KULTUR, SANAT, FİKİR FORUM
Ocak 07, 2009, 12:30:37 *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
Sayfa: 1 2 3 [4]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Dikkat şiir!  (Okunma Sayısı 3096 defa)
adem_toprak
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 8



« Yanıtla #45 : Temmuz 07, 2008, 12:25:24 »

Leyla Sızısı



Çok oldu karanlığı katık edeli ufkumuza
Tüyü bitmemiş sözlerin hakkı satırlarımızda
Yarım kalmış sevdalar gevelerdik ağzımızda
Biz şehre güceniktik hep,erimeyen karlara
Sanırdık suların çekildiği yerde bekler bizi leyla

Susardık,sesli harfler merhamet etmezdi bize
Yalnız kahır yazardı suskun alfabemizde
Susardık,hüznümüz geceye bizden evvel varırdı
O dilsiz korunakta bir tek leylamız vardı

Bir yokmuşla başlardı bizim masallarımız
Ahımız erişmezdi feleğin huzuruna
Kaf dağına dargındı kanatsız kuşlarımız
Korkular fısıldardık rüzgarın kulağına

Uzaklık damıtırdık sırçadan yağmurlardan
Elde kalan umutla gökleri mayalardık
Bulutlar kararırdı hasretin tortusundan
Zifiri yağmurlarda leylamızı arardık

Çözülmemiş bir sırdı Leyla sızısı bizde
Can çekişen bir mevsim,görülmemiş bir iklim
Kaygılar kabarırdı sabahın gövdesinde
Doğan güne darılır dünden medet umardık

Davudiydi sesimiz leylayı fısıldarken
Adını hüznümüzün buğusunda saklardık
Titrerdi dişlerimiz vuslatı sayıklarken
Susardı yorgun harfler,biz leylaya susardık…


Hatice Topçu
Logged
varsayım
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 30



« Yanıtla #46 : Temmuz 12, 2008, 12:58:34 »

*Gece müziği..

Heyhat..!

Susma yine,
Neyin varsa dökülsün ortaya bir bir,
Şahidimiz  olsun tahtadan avcıları rüzgarın,

Nereye dökülür bilmem ki,sevdanın ölmüş külü ?.
Sıyrılır kabuğundan  ayın on dördü gibi,
Ve karlı bir gecede yüzümüz ansızın,
Susar ve bakakalır,

Şehrin ışıklarına...


VARSAYIM..!!
Logged

barışı sağlamak için; savaşmaya hazır ol..!!! REBİWAR.
uyku
Global Moderator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 636



« Yanıtla #47 : Temmuz 23, 2008, 11:52:03 »

Meçhul Öğrenci Anıtı / Ece Ayhan

Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında
Bir teneffüs daha yaşasaydı,
Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür
Devlet dersinde öldürülmüştür.

Devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu:
- Maveraünnehir nereye dökülür?
En arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı:
- Solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine!dir.

Bu ölümü de bastırmak için boynuna mekik oyalı mor
Bir yazma bağlayan eski eskici babası yazmıştır:
Yani ki onu oyuncakları olduğuna inandırmıştım

O günden böyle asker kaputu giyip gizli bir geyik
Yavrusunu emziren gece çamaşırcısı anası yazmıştır:
Ah ki oğlumun emeğini eline verdiler

Arkadaşları zakkumlarla örmüşlerdir şu şiiri:
Aldırma 128! İntiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında
Her çocuğun kalbinde kendinden büyük bir çocuk vardır
Bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar gönderecek

Logged

İnsanlar uykudadırlar; öldüklerinde uyanırlar!
uyku
Global Moderator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 636



« Yanıtla #48 : Temmuz 25, 2008, 10:21:25 »

Cuma Koşusu

/siz de biliyorsunuz
'hüzün' bu yıl yine moda çocuklar/

Cumartesi olanca buğusuyla yayılıyorken
İğde dallarına, nar kırmızısı sıcaklığıyla örtülü
Caddelerden, kaldırımlardan sokak aralarına
Sızıp
Kara kavruk kadınların ve tezgâhtarların
Ellerinde
Bir tomurcuk, bir orkide çiği oluveriyor.

/hüzün
Monepeto değil çocuklar/

Yorgun, pazar çantalarını kavramış bilekler
İnce, ola ki nazenin bir gülümseyişi
Temiz giyimlilere değil, biliyorsunuz
Kravatla, fularla elma satılmaz çünkü
Yitmişlere, kumaş tüccarlarına, küfürbazlara
Yüzlerine bile bakmadan
Bir file dolusu hayat karşılığı ödeyiveriyor.

/iyisi, kötüsü olmaz acının ve acı
İnsanın yüzünde gizlidir; çocuklar/

Oysa cuma bugün
Günlük güneşlik sevincin abidesi
Sisli vapurlar, sigara dumanları, yarım
Bırakılmış sarışınların yas günü bugün

/ah! robenson, cumayı bırak adandan
'yarın cumartesi' biliyorsun
Biliyorsun ben yeşil gözlü bir çinle avunabilirim
Pekin'de bile olsa/

Yavaş yavaş alışıyorum
Kente yeni gelmişlerin ürkek sorularına
Hatırımda gözlerle geçilen boğaz
Bir salı günü uzaklığında olsa da.

/cuma cumartesi robenson ve saire
Ne intihar ve balkon bir buse versene/

Sonra yayılsın olanca buğusuyla özlem
Bitmeyen zafer haftası; 'hüzün' zaten.


Hüseyin Atlansoy
Logged
yahut
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 294



« Yanıtla #49 : Ağustos 03, 2008, 11:43:19 »

Salıncak / Edip Cansever

I

Büyük bir oda. Bahçeye açılan bir pencere
Ortada bir masa
Yanda bir kapı
Daha birkaç şey: Örneğin bir yunus balığı camdan, bir heykel
Sabah. Duvarda gün tanrıları
Rezneler, sedef otları, küpe çiçekleri görünür pencereden
Görünür ama görünmez
Yani hiçbir şey yerinde değil pek. Bugün ne?

Salı! O bile yerinde değil
Bir bardak, bir sürahi yerinden edilmiştir, nereye koysak
Nereye?
Bilmem!
Bir çıkrık bir zaman dışını kolaçan eder şöyle
İyi. Biz buna bir durumun sınırsız gelişimi diyoruz
Diyoruz; sanki o her şey kadar bir her şeyi getirir, yığar
Çıkrık
Bir su gürültüsü, bir pul koleksiyonu, bir duanın yaratılışı duyulur bu ara
Duyulmaz ama duyulur
Başlar çünkü onlar da; yani pul, su gürültüsü, dua
Başlar bir insan gibi; süreyi, düzeni ölümü taşımaya

Sabah. Duvarda gün tanrıları
Birinin süresiz terlik giyeceği tutmuştur yukarı katta
Aşağıda
İskemle gıcırtısı, ayak
Tütün kokusu, koku
Yaz kelebeği tadında bir soluma
Yer değiştirme, kımıltı
Tekrar soluma
Kadın
Sessizlik.


II

Gün ışır iyiden iyiye, odanın orta yerinde bir kayalık
Sarı bir kertenkele... onunla her şey bir iki sıçrar, durur
Başkaldırır, düşer
Bir çorak bağırışı, bir taşın ikiye bölünmesi işitilir. Sonra?
Bir su arayışı, bir bozgun... Biz buna benzer her şey diyoruz, her şey her şey
her şey
Çünkü o, kadın
Uzanır, sağar bir yokluğun içinden
Gene bir yokluğu sağlar, üşenmez
Bir gül çukuru tersine döner, bir alev kıyısı doğurganlaşır
Çıkar boş kıyılardan katılaşmış akşamüstleri
Böler o bakışları bir sarkaç gibi binlere
Ama bir zaman gibi değil, bir sarkaç gibi böler
Yani olanlar olmuştur bir kere
Bir kartal donakalmıştır sıcaktan. Bir U sesi duyulur
Yaratılmaya uygun bir ses, U
Uzağa bakar kartal. O kadar bakar ki, bakmaz
Taş kesilmiştir taş, boynu ileri düşmüştür
Tanrım bize bir salıncak!
Çok çabuk geçmek için şu olup bitenleri
Bir daha, bir daha, bir daha
Unutmak unutmak unutmak
Tanrım!
Taş kesilmemek için taş
Bunu evrenin sonsuzluğu diye yorumlar varlığı olmayan bir söz

Kadınsa kımıldamak ister, olmaz
Yer değiştirmek ister, olmaz
Solumak birdenbire
Gene olmaz
Olacak bir şey boşuna aranır, boşuna boşuna boşuna
Bir kaya daha çatlar
Başlar ufacık taşlar yuvarlanmaya
Eser bir silinti, bir sisin dağılışındaki öz
Çıkar o yunus balığı, o heykel
Yaz kelebeği, kapı
Sonra?


III

Sonra ne? Sabah! İyi bir gün başlar ne de olsa
Tepeden tırnağa beyazlar giyinmiştir kadın
Ne var ki bir kadın gibi değil, bir aşk, bir umut gibi değil
Bir aralık gibi durur dünyada
İşte bir soru!
Okurken elinde tuttuğu; okumaz, gene elinde tuttuğu
"Önce hep gece vardı" diyen bir kitapla
Biz buna bir sorunun sınırsız gerilimi diyoruz
Diyoruz; çünkü o kadın
Ne yapsa, neye uygulansa
Bir aralıktır şimdi dünyada
Bir aralık, bir aralık!
Yıllanmış ağaç kabuklarında bir yara
Bir geçit, bir su akıntısı, bir bıçak izi
Ve batık gemilerden şimdiye arta kalan
Bir batışın korkunç, ama hiç bitmeyecek izlenimi
Tanrım ona bir salıncak!
Bir gidip bir geliversin diye boşlukta
Umutla, erinçle, tutkuyla
Kendine kendine kendine katlanarak
Hani görmeden daha, bilmeden darıldığı kendine
Tanrım
Ona bir salıncak!
Tam burda
Gözlüklü, kış akşamları yüzlü bir bahçıvan
Sorar o sokak kedisinin dilindeki hızla
Sorar o çiçekleri -bir çiçek olmayan yalnız- sorar sorar sorar
Nereye kadar bilinmez
Hani bir sormasa... korkunç!

Hani bir çalgıcı vardı, başını çalgısına koymasa uyuyamaz
Sonra?
Sonra ne? İşte bir çamur gibi sıvanmış odaya
Karanlık bir kilisenin
İhtiyar zangoçunun ağzıyla
Günaydın!
İyi bir gün başlar ne de olsa


IV

İyi bir gün başlar. Dünyadayız artık. Dünya!
Şu tatlı pencereniz. Sizin. Bunu anlamayacak ne var? Pencere
Tanıklık ediyor işte. Gün mavisi bir şey. Tanıklık ediyor
Pek açık değil. Değil de... Size. Tanıklık ediyor bir de
Bunu evrenin sonsuzluğu diye yanıtlar varlığı olmayan bir söz
Yok canım! kimsenin bir şey dediği yok, söylenmiş bazı sözler yaşıyor, o kadar
İşte
Yaşamış bir kadın yaşıyor orada
Yitmek, hani durmadan yitmek, ulaşmak bir aşkınlığa
Var ya
Orada
Tek imge kayalardır, işte orada
Yaşar hiç konuşmadıklarınız, işte orada
Dışa vurmadıklarınız, şimdi orada
Her şey hep kayalardır; otlar da böcekler de, sular da
Günler de, zamanlar da
-Görünen bir zamandır çünkü orada-
Bir el yana düşmemiş, kaldı ki birden havada
Değilse bir hareket bu, yalnız orada
Orada
Bir ayak boyu yerde, bir kadın
Bırakılmış gibi yıllarca
Tanrım ona bir salıncak!
Taş kesilmesin diye taş
Donakalmasın diye boşlukta.

Hani o balıkçılla yarışan çaylağa
Kırpışan gözleriyle bakan gemici
Gibi
Baksın o da görmeden
Ne çıkar ustaymış, erginmiş uzağı görmekte gözleri.

Tanrım size bir salıncak!

Logged

Arun aleyna!
varsayım
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 30



« Yanıtla #50 : Ağustos 15, 2008, 05:25:35 »

Sevgilim Hayat

Yüzüme bak
ve yüzümü hırpala
yüzümü değiştir, dağlı bir anlatım bırak
sen
her hafta oğlunu leğende yıkayan hayat
yaban, diri memelerinden ısırmak
dudaklarındaki tuzu dudaklarıma almak için
çok oldu tepelere vurdum kendimi
bulutlara karıştım ve karanlık kahvelerde
tıraşı uzamış adamlardan
huylarını öğrendim senin.


Mahmur bir tohumdun delikanlı bağrıma.
Ve hatırlıyorum lokavt vardı
bezgin fabrika düdüklerinin
dizlerine yatırılmış olan sabah
senin kalbini kakışlardı.
Tomarla muştuyu omuzlayarak genç adamlar
polisin sevmediği genç adamlar sokaklarda
patronları kudurtan gazteler satarlardı.
Ey şehre başaklar:
militan ruhlar ekleyen hayat!

Gün turuncu bir hayalet gibi yükseliyorken
izmarit toplayan çocukların üstüne
çekleri imzalanıyorken devlet katlarında faşizmin
bacımı koyvermiyorken şizofreni,
yüzüme bak
ve rahmini bana doğru tekrarla
ben öyle bilirim ki yaşamak
berrak bir gökte çocuklar aşkına savaşmaktır
çünkü biz savaşmasak
anamın giydiği pazen
sofrada böldüğümüz somun
yani ıscacık benekleri çocukluğumun
cılk yaralar halinde
yayılırlar toprağa
etlerimiz kokar
gökyüzünü korkutur

çünkü biz savaşmasak
Uzak Asya'dan çekik gözlerimiz
Küba'dan kıvırcık sakallarımızla
savaşmasak
güm güm vurur mu kömürün kalbi Kozlu'da
Ke Şan'da, Kandehar'da ümüğüne basılır mı vahşetin
ve sen boynunu öperken beni sarhoş
bir okyanusla titreten hayat
sevgilim olur musun.
Ben savaşarak senin
bulanık saçlarından tutup
kibirli güzelliğini çıkartıyorum ortaya
dünya
kirletilmez bir inatla dönüyor
altımıza yıldızlar seriliyor
yüzüm suya davranıyor koşaraktan
ve inzâl.

ismet özel .....
Logged
uyku
Global Moderator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 636



« Yanıtla #51 : Eylül 08, 2008, 01:05:04 »

Onun çölünde...

yaprakların gölgeli yalnızlığına bırakıyorum.
Gün doğumunda uyanan nefese ve sana dönen gözlerin
Yakaran çizgisine.
Çölden aldığını çöle ver
Hayattan aldığını hayata.
Artık beklemiyorum
Kal orada.
Geride, tepelerin art arda dizilmekle
Var ettikleri dünya bir hiçlik ahtı gibi.
Bir hiç ve gölge.
Gece ay
Gece tül ve yokluk.
Yok gece.

Çölden aldığını çöle ver
Hayattan aldığını hayata.

Bejan Matur
Logged
duvar
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 26



« Yanıtla #52 : Eylül 08, 2008, 05:58:19 »

iyi günler ilerde anneanne
iyi günler ilerde
bense yirmidört saatlik
günlerdeyim anneanne

rüyalarında senin ne kıyamet kopuyor
ne de bir gül düşüyor dalından
sen böyle istersin bilirim
gülümseyerek anneanne

oysa ne sarışın kızlar
göz kırpıyor esmer delikanlılara
ne de ortadoğu
bir gül bahçesi oluyor

yine de iyi günler
ilerde anneanne
esmerliğimiz
kıyamet herkese

halime bakıp üzülme anneanne
bir bakarsın dayımla beraber
ortak bir iş kurar
belki bir süpermarket açarız

ne dersin, kasada da
muzaffer durur, gülümseyerek
yok yok olur, dandy, pop-corn
ve kalve çorba satarız.

kahrolsun amerika deriz sonra
kahrolsun fransa çin ve mançurya
kahrolur biz böyle deyince
devr-i daim düzeniyle dönen dünya

mançurya da kahrolur
niye kahrolacaksa !

anneanne, müzmin
başağrılarım artıyor
işte yaşamak bu deyip dostlar
müttefiklere gülümsediğinde

anneanne, ah anneanne
çıkış yok ve bu tereke
rahmetli dedemin yüreğinden
daha eski bir mesele

yüreğimiz bölüştürülemez
iyi günler ilerde

sade ekmeği bildiğimiz
günler geçmişte
ve güzeldi anneanne
şimdi ekmek dile gelse
boğazımızdan geçişine
utandığını söylerdi

iyi günler yok!
iyi günler yok anneanne

kıyamet bize
kıyamet bize
kıyamet bize

kıyam/et bize


hüseyin atlansoy
Logged

ağır entellektüel tarifler hepinize dil çıkartıyorum !
uLYa
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 66



WWW
« Yanıtla #53 : Ekim 06, 2008, 09:58:14 »


uykum gelmeden önceydi yuvarladığım misketin ardından gidişim



-git ali git-


hiç öğrenemedim saçıma değen el kimindir düşümde

ve neden lambasızdır dünyamın sokakları

bir başına yetmedi ellerim gördüklerimi yazmaya

yoruldu ellerim içdenizlerime tuz taşımaktan


-sus ali sus-


sustum. kırıldı göğüs kafesim ben susunca

uçup gitti yunuskuşum

nereden bilebilirdim

avuçlarımda taşısam da misketimin geçtiği denizleri

dökme suyla dönmezmiş şiirin taşı

şair kendini öğütürmüş çokça


-dur ali dur-


dursam: bildiğim türkülerden kurtaramam dilimi

sorsalar söyleyemem bütün kapılarımda asma kilit

hüner değil elbet gençliğimi tozlarla üleşmek

başında beklediğim su yoruldu

geçtim misketimin geçtiği denizleri


(bir adım bir öpüştür diyorlar

yürümek her kuşun sancısıdır denilse de oralarda)



-hiç ali hiç-

gerimizi aşk toplasın



Erda HAR


Logged

En Kendi K o y ' unda, En Koyu: K e n d i..
yahut
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 294



« Yanıtla #54 : Ekim 06, 2008, 10:40:52 »

SON AĞAÇ/Yusuf Özkan Özburun

Suskunluğumu acemiliğime bağışla
bir yaşama ustası değilim daha
ne cinnetten döndü yüzüm ne cennetten
bekliyorum kovulduğum kapıların ardında.

Ucuz ölümler sermedim kanıma
soldurmadım süzgün suda balkıyan güneşi
tedirginim, ıslanıyor varlığımdan akasyalar
yürüsem, çoğalıyor dalında yasak meyvalar
dursam, çoğalıyor.

Sürüyor dört mevsime ihanetim
kutsal and’a, kutsal kitaba
sürüyor yüreğimi varsıl kılan yeminim
sensiz tenha kalan hayata.

Sussun sussun ruhumda aforizmalar
zırhsızım, kılıcım yok sözlerini karşılamaya
yırttım, okutmuyor yüzünü sahte mushaflar.

Bir son ağaç yalnızlığı bu, iyi bil
uçurumun son çiçekleri açsın şimdi bağrında
ama unutma, sakın unutma
gülün rahlesinde diz kırmadım daha
tohumun tekkesinde zikretmedim
kekemeliğimi acemiliğime bağışla.

Logged
yahut
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 294



« Yanıtla #55 : Ekim 29, 2008, 05:50:57 »

İlk Sesler

I.
bir büyücünün kapısına yüzüklerimi bıraktım
kelebeklerle örttüm ağzımı
koptum gecelerden / salıncak iplerinde
parmaklarımı unuttum, rabbin sızdığı garip çatlakta durdum.
ne ettiysem varamadım ilk hâlime. çürüdü tenim,
döküldüm mermer yalnızlıktan. uzandım kantaşına,
söz değildi bildiğim: ölü bir kuş düşmüş kuyuya
kesilen yerlerimde mavi rüyâ / ne yapsam kandil ile fitil

nâr bahçelerinde çağırdım ilk sesi, olmadı duyan
ey bebeklerin kardeşi, kimin içindir egemenlik ve heybet
etime kaynayan lastik topuk ve kepenklerini açmayan deniz:
parmak boğumlarımda her gün yeni bir su.

kesik bir bilek, susmak yerine ellerin

II.
karıncalara açık sofralar bıraktım: inilti ve sütun
çıplak omuzlarıma saçlarından şahmerânlar indi: lânet ve kabuk
çıldırdı göğüs kafesime sakladığım leylâ: aşk ve kurşun
sahipsiz bir ırmak taşar artık: kimin umurunda?

her gün toprağı öpmekten yeşerdi dudakları bir kadının
yağmur yağdı, üşüdü îtirâflar
düştüm sözcüklerden / daraldı bütün boşluklar
tılsım ve hamâil kudurdu kiremit kovalarda
asmalara elbise diye dikilen zehir, pıhtımda bir ağrı bıraktı
kalbime giren sıcak hançer anneme uzak sur.

beni de kovdu huzûr, unuttum o dilsiz geçmişi

III.
durduk yerde avlu... şaşırdım yüzüme giden yolu: âh!
nadasa bırakılmış güvercinler kime rahmet okur
kan ve tuz diyor rastladığım bütün aynalar: su ve kan
ter ve su: su ve tuz / yaralarımda pelür bir kabukla uykuya daldım
ses dinmez: kan ve tuz
tuz ve kan
su ve su...

kimindir bu ilk ses: akbaba ve minnet, kına ve damar. ar!


IV.
yankılanan bir çöl seferidir
buzlu camlar ardında kalarak eskiyen taşlardan habersiz.
denize çizdiğim ayak izleri,
kırıldığı yerden kanayan kenevir,
kumral bir kol saatiyle büyüyen rüyâ,
su yerine tırnaklarını taşıyan gözlerim.
eşiklere mum eriyiklerinden bırakıyorum mahcup sözleri

-yemîn ve su aynalara yeni boşluklar bırakır-

hikâye:
saçları çilingir olan sevgilimin kapısındayım
aynalara gömülen bir yüzümle
sus artık diyorlar.
gözlerim trahom sancılarından geçiyor

İbrahim Halil Baran

 
Logged
uLYa
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 66



WWW
« Yanıtla #56 : Ekim 29, 2008, 11:42:46 »

Meğer Mezarlarda Aynalar Yaşıyormuş
 
benim tek renkli mevsimlerimde çok şey asılı
benim tek sesli türkülerimde çok şey açılı
açılı bir kapıdan dışarı çıkıyorum
açılı bir üçgene girer gibi başlıyorum gül kurutma ayinlerine
 
çok yaşamaz daha
güneşin yoğun ölüşünü seyreden o kent
yaşamaz hasta yatağından doğrulan sokak
 
o kentte kalan resimlerim havva'nın elinde
cennetten kovulunca yandı negatiflerim
şimdi o kentteki resimler bir cesedin gölgesi
meğer mezar diye kazılan kuyularda aynalar yaşıyormuş
ve aynalar masallarda kentlere düşüyormuş
 
masal bu
boşuna boyamışız güneşi mantığa
mevsimlik ganimetler için boşuna çürütmüşüz yüreğimizi
nasılsa sönecekti sokaklardaki kahraman ışıklar
bak işte sihirli bir ülkeye komşuyuz şimdi
 
yani biraz erken başlamalı güneşin ölümüne yakılacak ağıda
biraz da ölümsüz kılmak için kentlerin ışığını
bak bir düşüm var yeni mi yeni
bir duruşum var ki dillere destan
artık eski formüller, büyüler bozuluyor
masal bu
saçlarımda kalelerin dağılmayan emin edası
yağmurlar ve rüzgarlar saçlarıma şaşıyor
 
çok yaşamaz dedik mi kopar bütün filimler
havva anaların anası resimleri ne yapsın
güneş ölür, kent ölür ve aynalar üçgenlere gömülür
ben üçgenler içinde mezarlara gülerim
resimler ve sokaklardan masallara girerim...
 
Seyfullah Fatih
Logged
BERCESTE
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 91



« Yanıtla #57 : Aralık 05, 2008, 04:47:54 »

HÜZÜN VE İRONİ NEŞİDELERİ I
ağaçlar alev açan hiç yüzüme döndü
kuruldu kanatları çocukların somut her şeyine
çürüdü cesedim ölmeye vakit bulamadan
kemikleri kırıldıkça boşluğa bakınan ağzımda

bir atı en çok sağrısından konuşmalı şimdi
çünkü kırbaçlar sanrısından tez silkinip
göğsün savunmasızını otoyol eden hançerden
usanıp eve dönmeli ve akşam uyanmadan

yok, bir su’yu en çok duruluğundan vurmalı
buzun donmazına saplanıp eğleşen sonyaz
kelebeklerin ruhlarını hoyratça kabzederken
parmağına düşen buzullarla eve dönmeli

papillon! armonide dağılan kanatlar tozu
saç yoran rüzgarda mutantan ahengiyle
belki bir çakıl taşının düşüne akarak
kapattı büsbütün yosunlar ne denizleri

denizleri en çok safo’nun cesedinden anlamalı
gözleri inlerken kumsalda dalga alkışıyla
aynaların bir hafızası yoktur ey yoktur
ve çocukların bir tanrıya ihtiyaçları yoktur

azur!
konuş benimle
ip eğiren günün kanı çekilmeden
konuş benimle

ve elbet bir kediyi en çok gözlerinden öpmeli


HÜSEYİN CAHİD DOĞAN
Logged

_Tanrı nın kanı en çok benim damarlarımda akıyor
dilimde bağıran kan onun,asırlardır pıhtılaşmayan_
dilemma
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 24


« Yanıtla #58 : Aralık 10, 2008, 11:43:48 »

SON AĞAÇ/Yusuf Özkan Özburun

Suskunluğumu acemiliğime bağışla
bir yaşama ustası değilim daha
ne cinnetten döndü yüzüm ne cennetten
bekliyorum kovulduğum kapıların ardında.

Ucuz ölümler sermedim kanıma
soldurmadım süzgün suda balkıyan güneşi
tedirginim, ıslanıyor varlığımdan akasyalar
yürüsem, çoğalıyor dalında yasak meyvalar
dursam, çoğalıyor.

Sürüyor dört mevsime ihanetim
kutsal and’a, kutsal kitaba
sürüyor yüreğimi varsıl kılan yeminim
sensiz tenha kalan hayata.

Sussun sussun ruhumda aforizmalar
zırhsızım, kılıcım yok sözlerini karşılamaya
yırttım, okutmuyor yüzünü sahte mushaflar.

Bir son ağaç yalnızlığı bu, iyi bil
uçurumun son çiçekleri açsın şimdi bağrında
ama unutma, sakın unutma
gülün rahlesinde diz kırmadım daha
tohumun tekkesinde zikretmedim
kekemeliğimi acemiliğime bağışla.



cok sevdiğimdir..
ne cinnetten döndü yüzüm ne cennetten
bekliyorum kovulduğum kapıların ardında.

Logged
BERCESTE
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 91



« Yanıtla #59 : Aralık 20, 2008, 01:12:12 »

ŞİMDİ İYİ ŞEYLERDEN SUSMALIYIM
azra'ya

şimdi iyi şeylerden susmalıyım uzun uzun
alnımda kaynayan göğün müptezel alevinden
damlayan atları koşmalıyım intişar caddelere
ilkin kavmime susmalıyım kavmim bana susmalı
ilkin ben buharlaştım güneşin suçu yok
suçu yok kaatilin kurşuna duyarlıyım
ölüler kazanılmış susku çiçekleridir evet
evet balıklar da boğulur suyun yükünden
hiçliğin çeşmesi akar parmaklarım akar
nasıl da akar biz sızıdır derinlere, ta derinlere
aktıkça erozyondur ruhumun ağaçsızlığına...
sonra bana susmalıyım ağzıma susmalıyım
sakırga doyana dek susmalıyım uslu köpekçik
sonra o benim cinayetim o polisler bana
benim adı geçen telsiz anonslarında
adına sansür konan anarşist benim
nabızda ikilem... Rabb'im
yalnızlığa rölans... Rabb'im
kargaşada cezm... Rabb'im
faili malumdur yaşamak, Rabb'imdir ve hamd O'nadır.

hadi sevin
bu son yenilgindir kalbim
başını yere saplayıp son çıkışın buralardan



duvara yaslanan kurşun geçirmez takkesiyle
konuşur Kim'le şikayet içerek badanasından
profile ağan sancısıyla yumruklarını duvarın döşüne
nasıl yatırılan susuşunu anımsa yorgun bahçesinden
nasıl yatırılan tarhların kundağına böcek cesetlerinin
gelir geçer kokularını sürdün mü hiç o iştiyakın
çıkrıkla in mideye gürültüsüne şiddeti boğazlayan
kalan bana kalır ne kalacaksa elenen suküttan
yağmurcuk koşusu kalır nefes nefese kaşıklanan
sofralardır kalkılır boşluğun toynaklarından ezilerek
ezgin bir bıçak dağılır tene yumuşak yerinden
hayır tende bağıran damarın ne güzel senin
menevişlenmene hoyrat akıp giden sahilinden kan
bize iyi geldi dişlerimize yapışan ruh toksitleri
bize iyi geldi oturup içtik ağzımızın içsel sukunu
başladıkça ordulara sokulan o başsızlık korkusu
çöle giren zayıf bir nehir gibidir, şimdi meydan
savaşı kazanılamaz, çünkü meydanı sulayan korku
tutmuştur ellerinden kapanan ricat yoluna bile kadar
düşlenen evlere



hadi sevin
bu son yenilgindir kalbim
başını yere saplayıp son çıkışın buralardan



kaybettik Vezir'im bu cephe artık bize haram
kaybettik, son atın rüzgar kaldırdı naaşını
bizde yontuldu mızrağın körlenen ucu...
Vezir'im elimden tut şimdi kaybolan pusuladan
yollarım hep giyotine çıkar bana Payanda ol
kıraran saçlarını yolan dağlardan
derisi kırışan denizlerden sakın beni
bana çözülecek çünkü şimdi biriken sitemleri
çünkü pusatladığım ne varsa bana ihtilal
oluyor, yağmur uzak mevsimlere militan iklimler
gibi çöküyor damsızlıklara şemsiyesizliklere...
kaybettik işte zehirlediğim şehzadelerden
kaybettik mücessem acılardan göremediğimiz
Vezir'im koluma gir bana Payanda ol
artık çeşm-i şehla uyusam toprak.
bu son başının eğilişidir kalbim öne
sakladığın tüm o iri mavilerinle
bu son yıkılışındır
bu son kırtıpilliğin
bu son kaçıp gidişindir

hadi sevin
bu son yenilgindir kalbim
başını yere saplayıp son çıkışın buralardan

Hüseyin Cahid Doğan
Logged
Sayfa: 1 2 3 [4]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: