adem_toprak
Newbie
Offline
Mesaj Sayısı: 8
|
 |
« Yanıtla #45 : Temmuz 07, 2008, 12:25:24 » |
|
Leyla Sızısı

Çok oldu karanlığı katık edeli ufkumuza Tüyü bitmemiş sözlerin hakkı satırlarımızda Yarım kalmış sevdalar gevelerdik ağzımızda Biz şehre güceniktik hep,erimeyen karlara Sanırdık suların çekildiği yerde bekler bizi leyla
Susardık,sesli harfler merhamet etmezdi bize Yalnız kahır yazardı suskun alfabemizde Susardık,hüznümüz geceye bizden evvel varırdı O dilsiz korunakta bir tek leylamız vardı
Bir yokmuşla başlardı bizim masallarımız Ahımız erişmezdi feleğin huzuruna Kaf dağına dargındı kanatsız kuşlarımız Korkular fısıldardık rüzgarın kulağına
Uzaklık damıtırdık sırçadan yağmurlardan Elde kalan umutla gökleri mayalardık Bulutlar kararırdı hasretin tortusundan Zifiri yağmurlarda leylamızı arardık
Çözülmemiş bir sırdı Leyla sızısı bizde Can çekişen bir mevsim,görülmemiş bir iklim Kaygılar kabarırdı sabahın gövdesinde Doğan güne darılır dünden medet umardık
Davudiydi sesimiz leylayı fısıldarken Adını hüznümüzün buğusunda saklardık Titrerdi dişlerimiz vuslatı sayıklarken Susardı yorgun harfler,biz leylaya susardık…Hatice Topçu
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
varsayım
Newbie
Offline
Mesaj Sayısı: 30
|
 |
« Yanıtla #46 : Temmuz 12, 2008, 12:58:34 » |
|
*Gece müziği..
Heyhat..!
Susma yine, Neyin varsa dökülsün ortaya bir bir, Şahidimiz olsun tahtadan avcıları rüzgarın,
Nereye dökülür bilmem ki,sevdanın ölmüş külü ?. Sıyrılır kabuğundan ayın on dördü gibi, Ve karlı bir gecede yüzümüz ansızın, Susar ve bakakalır,
Şehrin ışıklarına...
VARSAYIM..!!
|
|
|
|
|
Logged
|
barışı sağlamak için; savaşmaya hazır ol..!!! REBİWAR.
|
|
|
|
uyku
|
 |
« Yanıtla #47 : Temmuz 23, 2008, 11:52:03 » |
|
Meçhul Öğrenci Anıtı / Ece Ayhan
Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında Bir teneffüs daha yaşasaydı, Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür Devlet dersinde öldürülmüştür.
Devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu: - Maveraünnehir nereye dökülür? En arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı: - Solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine!dir.
Bu ölümü de bastırmak için boynuna mekik oyalı mor Bir yazma bağlayan eski eskici babası yazmıştır: Yani ki onu oyuncakları olduğuna inandırmıştım
O günden böyle asker kaputu giyip gizli bir geyik Yavrusunu emziren gece çamaşırcısı anası yazmıştır: Ah ki oğlumun emeğini eline verdiler
Arkadaşları zakkumlarla örmüşlerdir şu şiiri: Aldırma 128! İntiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında Her çocuğun kalbinde kendinden büyük bir çocuk vardır Bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar gönderecek
|
|
|
|
|
Logged
|
İnsanlar uykudadırlar; öldüklerinde uyanırlar!
|
|
|
|
uyku
|
 |
« Yanıtla #48 : Temmuz 25, 2008, 10:21:25 » |
|
Cuma Koşusu
/siz de biliyorsunuz 'hüzün' bu yıl yine moda çocuklar/
Cumartesi olanca buğusuyla yayılıyorken İğde dallarına, nar kırmızısı sıcaklığıyla örtülü Caddelerden, kaldırımlardan sokak aralarına Sızıp Kara kavruk kadınların ve tezgâhtarların Ellerinde Bir tomurcuk, bir orkide çiği oluveriyor.
/hüzün Monepeto değil çocuklar/
Yorgun, pazar çantalarını kavramış bilekler İnce, ola ki nazenin bir gülümseyişi Temiz giyimlilere değil, biliyorsunuz Kravatla, fularla elma satılmaz çünkü Yitmişlere, kumaş tüccarlarına, küfürbazlara Yüzlerine bile bakmadan Bir file dolusu hayat karşılığı ödeyiveriyor.
/iyisi, kötüsü olmaz acının ve acı İnsanın yüzünde gizlidir; çocuklar/
Oysa cuma bugün Günlük güneşlik sevincin abidesi Sisli vapurlar, sigara dumanları, yarım Bırakılmış sarışınların yas günü bugün
/ah! robenson, cumayı bırak adandan 'yarın cumartesi' biliyorsun Biliyorsun ben yeşil gözlü bir çinle avunabilirim Pekin'de bile olsa/
Yavaş yavaş alışıyorum Kente yeni gelmişlerin ürkek sorularına Hatırımda gözlerle geçilen boğaz Bir salı günü uzaklığında olsa da.
/cuma cumartesi robenson ve saire Ne intihar ve balkon bir buse versene/
Sonra yayılsın olanca buğusuyla özlem Bitmeyen zafer haftası; 'hüzün' zaten.
Hüseyin Atlansoy
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
yahut
Newbie
Offline
Mesaj Sayısı: 294
|
 |
« Yanıtla #49 : Ağustos 03, 2008, 11:43:19 » |
|
Salıncak / Edip Cansever
I
Büyük bir oda. Bahçeye açılan bir pencere Ortada bir masa Yanda bir kapı Daha birkaç şey: Örneğin bir yunus balığı camdan, bir heykel Sabah. Duvarda gün tanrıları Rezneler, sedef otları, küpe çiçekleri görünür pencereden Görünür ama görünmez Yani hiçbir şey yerinde değil pek. Bugün ne?
Salı! O bile yerinde değil Bir bardak, bir sürahi yerinden edilmiştir, nereye koysak Nereye? Bilmem! Bir çıkrık bir zaman dışını kolaçan eder şöyle İyi. Biz buna bir durumun sınırsız gelişimi diyoruz Diyoruz; sanki o her şey kadar bir her şeyi getirir, yığar Çıkrık Bir su gürültüsü, bir pul koleksiyonu, bir duanın yaratılışı duyulur bu ara Duyulmaz ama duyulur Başlar çünkü onlar da; yani pul, su gürültüsü, dua Başlar bir insan gibi; süreyi, düzeni ölümü taşımaya
Sabah. Duvarda gün tanrıları Birinin süresiz terlik giyeceği tutmuştur yukarı katta Aşağıda İskemle gıcırtısı, ayak Tütün kokusu, koku Yaz kelebeği tadında bir soluma Yer değiştirme, kımıltı Tekrar soluma Kadın Sessizlik.
II
Gün ışır iyiden iyiye, odanın orta yerinde bir kayalık Sarı bir kertenkele... onunla her şey bir iki sıçrar, durur Başkaldırır, düşer Bir çorak bağırışı, bir taşın ikiye bölünmesi işitilir. Sonra? Bir su arayışı, bir bozgun... Biz buna benzer her şey diyoruz, her şey her şey her şey Çünkü o, kadın Uzanır, sağar bir yokluğun içinden Gene bir yokluğu sağlar, üşenmez Bir gül çukuru tersine döner, bir alev kıyısı doğurganlaşır Çıkar boş kıyılardan katılaşmış akşamüstleri Böler o bakışları bir sarkaç gibi binlere Ama bir zaman gibi değil, bir sarkaç gibi böler Yani olanlar olmuştur bir kere Bir kartal donakalmıştır sıcaktan. Bir U sesi duyulur Yaratılmaya uygun bir ses, U Uzağa bakar kartal. O kadar bakar ki, bakmaz Taş kesilmiştir taş, boynu ileri düşmüştür Tanrım bize bir salıncak! Çok çabuk geçmek için şu olup bitenleri Bir daha, bir daha, bir daha Unutmak unutmak unutmak Tanrım! Taş kesilmemek için taş Bunu evrenin sonsuzluğu diye yorumlar varlığı olmayan bir söz
Kadınsa kımıldamak ister, olmaz Yer değiştirmek ister, olmaz Solumak birdenbire Gene olmaz Olacak bir şey boşuna aranır, boşuna boşuna boşuna Bir kaya daha çatlar Başlar ufacık taşlar yuvarlanmaya Eser bir silinti, bir sisin dağılışındaki öz Çıkar o yunus balığı, o heykel Yaz kelebeği, kapı Sonra?
III
Sonra ne? Sabah! İyi bir gün başlar ne de olsa Tepeden tırnağa beyazlar giyinmiştir kadın Ne var ki bir kadın gibi değil, bir aşk, bir umut gibi değil Bir aralık gibi durur dünyada İşte bir soru! Okurken elinde tuttuğu; okumaz, gene elinde tuttuğu "Önce hep gece vardı" diyen bir kitapla Biz buna bir sorunun sınırsız gerilimi diyoruz Diyoruz; çünkü o kadın Ne yapsa, neye uygulansa Bir aralıktır şimdi dünyada Bir aralık, bir aralık! Yıllanmış ağaç kabuklarında bir yara Bir geçit, bir su akıntısı, bir bıçak izi Ve batık gemilerden şimdiye arta kalan Bir batışın korkunç, ama hiç bitmeyecek izlenimi Tanrım ona bir salıncak! Bir gidip bir geliversin diye boşlukta Umutla, erinçle, tutkuyla Kendine kendine kendine katlanarak Hani görmeden daha, bilmeden darıldığı kendine Tanrım Ona bir salıncak! Tam burda Gözlüklü, kış akşamları yüzlü bir bahçıvan Sorar o sokak kedisinin dilindeki hızla Sorar o çiçekleri -bir çiçek olmayan yalnız- sorar sorar sorar Nereye kadar bilinmez Hani bir sormasa... korkunç!
Hani bir çalgıcı vardı, başını çalgısına koymasa uyuyamaz Sonra? Sonra ne? İşte bir çamur gibi sıvanmış odaya Karanlık bir kilisenin İhtiyar zangoçunun ağzıyla Günaydın! İyi bir gün başlar ne de olsa
IV
İyi bir gün başlar. Dünyadayız artık. Dünya! Şu tatlı pencereniz. Sizin. Bunu anlamayacak ne var? Pencere Tanıklık ediyor işte. Gün mavisi bir şey. Tanıklık ediyor Pek açık değil. Değil de... Size. Tanıklık ediyor bir de Bunu evrenin sonsuzluğu diye yanıtlar varlığı olmayan bir söz Yok canım! kimsenin bir şey dediği yok, söylenmiş bazı sözler yaşıyor, o kadar İşte Yaşamış bir kadın yaşıyor orada Yitmek, hani durmadan yitmek, ulaşmak bir aşkınlığa Var ya Orada Tek imge kayalardır, işte orada Yaşar hiç konuşmadıklarınız, işte orada Dışa vurmadıklarınız, şimdi orada Her şey hep kayalardır; otlar da böcekler de, sular da Günler de, zamanlar da -Görünen bir zamandır çünkü orada- Bir el yana düşmemiş, kaldı ki birden havada Değilse bir hareket bu, yalnız orada Orada Bir ayak boyu yerde, bir kadın Bırakılmış gibi yıllarca Tanrım ona bir salıncak! Taş kesilmesin diye taş Donakalmasın diye boşlukta.
Hani o balıkçılla yarışan çaylağa Kırpışan gözleriyle bakan gemici Gibi Baksın o da görmeden Ne çıkar ustaymış, erginmiş uzağı görmekte gözleri.
Tanrım size bir salıncak!
|
|
|
|
|
Logged
|
Arun aleyna!
|
|
|
varsayım
Newbie
Offline
Mesaj Sayısı: 30
|
 |
« Yanıtla #50 : Ağustos 15, 2008, 05:25:35 » |
|
Sevgilim Hayat
Yüzüme bak ve yüzümü hırpala yüzümü değiştir, dağlı bir anlatım bırak sen her hafta oğlunu leğende yıkayan hayat yaban, diri memelerinden ısırmak dudaklarındaki tuzu dudaklarıma almak için çok oldu tepelere vurdum kendimi bulutlara karıştım ve karanlık kahvelerde tıraşı uzamış adamlardan huylarını öğrendim senin.
Mahmur bir tohumdun delikanlı bağrıma. Ve hatırlıyorum lokavt vardı bezgin fabrika düdüklerinin dizlerine yatırılmış olan sabah senin kalbini kakışlardı. Tomarla muştuyu omuzlayarak genç adamlar polisin sevmediği genç adamlar sokaklarda patronları kudurtan gazteler satarlardı. Ey şehre başaklar: militan ruhlar ekleyen hayat!
Gün turuncu bir hayalet gibi yükseliyorken izmarit toplayan çocukların üstüne çekleri imzalanıyorken devlet katlarında faşizmin bacımı koyvermiyorken şizofreni, yüzüme bak ve rahmini bana doğru tekrarla ben öyle bilirim ki yaşamak berrak bir gökte çocuklar aşkına savaşmaktır çünkü biz savaşmasak anamın giydiği pazen sofrada böldüğümüz somun yani ıscacık benekleri çocukluğumun cılk yaralar halinde yayılırlar toprağa etlerimiz kokar gökyüzünü korkutur
çünkü biz savaşmasak Uzak Asya'dan çekik gözlerimiz Küba'dan kıvırcık sakallarımızla savaşmasak güm güm vurur mu kömürün kalbi Kozlu'da Ke Şan'da, Kandehar'da ümüğüne basılır mı vahşetin ve sen boynunu öperken beni sarhoş bir okyanusla titreten hayat sevgilim olur musun. Ben savaşarak senin bulanık saçlarından tutup kibirli güzelliğini çıkartıyorum ortaya dünya kirletilmez bir inatla dönüyor altımıza yıldızlar seriliyor yüzüm suya davranıyor koşaraktan ve inzâl.
ismet özel .....
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
uyku
|
 |
« Yanıtla #51 : Eylül 08, 2008, 01:05:04 » |
|
Onun çölünde...
yaprakların gölgeli yalnızlığına bırakıyorum. Gün doğumunda uyanan nefese ve sana dönen gözlerin Yakaran çizgisine. Çölden aldığını çöle ver Hayattan aldığını hayata. Artık beklemiyorum Kal orada. Geride, tepelerin art arda dizilmekle Var ettikleri dünya bir hiçlik ahtı gibi. Bir hiç ve gölge. Gece ay Gece tül ve yokluk. Yok gece.
Çölden aldığını çöle ver Hayattan aldığını hayata.
Bejan Matur
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
duvar
Newbie
Offline
Mesaj Sayısı: 26
|
 |
« Yanıtla #52 : Eylül 08, 2008, 05:58:19 » |
|
iyi günler ilerde anneanne iyi günler ilerde bense yirmidört saatlik günlerdeyim anneanne
rüyalarında senin ne kıyamet kopuyor ne de bir gül düşüyor dalından sen böyle istersin bilirim gülümseyerek anneanne
oysa ne sarışın kızlar göz kırpıyor esmer delikanlılara ne de ortadoğu bir gül bahçesi oluyor
yine de iyi günler ilerde anneanne esmerliğimiz kıyamet herkese
halime bakıp üzülme anneanne bir bakarsın dayımla beraber ortak bir iş kurar belki bir süpermarket açarız
ne dersin, kasada da muzaffer durur, gülümseyerek yok yok olur, dandy, pop-corn ve kalve çorba satarız.
kahrolsun amerika deriz sonra kahrolsun fransa çin ve mançurya kahrolur biz böyle deyince devr-i daim düzeniyle dönen dünya
mançurya da kahrolur niye kahrolacaksa !
anneanne, müzmin başağrılarım artıyor işte yaşamak bu deyip dostlar müttefiklere gülümsediğinde
anneanne, ah anneanne çıkış yok ve bu tereke rahmetli dedemin yüreğinden daha eski bir mesele
yüreğimiz bölüştürülemez iyi günler ilerde
sade ekmeği bildiğimiz günler geçmişte ve güzeldi anneanne şimdi ekmek dile gelse boğazımızdan geçişine utandığını söylerdi
iyi günler yok! iyi günler yok anneanne
kıyamet bize kıyamet bize kıyamet bize
kıyam/et bize
hüseyin atlansoy
|
|
|
|
|
Logged
|
ağır entellektüel tarifler hepinize dil çıkartıyorum !
|
|
|
uLYa
Newbie
Offline
Mesaj Sayısı: 66
|
 |
« Yanıtla #53 : Ekim 06, 2008, 09:58:14 » |
|
uykum gelmeden önceydi yuvarladığım misketin ardından gidişim
-git ali git-
hiç öğrenemedim saçıma değen el kimindir düşümde
ve neden lambasızdır dünyamın sokakları
bir başına yetmedi ellerim gördüklerimi yazmaya
yoruldu ellerim içdenizlerime tuz taşımaktan
-sus ali sus-
sustum. kırıldı göğüs kafesim ben susunca
uçup gitti yunuskuşum
nereden bilebilirdim
avuçlarımda taşısam da misketimin geçtiği denizleri
dökme suyla dönmezmiş şiirin taşı
şair kendini öğütürmüş çokça
-dur ali dur-
dursam: bildiğim türkülerden kurtaramam dilimi
sorsalar söyleyemem bütün kapılarımda asma kilit
hüner değil elbet gençliğimi tozlarla üleşmek
başında beklediğim su yoruldu
geçtim misketimin geçtiği denizleri
(bir adım bir öpüştür diyorlar
yürümek her kuşun sancısıdır denilse de oralarda)
-hiç ali hiç-
gerimizi aşk toplasın
Erda HAR
|
|
|
|
|
Logged
|
En Kendi K o y ' unda, En Koyu: K e n d i..
|
|
|
yahut
Newbie
Offline
Mesaj Sayısı: 294
|
 |
« Yanıtla #54 : Ekim 06, 2008, 10:40:52 » |
|
SON AĞAÇ/Yusuf Özkan Özburun
Suskunluğumu acemiliğime bağışla bir yaşama ustası değilim daha ne cinnetten döndü yüzüm ne cennetten bekliyorum kovulduğum kapıların ardında.
Ucuz ölümler sermedim kanıma soldurmadım süzgün suda balkıyan güneşi tedirginim, ıslanıyor varlığımdan akasyalar yürüsem, çoğalıyor dalında yasak meyvalar dursam, çoğalıyor.
Sürüyor dört mevsime ihanetim kutsal and’a, kutsal kitaba sürüyor yüreğimi varsıl kılan yeminim sensiz tenha kalan hayata.
Sussun sussun ruhumda aforizmalar zırhsızım, kılıcım yok sözlerini karşılamaya yırttım, okutmuyor yüzünü sahte mushaflar.
Bir son ağaç yalnızlığı bu, iyi bil uçurumun son çiçekleri açsın şimdi bağrında ama unutma, sakın unutma gülün rahlesinde diz kırmadım daha tohumun tekkesinde zikretmedim kekemeliğimi acemiliğime bağışla.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
yahut
Newbie
Offline
Mesaj Sayısı: 294
|
 |
« Yanıtla #55 : Ekim 29, 2008, 05:50:57 » |
|
İlk Sesler
I. bir büyücünün kapısına yüzüklerimi bıraktım kelebeklerle örttüm ağzımı koptum gecelerden / salıncak iplerinde parmaklarımı unuttum, rabbin sızdığı garip çatlakta durdum. ne ettiysem varamadım ilk hâlime. çürüdü tenim, döküldüm mermer yalnızlıktan. uzandım kantaşına, söz değildi bildiğim: ölü bir kuş düşmüş kuyuya kesilen yerlerimde mavi rüyâ / ne yapsam kandil ile fitil
nâr bahçelerinde çağırdım ilk sesi, olmadı duyan ey bebeklerin kardeşi, kimin içindir egemenlik ve heybet etime kaynayan lastik topuk ve kepenklerini açmayan deniz: parmak boğumlarımda her gün yeni bir su.
kesik bir bilek, susmak yerine ellerin
II. karıncalara açık sofralar bıraktım: inilti ve sütun çıplak omuzlarıma saçlarından şahmerânlar indi: lânet ve kabuk çıldırdı göğüs kafesime sakladığım leylâ: aşk ve kurşun sahipsiz bir ırmak taşar artık: kimin umurunda?
her gün toprağı öpmekten yeşerdi dudakları bir kadının yağmur yağdı, üşüdü îtirâflar düştüm sözcüklerden / daraldı bütün boşluklar tılsım ve hamâil kudurdu kiremit kovalarda asmalara elbise diye dikilen zehir, pıhtımda bir ağrı bıraktı kalbime giren sıcak hançer anneme uzak sur.
beni de kovdu huzûr, unuttum o dilsiz geçmişi
III. durduk yerde avlu... şaşırdım yüzüme giden yolu: âh! nadasa bırakılmış güvercinler kime rahmet okur kan ve tuz diyor rastladığım bütün aynalar: su ve kan ter ve su: su ve tuz / yaralarımda pelür bir kabukla uykuya daldım ses dinmez: kan ve tuz tuz ve kan su ve su...
kimindir bu ilk ses: akbaba ve minnet, kına ve damar. ar!
IV. yankılanan bir çöl seferidir buzlu camlar ardında kalarak eskiyen taşlardan habersiz. denize çizdiğim ayak izleri, kırıldığı yerden kanayan kenevir, kumral bir kol saatiyle büyüyen rüyâ, su yerine tırnaklarını taşıyan gözlerim. eşiklere mum eriyiklerinden bırakıyorum mahcup sözleri
-yemîn ve su aynalara yeni boşluklar bırakır-
hikâye: saçları çilingir olan sevgilimin kapısındayım aynalara gömülen bir yüzümle sus artık diyorlar. gözlerim trahom sancılarından geçiyor
İbrahim Halil Baran
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
uLYa
Newbie
Offline
Mesaj Sayısı: 66
|
 |
« Yanıtla #56 : Ekim 29, 2008, 11:42:46 » |
|
Meğer Mezarlarda Aynalar Yaşıyormuş benim tek renkli mevsimlerimde çok şey asılı benim tek sesli türkülerimde çok şey açılı açılı bir kapıdan dışarı çıkıyorum açılı bir üçgene girer gibi başlıyorum gül kurutma ayinlerine çok yaşamaz daha güneşin yoğun ölüşünü seyreden o kent yaşamaz hasta yatağından doğrulan sokak o kentte kalan resimlerim havva'nın elinde cennetten kovulunca yandı negatiflerim şimdi o kentteki resimler bir cesedin gölgesi meğer mezar diye kazılan kuyularda aynalar yaşıyormuş ve aynalar masallarda kentlere düşüyormuş masal bu boşuna boyamışız güneşi mantığa mevsimlik ganimetler için boşuna çürütmüşüz yüreğimizi nasılsa sönecekti sokaklardaki kahraman ışıklar bak işte sihirli bir ülkeye komşuyuz şimdi yani biraz erken başlamalı güneşin ölümüne yakılacak ağıda biraz da ölümsüz kılmak için kentlerin ışığını bak bir düşüm var yeni mi yeni bir duruşum var ki dillere destan artık eski formüller, büyüler bozuluyor masal bu saçlarımda kalelerin dağılmayan emin edası yağmurlar ve rüzgarlar saçlarıma şaşıyor çok yaşamaz dedik mi kopar bütün filimler havva anaların anası resimleri ne yapsın güneş ölür, kent ölür ve aynalar üçgenlere gömülür ben üçgenler içinde mezarlara gülerim resimler ve sokaklardan masallara girerim... Seyfullah Fatih
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
BERCESTE
Newbie
Offline
Mesaj Sayısı: 91
|
 |
« Yanıtla #57 : Aralık 05, 2008, 04:47:54 » |
|
HÜZÜN VE İRONİ NEŞİDELERİ I ağaçlar alev açan hiç yüzüme döndü kuruldu kanatları çocukların somut her şeyine çürüdü cesedim ölmeye vakit bulamadan kemikleri kırıldıkça boşluğa bakınan ağzımda
bir atı en çok sağrısından konuşmalı şimdi çünkü kırbaçlar sanrısından tez silkinip göğsün savunmasızını otoyol eden hançerden usanıp eve dönmeli ve akşam uyanmadan
yok, bir su’yu en çok duruluğundan vurmalı buzun donmazına saplanıp eğleşen sonyaz kelebeklerin ruhlarını hoyratça kabzederken parmağına düşen buzullarla eve dönmeli
papillon! armonide dağılan kanatlar tozu saç yoran rüzgarda mutantan ahengiyle belki bir çakıl taşının düşüne akarak kapattı büsbütün yosunlar ne denizleri
denizleri en çok safo’nun cesedinden anlamalı gözleri inlerken kumsalda dalga alkışıyla aynaların bir hafızası yoktur ey yoktur ve çocukların bir tanrıya ihtiyaçları yoktur
azur! konuş benimle ip eğiren günün kanı çekilmeden konuş benimle
ve elbet bir kediyi en çok gözlerinden öpmeli
HÜSEYİN CAHİD DOĞAN
|
|
|
|
|
Logged
|
_Tanrı nın kanı en çok benim damarlarımda akıyor dilimde bağıran kan onun,asırlardır pıhtılaşmayan_
|
|
|
dilemma
Newbie
Offline
Mesaj Sayısı: 24
|
 |
« Yanıtla #58 : Aralık 10, 2008, 11:43:48 » |
|
SON AĞAÇ/Yusuf Özkan Özburun
Suskunluğumu acemiliğime bağışla bir yaşama ustası değilim daha ne cinnetten döndü yüzüm ne cennetten bekliyorum kovulduğum kapıların ardında.
Ucuz ölümler sermedim kanıma soldurmadım süzgün suda balkıyan güneşi tedirginim, ıslanıyor varlığımdan akasyalar yürüsem, çoğalıyor dalında yasak meyvalar dursam, çoğalıyor.
Sürüyor dört mevsime ihanetim kutsal and’a, kutsal kitaba sürüyor yüreğimi varsıl kılan yeminim sensiz tenha kalan hayata.
Sussun sussun ruhumda aforizmalar zırhsızım, kılıcım yok sözlerini karşılamaya yırttım, okutmuyor yüzünü sahte mushaflar.
Bir son ağaç yalnızlığı bu, iyi bil uçurumun son çiçekleri açsın şimdi bağrında ama unutma, sakın unutma gülün rahlesinde diz kırmadım daha tohumun tekkesinde zikretmedim kekemeliğimi acemiliğime bağışla.
cok sevdiğimdir.. ne cinnetten döndü yüzüm ne cennetten bekliyorum kovulduğum kapıların ardında.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
BERCESTE
Newbie
Offline
Mesaj Sayısı: 91
|
 |
« Yanıtla #59 : Aralık 20, 2008, 01:12:12 » |
|
ŞİMDİ İYİ ŞEYLERDEN SUSMALIYIM azra'ya
şimdi iyi şeylerden susmalıyım uzun uzun alnımda kaynayan göğün müptezel alevinden damlayan atları koşmalıyım intişar caddelere ilkin kavmime susmalıyım kavmim bana susmalı ilkin ben buharlaştım güneşin suçu yok suçu yok kaatilin kurşuna duyarlıyım ölüler kazanılmış susku çiçekleridir evet evet balıklar da boğulur suyun yükünden hiçliğin çeşmesi akar parmaklarım akar nasıl da akar biz sızıdır derinlere, ta derinlere aktıkça erozyondur ruhumun ağaçsızlığına... sonra bana susmalıyım ağzıma susmalıyım sakırga doyana dek susmalıyım uslu köpekçik sonra o benim cinayetim o polisler bana benim adı geçen telsiz anonslarında adına sansür konan anarşist benim nabızda ikilem... Rabb'im yalnızlığa rölans... Rabb'im kargaşada cezm... Rabb'im faili malumdur yaşamak, Rabb'imdir ve hamd O'nadır.
hadi sevin bu son yenilgindir kalbim başını yere saplayıp son çıkışın buralardan
duvara yaslanan kurşun geçirmez takkesiyle konuşur Kim'le şikayet içerek badanasından profile ağan sancısıyla yumruklarını duvarın döşüne nasıl yatırılan susuşunu anımsa yorgun bahçesinden nasıl yatırılan tarhların kundağına böcek cesetlerinin gelir geçer kokularını sürdün mü hiç o iştiyakın çıkrıkla in mideye gürültüsüne şiddeti boğazlayan kalan bana kalır ne kalacaksa elenen suküttan yağmurcuk koşusu kalır nefes nefese kaşıklanan sofralardır kalkılır boşluğun toynaklarından ezilerek ezgin bir bıçak dağılır tene yumuşak yerinden hayır tende bağıran damarın ne güzel senin menevişlenmene hoyrat akıp giden sahilinden kan bize iyi geldi dişlerimize yapışan ruh toksitleri bize iyi geldi oturup içtik ağzımızın içsel sukunu başladıkça ordulara sokulan o başsızlık korkusu çöle giren zayıf bir nehir gibidir, şimdi meydan savaşı kazanılamaz, çünkü meydanı sulayan korku tutmuştur ellerinden kapanan ricat yoluna bile kadar düşlenen evlere
hadi sevin bu son yenilgindir kalbim başını yere saplayıp son çıkışın buralardan
kaybettik Vezir'im bu cephe artık bize haram kaybettik, son atın rüzgar kaldırdı naaşını bizde yontuldu mızrağın körlenen ucu... Vezir'im elimden tut şimdi kaybolan pusuladan yollarım hep giyotine çıkar bana Payanda ol kıraran saçlarını yolan dağlardan derisi kırışan denizlerden sakın beni bana çözülecek çünkü şimdi biriken sitemleri çünkü pusatladığım ne varsa bana ihtilal oluyor, yağmur uzak mevsimlere militan iklimler gibi çöküyor damsızlıklara şemsiyesizliklere... kaybettik işte zehirlediğim şehzadelerden kaybettik mücessem acılardan göremediğimiz Vezir'im koluma gir bana Payanda ol artık çeşm-i şehla uyusam toprak. bu son başının eğilişidir kalbim öne sakladığın tüm o iri mavilerinle bu son yıkılışındır bu son kırtıpilliğin bu son kaçıp gidişindir
hadi sevin bu son yenilgindir kalbim başını yere saplayıp son çıkışın buralardan
Hüseyin Cahid Doğan
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|