KIZILAY
Ankara ‘da ılık bir kış sonrası akşamı, metroyu bekliyorum. İnsanlar sımsıkı giyinmişler. Kalın paltolar , atkılar, bereler, hatta eldivenler… İnsanlar neden bu kadar korkuyor üşümekten anlamıyorum. Tüm dünyanın hissizleştiği bir zamanda soğuğu bile olsa hissetmek güzel şey. Ki yüzlerce insan soğukta sokaklarda sabahlıyor, aç ve açık, eski deyimle. Oysa biz ölesiye korkuyoruz üşümekten; bu korku ve korumadan bunalıyorum.
Metro gecikiyor, ben yerimde duramıyorum. Uğursuzca volta atıyorum, söz geçiremiyorum ayaklarıma. Salınıyorum bir o yana bir bu yana. Benim gibi bir kaç huzursuz ruh daha savruluyor metro istasyonunda. Oysa diğer insanlar kararlı bir beklemedeler. Gözleri bizim gibi hep yerde değil ; saatlerine, kapsama alanında olmasa bile cep telefonlarına bakıyorlar belki aceleleri var, bir yere yetişmekteler. Hem korkmadan insanları inceliyorlar durdukları yerden. İnsanların gözlerinin içine bile bakabiliyorlar.
Biz savruk, yalnız , rahatsız… Sanki ömrümüzü çabucak tüketme telaşındayız. Saniyeleri, dakikaları, saatleri eziyoruz ayaklarımızın altında; fütursuzca , amaçsızca adımlıyoruz karoları. Metro geliyor ve biniyoruz. İçerde de boğuk bir bekleşme, ağır havanın altında iyice eziliyorum. Duruyoruz, nihayet Kızılay ‘dayım… Metrodan inip kendimi aceleyle sokağa fırlatıyorum.
Ciğerlerimi dumana boğarak özgürleştiriyorum, damıtıyorum Ankara‘nın tozunu pisini. İşporta yine rengarenk, karmakarışık; her şey, her yerde… Ankara’nın kanını pompalıyor Kızılay, hayat akıtıyor damarlarından, kavşaklara yollara. Gezinmelerim de hep bu yüzden zaten. Soğuk Ankara’nın sıcacık karnı burası. Hem sadece ben değil, birçok hastanın daha şifahanesi: Kızılay.
Kutsal kaos her kaldırım taşında ve köşe başında. İnsanlar, eşyalar, arabalar; yine insanlar, hep insanlar… Çeşit çeşitler; aile babaları ,anneler , hayat kadınları, öğrenciler, memurlar , ayyaşlar , dilenciler, öğretmenler , iyi aile kızları , hanım evlatları. Onların arasında ölesiye yürüyorum. Tüm karanlığımı saklayan gece bağrına basıyor beni. Caddelerin tozunu alıyorum, nefesimle temizliyorum sisli sokak lambalarını. Yorulan ayaklarımı kulaklarım dinlendiriyor birkaç tanıdık şarkıyla. Bu kargaşa olmasa sanki herkes bana bakacak, benden bir şeylerin hesabını soracak, beni üzecek. Ama bu insan yığını her şeyi gizliyor. Varlığım bir damla, okyanusta kaybolan. Rahatlıyorum. Artık derin derin nefes alabiliyorum, omuzlarımdaki yük de azaldı sanki. Gözlerim gördükçe, kulaklarım duydukça bu karmaşa beni ferahlatıyor. Yürürken insanlara çarpmak ya da sıkışıp kalmak problem değil yaşadığımı anlıyorum her dokunuşta. Birbirine karışan onca ses kulaklarımı temizliyor. Havası burnumdan geçip içimi ısıtıyor. Hissedebiliyorum, şimdilik iyileşiyorum.