Tutunamayanlar
Nisan 18, 2014, 07:02:40 *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
Gönderen Konu: yağmur şiirleri  (Okunma Sayısı 31725 defa)
uyku
Ziyaretçi
« : Mart 30, 2008, 04:30:43 »




Özletiyor Seni Bu Yağmurlar

Burada yağmur yağıyor
Aralıksız yağıyor günlerdir
Ama sen yine de şemsiyeni
Almadan gel ilk otobüsle

Buğulanan camlara usulca
Yüzünü çiziyorum ki yüzün
Bir yağmur damlası olup
Düşüyor yapraklarına gülün

Güller de bozamıyor bu uzun
Karanlık sessizliğini kentin
Anılarını yitiriyor sokaklar
Bezirgânlaşıyor bulvar ışıkları

Tarih de kekemeleşiyor bazan
Ki o zaman aşktır tek bilici
Aşksa yürümek gibi bir şey
Duyabilmek kuşların gelişini

Anısı bizsek eğer bu kentin
Unuttuğu türküler bizsek
Acıyı rehin bırakıp bir güle
Anımsatmalıyız bunları bir bir

Sonra yürümeliyiz seninle
Sokaklara caddelere çıkmalıyız
Belki bir aşktır bu kentin
Belleğini geri getirecek olan

Burada yağmur yağıyor ama sen
Şemsiyeni almadan gel yine de
Özletiyor bu çılgın sağanak seni
Sırılsıklam özletiyor biliyor musun
 
Ahmet Telli
 
Logged
uyku
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : Mart 30, 2008, 04:35:49 »



Yağmur Kaçağı

elimden tut yoksa düşeceğim
yoksa bir bir yıldızlar düşecek
eğer şairsem beni tanırsan
yağmurdan korktuğumu bilirsen
gözlerim aklına gelirse
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni

geceleri bir çarpıntı duyarsan
telaş telaş yağmurdan kaçıyorum
saray burnun dan geçiyorum
akşamsa eylülse ıslanmışsam
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.

Atillâ İlhan
   
 

Logged
patik
Newbie

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 223



« Yanıtla #2 : Mart 30, 2008, 04:40:31 »


YAĞMUR GİBİ

"yağmur çiseliyor (...)
bir ihanet konuşması gibi"
Nazım Hikmet

İğneli sözler gibi yağıyor yağmur.
Bir erkeğin ateşli bir kadını reddedişi gibi...
Bir sezgi gibi... bir epifani... Sebepsiz bir
hazırlanma telâşı... Kadının kapris süsü verilmiş

arzusu gibi. Manik bir söyleme isteği, depresif bir
vazgeçiş gibi yağıyor yağmur. Bitmek bilmez
bir şikâyet gibi... (ark ettin mi,
yağmur yağarken herşey başka bir şeyi imâ ediyor.

Arzu gibi; ruhun tene mahrem bir
itirafı gibi yağıyor yağmur, fısıltıyla. Erkek sokağın
dişi balkonlara lâf atması gibi, fısıltıyla!
Telde tünemiş kuşlara değmemeğe çalışarak.

Camlara. Camların dışına; biz içerdeyiz!
Tenimizin içindeyiz!

Bir yanlış anlama gibi, ruhumuzun tenimize
yaklaşmak istemesi gibi uyku gibi...
Ölüm korkusuna benzeyen belli belirsiz bir sezgi gibi
yağıyor yağmur...

Arzu gibi; tenin ruha günahkâr bir itirafı gibi
yağıyor yağmur.... ne konuşsak
sözümüzü kesiyor... yağmur-arzu! Hiç dinmiyor...
İğneli sözlerimizi yumuşatıyor...
Ekim, 2002

CEM UZUNGÜNEŞ
Logged
uyku
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : Mart 30, 2008, 04:41:34 »



Bu Yağmur

Bu yağmur,bu yağmur, bu kıldan ince,
Nefesten yumuşak, yağan bu yağmur.
Bu yağmur, bu yağmur, bir gün dinince,
Aynalar yüzümü tanımaz olur.

Bu yağmur, kanımı boğan bir iplik,
Tenimde acısız duran bir bıçak,
Bu yağmur, yerde taş ve bende kemik,
Dayandıkça çisil çisil yağacak.

Bu yağmur, delilik vehminden üstün,
Karanlık, kovulmaz düşüncelereden.
Cinlerin beynimde yaptığı düğün.
Sulardan, seslerden ve gecelerden...    

Necip Fazıl Kısakürek
Logged
tutunamayanlar
Administrator
Hero Member
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 846



« Yanıtla #4 : Mart 30, 2008, 05:16:25 »

YAĞMUR

 

Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur

Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından

Toprağı kirlerinden arındırır bir yağmur

Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından

Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat

En müstesna doğuşa hamiledir kainat

 

Yıllardır boz bulanık suları yudumladım

Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları

Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım

 

Hasretin alev alev içime bir an düştü

Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü

Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde

Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü

 

İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin

Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla

Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin

Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla

Evlerin anasına dikilir yeşil bayrak

Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak

 

Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım

Heyula, bir ağ gibi ördü rüyalarımı

Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım

 

Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü

Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü

Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe

Her sayfada talihsiz binlerce kurban düştü

 

Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden

Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına

Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden

Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına

Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin

Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin

 

Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım

Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış mazide

Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım

 

Sensiz kaldırımlara nice güzel can düştü

Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü

Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin

En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü

 

Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan

Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar

Mutluluk nağmeleri işitirler Hıra'dan

Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar

Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri

Paramparça, ateşler şahının hayalleri

 

Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım

O mücella çehreni izleseydim ebedi

Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım

 

Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü

Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü

Katil sinekler deldi hicabın perdesini

İstiklal boşluğuna arılar nadan düştü

 

Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında

Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin

Ebedi aşka giden esrarlı yollarında

Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin

Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü

On asırlık ocağın savururdum külünü

 

Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım

Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak

Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım

 

Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü

Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü

Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara

Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü

 

Badiye yaylasında koklasaydım izini

Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar

Seninle yıkasaydım acılar dehlizini

Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar

Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya

Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya

 

Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım

Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu

Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım

 

Haritanın en beyaz noktasına kan düştü

Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü

Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi

Hakların temeline sanki bir volkan düştü

 

Firakınla kavrulur çölde kum taneleri

Ahuların içinde sevdan akkor gibidir

Erdemin, bereketin doldurur haneleri

Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir

Şemsiyesi altında yürürsün bulutların

Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların

 

Devlerin esrarını aynalara sorsaydım

Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler

Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım

 

Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü

İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü

Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer

Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü

 

Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini

Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir

Yıldırımlar parçalar çirkefin gölgesini

Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir

Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından

Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından

 

Madeni arzuların ardında seyre daldım

Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini

Senin için görülen bir düş de ben olsaydım

 

Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü

Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü

Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali

 

Hazindir ki, dertleri aşmaya umman düştü

Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır

Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur

Sensiz doğrular eğri, beyaz bile karadır

Sesini duymayanlar girdabında boğulur

Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin

Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin

 

Saatlerin ardında hep kendimi aradım

Bir melal zincirine takıldı parmaklarım

Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım

 

Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü

Sensiz, kıtalar boyu uzayan vatan düştü

Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül

Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü

 

Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde

Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay

Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde

Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray

Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin

Mekanın fırçasında solmayan resim senin

 

Yağmur, bir gün elimi ellerinde bulsaydım

Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme

Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım

 

Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü

Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü

İniltiler geliyor doğudan ve batıdan

Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü

 

Islaklığı sanadır ahımın, efganımın

İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler

Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın

Nazarın ok misali karanlıkları deler

Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin

Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin

 

Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım

Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar

Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım

 

Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü

Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü

Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün

Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü

 

Nefesinle yeniden çizilecek desenler

Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek

Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler

Anneler çocuklara hep seni içirecek

Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin

Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin

 

Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım

Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın

Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

 

Kardeşler arasına heyhat, su-i zan düştü

Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü

Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın

İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü

 

Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım

Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım

Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım

Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım

Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım

Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım

Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım

Senin için görülen bir düş de ben olsaydım

Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım

Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım

Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım

Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım

Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın

Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

Nurullah Genç
Logged
uyku
Ziyaretçi
« Yanıtla #5 : Mayıs 20, 2008, 10:17:36 »

/boşa gidiyor bu yağmur boşuna yağıyor boşluğa

bizi yan yana bizi omuz omuza ıslatmıyorsa

boşa geçiyor ömrümüz boşuna eriyor gül dalında/



Mürsel Sönmez




Logged
phoenix
Ziyaretçi
« Yanıtla #6 : Mayıs 21, 2008, 12:09:46 »

yağmur şiiri deyince ilk aklıma gelen ve içinde yağmur geçen en sevdiğim şey:

YAĞMUR

Uyu! gözlerinde renksiz bir perde,
Bir parça uzaklaş kederlerinden
Bir ruh gülümsüyor gibi derinden.
Mehtabın ördüğü saatler nerde?

Varsın bahçelerde rüzgar gezinsin,
Yağmur ince ince toprağa sinsin,
Bir başka alemden gelmiş gibisin,
Dalmış gözlerin pencerelerde.

tanpınar tanpınar tanpınar
Logged
uyku
Ziyaretçi
« Yanıtla #7 : Ekim 29, 2008, 08:08:24 »



GÖZLERİN İSTANBUL OLUYOR BİRDEN             

Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik,

Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden.

Martılar konuyor omuzlarıma,

Gözlerin İstanbul oluyor birden.

Akşamlardan, gecelerden, senden uzağım

Şiirlerim rüzgardır uzak dağlardan esen

Durgun sular gibi azalacağım

Bir gün, birdenbire çıkıp gelmesen.

Şarkılarla geleceksin, duygulu, ince

Yalnız gözlerime bak diyeceksin.

Ellerim usulca ellerine değince

Kaybolup gideceksin

Bir elim seni çizecek bütün pencerelere

Bir elim seni silecek.

Kalbim: Ebemkuşağı; günde bin kere

Senin için yeni baştan can kesilecek.

Ne güzel seni bulmak bütün yüzlerde

Sonra seni kaybetmek hemen her yerde

Ne güzel bineceğim vapurları kaçırmak

Yapayalnız kalmak iskelelerde.

Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik,

Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden.

Martılar konuyor omuzlarıma,

Gözlerin İstanbul oluyor birden.

Yavuz Bülent BAKİLER
« Son Düzenleme: Ekim 29, 2008, 08:12:53 Gönderen: uyku » Logged
uyku
Ziyaretçi
« Yanıtla #8 : Kasım 13, 2008, 08:59:41 »

pardon,
sizin uzun ve dalgın yürüyüşleriniz var,
benim de sağanak yağmurlarım.
birlikte ıslanalım mı?


Gökhan Özcan



Logged
uLYa
Newbie

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 78



WWW
« Yanıtla #9 : Kasım 14, 2008, 12:48:40 »

sevgili uyku..çok güzel fotoğraflar seçiyorsunuz, şiirim yok ama bu fotoğrafı paylaşmak isterim..

Logged

En Kendi K o y ' unda, En Koyu: K e n d i..
uyku
Ziyaretçi
« Yanıtla #10 : Aralık 03, 2008, 02:10:53 »

Sevgili uLYa için:



Şair yağmurdan konuşmaz yağar...

(İran'lı şair Rüyayî)

Logged
uLYa
Newbie

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 78



WWW
« Yanıtla #11 : Aralık 04, 2008, 01:10:31 »

çok teşekkür: )  kırmızı şemsiyeye bayıldım...
Logged

En Kendi K o y ' unda, En Koyu: K e n d i..
uyku
Ziyaretçi
« Yanıtla #12 : Mayıs 10, 2009, 12:58:40 »




YAĞMURLU


Uzağı ne zaman düşünsem aydınlık
Burda geceler kaldı sen gittin
Geceyle uyku suyla yosun
Benimle olduğun bilmez misin

Uzak ve beyaz şehirlerden
Bir ince yağmurla gelirsin
Gece bekçisini sokağından
Garibi yatağından çeker alırsın

Bir hikâye bilir söylerim
Dost yıldızlara karşı ve sabaha doğru
Bu hikâyenin bir ucu sendedir
Kurtarmak isterim kurtarmak isterim
Bütün uçurtmaların ipi elindedir.

Gülten Akın
Logged
dusv
Newbie

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 17



« Yanıtla #13 : Mayıs 14, 2009, 02:05:41 »




yüzümü suyun ardında buldum
kıyılar bu yüzdendir öyle dediler


t.uyar
Logged
asafoglu
Ziyaretçi
« Yanıtla #14 : Haziran 24, 2009, 04:46:16 »

Yağmur

Gece başladı yağmur
Sabahla kucaklaştı
Ve tün gün bulutlar
Bıkmaksızın ağladı
Yeryüzüyle gökyüzü
Doyasıya oynaştı
Hasretle kucaklaştı

Toprak koktu
Gecenin siyah saçları
Islak çimen…
Sabahın ak göğsünde
Çamsakızı buğusu…
Geceye kadar sarmaş-dolaş
Ve sabaha dek
Koyun koyuna…

Gece başladı yağmurun
Duru rençberliği
Bulutlar emzirdi
Kimsesiz ağaçları
Pisliğini yıkadı bir kez daha
Kirlenen insanlığın…
Saçtı toprağa tohumları…
Şimdi zaman
Tertemiz bir bahara gebe
Peki ya biz ?
Ademoğulları !!!

Chişinau 10 Mayıs 2005

Ali ÖZKAN
Logged
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: