KULTUR, SANAT, FİKİR FORUM
Mart 10, 2010, 10:00:03 *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: EDGAR ALLAN POE  (Okunma Sayısı 944 defa)
delil
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 111



« : Şubat 21, 2009, 12:59:05 »

 Tiyatrocu bir çiftin oğlu olarak 1809'da Boston'da dünyaya geldi, ama iki yaşına geldiğinde annesi öldüğü için, Allan soyadını aldığı aile tarafından evlat edinildi. 1827'de şiirleri yayınlanmaya başladı, bu arada bir çok dergi ve gazetenin editörlüğünü üstlendi. Poe denince akla ilk gelenlerden biri "Annabel Lee" adlı şiiridir. 1838'de 'The Narrative of Arthur Gordon Pym' adındaki tek romanı basılmıştır. Hayatı boyunca çoklukla öykü yazmış olan yazarın "Raven/Kuzgun"u olay yaratır. Edgar Allan Poe'nun şiirleri ve öykü yazarlığının yanı sıra edebiyat eleştirmenliği de çok önemlidir. Antik çağların üç birlik kuralı temelinde modern edebiyat kuramı oluşturması, onun daha sonra Fransız simgeci şairleri tarafından öncü sayılmasına neden oldu. 'Philosophy of Composition' (Tümleme Felsefesi) başlıklı denemesi 19. yüzyıl sonu, 20. yüzyıl başında yaşayan şairlerin büyük esin kaynağı olmuştur. Poe ise esin kaynağını romantizmin gizemciliğinde bulmuştur. Poe'nun dünya edebiyatının kapılarını "pulp" kavramına açan kişi olduğu söylenir. Bir dönem üçüncü sınıf edebiyat olarak kabul edilmiş fantastik, gotik ve hatta polisiyenin fikir babasıdır Poe. Dehşeti, korkuyu, insanın içindeki sırları, kötülüğü, çaresizliği anlatmayı denemeyen tek bir yazar yoktur ki Poe'dan etkilenmemiş olsun. Hayatı boyunca ne maddi sıkıntıdan ne de eleştirmenlerin hırpalamalarından kurtulamamış, ölümüne dayanamadığı eşinden iki yıl sonra 40 yaşında iken veda etmiştir hayata. Son sözlerinin 'Rabbim, ruhuma yardım et' olduğu söylenir. Mezar taşında ise 'Dedi kuzgun: Hiçbir zaman' yazar.
           Kuzgun


Evvel zaman önce ürkünç bir gecede,

Eski kitaplardaki yitik hikmeti,

Düşünüyordum güçsüz ve bitkin.

Başım öne düşmüş, uyumak üzereyken,

Nazik vuruşlarla kapı çaldı birden.

“Bir misafir” dedim “çalıyor kapımı”

           “Bir misafir, başkası değil.”

Açık seçik hatırımda, bir Aralık günüydü,

Yerde bir hayalet gibi şöminenin ışığı.

Çaresiz sabahı istedim, kitaplardan diledim

Istırabın bitişini – Lenore’u kaybetmenin ıstırabı.

Meleklerin Lenore dediği o bakire, nurlu ve eşsiz,

Artık ebediyyen isimsiz.

 

İpeksi mor perdelerin süzgün hışırtısıyla,
Garip bir dehşet kapladı, hiç yaşamadığım.

Yineleyip durdum yatıştırmak için kalbimi,

“Odamın kapısında bekleyen kişi bir misafir,

Odamın kapısındaki gecikmiş bir misafir,

Başkası değil.”

 

Canlandım birdenbire, daha fazla beklemeden,

“Bayım” dedim “ya da bayan, affınızı diliyorum.

Gerçek şu ki uyukluyordum, usulca kapıya vurdunuz,

Usulca geldiniz, kapıma dokundunuz.

Emin olamadım işittiğimden.”

Sonra ardına kadar açtım kapıyı,

            Karanlıktı, sadece karanlık.

 

Merak ve endişeyle baktım karanlığa uzun uzun,

Hiçbir faninin cüret edemediği hayaller içinde.

Sessizlik bozulmadı, ne de bir işaret karanlıktan,

Orada tek kelime “Lenore” idi, fısıldadığım.

Ve karanlıktan yankılandı bir mırıltı: “Lenore,”

            Sadece bu, başka bir şey değil.


Ruhum alevler içinde döndüm odama,

Ardından yine bir tıkırtı, daha da şiddetli.

“Eminim” dedim “birşeyler var penceremde,

Gidip ne olduğuna bakayım, gizem çözülsün,

Kalbim sükun bulsun, bu gizem çözülsün.

            “Rüzgardır, başka bir şey değil.” 

 

Tam kepengi açacakken, kanat şakırtılarıyla

Heybetli bir kuzgun belirdi, kutsal günlerden kalma

Hiçbir şey söylemedi, ne bekledi ne durdu

Bir saygın kişi edasıyla, kapının üstüne tünedi,

Oda kapımın üzerinde, bir Pallas büstüne tünedi,

            Tünedi ve oturdu, sadece bu


Cezbederek, takındığı ağır ve şiddetli tavırlarıyla

Üzgün ruhumu gülümsetti, çehresi bu siyah kuşun

“Sorgucun kırpılmış olsa da” dedim “Değilsin namert,

Karanlık kıyılardan gelen, korkunç ve gaddar kuzgun.

Söyle nedir, cehennemi gecenin kıyılarındaki saygın ismin”

           Dedi kuzgun “Hiçbir zaman”

 

Şaştım bu hantal kuşun konuşmasına böyle açık,

Pek anlamlı, pek ilgili olmasa da söylediği;

Çünkü hiçbir şanslı insan yoktur, ki biliriz hepimiz

Oda kapısının üzerine tünemiş bir kuşla karşılaşsın

Kapının üstündeki büste tünemiş bir kuş ya da canavar,

          Adı “Hiçbir zaman” olsun

 

Tek bir söz söyledi o dingin büstteki kuzgun

Taştı sanki bütün ruhu o tek kelimeden

Ne bir söz ekledi, ne bir tüyü kımıldadı

Acıyla mırıldandım: “Diğerleri uçup gittiler,

Sabah o da terkedecek beni, umutlarım gibi”

          Dedi kuş “Hiçbir zaman”


İrkildim tam yerinde söylenen bu sözle,

“Şüphesiz” dedim “bu söz, tek sermayesi,

Üzgün bir sahipten miras, zalim belaların

Şarkıları tek bir nakarata düşünceye dek kovaladığı

Umutsuz ve hüzünlü bir ağıt gibi tekrarlanan

            “Asla---hiçbir zaman”

 

Kuzgun beni hala cezbedip gülümsetirken,

Yöneldim koltuğa, kapının, büstün ve kuşun önündeki

Gömülürken koltuğuma, düşünüyordum

Eski zamanlardan kalma bu uğursuz kuşun

Bu gaddar, hantal, korkunç, ve kasvetli kuşun

Neydi kastettiği, derken “Hiçbir zaman”

 

Tahmin yürütmeye koyuldum, tek ses etmeden

Ateşli gözleriyle sinemi dağlayan kuşa

Devam ettim düşünmeye, uzatıp başımı

Lambanın aydınlattığı kadife yastığın üzerine

Lambanın gözlerini diktiği kadife ve mor yastık ki

            Ah, “hiçbir zaman” yaslanamayacak o! 

 

Sonra görünmez bir tütsünün kokusuyla ağırlaştı hava

Yüce meleklerin ayak sesleri çınladı tüylü zeminde.

“Ey Sefil” diye haykırdım “Bir ferahlık verdi sana Tanrın”

Lenore’un hatıralarından kurtulasın diye bir ilaç,

İç bu iksiri kana kana ve sil Lenore’u aklından

            Dedi kuzgun “Hiçbir zaman”

 

“Kahin” dedim “şeytani birşey! --kahin yine de, kuş ya da iblis”

Kışkırtıcı mıydı yoksa bir fırtına mı seni bu sahile atan

Kimsesiz ama gözüpek – bu afsunlu çöl toprağında

Bu perili evde—bana gerçeği söyle, yalvarıyorum

Var mı – günahların ilacı? Söyle bana–söyle, yalvarıyorum

            Dedi kuzgun  “Hiçbir zaman”


“Kahin” dedim “şeytani birşey! --kahin yine de, kuş ya da iblis”

Üstümüzde kıvrılan gökler ve yücelttiğimiz Tanrı adına

Söyle bu hüzünlü ruh, uzaktaki cennette, sarılabilecek mi

Meleklerin Lenore adını verdiği kutsal bir bakireye

Meleklerin Lenore dediği o eşsiz, nurlu bakireye

            Dedi kuzgun “Hiçbir zaman”

 

“Bu söz ayrılık imimiz olsun ey kuş, ya da iblis”

“Dön artık fırtınaya, ve cehennemi kıyılara,

Söylediğin yalana nişan tek tüy bırakma.

Yalnızlığıma dokunma, terket o büstü,

Çek gaganı kalbimden, çek suretini kapımdan”

            Dedi kuzgun “Hiçbir zaman”

 

Uçmuyor kuzgun, oturuyor orada, hala orada

Oda kapımın üzerindeki o süzgün büstte

Rüya gören bir iblisin bakışı gözlerinde

Gölgesi akıyor zemine yüksekteki lambadan

Ve bu gölgeden, yerde uzanmış yatan,

Yükselecek mi ruhum? – “hiçbir  zaman”
« Son Düzenleme: Şubat 21, 2009, 01:02:42 Gönderen: delil » Logged

SÜRÜLDÜ! Tanrı sürgünlere rehberlik etsin.
delil
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 111



« Yanıtla #1 : Şubat 21, 2009, 01:06:29 »


ANNABEL LEE


Senelerce senelerce evveldi
Bir deniz ülkesinde
Yaşayan bir kız vardı bileceksiniz
İsmi; Annabel Lee
Hiçbir şey düşünmezdi sevilmekten
Sevmekten başka beni
O çocuk ben çocuk, memleketimiz
O deniz ülkesiydi
Sevdalı değil karasevdalıydık
Ben ve Annabel Lee
Göklerde uçan melekler
Kıskanırlardı bizi
Bir gün işte bu yüzden göze geldi
O deniz ülkesinde
Üşüdü bir rüzgarından bulutun
Güzelim Annabel Lee
Götürdüler el üstünde
Koyup gittiler beni
Mezarı oradadır şimdi
O deniz ülkesinde
Biz daha bahtiyardık meleklerden
Onlar kıskanırdı bizi
Evet! Bu yüzden "Şahidimdir herkes ve deniz ülkesi"
Bir gece rüzgarından bulutun
Üşüdü gitti Annabel Lee
Sevdadan yana kim olursa olsun
Yaşca başca ileri
Geçemezlerdi bizi
Ne yedi kat göklerdeki melekler
Ne deniz dibi cinleri
Hiç biri ayıramaz beni senden
Güzelim Annabel Lee
Ay gelir ışır, hayalin erişir
Güzelim Annabel Lee
Orda gecelerim uzanır beklerim
Sevgilim sevgilim hayatım gelinim
O azgın sahildeki
Yattığın yerde seni...
 
 
 
Logged
kalalayka
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 401



« Yanıtla #2 : Şubat 21, 2009, 09:13:06 »


LİMAN KIRINTILARI


Bahamalı martılar beni çağırdı
bir ikinci bahar gecesi.
Yalan söyledim
yırtık blucinli tayfalara
Seni sevmediğimi söyledim.
Oysa rıhtımlar
en şarkılı dalgalarla yıkanıyordu
Midye kabuklarında sakladım gözyaşlarımı;
Hastaydım
kırık kötümser bir öksürük yapışmıştı boğazıma
Seni unutmak gerekiyordu...

Bahamalı martılar beni çağırdı
bir ikinci bahar gecesi.
İskele fenerlerinin altında oturup
seni bekledim sevgilim
Ellerim ıslaktı, gözlerim ıslaktı.
Gelip caydırabilirdin beni gitmekten
Oturup sigara içer, anlaşabilirdik...
Sana tapacağım yalan değildi
benim olursan
Seni seviyordum, seni istiyordum...
Bahamalı martılar beni çağırdı
bir ikinci bahar gecesi.
Filler gibi içtim liman meyhanelerinde;
seni unutmak için içtim...
Senin sokağında geceler yıldızsızdı
senin sokağında gece yağmur yağıyordu
Ben zayıftım, çabuk ıslanıyordum
Bana sevmek yaramıyordu,
ben sevilemiyordum...
Bahamalı martılar beni çağırdı
bir ikinci bahar gecesi.
Sana bırakacağım bu kentin
üç semtinde üç damla gözyaşı döktüm
Birincisi seni ilk gördüğüm yerdi
ikincisi seni ilk öptüğüm yerdi
Üçüncüsü... söylemeye dilim varmıyor,
üçüncüsü bana git dediğin yerdi
İşte bu mısraları orda karalıyorum;
işte demir aldı şilebimiz
Gidiyor, gidiyor, gidiyorum...


 
 
 
Logged

''Sahip olacağın her şey ''der Tracy,''bir gün kaybedeceklerinden sadece biridir;cevap bir cevabın olmamasıdır''
nasti
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 31



WWW
« Yanıtla #3 : Nisan 19, 2009, 09:27:00 »

kuzgun şiiri ile tanıdım daha sonra morque sokağı cinayeti ve altın böceği okudum başarılı bir yazar severim
Logged



Balder NASTİ
gazel
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2


« Yanıtla #4 : Temmuz 16, 2009, 02:28:09 »


It was many and many a year ago,
In a kingdom by the sea,
That a maiden there lived whom you may know
By the name of ANNABEL LEE;
And this maiden she lived with no other thought
Than to love and be loved by me.

I was a child and she was a child,
In this kingdom by the sea;
But we loved with a love that was more than love-
I and my Annabel Lee;
With a love that the winged seraphs of heaven
Coveted her and me.

And this was the reason that, long ago,
In this kingdom by the sea,
A wind blew out of a cloud, chilling
My beautiful Annabel Lee;
So that her highborn kinsman came
And bore her away from me,
To shut her up in a sepulchre
In this kingdom by the sea.

The angels, not half so happy in heaven,
Went envying her and me-
Yes!- that was the reason (as all men know,
In this kingdom by the sea)
That the wind came out of the cloud by night,
Chilling and killing my Annabel Lee.

But our love it was stronger by far than the love
Of those who were older than we-
Of many far wiser than we-
And neither the angels in heaven above,
Nor the demons down under the sea,
Can ever dissever my soul from the soul
Of the beautiful Annabel Lee.

For the moon never beams without bringing me dreams
Of the beautiful Annabel Lee;
And the stars never rise but I feel the bright eyes
Of the beautiful Annabel Lee;
And so, all the night-tide, I lie down by the side
Of my darling- my darling- my life and my bride,
In the sepulchre there by the sea,
In her tomb by the sounding sea.

 
 
Logged
yadsıma
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 30



« Yanıtla #5 : Temmuz 16, 2009, 08:54:34 »

BİR DÜŞÜN İÇİNDE BİR DÜŞ

Alnına konsun bu öpüş!
Ve, şimdi senden ayrılırken,
İtiraf edeyim ki-
Günlerimi bir düş
Sayarken yanılmıyorsun;
Ama, umut gitmişse uzaklara
Bir gece ya da bir gün
Bir görüntüde ya da bir şeyde olmaksızın
Fark eder mi bu yüzden?
Bütün gördüğümüz ve göründüğümüz
Yalnızca bir düş içinde bir düş.

Kırılan dalgaların dövdüğü bir kıyının
Haykırışları içinde duruyorum:
Ve altın kum taneleri
Tutuyorum avucumda-
Ne kadar az! Ama nasıl da
Süzülüyorlar parmaklarımın arasından derinlerine
Ben ağlarken - ben ağlarken!
Ah Tanrım! Daha sıkı
Tutamaz mıyım onları?
Ah Tanrım! Tekini bile kurtaramaz mıyım acımasız
dalgadan?
Bir düşün içinde bir düş mü
bütün gördüğümüz ve göründüğümüz?
Logged

"iceri girip pencereleri kapatıyorum"
yadsıma
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 30



« Yanıtla #6 : Temmuz 22, 2009, 12:43:49 »

SONE – SESSİZLİK

Kimi nitelikler vardır - ikili bir yaşamı olan
Bazı bileşik şeyler ki böyle yapılmıştır
Bu ikiz kimliğin bir türlü
Işık ve maddeden fışkıran,
Gölgede ve katıda görülen
İki katlı bir sessizlik  var – kıyı ve deniz
Gövde ve ruh. Biri sessiz yerlerde durur
Uzun çimenlerde; vakur güzelliklerde,
Kimi beşeri anılarda ve göz yaşartan eski bilgilerde
Korkusuz say onu: Adı “yok artık”
Birleşik sessizliktir o: Ondan korkma.
İçinde kötü bir güç yok
Ama ısrarlı bir kader (amansız kader)
Rastlatırsa seni onun gölgesine (adsız bir peri
uğrayan insan ayağının basmadığı bölgelere)
Kendini Tanrıya emanet et!
« Son Düzenleme: Temmuz 22, 2009, 12:50:52 Gönderen: yadsıma » Logged
nasti
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 31



WWW
« Yanıtla #7 : Eylül 12, 2009, 10:20:20 »

liman kırıntıları poe ya ait değil diye bir rivayet var.poe hayranı bir arkadaşım tüm kitaplarını okudu ve bu şiiri göremediğni söyledi.bu söylemi başka erlerden de duydum.poe imzasıyla her yerde görmek mümkün fakat ne kadar doğrudur bilmiyorum
Logged
lost_messiah
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3


WWW
« Yanıtla #8 : Kasım 17, 2009, 03:10:54 »

Edgar Allan Poe bilim-kurgu, gerilim, fantastik, polisiye gibi bir çok türü başarıyla bir araya getirebilmiş bir yazardır. Özellikle kendi gerçekliği ve kuralları olan özerk, mikro dünyalar tasvir ettiği için bilimkurgunun öncüllerinden biri olarak görülür.
Logged

Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: