnızca 'kaybedenlerin' hikayesidir…

Kerbelâ'daki Hüseyin, Timur'a esir düşen Yıldırım Bayezid, Libya'yı işgal eden İtalyanlara karşı halk hareketini başlatan Ömer Muhtar bana hep Sezai Karakoç'un, "Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır…" mısraını hatırlatır.

Hülasa, Karadeniz'de batıp batıp çıkan teknesinden eşine olan sadakatine, mahpusluğundan sürgünde arkadaşlarıyla çıkardığı "Liva el-İslâm" dergisindeki yazılarına kadar Enver Paşa'yı severim ben.

Sezai Karakoç, bir konuşmasında, Enver Paşa için (mealen) "Mecali kalmamış Osmanlı'nın Napoleon Bonaparte'ı olmak istemişti…" der.

Üstad haklıdır elbette.

Ne ki, Enver Paşa'nın "hasta adam" tesmiye edilen Osmanlı'yı yeniden o ihtişamlı günlere döndürme aşkına meftunum ben.

Selçuk Gürsoy'un, Salyangoz Yayınları'ndan çıkan "Enver Paşa'nın Sürgünü" adlı kitabındaki Enver Paşa veya Ahmet Özcan'ın "Açık Mektuplar"ında ele aldığı "ENVER" bize ezberletilen maceracı Enver Paşa değildir asla.

"Liva el-İslâm"ın altıncı sayısında (1Haziran, 1921) şöyle yazar Enver Paşa:

"İlk 1908 ihtilalinden evvel ve inkılapta ve onu müteakiben Trablusgarb'da ve Balkan harbinde, Harb–i Umumi'de takip ettiğim fikir ne ise bugün de odur. Bu da pek basittir. Avrupa ve Amerika'nın işletilen amelesinden ziyade sıkılan, canı çıkarılırcasına işlettirilen esir şarkın içinde; bütün Avrupa nüfusuna muadil olan dört yüz milyonluk İslamı kurtarmak için bu kitleyi harekete getirmektir…"

Mezkur derginin sekizinci sayısında ise şöyle haykırır:

"Son zamanlarda moda diye Avrupa'nın her şeyini bilerek bilmeyerek taklide savaştığımız sırada, milliyet modasını da kendimize zarar verip vermeyeceğini düşünmeyerek, Avrupalıların bize sokmak istedikleri şekilde almaya başlayanlarımız görüldü. Bugün İslam ailesini teşkil eden muhtelif anasırın bulunduğu vaziyetleri düşünmeyerek adeta yekdiğerine hasım olurcasına Harb-i Umumi esnasında birer müstakil Türklük, Araplık, ilh… cereyanı çıkarıldı. (…)

"Ey Müslüman Milletler! Artık uyanınız! Avrupalıların söyleye söyleye sizi de fenalığına inandırmaya çalıştığı Müslümanlığınızdan korkmayınız ve İslam ailesi içinde her millet, kendisini münferiden ilim ve silahla techiz ederek kurtarmağa çalışırken, diğer milletlerle birlikte kardeş gibi tevhid-i mesai ederek İslam binasını çürütmeye çalışan emperyalistlere karşı durunuz…"

Sözün sonunu, Enver Paşa'yı, "Yaşadığımız kabusun şifreleri dışında geriye hiç bir şey bırakmayan; bir komutan, bir devlet adamı, bir eş, bir insan nasıl olurmuş düşmanına bile ispat eden, bir yalnız ama büyük adam…" olarak nitelendiren Ahmet Özcan'a bırakalım:

"Enver bey, Siz, siyaseti yalanlarla, parayla değil, bileğinizle, yüreğinizle, haklılığınıza yaslanarak, çile çekerek ve elinizde avucunuzda ne varsa feda ederek yapıyordunuz. (…)

"Siz, doğru ya da yanlış, bir şeylere inanır ve onu sonuna kadar savunurdunuz. Bir fikriniz, bir sözünüz, bir namusunuz vardı. Öldürmenizi tabii ki tasvip etmek mümkün değil, ama gerektiğinde fikirleriniz ve inançlarınız için gözünüzü kırpmadan ölüyordunuz…"

Salih Tuna

Logged

Arun aleyna!
uyku
Global Moderator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 638



« Yanıtla #4 : Şubat 11, 2008, 10:05:07 »

Sarıkamış'ta yemen cephesinden getirilen askerlerin, yazlık elbiseleri ile,
Allahu Ekber dağlarının dondurucu soğuğuna, bir ihtiras uğruna gönderilerek
şehit olmalarına sebep olan o olduğu gibi ;

19 Mayıs 1915 te Çanakkale cephesinde de, yine bir ihtiras ve inadi kararla,
gereksiz bir taarruz emri vermiş ve sadece 4 saatte 9200 vatan evladının
şehit olmasına sebep olmuştur. (Arıburnu Taarruzu)


Kısacası Enver Paşa; İhtirasın bir insana neler yaptırabileceğinin, tarihe mal olmuş örneğidir de diyebiliriz...
Logged
ekleptik
Ziyaretçi
« Yanıtla #5 : Şubat 11, 2008, 10:09:07 »

Sarıkamış'ta 90.000 askerin kurşun atmadan şehit olduğu yalanları çürütüldü biliyorsunuz. 20.000'den fazla İşgalci-Rus Askeri öldürdük orada. Sarıkamış faciasında Enver Paşa'nın hatası olduğunu kabul etmekle beraber günah keçisi ilan edilmesini kabullenemem. Enver Paşa İstanbul'dan kışlık giysiler istemiştir, göndermeyenler utansın...

Ömrünün kalan kısmından sonuna kadar Türkistan'da Rus işgaline direnmiş ve bu uğurda girdiği bir savaşta şehit düşmüştür. Mekanı Uçmağ olsun, Allah ondan razı olsun...
Logged
ekleptik
Ziyaretçi
« Yanıtla #6 : Haziran 27, 2008, 04:27:07 »

ENVER PAŞA'YA SAYGILI OL

http://www.tacmahal.org/haberoku.asp?page=124

Son yazında Azerbaycanlı dostun Hanemir Telmanoğlu'nun Enver Paşa'ya iltifatlarını nakletmişsin?
- Evet.
- Niye şerh düşmedin?
- Ne şerhi?
- Enver Paşa'nın makbul bir adam olmadığı yönünde bir şerh.
- Ne münasebet?
- Nasıl ne münasebet? Osmanlı'yı batıran, Sarıkamış'ta 90 bin askerimizi yok yere kırdıran adamdan söz etmiyor muyuz?
- Teessüf ederim! Koca Enver Paşa'yı böyle ucuz bir ezberle harcamak reva mıdır?
- Koca Enver Paşa mı? Ucuz ezber mi? Ne diyorsun kuzum sen?
- Osmanlı'nın son büyük kahramanını kulaktan dolma bilgilerle yargılamak ayıptır diyorum. Onun hakkında doğru dürüst bir kitap okumadan, hatta makale bile okumadan ileri-geri konuşmanın dayanılmaz hafifliğine dikkat çekiyorum.
- Ne kahramanı? “Doğru dürüst” dediğin kitaplarda, makalelerde böyle mi yazıyor? Bu bedhaha övgüler mi diziliyor?
- Bir şehitten söz ediyoruz, saygılı ol! Senin için, benim için, bütün Ümmet-i Muhammed için Kuzey Afrika'dan Türkistan'a kadar her cephede aslanlar gibi savaşmış, İslam İhtilal Cemiyetleri Birliği vasıtasıyla Alem-i İslam'ı emperyalist saldırganlara karşı seferber etmek için varını-yoğunu ortaya koymuş ve bu yolda şehadet şerbetini içmiş bir İslam kahramanından söz ediyoruz, evet!
- İslam kahramanıymış!
- Değil miydi?
- Değildi tabii. Türkçü-Turancıydı. İslamcılığı siyaset icabıydı. Takiyeydi.
- Nereden biliyorsun?
- Biliyorum işte.
- Trablusgarp'ta Araplarla beraber omuz omuza savaşırken takiye mi yapıyordu? Muhterem zevcesine yazdığı mektuplarda “İslam için dua et” derken takiye mi yapıyordu? Mitralyözlerin önüne atılarak şehadet şerbetini içişi de mi takiyeydi?
- Turan yolunda öldü, İslam yolunda değil.
- Turan gâvur mu? Tövbe estağfirullah! Emir Şekip Arslan gibi elemanları vasıtasıyla Arap illerini Avrupalılara karşı ayaklandırmaya çalışırken, beri tarafta Sovyet devriminin Turan illerinde doğurduğu boşluğu doldurarak bu İslam topraklarını da kurtarmaya çalşmış olması takdire şayan değil mi? İttihad-ı Turan'ı niye İttihad-ı İslam'ın bir cüz'ü olarak görmüyorsun?
- Yahu, Anadolu işgal altındayken Turan'la filan uğraşmak olacak şey miydi kardeşim? Lüzumsuz bir macera değil miydi bu?
- Lüzumsuz macera, öyle mi? “Turan'la filan” uğraşmadan Anadolu'yu kurtarmak ne mümkün?
- Kuva-yı Milliye bunlarla uğraşmadan kurtarmadı mı Anadolu'yu?
- Turancılıktan ve genel olarak İttihad-ı İslam davasından uzak duracağını Batılılara taahhüt ederek 'kurtardı'. Batılılaşma sözü vererek, yani düşmanın kimliğini benimsemeyi kabul ederek 'kurtardı'. Düpedüz yenilgiyi kabul ederek 'kurtardı'. Sen buna kurtuluş mu diyorsun?
- O günlerde yapılacak başka bir şey yoktu. O tavizleri vererek son vatan parçasını kurtarmak gerekiyordu.
- Ne için?
- Nasıl ne için?
- O tavizleri vererek son vatan parçasını kurtarmaktan murat edilen şey neydi?
- Ne olacak? Tabii ki son vatan parçasında yaşayan insanları korumak!
- Kimden korumak?
- Batı'dan korumak. Batı'nın hışmına uğramaktan korumak.
- Batı'nın hışmından korunmasaydık ne olacaktı?
- Batı'nın sömürgesi olacaktık.
- Batı'nın sömürgesi olsaydık ne olacaktı? Bizi asimile etmeye mi çalışacaklardı?
- Evet.
- E, 'kurtuluş'la gelen Batılılaşma dayatması nedir peki?
- Dedim ya: O günlerde yapılacak başka bir şey yoktu. Batı'ya direnecek güçte değildik. Enver Paşa bunu anlamıyordu. Gücümüzden geriye kalanı lüzumsuz bir macerada zayi edecekti. Bereket, Kuva-yı Milliye'ye nüfuz edemedi.
- “O günlerde yapılacak başka bir şey yoktu” diyorsun. Demek ki şartlar müsait olduğunda başka bir şeyin yapılması gerektiğini kabul ediyorsun.
- Elbette.
- Nedir o başka şey?
- Ne bileyim işte…
- Mesela, küresel meydan okumalarla baş edebilmek için cepheyi genişletmek midir? Anadolu'nun Anadolu'da kurtarılamayacağını, gerçek manada kurtuluşun ancak emperyalistlere karşı geniş kapsamlı bir blok oluşturmakla mümkün olabileceğini, “Hattı müdafaa yok sathı müdafaa var, o satıh bütün İslam topraklarıdır” dememiz gerektiğini, zaten Müslüman Anadolu çocuklarının tarihi misyonunun da bu olduğunu görerek, bunun gereğini yapmak mıdır?
- Evet yani.
- Enver Paşa'nın yaptığı, yapmaya çalıştığı şey buydu işte. “O günler” için bunun yersiz bir çaba olduğunu düşünme gafletinde bulunabilirsin, ama bu sana Enver Paşa'nın aziz hatırasına ve bize bıraktığı soylu mirasa saygısızlık etme hakkını vermez.
- Bir dakika, bir dakika! “O günler”e Enver Paşa yüzünden geldiğimizi hatırlatmak isterim! Baştaki soruma cevap ver lütfen: Osmanlı'yı Enver Paşa batırmadı mı? Almanların peşine takılıp Osmanlı'yı felakete sürüklemedi mi Enver Paşa? Sarıkamış'ta 90 bin askerimizi soğuktan dondurarak öldüren de o değil miydi?
- Bu ucuz ezberini buruşturup çöpe atacağım, ama önce Enver Paşa'nın bize bıraktığı soylu mirastan söz etmek istiyorum.
- Et bakalım.
- Yarın inşaallah.


Hakan ALBAYRAK

(Bakü'de Hanemir Telmanoğlu hocanın çalışmalarına başladığı Enver Paşa adlı derginin bildirim yazısına gelen muhalif seslere binaen)
Logged
ekleptik
Ziyaretçi
« Yanıtla #7 : Haziran 27, 2008, 04:27:58 »

ENVER'E VURMAM

http://www.tacmahal.org/haberoku.asp?page=125

Sorumu tekrar ediyorum: Devletin sınırlarını ihtimamla koruyan Abdülhamid Han'ı önce meşrutiyet belasıyla zaafa düşüren sonra da onu büsbütün alaşağı eden kadronun önde gidenlerinden değil miydi Enver Paşa?
- Abdülhamid Han'ın devrilmesi ve özellikle de devrilme şekli hazindir. Fakat şunu sormama izin ver: Abdülhamid devrilmeseydi İtalyanlar Trablusgarp'ı işgal etmeyecekler miydi? Abdülhamid devrilmeseydi Balkan Harbi çıkmayacak mıydı? Abdülhamid devrilmeseydi İngilizler, Fransızlar, Ruslar Osmanlı'dan geriye kalanı paylaşmak için harekete geçmeyecekler miydi? Dün anlattığım süreci hatırla; bunlar kaçınılmaz değil miydi?
- Ama Abdülhamid Han Avrupalıları birbirine karşı kullanarak etkisiz hale getiriyordu…
- Tamam, Abdülhamid Han Avrupa'daki dengelerle oynayarak devletimizi bir süre rahatlatmıştır, ama bu tarz-ı siyasetle ancak bir yere kadar gidilebileceğini, Osmanlı'nın er veya geç büyük bir taarruza uğrayacağını ve belki de paramparça olacağını o da görüyordu. Öyle olmasaydı, 'Petrol bölgelerini mutlaka ele geçirmek isteyeceklerdir, bari bu bölgelerin tapularını ailemizin üzerine geçireyim de Avrupalıların dokunulmaz saydığı özel mülkiyet silahını kullanarak petrolün elden gitmesini önlemeye çalışayım' der miydi?
- Olabilir, ama senin gibi bir Abdülhamid hayranının Enver Paşa gibi bir Abdülhamid düşmanına muhabbet duyması yine de enteresan!
- Abdülhamid düşmanı demeyelim istersen… Enver Paşa, Abdülhamid idaresine muhalefet etmiştir, bu idarenin sona ermesine katkıda bulunmuştur, ama Abdülhamid'in şahsına daima hürmetkâr olmuştur.
- Ama…
- Ne aması? “Abdülhamid muhalifi Enver Paşa'yı nasıl seversin?” diye soruyorsan, Said Halim Paşa'ya, Mehmed Akif'e ve Bediüzzaman Said Nursi'ye duyduğum sevgiyi de sorgulamalısın. Malum, onlar da Abdülhamid rejimine muhalifti.
- Said Halim Paşa için mason diyorlar…
- Bütün İttihad ve Terakki için mason diyorlar. Yahudi, dönme, gizli İslam düşmanı da diyorlar. Enver Paşa hakkında bile böyle iddialar var. Bu iddiaları ilk ortaya atanlar kimlerdi, biliyor musun? İngilizler! İngiliz basını! İngiliz propaganda aygıtı!
- Ne yani, İttihad ve Terakki'de Yahudiler, dönmeler, İslam düşmanları yok muydu?
- Onlar da vardı, ama İttihad ve Terakki'nin onlardan ibaret olduğunu düşünmek ve Enver Paşa'yı onlardan bilmek, İngiliz propagandasının oyununa gelmektir. Büyük İslam mütefekkiri Said Halim Paşa da İttihat ve Terakki'dendi, tıpkı Enver Paşa gibi.
- Said Halim Paşa'nın masonluğu kesin diyorlar…
- Masonlara katılmışsa onları kullanmak için katılmıştır. Talat Paşa da öyle.
- Ne yani, İttihad ve Terakki'ye laf etmeyecek miyiz şimdi?
- Tabii ki edeceksin. Abdülhamid Han'ın devrilmesini eleştireceksin, Cemal Paşa'nın Bilad-ı Şam'daki diktatörlüğünü eleştireceksin, Şerif Hüseyin'e “Bizim savaşımız halifeye karşı değil bozkurda tapan İttihad ve Terakki'cilere karşı” diye propaganda yapma fırsatını veren kavmiyetçi unsurları eleştireceksin, Ermeni tehcirini eleştireceksin, Enver Paşa'ya da eleştiriler yönelteceksin, ama Osmanlı'yı savunmak için varını yoğunu ortaya koymuş olan serdengeçtilere düşman ordusu muamelesi yapmayacaksın. Enver Paşa'yı, Said Halim Paşa'yı gavurla aynı kefeye koymayacaksın. Bediüzzaman gibi insaflı olacaksın. “Sen Selanik'te İttihat ve Terakki ile ittifak etmiştin, neden ayrıldın?” diye sorulduğunda, şöyle demişti Bediüzzaman: “Ben ayrılmadım, onların bazıları ayrıldılar. Niyazi Bey ve Enver Bey gibi adamlarla şimdi de beraberim; fakat bazıları benden ayrıldılar, bataklık yoluna saptılar.” Senin mason dediğin Said Halim Paşa'ya da sonuna kadar sahip çıktı Bediüzzaman. Hatta, Cihan Harbi'ndeki büyük yenilgiden sonra herkes İttihad ve Terakki'ye söverken bu partinin lider kadrosuna genel olarak da sahip çıktı.. “Onlara şiddetli bir karşı koyuş içerisindeydin, şimdi neden susuyorsun?” diye sorulduğunda, dedi ki: “Suskunluğumun nedeni, düşmanların onlara şiddetli hücumlar yapmasındandır. Düşmanın saldırı hedefi, onların iyi tarafları olan dirençleri ve İslâm düşmanlarının zehirleme vasıtası olmaktan uzak durmalarıdır. Bence yol ikidir. Terazinin iki kefesi gibi… Birinin hafiliği ötekinin ağırlığını geçer. Ben tokadımı Antarik'e patlatırken Enver'e, Venizelos'a yapıştırırken de Said Halim'e vurmam! Nazarımda vuran da sefildir (alçaktır)!” Demek ki neymiş? Enver Paşa'ya vurmayacaksın kardeşim!
- Ama…ama… Sarıkamış faciası?
- O konudaki yanlışını da Cumartesi günü düzeltelim.
- Böylece köşeni bütün hafta boyunca Enver Paşa'ya ayırmış olacaksın.
- Onun aziz hatırası bundan çok daha fazlasını hak ediyor.

Hakan Albayrak
Logged
ekleptik
Ziyaretçi
« Yanıtla #8 : Haziran 27, 2008, 04:29:01 »

"BOŞ YERE 90 BİN ŞEHİT" EFSANESİNE SON

http://www.tacmahal.org/haberoku.asp?page=126

-Çarşamba günü kaldığımız yerden devam edelim Hakan efendi. Enver Paşa'yı canla başla savunuyordun, bakalım Sarıkamış faciası için ne diyeceksin? Enver Paşa'nın maceraperestliği ve kafasızlığı yüzünden 90 bin askerimiz orada bir tek kurşun bile atmadan soğuktan dondu…
- Sen Çarlık Rusya'sının propaganda bakanı mısın?
- Hı?
- 90 bin efsanesi o günlerin Rus propagandasından geliyor. Propaganda bir yana; Rus generali Maslovski'ye göre ölen Osmanlı askerlerinin sayısı 23 bindir ve bu sayıya Hamamlı'daki esir Rus esir kampında can veren 5 bin askerimiz de dahildir. Düşman general 23 bin derken senin 90 bin demem biraz tuhaf değil mi? “Tek kurşun atmadan” teranesine gelince: Bu konuda zır cahilsin. Ordumuz Ruslarla birçok çatışmaya girmiş ve önemli başarılar elde etmiştir. Türk ve Alman askeri otoriteleri, Enver Paşa'nın hazırladığı harekât planının mükemmel olduğunu, başarısızlığın büyük ölçüde bu plana uyulmamış olmasından kaynaklandığını ifade ediyorlar. Mesela 10. Kolordu'nun Oltu'dan kuzeye sapmadan Sarıkamış üzerine yürümesi ve 25 Aralık'ta (1914) orada 9. Kolordu'yla birleşmesi gerekiyordu. Albay Hafız Hakkı Bey bu emri dinlemedi, Allahuekber Dağları üzerinden gitmeyi tercih etti. Birliklerimiz orada tipiye yakalanınca da 10. Kolordu'nun Sarıkamış önlerine intikali 4 gün gecikti. Buna rağmen zafer kazanabilirdik. 25 Aralık gecesi 10. Kolordu'nun yardımı olmadan Ruslara ağır zayiatlar verdiren ve onları Sarıkamış'a çekilmeye zorlayan -hatta Sarıkamış'tan da çekilme hazırlıkları yapmaya zorlayan- 9. Kolordu o gece Sarıkamış'a taarruz etseydi, Allah-u Alem, zafer bizim olacaktı. Enver Paşa ısrarla bunu söylüyordu. 'Baskın basanındır, Sarıkamış'a hemen bu gece girelim, yarın çok geç olabilir' diyordu. Ne var ki 9. Kolordu'nun komutanları Enver Paşa'yı dinlemeyip ertesi günü beklemeyi tercih ederek Sarıkamış'taki zayıf Rus kuvvetlerinin takviyesine imkân tanıdılar ve 11. Kolordu da takviyenin önüne geçmekte yetersiz kalınca zafer gerçekleşemedi. “Enver Paşa'nın aceleciliği” deyip duruyorlar ya; keşke onun aceleciliğine ayak uydurulmuş olsaydı. Nevzat Kösoğlu hocamızın kitabından (“Şehit Enver Paşa”) okuyalım: “Rus harp tarihçilerinin de ittifak ettikleri gibi, o gece Sarıkamış'a girilmemesi, savaşın yönünü değiştirdi. Artık sabah saatlerinde Rusların takviye birlikleri Sarıkamış'a girmeye başlamıştı. Rus general Maslovski diyor ki. '29. Tümenin Sarıkamış'a hücum etmemek suretiyle vakit kaybetmesi bizim için gerekli olan zamanı kazandırmıştır…'”
- Ne olursa olsun, başarısızlığın sorumlusu, Osmanlı ordularının fiili başkomutanı konumundaki Enver Paşa değil midir?
- Enver Paşa'nın torunu Osman Mayatepek'in sözleriyle cevap vereyim: “Sarıkamış felâketinin sorumluluğu Osmanlı ordularının fiili başkumandanı Enver Paşa'ya ait ise, Çanakkale Zaferi'nin şerefi de aynı şekilde ona aittir. Zira her iki muharebe sırasında, ordunun başkumandanı odur!” Bir iktibas da Ahmet Özcan'dan: “Tarih, yenenlerin lehine yazılır ve ayakta kalanlar ölenleri suçlar. Hiç kimse de gerçeği merak etmez. Artık dışarıda kazanan İngiltere'nin, içerde ise İttihatçıların tasfiyesi sonrası egemen olanların kendilerine yonttukları bir tarih vardır. Artık 'Enver' deyince “Sarıkamış'ta 90 bin asker” yalanı tekrarlanır. Gerçekte 26 bin askerimiz şehit olmuştur ve bunun sorumlusu Enver ya da başkası değil, Savaşın acımasız gerçekliğidir. Çanakkale, zaferle bittiği için orada 250 bin şehidden gururla bahsedilir. Ama 'Sarıkamış'ta soğuk ve hastalığa yenilip kayıp verince, herkes abartılı rakamlarla ve askeri strateji uzmanı edasıyla yalanlara sarılır…”
- Ne yani, Enver Paşa el attığı her işi yüzüne gözüne bulaştırmadı mı? Yalan mı bu?
- Yuh be kardeşim! Trablusgarp'ta istiklal meşalesini başarıyla ateşlemedi mi Enver Paşa? Başına üvey kardeşi Nuri Paşa'yı geçirdiği Kafkas İslam Ordusu'yla Azerbaycan ve Dağıstan'da destan yazmadı mı? İngilizleri, Bolşevikleri ve Ermeni çetelerini hallaç pamuğu gibi atarak Bakü'yü fethetmedi mi? Azerileri Şaumyan rejiminin soykırımından kurtarmadı mı? Selman Mümtaz o şiiri durduk yerde mi yazdı?
- Hangi şiiri?
- Şu şiiri: Müselman gayretin çekdin, gözetdin Türk'ün namusun, / Dağıtdın haver-i İslamdan küffar kabusun. / Mesacidden dilerdi Rus asa öz nehs nakusun, / Güneşden parlak amalın olup Şark ehline ezher, Yaşa, ey gazi-yi azam, yaşa, ey muhteşem Enver!
- Ama sonuçta Osmanlı yenildi ve Kafkas İslam Ordusu da geri çekildi. Enver Paşa'nın Türkistan macerası da bir işe yaramadı.
- Enver Paşa'ya isyanın sakın kadere isyan olmasın?
- Ne alâka?
- Bunu Pazartesi günü konuşalım. O gün son noktayı da koyacağız inşaallah.

Hakan Albayrak
Logged
ekleptik
Ziyaretçi
« Yanıtla #9 : Haziran 27, 2008, 04:30:22 »

ENVER PAŞA'NIN SİYASİ VASİYETİ

http://www.tacmahal.org/haberoku.asp?page=127

-Cumartesi günü, “Enver Paşa'ya isyanın sakın kadere isyan olmasın?” dedin. Ne demek istedin?
- Gayret insandan, tevfik Allah'tandır. Cenâb-ı Hakk tevfik nasip etmedi diye Enver Paşa'nın gayretlerini aşağılayamazsın.
- Ama gayretlerinin beyhude olacağı daha en başından belliydi. Türkistan macerası mesela…
- Enver Paşa, Türkistan ve başka İslam topraklarındaki şartların o günlerde pek uygun olmadığını görmüyor değildi; fakat, daha önce de söylediğim gibi, geleceğe -sana, bana- soylu bir dava bırakmak için “macera”dan “macera”ya atılmaktan kendini alamadı. Türkistan'daki durumu incelemek üzere gönderdiği Hacı Sami Kuşçubaşı 'Dağınıklık ve iç düşmanlıklar yüzünden buraları toparlayıp milli mücadeleye sevketmek imkânsızdır' diye mektup yazınca, ona şu cevabı verdi: “Yazdıklarınız doğrudur. Ancak, Türkistan ile Osmanlı Türklüğü arasındaki bağ uzun yıllardır kopmuştur. Eğer ben, Osmanlı ordularının başkomutanı ve Dâmâd-ı Hazret-i Şehriyari olarak gelir ve Türkistan'ın istiklâl dâvası uğruna orada ölürsem, bu köprüyü kurmuş oluruz.” İşgalci İtalyanlara karşı direnişi örgütlemek için Trablusgarp'a giderken de şöyle demişti: “Trablus artık kaybolmuş sayılır. Buna rağmen neden gidiyorum? Bütün Müslüman dünyasının bizden beklediği bir vazifeyi yerine getirmek için gidiyorum.” Osmanlı'nın yıkıldığı yerde İslam İhtilal Cemiyetleri Birliği'ni kurarak Filistin'den Hindistan'a kadar her yerde İngilizlere karşı ihtilal kıvılcımları çaktırma gayretine de bunun için girdi. Türkçe, Arapça, Farsça ve Urduca yayın yapan Liva-yı İslam dergisini de bunun için neşretti. Ümmet-i Muhammed'in siyasi istinatgâhı kaybolmasın, birlik fikri hiç değilse prensipte yaşamaya devam etsin diye. 'Gün olur devran döner, bizim ortaya koyduğumuz bu dava kuvveden fiile çıkar' diye. Mustafa Kemal ve arkadaşları, o dönemin şartlarında, tarihi misyonundan feragat ederek Batı'ya itimat telkin eden bir Osmanlı bakiyesiyle yetinmek zorunda kalmış olabilirler; ama bu 'konjonktürel' manevrayı dogmalaştırıp zamanı dondurmak olacak şey değil. Şartlar değiştiğinde -ki değişmiştir- 'Enver Paşa Projeksiyonu'nun mutlaka devreye girmesi lazım. Şöyle diyordu Enver Paşa: “Esir İslam âlemi içün biricik kurtuluş yolu bu âlemi teşkil eden her milletin kendi gücü ile üzerine çökmüş olan ecnebi tahakkümünü atmaya yürümesidir. Eğer küçüğünden büyüğüne kadar bu yolda kurtuluş mücadelesine girmeye azmetmez ve vakit kaybetmeksizin buna hazırlanmazsak, kıyamete kadar esaret zinciri altında inleriz. Böyle umumi bir hareket teşebbüsünün zalimlerin nazar-ı dikkatlerini daha ziyade celbedeceğini, dolayısıyla bunların zulümlerini arttıracağını ve belki de yarı müstakil kalmış olan Türkiye, İran ve Afganistan'ı da mahva yürüyeceklerini söyleyenlerimiz bulunur. Fakat maziye ve hale şöyle bir bakacak olursak, bu yoldaki düşüncelerin boş olduğunu pek ala anlarız. İslam âleminin ekseriyetinin esarette kalması akvam-ı İslamiyeden henüz müstakil olanlarından, hangisine temin-i hürriyet ve istiklal etti?... Şu halde bize kalan yegâne yol, esir kardeşlerimizi de kurtarmaya savaşarak hep birlikte hakkımızı, hürriyetimizi istirdad ve muhafaza etmek içün ölümü göze alarak, el birliğiyle çalışmaktır… Zaten mukadder olan ölümden korkarak köpek gibi yaşarsak hem geçmişlerimizin, hem de geleceklerimizin la'netlerine müstehak oluruz. Halbuki kurtuluş içün ölmeyi göze alırsak hem biz, hem de bizden sonrakilerin hür ve bahtiyar olmasını temin etmiş oluruz.”
- Ne yani, biz de şimdi Enver Paşa gibi sağa sola hücum mu edelim? Bütün cephelerde aynı anda kıyasıya savaşalım mı? Buna ordu mu yeter?
- Enver Paşa'nın dönemiyle bizim dönemimiz farklı. Ordu göndermemize gerek yok. İhtilal kıvılcımları çaktıracak adamlar göndermemize gerek yok. Kurtuluş savaşı veren halkları ve örgütleri destekleyerek, istiklal meşalesi olmuş Halid Meşal gibi liderlere sahip çıkarak, anti-emperyalist tavırlar sergileyen veya bu yönde bir temayül ortaya koyan hükümetlerle ittifaklar kurarak ve İslam dünyasının dört bir yanındaki yoldaşlarımızın entelektüel, sosyal ve ekonomik faaliyetlerini destekleyerek, ayrıca Hugo Chavez gibi gayrimüslim anti emperyalistlerle de omuz omuza vererek, mevcut dünya düzeninin soysuz çarkına çomak sokabiliriz.
- Son söz?
- Sevgili Enver Paşa'ya Cenâb-ı Hakk'tan ganî ganî rahmet diliyorum. Cenâb-ı Hakk, onun hayallerinin şu veya bu şekilde gerçekleştiğini görmeyi bize nasip eylesin. Amin.

Hakan Albayrak
Logged
yavuz
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 65



« Yanıtla #10 : Haziran 27, 2008, 04:36:10 »

İttihadçılar içinde büyük çatlaklar vardır. Osmanlı'yı Birinci Dünya Savaşı'na sokarak yıkanlar İttihadçılar'dır. Ama Balkan Savaşları sonrasında Osmanlı'yı yeni ve daha büyük bir savaşa sokacak ve pek çok cephede başarılı kılacak orduyu oluşturanlar da İttihadçılar'dır. İttihadçılar'ın bu beyaz kesimindeki isimlerden biri de şüphesiz, Enver Paşa'dır. Nerde, ne şekilde can verdiğini okumak lazım...
Logged

Ne payem oldu, ne sayem
En doğruya varmak gayem
Düşüncemdir tek sermayem
Alan yoktur satamadım 
Suları ıslatamadım.
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: