KULTUR, SANAT, FİKİR FORUM
Eylül 03, 2010, 06:08:57 *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
Gönderen Konu: Friedrich Nietzsche  (Okunma Sayısı 4042 defa)
suskungazel
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 72



« : Ekim 17, 2007, 05:15:34 »

İşaret Ateşi


Burada, adanın denizlerin ortasında çıkıverdiği,
Bir kurban taşı gibi birdenbire yükseldiği yerde,
Burada, kara göklerin altında tutuşturuyor
Zerdüşt koca ateşini,
Yollarını kaybetmiş gemicilere işaret ateşi,
Bir cevap verebileceklere soru işareti...



Beyaz-gri karınlı bu alev
-arzulaması yalıyor soğuk uzaklıkları,
Hep daha arı yüksekliklere uzatıyor boynunu-
Sabırsızlıkla dikelmiş bir yılan:
Bu işareti takıyorum kendi kendime.
Benim ruhumdur bu alev:

Kanmazca susuz hep yeni uzaklıklara,
Durgun yalazını fırlatıyor, yukarlara.
Ne demeğe kaçtı Zerdüşt hayvandan da insandan da?
Ne demeğe bıraktı sağlam karaları?
Altı yalnızlığı tanımıştı bile
Ama yetmedi ona denizin yalnızlığı,
Ada bıraktı tırmansın, tepe bıraktı yansın, alev olsun,
Bir yedinci yalnızlığı, yukarıya,
Attı şimdi oltasını arayışla,
Ey yollarını kaybetmiş denizciler! Ey sönmüş yıldızların artıkları!
Siz ey geleceğin denizcileri! Ey keşfedilmemiş gökler!

İşte atıyorum bütün yalnızlara oltamı:
Bir cevap verin alevin sabırsızlığına,
Yakalayın bana, yüksek dağlarda bekleyen balıkçıya
Yedinci, sonuncu yalnızlığımı!



Çeviri: Oruç Aruoba
Logged

nergis sızısı bir yağmur idim ben!insan kalıbına döküldüm!
suskungazel
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 72



« Yanıtla #1 : Ekim 17, 2007, 05:18:09 »

"sezmekte ve susmakta usta olandır dost"
« Son Düzenleme: Haziran 07, 2008, 06:31:31 Gönderen: tutunamayanlar » Logged
uyku
Global Moderator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 863


« Yanıtla #2 : Ekim 17, 2007, 05:33:04 »

"Kadınlara mı gidiyorsun" der Nietzsche, "kırbacını unutma"


Ve aşık olur Nietzsche! Ömür boyu bekar kalmaya yeminli 21 yaşındaki Rus kızı Lou onu reddeder...
Logged

Herkese bu köprüden yürüyüp geçmek kalır...
zeynepavar
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 240



« Yanıtla #3 : Ekim 19, 2007, 01:17:09 »

"En tatlı kadın dahi acıdır."

"Nice kimseler kendi zincirlerini çözemezler de,
dostlarının kurtarıcısı olurlar."
                                    F. Nietzsche

tüm zincirlerin çözülmesi dileğiyle...
Logged

bütün istediğim biraz kesinlikti...
yahut
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 378



« Yanıtla #4 : Kasım 20, 2007, 05:02:05 »

Yalnızlık ve Nietzche

Çeşitli kitaplarda okuduğumuza göre, Peygamber Efendimiz’in acıdığı üç insan tipinden biri, âlim olduğu halde cahillerin arasında yaşamaya mecbur kalandır. Çünkü bu insan yalnızdır; bununkinin yanında dağ başındaki, kırlardaki yalnızlık hiçbir şey değildir. İnsan ağaçla, ırmakla, tabiatın diğer unsurlarıyla dostluk kurar.


Ama kalabalığın arasındaki yalnız, kiminle dost olacaktır. Ona bir şey söylemeyen duyduğu ses, karşılaştığı göz sadece yalnızlığını artırır. Maalesef insanın yüceliklere tırmanmasıyla, yalnızlaşması adeta bir kuraldır.

Mahkumiyetini ifade etmek için “Benim yurdum yalnızlık” diye çığlık atan Nietzsche yalnız kalmamak ümidiyle ne kadar çırpındı; Alpleri aştı; sayısız şehirler dolaştı, düşüncenin enginliklerinde dost aradı. Ne çare ki hep yorgun, yaralı, bitkin bir durumda yurdu olan yalnızlığa döndü... O yalnızlık onu pişiriyor, yeni kalıplara döküyor, yeni iklimler keşfettiriyor, dolayısıyla çağdaşlarından uzaklaştırıyor, daha feci bir yalnızlığa sürüklüyordu... Tabii yeniden pişmeler, yeniden kalıba dökülmeler, yeni iklimler başlıyordu... Ömrünün sonlarına doğru tamamen yalnız kalışını Stefan Zweig şöyle tasvir ediyor: “Hiçbir keşiş, hiçbir çöl münzevisi, hiçbir aziz heykeli bu kadar terk edilmiş değildi; çünkü onların, o inanç delilerinin Tanrısı vardır; oysa bunun, bu “Tanrı katili”nin artık ne Tanrısı, ne de insanı vardır. Kendini kazandığı ölçüde dünyayı kaybeder; dolaştıkça çevresindeki çöl büyür.”

“Benim sözüm bu kulaklar için değil.” diyen Nietzsche geleceğin türküsünü söylüyor, acılarını dile getiriyordu. Ne talihsizliktir ki onu hiç kimse anlamıyordu. Refahın peşindeki Batı’nın dünyasını şekiller, arzular dokuyordu. Müşahhas varlıklar kalabalıkların karnını doyururken onun dünyasını kilitliyordu; zira o, şeklin ve arzunun insanı zehirlediğini fark ediyordu. “Üstün insan”ıyla bunlara karşı savaş açıyor, Batılının ardından koştuklarını elinin tersiyle itiyordu. O erdem gibi bize şahsiyet üniforması giydiren mücerretliklerin peşindeydi; mücerretliği kavrayan müşahhaslığı bulurdu: Fakat müşahhaslıkla yola çıkan, sadece onu ele geçirmek isteyen esiri olurdu. Kanatlanıp formları aşmak, hür olmak istiyordu. Bu istek onu etrafındakilerle karşı karşıya getiriyor; her kitabı ondan dostlarını koparıyor: Yalnızlık duvarını biraz daha yükseltiyordu. Kurtuluşunu kalem kağıtta arıyor; çilesiyle yeni eserler üretiyor; bunlar da sadece münzeviliğini katmerleştiriyordu.

Çok değer verdiği aziz dostu Wagner dahi onu terk etti. Aldığı darbeler sıradan fanileri yere sererdi; ama onun kişiliği çelikleşmişti. Yılmayı kendisine nasıl yakıştırırdı! Yazmayı sürdürdü; zira ancak eserleriyle anlaşılacak, çevresinde dostlar kümelenecekti. Heyhat bunların hiçbirisi gerçekleşmedi; dostları onu anlamazken geniş kitleler nasıl anlayacaktı! Yazdıkları satılmıyor, hiçbir yayıncı da basmaya yanaşmıyordu. Yayınlatmak için çok güç şartlarda biriktirdiği paracıklarını verdi. Kitaplarının satılması bir yana, onları hediye edecek dostu kalmamıştı. Zerdüşt’ün dördüncü bölümünü yazdığı dönemde yani eser vermenin doruğunda bulunduğu sırada o kadar yalnızdı ki Batı düşüncesine yıldırım gibi düşen o şaheserini ancak kırk nüsha bastırabildi. Yetmiş milyonluk Almanya’da yedi kişiye hediye edebildi; onların da okuyacağından şüpheliydi. Hem dostlarını kaybetmekten endişelendiği için, hem de itilip kakılmış bir insan durumuna düşmek kuşkusuyla eserini takdim ederken Overbech’e şöyle dedi: “Eski dostum, bir başından bir sonundan oku, aklını karıştırma, sıkılma. İyi niyetinin gücünü topla benim için. Kitabın tamamı sence çekilmezse de belki yüz sayfası öyle değildir.”

İnsanlığın bu muzdarip çocuğu kadar belki ışığı kimse aramadı. Ne çare ki baktığı yerden İslam’ın mücerret tefekkür dünyası dağın ardında kalıyor, hiç sezilmiyordu. Öldü ama eserlerini değişik dillerde yüz binler okuyor. Okuyanlar anlıyorlarsa, aydın, yani “uçurumun kenarında dans eden insan” olurlar. Zalime, güçlüye yalakalık yapmazlar; karşılığı ne olursa olsun hakkın, mazlumun yanında yer alırlar; o da bize mutlu bir dünya sunmaya yeter.

Mehmed Niyazi

Logged
yahut
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 378



« Yanıtla #5 : Aralık 21, 2007, 09:04:51 »




Nietzsche: "İslâm'ın önünde diz çökmeliydik"

Türkiye'de entelijansiya olmadığını söylediğimde bazı kişiler rahatsız oluyorlar. Şerif Mardin'in deyişiyle bu ülkede yalnızca "literati"nin / okumuş yazmış kişilerin olması, bırakınız Türkiye'nin, kendi yaratıcı ruhunu ve kurucu iradesini harekete geçirebilmeyi, Türkiye'nin yaratıcı ruhun ve kurucu iradesini neyin oluşturduğunu bilen bilemeyen zihinsizleştirilmiş zihinler etrafta mebzul miktarda kol geziyor.

Hâl böyle olunca da, ne kendi medeniyet dinamiklerimizle, ne de hâkim kültürün, yani Batı kültürünün medeniyet dinamikleriyle yaratıcı ilişkiler kurabiliyoruz. O yüzden, düşünce hayatında da, sinema, müzik, edebiyat, mimari başta olmak üzere sanat hayatında da dünyaya özgün şeyler armağan edebilecek çapta büyük atılımlar ve açılımlar gerçekleştirebiliyoruz.

Türkiye'de çok berbat bir entellektüel körleşme ve kötürümleşme var: Batı kültürüyle de, İslâm kültürüyle de kurduğumuz ilişkilerin yalnızca platonik aşk ve nefret ilişkilerine, dayanan simülatif (sığ, sahte ve sathî) ilişkilere dönüşmesi, son kertede, Batılılaşma / sekülerleşme macerasına sürüklenen ülkemizin mecrasını yitirmesine, dolayısıyla hâkim kültürün bütün normalarını ve formlarını kölecesine taklit etmemize, üstelik de karikatürize ederek tepe tepe tüketmemize yol açıyor.

Karikatürize edilen, belki de en önde gelen Batılı düşünürlerden biri de "ateist" ve "nihilist" diye yaftalayarak üstünü çizdiğimiz ya da duruma göre putlaştırdığımız Nietzsche'dir.

Nietzsche'yi karikatürize ettiğimizi gösteren en önemli göstergelerin başında onun "Tanrı öldü" sözünü dümdüz bir şekilde anlamaya kalkışmamızdır. Nietzsche, "Tanrı öldü" derken bir ateist veya nihilist olarak konuşmaz; aksine Batı'da Tanrı'nın öldürüldüğünden sözeder. Sözgelişi, Putların Alacakaranlığı başlıklı kitabnda aklın putlaştırılmasına karşı tam bir savaş ilan eder. Socrates'tan başlayark bütün bir Socrates-sonrası, temelde rasyonalist Batı düşüncesini yerden yere vurur.

Deccal-Sahte İsa başlıklı kitabında ise Hıristiyanlığı, özellikle Tanrı tasavvurundaki absürtlükten ötürü yerle bir eder. Size bugün Deccal kitabında yer alan, onun İslâm'la ilgili tespitlerini aktarmak istiyorum. Okuyunca şoke olacağınızı tahmin ediyorum. (Ayrıca Nietzsche'nin bu iki kitabının bayramdan hemen sonra Külliyat Yayınları tarafından özenli bir çeviriyle -yeniden ve adam gibi bir Türkçe'yle- dilimize kazandırılacağını hatırlatmak istiyorum). İşte Nietzsche'nin, "İslâm'ın önünde diz çökmeliydik" dediği o çarpıcı gözlemleri:

"Eğer İslâm, Hıristiyanlığı küçük ve hakir görüyor idiyse, böyle görmekte bin kez haklıydı: Çünkü İslâm, insanı yüceltir ama putlaştırmaz...

Hıristiyanlık, bizi, kadim dünyanın [antik Yunan ve Roma] kültürünün mahsulünden mahrum bırakmıştı. Üstelik bununla da yetinmemiş, daha sonraları, bizi İslâm kültürünün mahsûlünden de mahrum etmişti. Aslında bize (insan olarak bize], Grek kültüründen de, Roma kültüründe de, esasta, temel meseleler açısından daha yakın olan, bizim [insan olarak] duygularımıza, zevklerimize ve seçimlerimize daha doğrudan hitap eden İspanya'daki o harikuâde İslâm kültürü ve İslâm kültürünün eşsiz birikimi ayaklar altına alınarak çiğnenmiş ve yok edilmişti (-bunu yapan ayağın ne tür bir ayak olduğunu söylemeye dilim varmıyor, ne yazık ki!-)"

"İyi de, neden? Nedeni şuydu: Çünkü İslâm kültürü, asil bir kültürdü; çünkü İslâm kültürü, kökenlerini, temellerini insan fıtratına borçluydu [insanın fıtrî özelliklerini muhafaza edebilmesine borçluydu]; çünkü İslâm kültürü, İspanya'daki Müslüman hayatının nâdir bulunan, nefis hazinelerinin üzerinde bile hayata Evet diyordu!... Daha sonraları, Haçlılar, estirdikleri o toz bulutunun ortasında, aslında önünde diz çökmeleri gereken, diz çökmekle daha iyi bir yapmış olacakları bir şeye karşı, asil bir kültüre karşı, bizim bugünkü 19. yüzyıl kültürümüzle mukayese edildiğinde, bizim çağdaş kültürümüzün, kendisini, İslâm kültürünün yanında son derece 'yoksul' ve oldukça 'geç kalmış' bir kültür olarak görebileceği böylesine asil ve yüksek bir kültüre karşı savaş açmışlardı. Haçlılar, ganimet peşinde koşuşturuyorlardı, hiç şüphesiz ki. Çünkü Doğu, İslâm dünyası, zengindi..."

Logged
simsiyah
Ziyaretçi
« Yanıtla #6 : Aralık 21, 2007, 10:07:48 »

Ölümü çok acıklı.
Logged
yahut
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 378



« Yanıtla #7 : Nisan 05, 2008, 07:33:24 »

Çöl büyüyor; vay haline içinde çöller olanın!

Taş sürtüyor taşa, çöl yutuyor ve boğuyor.

Ölü canavarın kıvılcımlar saçan kahverengi gözleri sabit,

çiğniyor - hayatı çiğnemek onun…

Unutma, zevkin yiyip bitirdiği ey insan

taş sensin, çöl ve ölüm de sen…



W. F. Nietzsche, Dionysos-Dithyramben

Logged
drİSİS
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2


« Yanıtla #8 : Nisan 16, 2008, 03:30:50 »

b ÖYLE bir köpek ve uluması işitildimi -geriye doğru_koşan-
tüyleri diken diken ve hayaletlere bile ve inanan o_köpeklerin sessizliğinde

balıkçıların EN KÖTÜSÜ ''o-dur''

çık olta!
gir içeri..
aşağı in
şans yemi
kalp_balı
en tatlı damlanı DAMLA
t
olta!
bütün kara_kederlerin karnına sapla
n
göz!
dışarı b AK
etrafta ne kadar çok_deniz ne kadar çok_şafaksöken
insanlar gelecek_se
o gül_rengi sakinliğe
nasıl bulutsuz susma olur bu

nietZscHe
Logged
uyku
Global Moderator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 863


« Yanıtla #9 : Nisan 25, 2008, 07:02:14 »

"Nietzsche bana göre dinsiz bir adam değil. Tanrı öldü diyor ama o tamamen Hıristiyanlıkla kavgası olduğu için. Bir güce inanıyor. Nietzsche’nin Tanrı’ya inandığını söyleyebilirim. Orada bizim gücümüz var. Batı’nın Nietzsche’sini ben kendi gözümle yorumlayabilirim. Hüzzam makamında ona şarkı yazabilirim. Sanki Nietzsche deyince mutlaka senfoni yazmamız gerekiyor. Türkü de yakabilirim. Onun ıstırabını anlayabiliyorum. Dolayısıyla ben Nietzsche’yi hep kafasında fes, bizim 19. yüzyıl İstanbul’unda yaşayan bir insan olarak düşünürüm. Bana Nietzsche dervişvâri biri gibi gelir..."   


(Prof.Dr.Ahmet İnam)


Logged
m_melike
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4



« Yanıtla #10 : Haziran 07, 2008, 04:34:42 »

Anlaşılması zor biri."Böyle buyurdu zerdüşt" kitabını okuduktan sonra etkilenmiştim düşüncelerinden.Biraz da hayatım kaymıştı diyebilirim.  Ney
« Son Düzenleme: Haziran 07, 2008, 06:31:09 Gönderen: tutunamayanlar » Logged

"Bilgi Güçtür"
eylem
Ziyaretçi
« Yanıtla #11 : Haziran 12, 2008, 04:39:33 »

"Nietzsche Ağladığında" Irvin D. Yalom

Nietzsche okumaya başlamadan  önce muhakkak okunması gereken kitap...
Logged
sartre
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1



« Yanıtla #12 : Kasım 28, 2008, 02:04:36 »

"Nietzsche Ağladığında" Irvin D. Yalom

Nietzsche okumaya başlamadan  önce muhakkak okunması gereken kitap...

Kesinlikle katılıyorum.Gayet etkileyici, değerli bir kitaptır...
Logged
yadsıma
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 34



« Yanıtla #13 : Ocak 10, 2009, 01:16:45 »


"Ölümün son iyiliği, bir daha ölümün olmamasıdır"
Logged

"iceri girip pencereleri kapatıyorum"
delil
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 111



« Yanıtla #14 : Şubat 21, 2009, 12:14:16 »

    NİETZSCHE BİZE GÜÇ VER!
Logged

SÜRÜLDÜ! Tanrı sürgünlere rehberlik etsin.
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: