KULTUR, SANAT, FİKİR FORUM
Eylül 03, 2010, 06:02:15 *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Halil Cibran'dan  (Okunma Sayısı 2548 defa)
uyku
Global Moderator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 863


« : Ekim 10, 2007, 10:25:20 »

Özgürlük *

 

Ve bir hatip “Bize özgürlükten bahset” dedi.

 

Ve o cevap verdi:

 

“Şehir kapılarında ve sıcak yuvanızda yere kapanıp, özgürlüğünüz için dua ettiğinizi gördüm; tıpkı, kölelerin kendilerini kılıçtan geçiren bir zorbanın önünde eğilmeleri ve onu övmeleri gibi... Sık sık, tapınağın korusunda ve kalenin gölgesinde, aranızda en özgür geçinenlerin, özgürlüklerini bir boyunduruk ve bir kelepçe gibi taşıdıklarını gördüm. Ve kalbim kanadı; çünkü ancak özgürlük arayışında hissettiğiniz derin arzu size gem vurduğunda ve özgürlükten bir amaç ve bir bütünleniş olarak bahsetmeyi terk ettiğinizde, gerçekten özgür olabilirsiniz. Siz, günleriniz endişesiz ve geceleriniz bir istek ve üzüntüden uzak olduğunda özgür olacaksınız. Yazık ki, bu tür duygular yaşantınızı kuşak gibi sarmakta... Yine de, örtüsüz ve bağsız, bunları aşabilirsiniz.

 

Ve siz, günlerinizin ve gecelerinizin ötesine, anlayışınızın şafağında öğle aydınlığını çepeçevre bağladığınız zincirleri kırmadan nasıl yükselebilirsiniz? Gerçekte, özgürlük dediğiniz, halkaları güneşte parlayıp gözünüzü kamaştırsa da, bu zincirlerin en kuvvetlisidir. Ve özgür olmanız için terk etmeniz gereken, kendi benliğinizin parçalarından başka ne olabilir? Eğer geçersiz kılmak istediğiniz adaletsiz bir kanun varsa, bunu alnınıza kendi ellerinizle, bizzat siz yazdınız. Bu kanunu, hukuk kitaplarınızı yakarak veya denizin bütün suyunu bile kullansanız, yargıçlarınızın alınlarını yıkayarak yok edemezsiniz. Ve devirmek istediğiniz bir despot varsa, önce onun sizin içinizde kurduğu tahtı devirmeye bakın. Bir zorba, özgür ve gururlu olana, eğer özgürlüğünde zulüm ve gururunda utanç taşımasaydı, nasıl hükmedebilirdi? Ve eğer, üzerinizden atmak istediğiniz bir endişeyse, onu kendinizin seçtiğini, kimsenin size yüklemediğini unutmayın. Ve kurtulmak istediğiniz bir korkunuz varsa, o korkunun merkezi sizin kalbinizdir, yoksa korkulanın avuçları içinde değil. Her şey, varlığınızın içinde yarı kucaklanmış olarak dolaşır durur; istenen ve korkulan, nefret edilen ve baş tacı olan, takip ettiğiniz ve kaçmak istediğiniz... Bunlar içinizde, ışıklar ve gölgeler gibi, birbirine yapışmış çiftler halinde hareket ederler. Ve gölge soluklaşıp kaybolduğunda, can çekişen ışık, bir başka ışığa gölge olur. Ve sizin özgürlüğünüz, prangasından kurtulduğunda, daha büyük bir özgürlüğe pranga olur.”

...

 

* “Ermiş”ten

 
 
 
   
 
Logged

Herkese bu köprüden yürüyüp geçmek kalır...
oceanland
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 8


« Yanıtla #1 : Ekim 13, 2007, 03:24:25 »

'Azıcık dur ey dost, gitmekten usandım, yolun korkunçluğundan artık kaygılanıyor ruhum.
Dur,artık ölümle hayatın sarmaş dolaş olduğu kavşağa ulaştık, ruhum senin ruhunun niyetlerini açığa çıkarıncaya, kalbim kalbinin sırlarını öğreninceye kadar bir daha adım atmayacağım.' fırtınalar
Logged
zeynepavar
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 240



« Yanıtla #2 : Ekim 17, 2007, 11:21:53 »

Sonra El Mitra tekrar konuştu ve dedi ki,ya evlilik üstadım?

