enginfiroll
Newbie
Offline
Mesaj Sayısı: 103
|
 |
« : Ekim 13, 2008, 01:45:05 » |
|
Sevgili Şems, Bir Pazar sabahı uyandım. Sınava girip yanına gelecektim. Heyecanlıydım. Sınavı unutmuştum. Zaten öylesine girdiğim bir sınavdı. Sınava girmeyip seninle daha çok vakit geçirebilmek adına erkenden yola koyulup yanına gelebilirdim ama yine de yapamadım. Sınava girdim. Zaman bir an önce geçmedi. Soruları hızlı bir şekilde cevapladım. Kaç yanlış kaç doğruyu götürürdü bilmiyorum ama heyecanım bir an önce beni İstanbul’a götürecekti. Soruların yapabildiğim kadarını yaptım, işaretledim ve tebessümle görevliye teslim ettim. Her sınavdan tebessümle çıkmayı isterdim ama bu sınav başka bir sınavdı. 4 yıllık bir sınavdı. Merdivenlerden nasıl indiğimi hatırlamıyorum. Hatırladığım yağmurlu bir Pazar günüydü. Yağmur bana beni iyi hissettirdi. Havadaki yumuşaklık biraz olsun beni rahatlatıyordu. Otobüs biletini çoktan aldım. İlk otobüsle İstanbul’a yolcu olacaktım. Saniyeler dakikaları kovaladı ve otobüsteyim. Yağmur yağmaya devam ediyor. Damlalar oturduğum koltuğun camından akıyor. Bazı yerlerde şiddetini artıyor. Kulağımı cama dayıyorum. Yağmuru dinliyorum. İçimde garip bir huzur... Tarif edemiyorum. Otobüste bir ön koltuğumda oturan bayanla servisle Kadıköy’e geçiyoruz. Vapura bineceğim için ona Eminönü iskelesini soruyorum. O da aynı iskeleye gittiğini söylüyor. Yolda tanışıyor ve konuşuyoruz. Okumaya aşık biri olduğumu öğrenince benimle konuşmayı devam ettirmek adına e-posta adresini veriyor. Nezaketen adresini not ediyorum. Ama hala ona yazmadım. Yazmayı da düşünmüyorum. Aynı iskelede farklı vapurlara biniyoruz. Vapura binice martılarla birlikte derin bir nefes alıyorum. Ne çok seviyorum denizi, martıları, vapurun hırıltılı sesini ve elbette İstanbul’u. Kim sevmez ki İstanbul’u! Eminönü’ne yaklaştığımızı anlayınca önceden ayağa kalktım bir an önce vapurdan inmek için. Sultan Ahmet Camii’nde beni bekleyen Şems’ime bir an önce kavuşmak için Sirkeci kaldırımlarını hızlı yürüdüm. Nihayet Sultan Ahmet’in bahçesindeyim. Kalabalık çok kalabalık… Farklı dillerle, farklı inanışlarla dolu bir bahçe ve Ramazan ayı münasebetiyle bahçeye kurulan kitap fuarı. Heyecanlıyım çok heyecanlıyım. Abdest aldım. Ne zaman suyu yüzüme vurdum o zaman kendime geldim. Buraya gelene kadar zaman nasıl geçti anlamamıştım. Zamanın değeri yoktu. Kalbim gözlerimde Şems’i arıyorum. En ön safta sağ tarafta olacaktı ama göremiyorum. O beni görüyor olmalı derken telefonum çaldı. Açtım. O idi. Tam arkandayım dedi. Ve onunla karşı karşıyayım. Heyecanlıyım. Kuran-ı Kerim okunuyor. Duyduğum şey kulağımdan kalbime akıyor. Şems’e yürüyorum. Beni Kuran’a yaklaştırana yaklaşıyorum. Mimber’in yanına oturmuş Allah’ı dinliyor. Tam yanındayım. Elini sıkıyorum. Tebessümle elimi sıkıyor. Yanağım yanağında, kulağımda Allah kelamı kalbimde sevgiyle… yanına oturuyorum. Allah’ı dinliyoruz. Kulağım kalbimde, kalbim kulağımda. Amin amin amin. Dışarı çıkıyoruz. Konuşuyoruz ama duymuyorum. Etrafa bakıyorum ama görmüyorum. Kitaplara bakıyoruz. Sevdiğim yazarın kitaplarını almak isteyince, O bana hediye ediyor hepsini. Karşı gelmiyorum. Elbette hepsini olmasa da zamanla eksik olanları satın alabilirim ama yine de hayır diyemiyorum. Ama şimdiki aklım olsa… ve beni şimdi üzen şu ki, ben de O’na bir kitap hediye etmek istiyorum ama kabul etmiyor. Nedeni beni tatmin etmiyor ama ne diyebilirsin ki O Şems. Kitaplar arasında kitaplardan konuşuyoruz. Bir çok konudaki bakış açısını beğeniyorum hatta saçmalama engin sen O’nun her bakışını seviyorsun demek istedim kendime,şimdi. Ve biraz daha kitaplardan sohbet ederken Sultan Ahmet’in bahçesinden çıkıp dolanıyoruz. Zaman… buraya gelene kadar ne kadar zaman geçti bilmiyorum tabi ama artık zaman geçmesin istiyorum. Zaman dursun. Zaman dursun. Zaman durmuyor tabî… İkindi ezanıyla yine camideyiz. Saf tuttuk. Bizi Yaratan’a yöneldik. Bizi biz yapana yöneldik amma… kalbim nerede? Aman Allah’ım bana ne oluyor? Sanki bir perde açılıyor kalbimde, kalbime bir şeyler dokunuyor. Kalbim mi yıkanıyor? Dayanamıyorum. Kendimi tutamayıp ağlıyorum. Kendimi Allah’a en yakın hissettiğim anı yaşıyorum. Rabbim bu ne güzel bir duygu… Bu anlatılması olanaksız bir sevgi… Susuyorum. İnanamıyorum burada, O’nun yanında olduğuma, bir arada oluşumuza. En son ayrılığımızı hatırlıyorum ama hatırlamak istemiyorum. Allah’ın beni sevdiğini anladığım anları yaşıyorum. Çok başka hissediyorum. Çook. Eyüp’e gitmek için tramvaya biniyoruz. Yine az konuşuyoruz. Oysa söylemek istediğim çok şey var ama susuyorum. Bilemiyorum O’nunlayken susuyorum. O’nsuz olunca susamayıp böyle yazıyorum. O’na bakıyorum. Hep O’na bakıyorum. O fark etmesin diye gizliden bakıyorum. Rabbim, ne güzel bir kulun var. O’nu çok seviyorum ve ben O’na aşığım diyorum içimden. Evet, kendime bir kere daha itiraf ediyorum ben O’na aşığım. O’nda sünneti görüyorum, kediyi severken merhameti görüyorum, konuşmasında, duruşunda kulluğu görüyorum. Evet evet, ben O’nda olmak istediğim engini görüyorum. Allah’ım dualarımı kabul ettin. Ve ben bu duamın hala şükrünü yerine getiremedim diye korkuyorum. Allah’ım beni seviyorsun ve ben de Seni seviyorum. İnşallah daha iyi, daha samimi bir kulun olacağım. Eyüp Sultan’dayız. Koluna giriyorum. Kendimi bu kadar güvende hissettiğimi hatırlamıyorum. Şems’imle kol kola yürüyorum. Çok mutluyum.
Devamını yazacağım ama eğer okumaya devam etmek istersen yollayacağım yoksa kendime yazacağım. Sana yazmaya ara vermiştim ama…24.09.2008
|