|
tutunamayanlar
|
 |
« : Kasım 29, 2007, 08:37:12 » |
|
İKİ EŞLİ ADAMIN HİKAYESİ
Bir adamın iki eşi varmış, birisi yaşlı birisi gençmiş, işten gelince hergün birisinin dizine yatar uyurmuş, yaşlı olan kadın adam dizine yatınca adamın saçındaki siyahları çekermiş, genç olanın dizine yatınca da, genç kadın adamın saçındaki beyaz saçları çekermiş, bir zaman sonra adam bir bakmışki kel olmuş.
Kelile ve Dimne den (yanlış hatırlıyor olma ihtimalim var)
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Kasım 29, 2007, 08:43:27 Gönderen: tutunamayanlar »
|
Logged
|
|
|
|
ruesdemonparis
Newbie
Offline
Mesaj Sayısı: 213
|
 |
« Yanıtla #1 : Aralık 23, 2007, 09:43:59 » |
|
Yeni evli olan adam askere gider, eşini o kadar çok seviyordur ki üşünmeden hergün mektup yazar, askerliği bittikten sonra memleketine döner, annesi babası evin önünde karşılarlar, ellerini öptükten sonra sorar ya eşim der, annesi gitti der, adam e beni sevmiyormuydu? annesi seviyordu der, peki nereye gitti der, annesi kaçtı der, adam kiminle kaçtı der, annesi postacı ile der.
(Nereden okuduğumu yada işittiğimi hatırlamıyorum)
|
|
|
|
|
Logged
|
sdaşfkjasşdlkfjaşsldkfjaşsldkfjaşsdlfkjaşdskf
|
|
|
|
leylirumi
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #2 : Eylül 20, 2009, 01:47:51 » |
|
İki Güvercin Hikayesi Ya Da Gezmenin Bedeli
Vaktin birinde bir ülkede iki güvercin vardı.Yuvalarında güven içinde yaşıyorlardı.Birinin adı Bazende, diğerininki Nevazende’ydi.
Yuvaları o kadar güvenliydi ki,doğrusu oradan ayrılmayı düşünmek düpedüz aptallık olurdu.Buna rağmen Bazende ‘nin içine bir gün gezme arzusu düştü.Nevazende ‘ye bu . isteğini açtı:
- Sevgili arkadaşım, daha ne zamana kadar yuvamızda oturup duracağız.Ben uzak ülkeleri, masmavi denizleri çok merak ediyorum.Gezip tozmak istiyorum.Bilgimi, görgümü, artırmak niyetindeyim.Ne dersin?
Nevazende, onun bu düşüncesini kaygıyla karşıladı:
- Güzel, dedi,gezmek, değişik yerler görmek çok güzel.Fakat tehlikelerden . emin olamazsın.Bir fırtına , bir rüzgar, yırtıcı bir hayvan… Bütün bunlar olmasa…
Bazende, söze girdi hemen,
- Doğru, haklısın, ben de o tehlikeleri hesaba katmıyor değilim.Fakat sıkıntı çekmeden rahata kavuşulmaz.Yolda çekeceğim çilelere karşı bilgimi, görgümü artıracağım.
Nevazende, arkadaşının kararının kesin olduğunu gördü:
- Yine de gel şu düşünceden vazgeç dostum, dedi.Yanında yakınların olsa ya neyse.Böyle yalnız başına tehlikelere nasıl göğüs gerebilirsin?Boşver! Vazgeç bu sevdadan.Yuvamızda mutluyuz.Bunu bozmayalım.
Nevazende’nin öğütleri Bazende’yi bir türlü etkilemedi.O, kararlıydı.Her türlü tehlikeye rağmen gezme düşüncesinden vazgeçemiyordu.Kararını kesin vermişti.Uçacaktı.
Uzak ülkelere gidecekti.
Sonunda hazırlığını yaptı, Bazende.
Arkdaşıyla vedalaştı.
Yuvadan havalandı.Yüksekler doğru kanat çırptı.
Ufukta kayboldu.
Nice denizler aştı.Nice dağlar dolaştı.
Günlerce yol aldı.
Havada süzülürken ayaklar altında kayan güzelliği zevkle seyrediyordu.
. Günlerce kanat çırptı.
Fakat keyfi o kadar yerindeydi ki, yorgun oluşu aklının ucundan geçmiyordu.
Günler günleri kovaladı.
Bazende, arada bir dinlenerek sürekli uçtu.Sürekli yol aldı.
Birgün yüce mi yüce bir dağın doruğuna ulaştı.Cennet gibi bir yerdi burası.Zümrüt gibi yemyeşildi.Ağaçlar, çiçekler, aşağıda akarsular, dereler…Mis gibi bir koku vardı.Şırıl şırıl sular akıyordu.
Bir süre dinlenmek istedi.Hem bu cennet güzelliği de seyredecekti.
. Fakat birden büyü bozuldu.
Sessizliğin ortasına bir fırtına düştü.
Kuvvetli bir rüzgar sanki sessizliği yırtar gibi esiyordu.Gökyüzünü yağmur bulutları doldurdu bir anda.Ortalık kararıverdi.Şimşekler çakmaya yıldırımlar düşmeye başladı.
Bazende neye uğradığını şaşırmıştı.
Fırtına sağnak bir yağmurla sürdü gitti.
Bardaktan boşanırcasına yağan yağmur altında zavallı Bazende sığınacak doğru dürüst yer bulamadı.
Hele şimşek ve yıldırım gürültüsü! En çok onu korkutan buydu.
Bazende yağmur altında sırılsıklam olmuştu.Üşüyordu.Fırtınaya karşı uçmaya çalıştı, çok yorgun düşmüştü.Kanatlarını kaldıramaz bir haldeydi.
Fırtına biraz biraz yavaşladığında kalın gövdeli bir ağacın kovuğuna sığındı.Bir an sevgili arkadaşı Nevazende ve yuvası aklına geldi.Sessizce iç geçirdi.”Ah!” diye inledi,”İnsanın kendi yuvası gibi var mı?” Şimdi yuvasında olsaydı! Kendisini güvende hissedecekti.
Bazende, gurbete çıkmanın ilk pişmanlığını duyuyordu.
Neden sonra fırtına dindi.
Sabaha doğru artık hava normale döndü.Güneş açtı.Tekrar zümrüt güzellik ortaya çıktı.Çiçekler gülüşmeğe, böcekler ötüşmeğe başladı.Kelebekler kesik, zarif danslarıyla zümrüt güzelliği . süsleiler.Kuşlar şarkılar söylemeye başladılar.
Bazende sığındığı kovuktan çıktı.
Kendisini müthiş yorgun hissediyordu.
Çaresiz, uçmalıydı.
Tekrar havalandı.
Öğleye dek uçtu Bazende. Yine halsizleşmişti.Güneşte iyice yükselmişti.
Bir de ne görsün.Aman Allah’ım! Koskocaman bir şahin! Büyük bir iştahla üzerine doğru gelmiyor mu?Şahinin heybetinden çok korktu Bazende. Neydi bu başına gelen.Korkudan gözleri karardı.Başı dönmeğe başladı.Kulakları uğulduyordu.Kanatlarında artık güç kalmamıştı.
Ölümün yaklaştığını hissetti.Şahin . hızla üzerine geliyordu.Bazende’nin gözünün önüne yuvası ve arkadaşı geldi.Bu tehlikeyi de atlatırsa hemen yuvasına dönecekti.
Şaşılacak bir şey oldu bu sıra.Kocaman bir tavşancıl kuşu ortaya çıktı.O da şahin gibi Bazende ‘yi gözüne kestirmişti.Üzerine doğru geliyordu.
Şahin’le tavşancıl avı paylaşmaya yanaşmadılar anlaşılan ve birbirlerine düştüler.Aralarında amansız bir dövüş başladı.Bazende kavgadan yararlanarak oradan uzaklaştı.
Kuytu bir yere sığındı.Korkudan tir tir titriyordu zavallı güvercin.Kalbi duracakmış gibiydi.
Sabaha dek orada sessizce bekledi Bazende.
Sabahın diri ışıklarıyla çıktı gizlendiği yerden.Tabiat cıvıl cıvıldı.Herşey tatlı bir güzellik içindeydi.
“Oh! Çok şükür” diye mırıldandı,”yaşamak ne güzel şey”
Dünkü kararını unutmuştu.
Hiçbir şey olmamış gibi yine havalandı.Yorgun kanatlarını boşluğa bıraktı.Süzülmeğe başladı.
Uzak diyarlara doğru yol almağa durdu.
Uçtu. uçtu; günlerce uçtu.
Yoruldu, dinlendi, tekrar havalandı.
Bir hayli acıkmıştı, yorulmuştu.
Süzüldüğü yerde aşağı doğru baktı.Yemyeşil bir bahçe gördü.
Aşağıda güzel bir çimlik vardı.O da ne! Kendisi gibi bir güvercin çimende tatlı tatlı yem yiyordu.
Yanına doğru süzüldü onun.
Çimliğe kondu.Konar konmaz taneleri yemeğe başladı.Sağına soluna bakmadan yemeğe koyulduğu çimenlikte bir tuzak vardı.Bazende bundan habersizdi.Sonunda “şak” diye kurulan tızağa düşmesin mi!
“Eyvah! bir tuzak galiba” diye bağırdı.
Çaresiz çırpınmaya başladı.Yerdeki yemin oraya mahsustan konulduğunu anladı.O güvercinde av çekmek için duruyordu orada.Anladı ama, iş işten geçmişti.Yapılacak bir şey yoktu.
Güvercin yanına yaklaştı.Bazende, sitemli bir biçimde konuştu:
- Güvercin kardeş, sen de benim cinsimdensin.Burada bir tuzak olduğunu insan söylemez mi?
Güldü diğer . güvercin:
- Yapılacak hiç bir şey yok, dedi.Bizde bu hırs olduktan sonra.Bırak bizim gibi zavallı kuşları, insanları bile tuzağa düşürür bu duygu.İnsanların ilk atası Hazretî Adem ‘in de cennet’ten çıkarılması hep bu hırs yüzünden değil mi?
Bazende, güvercinin sözlerine hak verdi.Fakat . yapılacak bir şey yoktu.Kendisine ancak o yardım edebilirdi.
- Haklısın, dedi Güvercin ‘e. Fakat bu tuzaktan kurtulmam gerek, bana yardım edebilir misin?Eğer bunu yaparsan ömrüm boyunca sana minnettar kalırım.
Çağırtkan Güvercin de çaresizdi:
- Ayağıma baksana, dedi.
Bazende, baktı ayağı bağlıydı.
- Görüyorsun, dedi Çağırtkan Güvercin, ben de bağlıyım.
Kendi isteğimle burada durmuyorum.Gücüm olsaydı, önce kendim kurtulurdum.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
hamasettt
Newbie
Offline
Mesaj Sayısı: 32
|
 |
« Yanıtla #3 : Ocak 22, 2010, 03:34:18 » |
|
Yuşiva ile Fumi Derler ki, denizin mavisi içinde, berrak havası, yeşil vadileri, mor dağları olan büyükçe bir adada bir karı koca yaşardı. Yuşiva ile Fumi. Birlikte mutlu yıllar geçirirken bir oğulları olmuştu. Herkes imrenirmiş bu aileye, sonsuz mutluluk dağıtırlarmış çevrelerine. İyilikte, fazilette parmakla gösterilirlermiş. Oğulları delikanlılık çağında iken bir gün denize açılmışlar birlikte. Sonra bir fırtına, sonra bir dalga, derken delikanlı düşmüş denize, kaybolmuş. Yuşiva, kadın kalbini iyi bilirmiş, Fumi'yi teselli ederek geçirmiş geri kalan yılları. Yaşlandıkça birbirlerine daha çok bağlanmışlar, yıllar geçtikçe oğullarını karşılıklı kendilerinde görür ve hisseder olmuşlar. Evlerinden çıkmayan sakin ihtiyarlar imişler. Çook uzun yıllar geçip de ölümün yaklaştığını anladıklarında, bir gün, Yuşiva, karısından izin alıp gençliğinde gidip odunlar topladığı ormana bir kez daha gitmeyi ve dünyayı o haliyle yeniden görmeyi istemiş. Fumi izin vermiş elbette. Yuşiva çok dolaşmış, gezinmiş, yorulmuş ve nihayet bir pınar görüp oturmuş başına. Karnı acıkmışmış, sudan birazcık içmiş. Eve dönerken ne görsün, saçları simsiyah olmada, dizlerine taze bir kuvvet geliyor, yüzündeki buruşuklar gidiyor, bedeni tazeleniyor.
Yuşiva, anlamıştı gençlik pınarından su içtiğini. Derhal eve koştu. Fumi eve gelen bu genç adama ne istediğini sordu. Yuşiva'nın anlattıklarına bir yandan gülüyor, bir yandan onun gençliği karşısında kendi yaşlılığına ağlıyordu. Ertesi gün Fumi, erkenden, daha Yuşiva uyurken onun anlattığı pınara doğru yola koyuldu. Yuşiva uyandığında onu, pınara götürmek için evin her yerinde aradı, ama bulamadı. Aradan saatler geçti. Akşam olurken Yuşiva onun pınara gittiğini anlayıp endişe ile doğru ormana koştu. Bir de ne görsün; pınarın başında neredeyse bebek denecek yaşta, ağlayan, bulunduğu yerde debelenip duran bir kız çocuğu. Bu, gözlerinden uzun bir ömrün tecrübelerinin okunduğu bir bebekti... Yuşiva onu kucağına aldı ve eve götürdü. Bir vakitler hayat yoldaşı olan sevgili eşini bir baba gibi büyütmek zorundaydı artık.
Suyu israf eden kişi ab-ı hayata kavuşsa ne!?..
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
leylirumi
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #4 : Ocak 22, 2010, 08:07:00 » |
|
bu süpermiş, biraz daha içselermiş hiç doğmamış olacaklarmış, evlat acısı yok şu yok bu derken kendilerini ruhlar aleminde bulurlardı.
bu öykünün (yani suyun:) kaynağı hangi ülke?
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
gün
Newbie
Offline
Mesaj Sayısı: 38
|
 |
« Yanıtla #5 : Ocak 22, 2010, 08:48:23 » |
|
göl kenarında yaşayan kaplumbağa gölün üzerinde uçan kuşlara özenirmiş bir gün onlara keşke ben de uçabilsem gölün diğer tarafını görebilsem demiş kuşlar onun haline üzülmüşler iki tane dal alıp kanatlarına yarlaştirmişler kaplımbağaya da bu dalı sıkıca ısırmasını söylemişler kaplumbağa sevinçle istediklerini yapmış uçmuşlar uçmuşlar o kadar yükselmişler ki kaplumbağa heyecandan bağırmaya başlamış ve tabii gölün sularına gömülmüş....
kaplumbağalar da uçar_Bahman Ghobadi tavsiye olunur..
|
|
|
|
|
Logged
|
*kahverengiyağmurbulutu...
|
|
|
yavuz
Newbie
Offline
Mesaj Sayısı: 126
|
 |
« Yanıtla #6 : Ocak 23, 2010, 12:14:07 » |
|
Üç çocuk varmış, bir şekilde birbirlerini bulmuşlar. Lisede hayaller kurmuşlar, Ankara Siyasal'ı kazanıp diplomat olacaklar... Biri Saraybosna'da, biri Tiflis'te, biri Şam'da görev yapacak, büyük adam olup ülkeyi kurtaracaklarmış... Biri şairmiş de aynı zamanda, bir diğeri ona özenip şiire başlamış. Şiire başlayan şair olmuş, diğeri bırakmış zamanla. İstikbal nelere gebeymiş ki; biri okuldan atılmış, kız kaçırmış, serserilik yapmış.. biri okuldan atılmadan okulunu değiştirmiş, aşık olmuş, serserilik yapmış.. biri çok defa "ucuz yırtmış" disiplin cezalarından, üniversiteyi bile kazanmış, aşık olmasaymış da olurmuş, serseriliği bırakalı çok olmuş...
Şimdi hatırlayıp her şeyi "biz üç kişiydik!" diye militanvari şarkılar söylemiyorlarsa da; ne zaman okey oynuyorsa diğer ikisi, içine doğmuş gibi onları arayıp hal-hatır sorarmış "üniversiteli"...
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Ocak 23, 2010, 12:15:38 Gönderen: yavuz »
|
Logged
|
"Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana Ya Rabbî, Taşınacak suyu göster, kırılacak odunu... Kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde, Bileyim; hangi suyun sakasıyım, Ya Rabb'el Alemîn, Tütmesi gereken ocak nerde?"
|
|
|
hamasettt
Newbie
Offline
Mesaj Sayısı: 32
|
 |
« Yanıtla #7 : Ocak 23, 2010, 05:17:38 » |
|
Yusuf köle pazarında mezada çıkarıldığında alıcılar arasında sıraya giren bir acûzeye sordular:
- Ey acûze, sepetinde birkaç tutam paçavradan başka bir şey yok iken hangi cür’etle Yusuf gibi bir güzele müşteri olabiliyorsun?
O da dedi ki: - Biliyorum ama bilinsin ki ben de Yusuf güzelliğini farketmiş olanlardan biriyim!’’
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
hamasettt
Newbie
Offline
Mesaj Sayısı: 32
|
 |
« Yanıtla #8 : Ocak 24, 2010, 11:12:45 » |
|
GÜL AHMET Zamanında Gül Ahmed Paşa adında bir vezir varmış. Lakabı gül de olsa gülün inceliğinden, zarafetinden, netice olarak sanattan nasipsiz bu Paşa, konağında, bir gün ihtimal başka konaklara özendiği için, zarif adamlarla sohbet ediyormuş. Birileri bir şiirin güzelliğinden, mecaz ve teşbihlerinden, mazmunlarından, çok manalılığından dem vurmuşlar. Bir beyit üzerinde sözün bu kadar uzamasından canı sıkılan Paşa "Canım, çok manalı da ne demek, demiş, şair sözü yaş deriye benzer, nereye çeksen oraya uzar." Mecliste bulunan bir şairin de bu söz çok ağrına gitmiş ve altında kalmamayı kafasına koymuş.
Gel zaman, git zaman Paşa nasılsa sevabına bir çeşme yaptıracak olmuş. Adet olduğu için de çeşmeye manzum bir tarih kitabesi gerekmiş. Birçok şair arasından, o talihsiz sohbetten beri fırsat bekleyen şairin yazdığı manzume uygun bulunmuş. Şairin de tavsiyesiyle manzume talik bir hatla çeşmenin taşına hakkedilmiş. Paşa'nın çok hoşuna giden şu son mısraı imiş: "Gel Gül Ahmed çeşmesinden iç gülab-asa suyu."
Yani "Gel, Gül Ahmed çeşmesinden gül suyu gibi sudan iç." Çeşme tamamlanmış, merasimle açılmıs. Bir taraftan lülelerinden şerbet akıtılıyor, bir yandan meraklıları kitabesinin önüne yığılmış, okuyorlar. Avam-ı nasdan birkaç kişi kelimeleri hecelemeye çalışıyor. Paşa da büyük bir zevkle, etrafında birkaç dostu ve şair de bulunduğu halde, büyük bir zevkle seyretmeye ve dinlemeye koyulmuş. Yazı talik (hat sanatında bir yazı türü) olduğu için harekeleri olmayan ibareleri farklı okuyan halktan bazı kişilerin ağzından şu kelimeler dökülüyormuş:
"Gel Kel Ahmed çeşmesinden iç gilab-asa suyu." Yani "Kel Ahmed'in çeşmesinden killi, çamurlu suyu iç." Başka biri "kilâb-asa suyu" yani “köpek suyu” diye okurmuş. Yaptırdığı hayırdan ve hakkındaki medihkar mısralardan tam keyif duymaya hazırlanan Paşa'nın fena halde canı sıkılmış, yanında duran şaire "Bre ne halt etmişsin" diyecek olmuş. Fırsatı bekleyen şair de taşı gediğine koymuş:
"Aman efendimiz, ben size takdim ettiğim şiiri okumuştum, biliyorsunuz ki böyle değildi. Fakat ne yapalım ki şair sözü yaş deriye benzer, nereye çekseniz o tarafa uzar."
İSKENDER PALA KİTAB-I AŞK TAN
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|