Ve o şöyle yanıt verdi:

Birlikte doğdunuz ve sonsuza kadar birlikte olacaksınız.
Ölümün ak kanatları ömrünüzü savurduğunda birlikte olacaksınız.
Evet,Tanrı'nın sessiz belleğinde bile birlikte olacaksınız.
Fakat mesafeler bırakın  birlikteliğinizde,
Ve bırakın göklerin rüzgarları dans etsin aranızda.
Birbirinizi sevin fakat aşkı pranga eylemeyin:
Bırakın ruhlarınızın kıyıları arasında dalgalanan bir deniz olsun aşk.

(Ermiş)
Logged

bütün istediğim biraz kesinlikti...
suskungazel
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 72



« Yanıtla #3 : Ekim 17, 2007, 05:08:42 »







ACI


Ve bir kadın, "Bize acıdan bahset" dedi.
Ve o cevap verdi:
"Acınız, anlayışınızı saklayan kabuğun kırılışıdır.

Nasıl bir meyvenin çekirdeği,
kalbi güneş'i görebilsin diye
kabuğunu kırmak zorundaysa,
siz de acıyı bilmelisiniz.

Ve eğer kalbinizi,
yaşamınızın günlük mucizelerini
hayranlıkla izlemek üzere açarsanız,
acınızın, neşenizden hiç de
daha az harikulade olmadığını göreceksiniz;

Ve kırlarınızın üstünden
mevsimlerin geçişini kabul ettiğiniz gibi,
aynı doğallıkla, kalbinizin mevsimlerini de
onaylıyacaksınız.

Ve kederinizin kışını da,
pencerenizden huzur içinde seyredeceksiniz.

Acılarınızın çoğu sizin tarafından seçilmiştir.

Acınız, aslında içinizdeki doktorun,
hasta yanınızı iyileştirmek için
sunduğu "acı" ilaçtır.

Doktorunuza güvenin
ve verdiği ilacı sessizce ve sakince için;

Çünkü size sert ve haşin de gelse,
onun elleri,
"Görülmeyen"in şefkatli elleri
tarafından yönlendirilir.

Ve size ilacı sunduğu kadeh
dudaklarınızı yaksa da,
O'nun kutsal gözyaşlarıyla ıslanmış
kilden yapılmıştır."

Halil CİBRAN
Logged

nergis sızısı bir yağmur idim ben!insan kalıbına döküldüm!
yahut
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 378



« Yanıtla #4 : Kasım 09, 2007, 09:47:46 »

Halil Cibran “Kum ve Köpük, Avare” adlı kitabında şöyle anlatır:

Bu ,tımarhanenin bahçesinde oldu: Solgun benizli, yakışıklı, hayranlık uyandıran bir delikanlıya rastladım. Yanına oturdum ve sordum:

- Niçin buradasın?

Bana şaşkınlıkla baktı ve dedi ki:

- Bu yakışıksız bir soru, buna rağmen cevap vereceğim. Babam kendisinin bir kopyası olmamı istedi. Amcam da öyle. Annem ise ünlü babası gibi olmamı istedi. Ve kızkardeşim de, denizci kocasının benim için izlemem gereken mükemmel bir model olacağını söylüyordu. Erkek kardeşim de kendisi gibi  kahraman bir sporcu olmam gerektiğini düşündü.

Hocalarımın durumu da aynıydı: Felsefe doktorundan musiki üstadına ve mantıkçıya kadar, hepsi kararlıydılar. Her biri kendisinin aynadaki yansıması olmamı istedi.

İşte bu yüzden buraya geldim. Burayı daha huzurlu ve sıhhatli buluyorum. En azından başkası değil kendim olabiliyorum burada.

Sonra birden bana döndü ve dedi:

- Söyle bana, seni de buraya başkalarının nasihatları ve eğitme çabaları mı sürükledi?

Ona cevap verdim:

- Hayır ben ziyaretçiyim.

- Öyleyse sen de duvarın öte tarafında bulunan tımarhanede yaşayanlardan birisin!


 

Logged
uyku
Global Moderator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 863


« Yanıtla #5 : Mart 29, 2008, 07:00:41 »

Diğer Lisan / Halil Cibran


Ben doğduktan üç gün sonra beşiğimde ipekliler içinde yatar ve etrafımdaki yeni dünyayı şaşkın bir korkuyla izlerken annem sütanneme "Bebeğim nasıl?" diye sordu. Ve sütannem cevapladı, "İyi, hanımefendi, bugün üç defa emzirdim; bu kadar küçükken bu kadar neşeli olan bir bebek daha görmedim."

Ben kızıp bağırdım, "Bu doğru değil anne; yatağım çok sert, emdiğim süt ağzıma acı ve memenin kokusu burnuma kötü geliyor, çok rahatsızım!" Ama ne annem ne de sütannem beni anladı; çünkü konuştuğum lisan gelmiş olduğum dünyadandı.

Hayatımın yirmi birinci gününde vaftiz edildiğim sırada rahip anneme, "Oğlunuz bir hristiyan olarak doğduğu için çok şanslı olmalısınız!" dedi. Ben şaşırdım ve rahibe dedim ki, "Öyleyse cennetteki anneniz mutsuz olmalı, çünkü siz bir hristiyan olarak doğmadınız." Ama rahip de lisanımı anlamadı.

Yedi ay sonra bir kahin bana baktı ve anneme, "Oğlunuz bir devlet adamı ve büyük bir lider olacak!" dedi. Fakat ben haykırdım: "Bu kehanet yanlış! Çünkü ben bir müzisyen olacağım ve bir müzisyenden başka hiçbir şey olmayacağım." Ama o yaşımda bile lisanım anlaşılmadı; şaşkınlığım çok büyüktü.

Ve otuz üç yıl sonra annem, sütannem ve rahip öldü, kahin hâlâ yaşıyor. Dün tapınağın kapısında ona rastladım ve konuşurken bana: "Sizin büyük bir müzisyen olacağınızı her zaman biliyordum. Hatta siz daha bebekken gelecekte ne olacağınızı söylemiştim." dedi.

Ve ona inandım. Çünkü ben de diğer dünyanın lisanını unutmuştum.
Logged
mekanikbilge
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1


« Yanıtla #6 : Nisan 05, 2008, 12:49:38 »

Haz ve Izdirap

Sonra bir kadin konustu:
'Bize haz ve istiraptan bahset.'

Ve o cevap verdi:

'Hazziniz, istirabinizin maskesiz halidir.
Ve kahkahanizin yükseldigi ayni kuyu,
sik sik gözyaslarinizla dolar.

Baska türlü olabilmesi mümkün müdür?
Istirabin içinize kazidigi alan ne kadar
derin olursa, o denli çok hazzi içerebilir.

Ve sarabinizi tasiyanla, çömlekçinin firininda
yanan ayni kadeh degil midir?

Ve sesi ruhunuzu oksayan lavta, daha önce
biçaklarla oyulan tahtayla bir degil midir?

Kendinizi neseli hissettiginizde
kalbinizin derinliklerine inin.

Farkedeceksiniz ki, size bu sevinci veren,
daha önce üzülmenize neden olmustu.

Üzgün oldugunuzde, tekrar kalbinize dönün.
Göreceksiniz ki, daha önce sevinciniz olan
bir sey için agliyorsunuz.

Bazilariniz, 'Haz, istiraptan daha anlamlidir' der;
digerleri ise, 'Hayir, istirap daha anlamlidir'.

Bense, ikisi birbirinden ayrilamaz, diyorum.

Onlar beraber gelirler.
Ve siz, bir tanesiyle masanizda otururken,
unutmayin ki, digeri de yataginizda uyuyordur.

Gerçekte siz, hazzinizla istirabiniz
arasinda bir terazi konumundasiniz.
Sadece bos oldugunuzda, hareketsiz
ve dengede kalabilirsiniz.

Bir hazine avcisi, altin ve gümüsünü tartmak için
sizi kullandiginda, haz ve istirap kefeleriniz,
ister istemez, yükselip alçalacaktir.'
 
Halil Cibran
 
Logged
Yasin Çetin
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2



« Yanıtla #7 : Mayıs 12, 2008, 12:41:39 »

İyilik ve Kötülük
Ve şehrin yaşlılarından biri, 'Bize iyilik ve kötülükten bahset.' dedi.

Ve o cevap verdi:

'Yalnızca içinizdeki iyilikten bahsedebilirim, kötülükten değil.
Çünkü kötülük, kendi açlık ve susuzluğu içinde
azap çeken iyilikten başka ne olabilir ki?

Gerçekten de iyilik, acıktığında en karanlık mağaralarda bile
yiyecek arar ve susadığında kirli, durgun sulardan bile içer.

Siz, kendinizle bir olduğunuzda iyisiniz; bununla birlikte,
kendinizle bir olmadığınızda, kötü değilsiniz.

Çünkü parçalanmış bir aile eşkiyaların ini değildir;
sadece parçalanmış bir ailedir.

Ve dümensiz bir gemi, tehlikeli adalar arasında
amaçsızca dolaşır durur, ama dibe batmaz.

Siz, kendinizden bir şeyler vermeye çabaladığınızda iyisiniz;
Kendiniz için bir kazanç sağlamaya çalıştığınızda ise,
kötü değilsiniz.

Çünkü, bir şey kazanmak için uğraştığınızda, toprağa tutunan
ve onun göğsünde beslenen bir kök gibisiniz.

Doğaldır ki, meyve köke 'Benim gibi, olgun, dolgun ve bol bol veren ol..' demez.
Çünkü, almak nasıl kök için bir ihtiyaçsa,
meyve için de vermek bir gereksinimdir.

Konuşurken tamamen uyanıksanız, iyisiniz.
Ama, diliniz anlamsızca kekelerken uyukluyorsanız,
kötü değilsiniz;
Ve sürçen bir konuşma bile, zayıf bir dili güçlendirebilir.

Amacınıza doğru sağlam ve cesur adımlarla ilerlediğinizde iyisiniz;
Fakat oraya topallıyarak gittiğinizde de, kötü değilsiniz.
Çünkü topallayanlarınız bile geri gitmez.

Fakat güçlü ve hızlı olanlarınız, incelik gösterin
ve topal birinin yanında asla topalllamayın.

Siz, sayısız konuda iyisiniz ve
iyi olmadığınızda ise, kötü değilsiniz.
Sadece oyalanıyor ve tembellik ediyorsunuz.

Ne yazık ki, geyikler kaplumbağalara çevikliği öğretemiyor.

İyiliğinizin, üstün beninize duyduğunuz özlemde saklı
ve bu özlem herbirinizde mevcut.

Ancak bazılarınızda bu özlem, yamaçların gizemini
ve ormanın ezgilerini taşıyarak, büyük bir güçle
denize doğru akan bir sel gibidir.

Ve diğerlerinde ise, dönemeçlerle ve kavislerle yolunu kaybeden,
kıyıya ulaşmadan önce oyalanıp duran durgun bir ırmağa benzer.

Yine de özlemi fazla olanın, az olana 'Neden bu kadar yavaşsın,
neden duraklıyorsun? ' demesine izin vermeyin.

Çünkü gerçekten iyi olan, ne çıplak birine, `Neden elbisen yok? '
diye sorar, ne de evsiz olana 'Evine ne oldu? ' der.'

Yine Ermiş
Logged

Sürç-i lisan ettikse af'ola. Niyetimiz kimseyi üzmek değildir.
kalalayka
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 404



« Yanıtla #8 : Eylül 13, 2009, 03:20:21 »

dostum, göründüğüm gibi değilim. görünüş sadece giydiğim bir elbisedir. senin sorgularından beni, benim kayıtsızlığımdan seni koruyan, özenle örülmüş bir elbise.
benim içimdeki ‘ben’, dostum, sessizlik içinde oturur, sonsuzluğa dek kalacak orada, doyulmaz, erişilmez.
ne söylediklerime inanmanı, ne de yaptıklarıma güvenmeni isterim- çünkü sözlerim senin aklından geçenlerin dile getirilmesinden, yaptıklarımsa umutlarının eylemleştirilmesinden başka bir şey değildir.
‘rüzgar doğuya esiyor’ dediğin zaman ‘evet, doğuya esiyor’ derim: çünkü düşüncelerimin rüzgarda değil, deniz üzerinde dolaştığını bilesin istemem.
denizlerde gezen düşüncelerimi anlayamazsın, zaten anlamanı da istemem. bırak denizimle başbaşa kalayım.
senin için gündüz olduğu zaman dostum, benim için gecedir: böyle olsa da ben yeşil tepelere değerek oynayan öyle vaktini, vadiden süzülen mor gölgeleri anlatırım; çünkü sen ne karanlığımın türkülerini duyabilir, ne de yıldızlara çarpan kanatlarımı görebilirsin-görmemenden, duymamandan hoşnudum ben. bırak gecemle başbaşa kalayım.
sen cennetine yükselirken ben cehennemime inerim- o zaman bile bu ulaşılmaz uçurumu ötesinden bana seslenirsin,’arkadaşım, yoldaşım’ ben de sana seslenirim, ‘yoldaşım, arkadaşım’-çünkü cehennemimi görmeni istemem. alevler görüşünü yakacak, duman burnuna dolacaktı. senin gelmeni istemeyecek kadar çok severim cehennemimi.bırak, cehennemimle başbaşa kalayım.
sen gerçeği, güzeli, doğruluğu seversin; ben de sen hoşnut olasın diye bunları sevmenin yerinde ve iyi olduğunu söylerim ama içimden senin sevgine gülerim. gene de gülüşümü göresin istemem. bırak kahkahalarımla başbaşa kalayım.
dostum, sen iyi, ihtiyatlı, akıllısın; hayır sen eksiksizsin- ben de seninle ölçülü ve düşünerek konuşurum. oysa ben deliyim. ama gizliyorum deliliğimi. bırak deliliğimle başbaşa kalayım.
dostum, sen benim dostum değilsin, ama ben bunu sana nasıl anlatacağım? benim yolum senin yolun değil, gene de birlikte yürüyoruz elele.

Deli'den...
Logged

''Sahip olacağın her şey ''der Tracy,''bir gün kaybedeceklerinden sadece biridir;cevap bir cevabın olmamasıdır''
herneyse
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 113



« Yanıtla #9 : Eylül 13, 2009, 06:04:19 »

Yalnızca bir kez naçar kaldım
"Sen kimsin" diye soranın karşısında..

--

Acılarınızın çoğu kendinizce seçilmiştir.
İçinizdeki hekimin hastalıklı benliğinizi tedavi amacıyla verdiği tatsız ilaçtır.
Bu nedenle içinizdeki hekime güvenin ve uzattığı devayı sükunetle ve yatışarak için.
Logged
kalalayka
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 404



« Yanıtla #10 : Eylül 14, 2009, 10:10:01 »


Kırık Kanatlar

Yirmi yaşımdayken annem bana şöyle demişti:

- Manastıra girseydim, hem kendim, hem başkaları için en iyisini yapmış olacaktım.
- Eğer manastıra girmiş olsaydın ben dünyaya gelmezdim, dedim.
- Dünyaya gelmen daha önce kararlaştırılmıştı oğlum, dedi.
- Evet ama, dünyaya gelmeden çok önce seni annem olarak seçmiştim ben, diye karşılık verdim.
- Dünyaya gelmeseydin cenette bir melek olarak kalacaktın, dedi.
- Ama ben hâlâ bir meleğim, diye cevaplardım.

Gülümsedi ve dediki ' Kanatların nerede peki? '
Elini tutup omzuma koydum ve ' Burada ', dedim.
' Kırılmışlar ', dedi.

Bu konuşmadan dokuz ay sonra, annem dönülmez ufukta yitip gitti. Ama 'kırılmışlar' sözü içimde yankılanmaya devam etti...

* * *

Bana mutluluktan söz etme; anısı beni mutsuz ediyor. Bana huzurdan söz etme; gölgesi beni korkutuyor; ama ben bana, sana, Cennet' in kalbimin külleri içinde yaktığı mübarek feneri göstereceğim; seni bir annenin yegane bir çocuğunu sevdiği gibi sevdiğimi biliyorsun. Aşk seni kendimden dahi korumayı öğretti bana. Beni, seninle birlikte uzak diyarlara gitmekten alıkoyan şey, ateşle temizlenmiş o aşktır. Aşk, senin özgürce ve erdemli bir şekilde yaşamana imkan vermek için içimdeki arzuyu öldürüyor. Sınırlı aşk, sevdiğini sahiplenmek, sınırsız aşk ise sadece kendini ister. Gençliğin saflığı ve uyanışı arasına düşen aşk kendini sahiplenme ile tatmin eder ve sarılmalarla büyür. Ama gökkubbenin kucağında doğan ve gecenin sırlarıyla inen aşk, edebiyat ve ölümsüzlükten başka hiçbir şeyle huzurlu olamaz; İlahi varlık dışında hiçbir şeyin önünde hürmetle eğilemez.
 
Logged
karamizaah
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 15



« Yanıtla #11 : Kasım 22, 2009, 01:46:38 »

 Aşk şarkıları terennüm ederdim aşkı bilmeden önce, onu öğrendiğim zamansa ağzımdaki sözler basit solumalara, göğsümdeki nağmeler derin bir sükunete dönüştü.
    Ve siz ey insanlar geçmişte bana aşkın garip ve tuhaf hallerinden sorardınız, ben de size anlatır sizi ikna ederdim. Ya şimdi, aşk beni örtüsüne bürüdü, size onun yollarını huylarını sormaya geldim, aranızda beni yanıtlayacak var mıdır? Size neyim olduğunu sormaya, ruhumdan haber almaya geldim; aranızda kalbimi kalbime açacak, beni bana açıklayacak var mı?
Fırtınalar/25
Logged

yürek yalnız bir kez görür, sonra gözler görür
kalalayka
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 404



« Yanıtla #12 : Şubat 14, 2010, 12:53:01 »



Kusursuz Dünya

Yitik ruhların Tanrı’sı, tanrılar arasında en yitik olan sen, işit beni.

Bizi, deli ve dolanan ruhları koruyan nazik Kader, işit beni.

En kusurlu olan ben, kusursuz bir ırkın arasında oturuyorum.

Bir insanlık karmaşası, karışık maddeler bulutu olan ben, sonlanmış dünyaların, tamamlanmış yasaların ve saf emrin, düşünceleri sınıflandırılmış, düşleri düzenlenmiş ve görüşleri kaydedilmiş insanların arasında dolanıyorum.

Onların erdemleri, ey Tanrı, ölçülü, onların günahları biçilidir ve ne günahın ne de erdemin bulanık alacakaranlığında geçen sayısız şeyler kaydedilip listelenmiştir.

Burada günler ve geceler mevsimlere bölünür ve suçsuz doğruluğun kurallarıyla yönetilir.

Yemek, içmek, uyumak, çıplaklığını örtmek ve sonra yorulmak zamana bağlıdır.

Çalışmak, oynamak, şarkı söylemek, dans etmek ve sonra düşünmeyi ve hissetmeyi kesmek belli yıldızlar öteki ufka geçtiğinde yapılır.

Gülümseyerek bir komşuyu soymak, elin zarif bir hareketiyle armağanlar bahşetmek, ileri görüşlülükle ibadet etmek, bir sözle bir ruhu yıkmak, bir nefesle bir bedeni yakmak ve sonra ellerini yıkamak, günün işleri bitince.

Verilmiş bir emre göre sevmek, önyargılı bir şekilde eğlenmek, tanrılara söylendiği şekilde tapınmak, ustalıkla dalavere yapmak ve hafıza ölmüşcesine hepsini unutmak.

Bir dürtüyle hayal kurmak, saygıyla düşünmek, tatlılıkla mutlu olmak, soylu bir şekilde acıya katlanmak –ve sonra, yarın tekrar doldurabilsin diye bardağı boşaltmak.

Bütün bu şeyler, ey Tanrı, ileri görüşlülükle düşünülür, kararlılıkla doğurulur, doğrulukla büyütülür, kurallarla yönetilir nedenlerle yönlendirilir ve belirlenmiş bir yöntemle öldürülüp gömülür. Ve onların insanların ruhlarında yattıkları sessiz mezarları bile işaretli ve numaralıdır.

Bu kusursuz bir dünya, tam üstünlük dünyası, büyük mucizeler dünyası, Tanrı’nın bahçesindeki en olgun meyve, evrenin usta işi düşüncesi!

Fakat ben niçin buradayım, ey Tanrı, tamamlanmamış bir tutkunun yeşil tohumu ve ne doğuyu ne batıyı arayan deli fırtına ve yanmış bir gezegenin şaşkın bir parçası olan ben?

Cevap ver bana, tanrılar arasında yitmiş, yitik ruhların Tanrı’sı, ben niçin buradayım?

(Ruh kardeşim! Bir güvercini okşamak gibidir sevmek, onun kanatlarını yolmak gibi değil…)

Logged
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: