Tutunamayanlar
Nisan 21, 2014, 01:04:06 *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Alev Alatlı'nın Zaman'da yayınlanmayan yazısı  (Okunma Sayısı 3827 defa)
uyku
Ziyaretçi
« : Şubat 20, 2008, 12:13:16 »

İçerden mırıldanmalar


Gözlemlediğim odur ki, korkutan tülbent değil, türban. Niye, çünkü, derin belleğimizdeki hayırhah kadının uzantısı tülbent. Döner yara sarar, döner kırık kol bağlar, döner sancılı başı sıkar... hastanın terini siler, yavukluya armağan olur, hasreti iyileştirir. Nurani yüzleri çevrelerken anılır...Türban öyle değil. Çünkü, türban, İslâmi tesettüre ilişkin en katı (dilerseniz, en erkeksi) yorumun benimsendiğinin ilânı hüviyetindedir; ve dolayısıyla, kadına ilişkin tüm diğer yorum ve kuralların da kabullenildiğini ima eder. Bunların arasında kötülük, fitne ve uğursuzluk kaynağı olmamızdan başka, dinen ve aklen dûn (eksik) yaratıldığımız, namazı bozan köpekler ve eşeklerle bir tutulduğumuz şeklinde...haysiyetimizi rencide eden yorumlar vardır. Türban, bu yorumların zımnen kabulü olarak görüldüğü için korkutur.

Kadın/ana koşulsuz sevginin simgesidir...Hiç bir ideolojinin yada toplumsal kurgunun ya da inancın selâmeti anayı çocuklarını feda etmeye iknaya yetmezken, kadın, pederşahi kuralların inşa ettiği dünyanın iflâh olmaz muhalifi olarak tebarüz eder. Bu iflâh olmaz muhalif, yeri geldiğinde tüm kuralları çiğneyecek, oğlan ya da kız, suçları ne olursa olsun, doğurduklarının esenliğini sağlamaya çalışacaktır. "Ağlarsa ana ağlar gerisi yalan ağlar" olgusu, kadın unsurunun beşere sunduğu eşsiz sığınağı minnetle ulularken; kadının kendisi yeryüzünde gözlenen tüm karışıklıkların (fitnenin) müsebbibi olarak takdim edilir, dünya kurulalı beri.

Hint'in kutsal metinlerinde, "doğuştan düşüncesiz ve hilekârdır" kadın... Buda, öğretisini sulandıracakları için kadınların rahibe olmalarına karşıdır. Ortodoks Yahudi erkeklerinin sabah dualarından biri, "Beni bir kadın olarak yaratmayan Kâinatın Yaratıcısı Efendimize hamdolsun."... Hıristiyan geleneğinin başat bileşeni, kadının kötülük, ayartma ve günahla özdeşleştirilmesidir... Hayrın ve şerrin, cinslerdeki karşılıkları erkek ve kadın olarak belirlenirken, yeryüzüne kötülük bulaştırdıkları gerekçesiyle kadınlardan topluca tövbe edip, günahlarını affettirmeleri talep edilir... İslam'da, "Ümmetim için kadın fitnesinden daha büyük bir fitne kaldığını bilmiyorum" mealindeki cümlenin Hazreti Muhammed'e ait olduğu bildirilir. "Allahım bizi kadınların şerrinden, fitnesinden ve onlarla imtihan olup kaybetmekten koru" mealindeki duanın(3) varlığı, semavi dinlerin ortak tutumlarının yansıması olarak belirir...Öte yandan, 1900'lü yılların başlarına kadar medeni dünyanın hemen her ülkesinde bir eş, kocasının gölgesi, uzantısı, parçası olan kadın, dünyayı saran değişimden nasibini alacaktır. "Yeni kadın" erkeğin bir refleksinden ibaret olmayı kabullenmeyen, yardımcı oyuncu rolünü reddeden, kendisine ait bir içdünyasına sahip, coşkulu, bağımsız, özgüven sahibi, yaşamını bir başına sürdürmeyi göze alabilen kadındır.

Yeni kadın, erkeğin ne gönlüne ne de aklına hitap eder. Erkek cinsinin en duyarlı zümresi iken şairler, yeni kadını ne görürler, ne duyarlar, ne anlarlar, ne de ayırt ederler... Edebiyat, ihanete uğramış, terk edilmiş, acı çeken kadınlar, intikamcı zevceler, büyüleyici aşifteler ya da iradesiz, renksiz, sade, şirin kızlar üretmeyi sürdürür...Yaşı ne olursa olsun, erkeğin kanatlarının altında olmayan kadın, ana muamelesi görür. Özetle, kadının ne olup olmadığı erkekler tarafından kadınlar üzerinden tartışılan bir süreç olmaya devam eder; günümüzde türban meselesinde gördüğümüz gibi...

Yeni kadının tecrübesi, yeryüzündeki yaşamın somutta ispatlanan aşkla ayakta kaldığı şeklindedir, yasalarla değil... Gerektiğinde baş örten, gerektiğinde yara saran tülbent, kadınlara mahsus bilginin kadim nakil aracı olarak görülür. Bu bağlamda, türban, kadınlık bilgisinin bastırılması, diğer bir deyişle, kadının kadına ihanetinin dışavurumu olarak algılanabildiği için korkutur.

Türk toplumun eriştiği tarihinin bu noktasında, yargıç kürsüsündeki yerini dişiyle tırnağıyla elde etmiş yeni kadın, tanık mahallindeki hemcinsinin şahitliğini irade ve akıl bakımından erkeklerden daha zayıf olduğu gerekçesiyle reddetmeyi aklından bile geçirmezken, dünya ve kâinat görüşünü türbanı aracılığıyla ilân eden kadın yargıcın vereceği hüküm, erkek cinsi lehine cinsiyet ayırımı yapacağının peşinen kabulü demek olacağı için korkutur. Benzeri korkular tıptan sahne sanatlarına, öğretmenlikten turizme kadar hemen her uğraş dalında nüksedebilecek; yalnız seyahat edememekten yönetici kadrolarından uzak durmaya varıncaya kadar çok sayıda olası yasaklar gündemde kalmaya ve ürkütmeye devam edeceklerdir.
Bana sorarsanız, türban sorunu işbu "kadının kadına ihaneti" olarak ifade ettiğim açmazda düğümlenmektedir. Bir kısmımız türbanı egemen erkeklerle kadınlar aleyhine yapılan bir ittifak olarak değerlendirirken, diğer bir kısmımız yasakçılarla birlikte hareket etmek suretiyle kendilerine tekâmül yollarını kapayan hemcinslerinin ihaneti olarak görebilmektedirler. Her halûkârda, konu üzerinde tartışacak, uzlaşma zemini arayacak, meseleyi çözüme ulaştırmaya çalışacak olan kadınlardır; kadınlar üzerinden ahkâm kesen muhalif ya da muvafık erkekler değil.
Logged
ruesdemonparis
Newbie

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 218



WWW
« Yanıtla #1 : Şubat 20, 2008, 12:29:38 »

Başörtüsü tartışmasıyla, Erkeğe göre  Kadın' ın ne ilgisi var ben kavrayamadım. Bu tartışmaların kadınla ilgili olmadığını artık kahvehanedekiler bile biliyor. Madem öteki tartışması, bana göre esas sıkıntı Başı açık beyazların (Alev Alatlı, Nazlı Ilıcak...), başı örtülü kadınları gibi acı duyduklarını söylemeleri.
Logged

sdaşfkjasşdlkfjaşsldkfjaşsldkfjaşsdlfkjaşdskf
yahut
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : Şubat 20, 2008, 12:32:28 »

Zaman gazetesi diyalog çalışmalarından vakit bulup  İslam'da kadın hakları, hadislerin sebepleri gibi konular hakkında Alev Hanıma bilgi verememiş belli!

Yazıda haklı bulduğum yönler elbette var ; lakin Alev Hanımın feministçe ifadeleri ve kadınlık duygusunun bastırılması sebebiyle türban örtüldüğü yönündeki sözleri çelişiyor.

Ama türban sorununu çıkaran da erkekler, bununla ilgili karar alan da erkekler, bunu tartışan da erkekler; bu tespite karşı çıkan olmaz sanırım...
Logged
leylirumi
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : Şubat 20, 2008, 02:18:55 »

Alev Alatlı

Zaman

yazı...

Alev Alatlı 'yı hiç takip etmedim, içimden gelmedi, çekmedi beni.

Zaman: e hoşgörü hoşgörü, tepene çıkarırsın...

yazı: okusam ne okumasam ne?

*sahi madem yayınlanmamış nerden buldunuz bu yazıyı, ee, daha çok merak uyandırır bu türlüsü de, dedim ya okumadım, bıktım bu mevzulardan ama konuşsam, konuşsan, konuşsak Tesir Etmiyor, sussam, sussan, sussak Gönül Razı Değil...

...
haksız rekabet, safdışı bırakmak,... ralliler'de falan yapılır, Ayı Yogi'de bile vardı (çizgi film) rakibin/rakiplerin arabası bozulur, tekerin havası indirilir, bir tel koparılır, yarışçıların başına haller gelir, vs vs... ki rakipler böylece elenir daha yarışa katılmadan. ve bütün zeka gücü, bu işler uğruna harcanır... Kazanmak! (nasıl olursa olsun.)
ama nedense bunca plan, komplo, tuzağa rağmen, istenen sonuç elde edilinemez?

Niye acaba, yoksa bir Gören, Bilen, Sezen mi var bütün bu entrikaları "iki kişinin bildiği sır değildirler"i?

Abdulmuttalip'in Ebrehe'ye takındığı tavrı takınmalı örtülüler ve Abdulmuttalip nasıl ki Kabe'yi sahibine bırakmışsa, siz de sahibine bırakın... Bırakın o nasıl sahip çıkarsa çıksın mülküne! Nasıl korursa korusun, elem, keder, haksızlık olsun be gözüm dünya ki gam yurdu onu çekmemişsin başka dert çekecektin, bak ne güzel Allah sana onurlu bir dert vermiş.

Sen! Sokrates'in ağlayan karısı gibi olma... Sokrates gibi ol.
« Son Düzenleme: Şubat 20, 2008, 02:24:59 Gönderen: leylirumi » Logged
ekleptik
Ziyaretçi
« Yanıtla #4 : Şubat 20, 2008, 05:21:11 »

leylirumi,
Hz.İsa sana bir tokat atana diğer yanağını dönmeni öğütler.Ama İslam'da böyle değildir: kısasa kısas!

Zulme karşı susanın dilsiz yılan sayıldığı bir dindir İslamiyet!

hatırlatmak istedim...
Logged
zeynepavar
Newbie

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 238



« Yanıtla #5 : Şubat 20, 2008, 09:49:25 »

bu yazı,diğer yazılar,tv'deki tartışma programları vs. hepsinde konuşuluyor birşeyler.
bana sorarsanız pek birşey çözülmedi.herkes sürecin başında ne düşünüyorsa şimdi de farklı düşünmüyor.konuşanlar yada yazanlar için bence pek sıkıntı yok.olan vatandaşa oluyor,mağdurlar yıpranıyor.gündem zehirlenmesi yaşıyoruz,artık ne olacaksa olsun demek geçiyor insanın içinden...
Logged

bütün istediğim biraz kesinlikti...
leylirumi
Ziyaretçi
« Yanıtla #6 : Şubat 21, 2008, 03:10:04 »

leylirumi,
Hz.İsa sana bir tokat atana diğer yanağını dönmeni öğütler.Ama İslam'da böyle değildir: kısasa kısas!

Zulme karşı susanın dilsiz yılan sayıldığı bir dindir İslamiyet!

hatırlatmak istedim...
dostum bi daha oku, ben tartışmaktan hoşlanmıyorum, sürekli vurguladığım bir kelime var "paylaşmak". yani biz de bu olayın dışında biri değiliz elhamdülillah ama ben çok şeyler de kazandım, satır aralarını da okumak lâzım, sâkin bir kafayla.

yani yazdıklarımı okumamışsın sadece Abdulmuttalip duruşu hoşuna gitmemiş, belki de onu da okumadın? neyse okusan da anlamak kolay değil bu mevzuyu.
 Evli bir çift gün gelir biz boşanacağız derler, boşanırlar. ama sonrasında ne yeni bir hayat düzen kurabilirler ne de geçmişten, izlerden kurtulabilirler, olan da anadan babadan, huzurlu bir aile ortamından mahrum ÇOCUKLARA olur. tesellim onlara, onlar gibi siyasetin medyanın dırdırları arasında rahat huzurlu bir ülke, okul sistem göremeyen tesettürlü (gençlere).

yani bir tesettürlünün başını örtmekten başka işi gücü, düşü yok mu? yani öyle bir hâle gelmiş ki insan bu ya şaka diyesi geliyor ya da saçma bir rüya. mustafa kutlu "kapıları açmak" diye bir kitap yazmış, şahsen ben zehra karakterinden büyük bir enerji aldım ve kitabı okuduğumun bir iki gün sonrası  bir yolculuk yaptım çok da iyi geldi. zehra bir hayat kadını, ama Allah'a, kutsalına, yüreğindeki ışıltıya, saflığa öyle bir sarılışı var ki kendi çapında simurg olup çıkıyor. tesettürüne sarılan kızların çoğu zaman sonra inançlarında bocalama yaşayabiliyorlar... sonuç itibariyle insandır, nisyan yakınındadır...
« Son Düzenleme: Şubat 21, 2008, 03:51:28 Gönderen: leylirumi » Logged
Ala
Newbie

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 169



WWW
« Yanıtla #7 : Mart 17, 2008, 05:17:23 »

Türban sorunu tülbentle çözülür mü?
ALEV ALATLI
1944 yılında İzmir'de dünyaya geldi. İlk ve ortaokulu çeşitli illerde okudu.
Askeri ataşe olan babasının tayini çıkınca liseyi Tokyo'daki Amerikan Koleji'nde bitirdi. Daha sonra Türkiye'ye döndü ve Ortadoğu Teknik Üniversitesi Ekonomi-İstatistik bölümünde okudu. Yüksek lisansını ABD'de felsefe üzerine verdi.
Türkiye'ye döndükten sonra beş yıl İstanbul Üniversitesi ve Devlet Planlama Teşkilatı'nda görev aldı. Daha sonra Universty of California, Berkeley'in Türkiye'de yürüttüğü bir psiko-dilbilim projesinin İstanbul ayağını üstlendi. 1984 yılında hep yapmak istediği bir işi yapmak için eve çekildi ve yazmaya başladı. Roman, inceleme ve deneme kitapları bulunuyor.

AYŞE BÖHÜRLER
1963 yılında Kayseri'de doğdu. İlkokulu bitirdikten sonra İstanbul'a geldi. Erenköy Kız Lisesi'ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu'ndan mezun oldu. Çeşitli sivil toplum kuruluşları ve girişimlerinde aktif roller aldı. 1992-1995 tarihleri arasında İzlenim dergisinde, daha sonra da Aksiyon dergisinde 'Aile ve Eğitim' bölümü editörlüğü görevini yürüttü.
1995 yılında Kanal 7'de çalışmaya başladı. Kadın, çocuk, eğitim, belgesel ve tartışma programlarının yapım-yönetiminde yer aldı. Yaklaşık bir yıl önce Kanal 7'den ayrıldı. Yeni Şafak gazetesinde köşe yazarlığı yapıyor. AKP'nin kurucularından ve Merkez Karar Yönetim Kurulu üyesi.
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

AYŞE BÖHÜRLER - Sizin babanızın bir askeri ataşe, benimkinin bir Kayseri esnafı olmasının örtülülük ve açıklığı savunmamızda etkisi var mıdır? Sizi ve beni buluşturan ortak noktalar nerede başlıyor? Neden benzerlerinizin birçoğu ile yolumuz hiçbir yerde kesişemiyor. Neden hemcinsleriniz ya da benzerleriniz örtülü birini görünce bakamıyor, göz göze gelmek istemediklerini söylüyor. Hem de farklılıkların bu kadar çok konuşulduğu bir dünyada. Benzerlerin farklılıkları kabul edilebilir. Ya ötekiler?
ALEV ALATLI - Şu son yazıyla aslıma rücu edip etmediğimi soruyorsunuz, doğru mu anlıyorum? Öyleyse hemen düzelteyim: açık olmam, türban yasağını savunuyorum anlamına gelmiyor. Evet, babam askeri ataşeydi ama annem şöyle dursun, benim ne anneannem, ne babannem, ne de ailenin diğer büyükleri örtülüydüler. Yetiştiğimiz ortamlarda böyle bir fark olduğu anlaşılıyor. Buna karşın, 'Hac mevsimi bu yıl Kurban Bayramı'na denk geldi' diyenlerden değilim; İslâmı öğrenmek için beş yıldan fazla çalıştım, Türkiye yetmedi, El Ezher'den yardım aldım ama tesettür emrinin sizin örtünmenizle sonuçlanan yorumuna katılmıyorum, Ayşe hanım. Ha, katılmıyorum da ne oluyor? Hiç. Son tahlilde, siz de, ben de hesabımızı yüce Allah'a vereceğiz. Bana sorarsanız, Alatlı-Böhürler dostluğunu sağlayan da bu bilinçtir. Uzun yıllardan beri tanışırız, ben sizin dürüst olmadığınız, ne siyasi ne de diğer tercihlerinizde kullacağım kelime için peşinen affınıza sığınırım, 'kıvırttığınızı' görmedim, hele 'gözlerinizi kaçırdığınızı' hiç görmedim. Buna karşın, 'göz kaçırma' Türkiye'de yaygın bir alışkanlıktır, doğru. Bana öyle gelir ki, içten konuşamayacağımızı bildiğimiz/hissettiğimiz durumlarda göz temasından kaçarız, meselâ, nöbet tutan erler böyledir. Galiba birbirimizi kırmaktan korktuğumuzda, ya da ne söyleyeceğimizi tam bilemediğimizde, ya da belki de düpedüz mahcubiyetten de gözlerimizi kaçırırız. Bizler edepli insanlarızdır, Ayşe hanım. Bir açık hanım, örneğin, 'Yani bacım şimdi sen bana kocamın üstüme evlenmesini kabullenmem gerektiğini mi söylüyorsun' gibisinden münakaşaya çanak tutacak bir soru sormaktan kaçınırken, örtülü hanım da 'böyle açılıp saçılıp seks objesi olmayı nasıl içine sindirebiliyorsun' gibi soruyu sormaktan hicap edecektir. Diyeceğim, bu göz kaçırma olayında daha fazla bir şeyler okumamak lâzım. Diyalog olmayınca da taraflar içlerine kapanıp, bir 'öteki' icat ediyor, 'öteki'nin içini önyargılarıyla dolduruyorlar artık.
A.B. - Ben şimdiye kadar sizi hep yereli savunan ve Batıcıların klişelerine karşı çıkan birisi olarak tanımıştım. Ama tülbent yazınızda yereli savunsanız da, Batıcı kilişeleri hatta oryantalist önyargıları mı taşıyorsunuz şüphesine kapıldık. Siz bir aydınsınız, şimdiye kadar taraftar olmadan bu tavrınızı hep korudunuz ama şimdi yanıldık mı diyoruz. Aslında ben de sizin kendinizi nasıl tanımladığınızı merak ediyorum.
A.A. - Kusura bakmayın ama yazısına örtünme meselesinin İslâm'a özgü olmadığına işaret ederek başlayan birisinin 'oryantal önyargılar' taşıyor olmasından nasıl kuşkulanılır, anlamış değilim! Kendimi nasıl tanımladığıma gelince, yaşadığım dönemi olabildiğince tarafsız kalmaya çaba gösterek çözümlemeye çalışan birisiyim. Ne kimsenin sözcüsüyüm, ne de herhangi bir ideolojinin/inancın apolojetiği.
A.B. - Tülbent ile türban karşılaştırmasını yaptığınız yazınız tepki de beğeni de aldı. Ama ben tepki verenlerin cephesini daha yakından biliyorum. Türbanı korku unsuru tülbendi ise hayırhah bir örtü olarak tanımlıyorsunuz. Çevremden gelen ilk tepki büyük bir hayret ve Alev Alatlı da mı onlardan oldu?
A.A. - 'Tanımlıyor' değilim, Ayşe hanım, bir gözlemimi ifade ediyorum. Elimde yeterli veri/istatistik olmadan tanımlamaya da kalkışmam zaten. Tülbent neden hoş karşılanırken, türban tedirgin ediyor, bu fenomeni anlamaya ve hissettiğimi örtülü, örtüsüz okurlarımla paylaşmaya çalışıyorum. Hepsi bu.
A.B. - Tülbent için sıraladığınız işlevler biraz kırsala biraz da geçmiş yüzyıla ait fonksiyonlar değil mi? Bugün için tülbendin hayal ettirdiği işleri zaten yapan da yok. Köyde bile!
A.A. - İşlevle alâkası yok. Metindeki ifade, tülbentin 'derin belleğimizdeki hayırhah kadının uzantısı' olduğu şeklindedir. Bu bağlamda, türbandan farklı olarak, tülbentin eski bayramlar gibi, Markiz pastanesi gibi, hatta Asrı Saadet gibi, nostaljik bir duygu uyandırdığını gözlemlediğimi ifade ediyorum.
A.B. - Latife Tekin'de aynı benzetmeyi kullanmıştı. Tülbentle yoğurt yapmak, çocuğun üzerinden sinek kovmak gibi. Bu biraz sınıfsal aşağılama içermiyor mu?
A.A. -Nostaljik duygular tanımları itibarıyla aşağılama içermezler ki, Ayşe hanım. Tersine, özlemlerin ifadesi olurlar. Özlenene yüklenen nitelikler ister gerçekçi olsun, ister olmasın, nostalji böyle bir duygudur. Pastoral şiirler neden yazılır? Nuri İyem'in tablolarının birilerini aşağıladığından söz edilebilir mi?
A.B. - Aynı şey değil mi, Alev hanım? İyem tablolarındaki köy kadınları tasvir ediliyor. Ayrıca şehirde yaşayan kadınlar o tablolarda tasvir edilen işleri yapmıyorlar ki tülbent taksınlar. Biz saman sapı ayıran kadından değil, doktor, mühendis, avukat olan kadından söz ediyoruz.
A. A. - Efendim, kim diyor tülbent taksınlar diye!? Kimin haddine? Kentli Osmanlı kadınları bile tülbent takmadılar, türlü örtünme biçimleri geliştirdiler! Tekrar söylüyorum, ben türbanın yarattığı tepkinin duygusal içeriğini çözümlemeye çalışıyorum. Niye türban değil de, tülbent ya da işte boyun altından bağlanan eşarp daha az korkutucu duruyor belirli bir kesimin algılamasında.
A.B. - Çift taraflı empati yapmaya çalışıyorsunuz, anlıyorum.
A.A. - Evet!
A.B. - Ancak biz de meseleyi rasyonel ve insani yönüyle konuşabileceğimiz o kadar az insan ile karşılaşıyoruz ki!
A.A. - Bakın bu çok doğru. Rasyonel ve insani diyalog geliştirilemedi, geliştirilemiyor. Ben örtüsüzken bile, türbana ilişkin en ufak bir empati sergilediğimde çevremin hışmını çektiğimi biliyorum. Yerleşik psikolojinin hâkimiyetinden kolay kurtulunamıyor.
A.B. - Belki de bu durum bizi fazla alıngan yapıyor. Aynı şeyleri 20 yıldır söylüyoruz ama sanki ilk defa söylüyormuşcasına algılanıyoruz. 1987 yılında dindar kadınların erkek egemen islam söylemine ilişkin eleştirileri gazetelere yansıdı. O dönemin Zaman gazetesinde Mualla Kavuncu'nun, Yıldız Ramazanoğlu'nun, Hidayet Tuksal'ın başlattığı tartışmaları ve sonrasını kimse görmüyor. Bunca zamandır kendi cephesinde geleneksel anlayışla mücadele ederek okuyan meslek sahibi olan kadınlar yok sayılıyor. Sanırım 1985'ti ilk tamamıyla örtülü olmaya karar verdiğim bir dönemde hem de Ayverdi ekolünden bir hanımdan duymuştum ilk olarak 'keşke Anadolu kadını gibi örtünseydin' sözünü. Bu söze o zaman da bugün de tepki duyuyorum. Anadolu kadınının ya da annelerimizin örtüleri kendi zamanlarına ait benimkine değil. Ayrıca ben annelerimizin din anlayışına hiçbir zaman sıcak bakmadım. Hatta bende tam tersi bir etki bırakıyor. Onlar sorgulamadan, bir gelenek ve teslimiyet içinde taşıdılar tülbendi.
A.A. - Erkek egemen İslam söylemini tartışmaya açmanın nasıl bir medeni cesaret, direnç gerektirdiğini anlayıp, hayran olmamak mümkün değil. Fakat, siz de takdir edersiniz ki 20 yıl meselelere bakış açılarını dönüştürmek için pek kısa bir süre, hele de bizimki gibi, ekonomik krizdir, depremdir, terördür diye her an sarsılan bir ülkedede... Bakın, Zaman gazetesinden bahsediyorsunuz, yirmi yıl önce Zaman'ın tirajı kaçtı? Sözünü ettiğiniz hanımefendiyi kaç kişi tanıyabildi? İslâmi kadın hareketinin kıpraştığının elbette farkındayım, ama özel ilgi alanıma girdiği için farkındayım. Ama türbanın korku saldığını kesimin kısmı azamı farkında değil. O halde, derin bir iletişim, dilerseniz tanıtım sorunu olduğunu teslim etmeliyiz.

--------------------------------------------------------------------------------


İki kadın yazar çıktı meydana!
Türban konusunda farklı düşünen iki kadın yazar Alev Alatlı ve Ayşe Böhürler, birbirleriyle fikirlerini paylaştı.

Yazar Alev Alatlı'nın Zaman gazetesine gönderdiği 'İçerden Mırıldanmalar' yazısı şöyle başlıyordu: "Gözlemlediğim odur ki, korkutan tülbent değil, türban."
Zaman gazetesi Alev Alatlı'nın yazısını yayımlamayınca tartışma alevlendi. Alatlı yayımlanmayan yazısında türban konusunda şu tespiti yapıyordu: "Her halûkârda, konu üzerinde tartışacak, uzlaşma zemini arayacak, meseleyi çözüme ulaştırmaya çalışacak olan kadınlardır; kadınlar üzerinden ahkâm kesen muhalif ya da muvafık erkekler değil."
Türban konusunda birbirinden farklı düşünen iki kadın yazar, Alev Alatlı ve Ayşe Böhürler Radikal için bir araya gelip türbanı tartıştı. Böhürler, tartışmanın özetini şöyle yaptı: "Amaç ikna etmek değil, anlamak olunca birbirimizden öğrenecek çok şeyimiz olabiliyor."


Logged

zaman...
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: