KULTUR, SANAT, FİKİR FORUM
Ocak 07, 2009, 05:16:02 *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
Sayfa: [1] 2 3 4
  Yazdır  
Gönderen Konu: Dikkat şiir!  (Okunma Sayısı 3102 defa)
uyku
Global Moderator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 636



« : Ekim 10, 2007, 07:59:04 »

Sis

İki şehri var gecenin, biri gözümde
tütüyor, birinin dumanı üstünde yağmur
gibi çöken siste, bana bu uykusuz
şehri niye bıraktın, göze alamadığım
bir şehrin yerine bütün şehirlerdesin,
gece değil istediğin hayli karanlık
bakışlı bir şehrin gözleriyle çarpışmak
hevesindesin! Gözlerini anlıyorum henüz
bağışlayabileceği gözleriyle çarpışmadı kimsenin;
gözlerimizi uzaklıklar değil ki yalnız
göze alamadığımız yakınlıklar da acıtır,
ve gözleri ancak gözler bağışlayabilir,
öyle acıyor ki gözlerim kim bağışlayacak,
sis değil, uykusuzluk değil, iki uzak
şehir gibi ayrılıktan kavuşmuyor gözlerim :
Biri hepimizle gözgöze gibi hala uykusuz,
biri sis içinde kirpiklerine kadar açık,
bu sessizliği kim bıraktıysa, göremiyorum
konuşkan gözlerinde tek sözcük bile,
gözlerimiz birbirine değmiyor gecenin iki şehrinde

Kimsenin kimseye gözü değmiyorsa, şiir niye ?


Haydar Ergülen
« Son Düzenleme: Ekim 10, 2007, 08:01:53 Gönderen: uyku » Logged

İnsanlar uykudadırlar; öldüklerinde uyanırlar!
uyku
Global Moderator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 636



« Yanıtla #1 : Ekim 11, 2007, 03:26:47 »

Ağızlarına Biber Sürülmüş Kuzuların Cumhuriyeti

kuzular taze ot kokusunu arıyor,
taze ot kokusunu özlüyorlar, ama
çayıra girmekten korkuyorlar,
çimenden, çiçekten korkuyorlar,
çünkü otlara ‘biber sürmüş’,
çimene, çiçeğe kül saçmış kurtlar,
kurum bulaştırmışlar…

kuzular suyun çağıltısını dinliyor,
suyun çağrısını işitiyorlar, ama
dereye inmekten korkuyorlar,
çünkü sulara ateş karıştırmış kurtlar,
suları tutuşturmuşlar…

kuzular buluttan korkuyor,
kuzular rüzgârdan korkuyor,
kuzular yağmurdan korkuyorlar,
çünkü bulutu buruşturmuş,
yağmuru çürütmüş kurtlar,
rüzgârı kokuşturmuşlar…

kuzular sudan korkuyor,
kuzular havadan korkuyor,
kuzular yerden korkuyor,
kuzular gökten korkuyorlar…
tanrıdan, tanrının merhametinden,
meleklerden, meleklerin kanatlarından,
kanatların hışırtısından
ve bunun verdiği coşkudan,
arınma fikrinden, yücelme hissinden
ürküyor, korkuyorlar.

o kadar korkuyorlar, o kadar
korkuyorlar ki,
giderek kendilerinden, kendi
seslerinden kendi nefeslerinden
korkmaya başlıyorlar;
kendi ayak seslerinden,
kendi yürek seslerinden,
kendi akıllarından,
kendi duygularından,
kendi rüyalarından korkuyorlar…

sevgiden korkuyorlar,
sevgi denen, inanç denen,
özgürlük denen
ve yüreğe var olma erinci veren
mucizelerden,
kabına sığmayan, sığmayınca da
yasalara da sığmayan düşüncelerden
korkuyor kuzucuklar.

onlar korkularıyla meydanları
kırmızıya boyaya dursun,
kurtlar, ağıl duvarının dibinde pusuya yatmış,
kuzucukların, “mee, meeee!” diye,
- tam da kurbanlık kuzu melemeleriyle -
korkularını yenmeye çalıştıkları yerden,
aklın ve yüreğin kurumuş vadilerinden
uslu uslu dönmelerini bekliyorlar,
hapur hupur yutmak için kuzucukları...

Cahit Koytak / 1 Mayıs 2007
‘YOKSULLAR İÇİN TEZLER’ Kitabı
Logged
uyku
Global Moderator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 636



« Yanıtla #2 : Ekim 12, 2007, 02:45:43 »

 
 

          "Tutunamıyorum Tanrım affet,
          Kadınların saçları dökülüyor."



   Mustafa Burak Sezer
Logged
derbeder
Newbie

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2



« Yanıtla #3 : Ekim 13, 2007, 02:20:51 »

Bir 7.65’liğim bile yok


yaşasın konfederasyon!

yaşasın kamçılar ve köleler!

çünkü siyahları sevsem de,

lincoln’ın bir yalancı olduğunu biliyorum.

dengeler adına vuruldu kim vurulduysa

çiftçiler ,marilyn monroe,bağdat

dengeler adına bırakıldım kendimle başbaşa

burada şehremini’de

ve bir hallaç pamuğuna dönüşmüş olarak.

kimim ben

nerden gelip nereye gidiyorum

bunun ne önemi var

mossad besliyor kafka’yı

zen’i amerika finanse ediyor

çünkü hepimizi uyuşturup,

ortadoğu’yu ateşe vermek istiyorlar.

ikilem

üçlem ve dörtlemler

alternatif çöplüğüne döndü üçüncü dünyanın beyinleri

‘hiç akletmezmisiniz’

hayır etmeyiz!

felsefenin soysuz çarkına teslim ederiz ayetleri

öyle büyüttük öyle büyüttük ki felsefeyi

eylemi de aldı içine

eylemi aldı bizden

ve ateşler içre bağdat’ın orta yerinde,

çırılçıplak kalakaldık işte

dengeler adına silahsız

dengeler adına şahsiyetsiz

miskin,geveze,entelektüel..

dengeler adına vuramadı kim vuramadıysa

dengeler adına şair yaptılar bizi


HAKAN ALBAYRAK  
 

 
Logged
uyku
Global Moderator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 636



« Yanıtla #4 : Ekim 13, 2007, 08:46:02 »

DEPLASMANDA PLASEBO

Allah'ım kaderimde anarşi ve protesto
antidepresanlar ve içi boş bir gardırop
ne de çok yer kaplıyor mesela Al Pacino
yardımın gerekiyor Kadıköy'deyim stop.

Allah'ım kaderim bu sentimental ambargo:
Alternatif referans potansiyel salvo yok,
sadece klostrofobi, hicran türbülans ve şok;
cariyeler çekilmiş yeraltına cumburlop.

Allah'ım kaderimi sen yazdın sen bilirsin
kalbim oyuncak mı ne, ne kolay kırılıyor?
"Deplasmandır bu dünya" diyor albino şeyhim
plasebo yutturuyor bana depresif doktor.

Allah'ım kaderimden şikayetçi değilim
aksine bahtiyarım evrende bana da rol
verdiğin için şahsen, Allah'ım bizler senin
falsolu kullarınız, n'olur bizden razı ol.


(Murat Menteş/Kökler-2)
Logged
uyku
Global Moderator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 636



« Yanıtla #5 : Ekim 21, 2007, 08:23:34 »

‘Su çekildi, göründü sanki zamanın dibi,
Korkuyorum, bu akşam kıyamet varmış gibi.’


N.F.K.
Logged
uyku
Global Moderator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 636



« Yanıtla #6 : Ekim 26, 2007, 05:36:24 »

Kendime doğum günü armağanım:

Beni Yanlışsız Sakla

Saate baktım yirmibeş yaşındayım
Geç kalmadım tanrım yeniden inanmaya
Aşka geç kalmadım

Ardında yıkık şehirler ve leylaklar bırakan
Bir cümle dudaklarımı geçip beni ihlâl etti
Saate baktım müthiş bir yenilme vaktindeyim
Sevgilim
Ben nerede yağmur yağarsa orada şemsiye kırmanın kitabıyım
Ve en güzel cümlen sensin

Saate baktım buzlar ve çiçekler arasındayım
Gömleğim asyaya düşerken
Beni yanlışsız sakla bu son görünüşüm


Mevlana İdris Zengin


AĞRI

Kendime bir doğum günü hediyesi

Can evim ağrımıyor aşikâre
Ben uyanınca hayat uyanıyor
...Ona uyuyor rüya...
Her şekli alıyor toprak
çeşit çeşit, renk renk, kat kat...
ekmek, pasta, çörek...ismim tek
Bir kelime...daha demin
Bedenimi zapt eden âraz
Durmuyor zaman iki ayrı oda içinde

Kapılarla dolu kuş evim...iç içe

Büyük...firar başlamıyor yine de
Ben yürüyünce su yürüyor
...Ona uyuyor hayat...
Kök, dal, yaprak kardeş oluyor
Bir anda saplanıyor gece içime
Daha demin...bir isim...o yana
Yüzüm bu yana sürükleniyor
Uzakta, katı, donuk, sarı a ğ a ç
i s m i m... toplanıyor oradan oraya

Can evim ağrımıyor aşikâre!...Hayat!..
Ben uyanınca, rüya ona uyuyor, derinde
Tek bir 'kelime'...yüzüm sığmıyor içine

Osman Hakan A.
Varlık1187, Ağustos

Logged
uyku
Global Moderator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 636



« Yanıtla #7 : Ekim 28, 2007, 04:55:51 »

TENHA ŞİİRLER

Dal kırık
bahçe talan
sularda yüzün
hangi âh, hangi melâl
yok şimdi
hayal
sabahları boyayan kuşlar mıydı
sonsuz suskunluktan gayrı yıllar
yıllar savrulmuş sanki sonbahar
düştü yok şimdi hüzün ve aşk
ben bu duvarı ördüm yıktım ördüm
dur gece dur akşam dur sabah
tak tak tak bu poyraz bu telâş
yağmurla örtüşür gibiyiz akşam
yüzün gök
yüzün yıldızlar
yüzün leylim
birlikteyiz işte hiç bitmiyor akşam



II

sürülmüş toprak kokuyorsun
biçilmiş çayır
söğütlüğü geçince
her yer çiğdem, gelincik ellerin
baktıkça açıyor yüzün
baktıkça bulutlar ve güneş
serçeler karışıyor gülüşüne

Saat yok gölgemizde zaman
ve suyun uzayıp giden öyküsü
sevmek kadar seni



III

Rüzgâr esiyor usuldan
bir kiremit düşüyor sundurmadan bahçeye
elimin üstünde güneş
birkaç damla yağmur karışıyor içtiğim çaya
sonra bir bulut gemi gibi yanaşıyor masaya
elele çıkıyoruz seninle güvertesine akşamın

İşte yıldızlar diyoruz
tüm çiçeklerin adını sayıyoruz
bahçedeyiz yine masa aynı masa
bu kez saçların karışıyor söze
sonra hiçbir şey olmamış gibi
tavukları yemliyorsun sabah sabah




IV

Taş atılmış su gibi
dalga dalga yüreğim
bir abdalım, bir yabanım
kıyında

Gemilere götür beni
misafir kuşlar gibiyim
mavilikte
öyle
ucunda kirpiklerinin

Bir park korkuluğuna
takılıp kalan güneş de yok artık
yağmur ince bir sızı
bir gelir,bir gider
sarı solgun resimlerde mi
yüzün

Hiç kuş uçmamış
gök gibiyim karşında



V

Bir güz ağacıydın
erguvan yapraklar düşürdün
hüzünden
geceler boyu akan çeşmeler
ki uzayıp gider ıslıkları
bıçkın ve karanfil kokulu
tuttun en dar vaktinde durdun yolumun

Acının gurbeti yine acıdır
sılası hani
orda düşlere vakit yoktur
kavrulmuş dudaklarda
kalınca sarılmış tütün gibi
yaşamın ve ekmeğin kahrı
ağır ağır çekilir




işte tarihi ellerimin

Yağmurdun

rüzgârdın

borandın
geldin ıssızlık yarım kaldı
kuşlar alıştı pencereme
saksıda çiçekler değişti
yüzü güldü duvarların
kurulu bir saatti zaman
boşandı birden akşam
aynalar
lambalar ve üveyikler
işte dünyalığı kalbimin
çitin önünde yaman bir güneş
geldin gelişin en güzeldi




VI

yağmurlardan gelmek

a.

yağmurlardan geliyorsun
upuzun gecelerden
ay ışığına batmış üstün başın
bir hasreti bölüşüyoruz şimdi
tüm acıları bölüştüğümüz gibi
can erikleri boşaltıyorsun eteğinden
zambaklar
çocukluğumun giyilmemiş çamaşırları gibi
annelerin arada bir açtığı hülya sandıkları
anıların kokusu var onlarda

boyuna susuyoruz
dünyaya benzer bir şey büyüyor içimizde
çözemiyoruz neden
uzuyor uzuyor ellerin
saçların zaten sonsuzluk
can geliyor ağlamak gülmek geliyor
ağır ağır uyanıyor gövdem
baharda bir toprak gibi
yağmurlardan geliyorsun
canıma giriyorsun
uçsuz bucaksız kokuyorsun
yağmurlardan geliyorsun



b.

gül dökülüyor yüzünden
gülüşün gülleri bunlar
tutup koyamıyorum masaya
masa işte
aramızdaki sonsuz deniz
bir dalga hafiften kabarıyor
bir el usulca uzanıyor
bir bardak ansızın tuz buz
dokunuşun gülleri
bir bulut yavaş yavaş açılıyor
birlikte aralıyoruz perdesini yağmurun
ipek bir mendili gezdirmek gibi yüzünde
aramızdan akıp gidiyor gün

sonra akşam geliyor ansızın
akşam işte şu dehşetli karanfil
“yarin dudağından getirilmiş”
kokusu sarıyor önce
sonra saçların
saçlarının rüzgârı
bir serinlik ki sorma gitsin
yüzüne dokunuyorum
yıldızlar dökülüyor birden
yıldızlar hüzün ve karanfil
akşam doluyor birden



c.

kapı çalınıyor
kuru ekmeğiniz var mı diyor bir kadın
geçip gidiyor çünkü İskender de
geçip gitmiş gibi sokaklarından akşamın
biraz gazyağı biraz is kokusu ve korkunç
duvarlar ki tarihin durmadan yapıp yıktığı
ateşler akan iki aşk çeşmesi
aç ve ilaç gibi yedikleri zehiri
köpük ve akşam
akşam ve köpük
köpüklerden çöker gibi çatısı göğün
parçalandı düş ve gerçek
ne tükenip bitmesi yıldızların
ne dağılan bilyası çocukların
yalnız sundurmada yağmuru seyreden
tüyü dökülmüş bir serçeden kalma
kumral bir bakış mı
gözlerin en derin kederinde suların



su akmayınca eskir
tarihe yalanın girmesi gibi öyle
bak yalnızlıklara dalıyorum işte
en kalabalığına yalnızlıkların
dört nala uçar gibi bir at düşlerimden
dökük saçık bir zaman kalıyor geriye
oysa
mor bir şafaktasın
canım sevgilim
güvercinim




VII

şiirde; düşlerde kalan aşk gibi
gül de ölüdür şimdi;akşam yine en çok
sensin;kandil ıssızlığında kalbin:
gece bahçelerinde,bir kuşlar kaldı
güllere yanmaktan yorgun

seninle aramızda akan şiirde
kan; tuttum günlerce: bir çölü
yürüdüm: bir parça mavi
sonra seni göğü ve denizi buldum
işte elimde çirkin bir balık
hep balık kalmış bir balık
kayan yıldıza takılmış: deniz
çekile çekile kendini doldurmuş

gül de ölüdür şimdi
bir aşiret heybesinde
kentte bir eskici dükkânında
nerden düşmüşse düşmüş
akşam gök ve deniz



VIII

cıvıltının en mavisini soluyan
çınarların ucunda
hışırtısını duyuyorum yükselen ayın
duasını dağların
işte çoğalan bir gök var şuracıkta
sesimi salıyorum yağmura
güvertesinde gecenin
denizse en hoyrat atı bu saatlerin
öptükçe gözlerinden
sevgilim güzel bir ateş yak bana

Arif Ay
Logged
uyku
Global Moderator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 636



« Yanıtla #8 : Kasım 02, 2007, 07:10:18 »

***
Her şey yaralı bir zamana akarken, kim
söyleyebilir çıraların beyhude söndüğünü.
bu son düğümün herkese atıldığını,
herkese yağdığını bu son yağmurun.
ateşin üşüdüğünü, suyun acıdığını...
rastladım bir akşamüstü herkese,
herkes nasıl yalnız!..


Metin Kaygalak

Logged
uyku
Global Moderator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 636



« Yanıtla #9 : Kasım 03, 2007, 11:04:33 »

Mostar Çayı İçin Şiir Köprüsü

Duran'ın Mostar Köprüsü'nde Gülşah'ın nal izlerinin görüldüğü haberini aldığı, Bosna’da, Mostar'a varınca köprünün yıkılmış olduğunu gördüğü ve Neretva nehrini teselli ettiğidir. Bu odur:

I.
Ben ki aramaya çıktım
Ben aramaya çıkınca bir bulan vardır

Yıkık köprülerin her bir taşından
Bir hayat köprüsü kuran
Kâbusların yıktığını onaran
Bir rüyâ vardır.
Köprünün yıkılması
Bir kıyının öbürüne küsmesinden
Çeyizini yıkarken su perisinin
Nişan yüzüğünü kaybetmesinden
Nişanlıyı aramaya bir bahanesi

Kötü bir düş görüp yıkılan köprüleri
Saçlarından öperek uyandıran
Aşkı kalpten kalbe yankılandıran
Gözyaşı çiğiyle ışıklı kirpikleri
Gökkuşağı özlemiyle nakışlandıran
Rüzgâr nefesliler vardır

Okunmuş taşları atıp sulara
Yağmur duasına çıkanlar gibi
Yananlar vardır.

Köprünün yıkılması
Kırkikindilerin yaklaşmasından

Ustalar vardır
Hızır'ı danışman olarak çalıştıran
Çile yontucuları
Sabır nakkaşları
Bir rüyâyı taşlarla yorumlayan
Medrese çağıltısından
Kütüphane hafızasından
Taşlara da bir rüyâ armağan eden
Kur'an sesi işlemeli
Taç kapılardan görünüveren
Ölümsüzlük öğrencileri vardır

Ben ki aramaya çıktım
Yeni bir derse başladım
Mostar Çayı'nı ezberliyorum
Köprü Bilgisi sınıfındayım
Ölümsüz Atlara Binicilik Kursu'nda

II.

Gülşah öldü diyorlar, haşâ ki yalan!
Mostar Köprüsü'nde nal izleri var
Ona öldü diyen ağızda dil ölüdür
Ölüdür sözlükte kelimeler
O diridir, hayattadır, hayattır

Suya düştü, o artık yok diyorlar
O var, zira onu bir arayan var

Sesini işitip nehre koşuşan
Köpükten atlara binip uçuşan
Bosna'da çocuklar var
Göğsü tomurcuklanmadan
Gözü bulutlanan çocuklar
Bombalanmış el yazması şiirler
Yanmış kitap sayfaları
Göğü çalınmış haritalar
Uçurulmuş haber köprüleri
Ararken koyduğum işaretlerden
Atlı şairlerin süt anneleri.

Bir şehidin omuzundan çözülüp düşen
Upuzun bir Müslüman sarığı imgesiyle
Akışan şu yeşil Neretva Çayı
Soydaşıdır hem eşidir atımın
Irgalayan beşiğidir

Düşsün suya
Ölüm olmaz
Suya sudan
Musa'ya Nil'den

/Gülşah biraz gümüş, biraz akarsu
Biraz sabah sisi göl kıyısının
Uykusu hafifçe kuş uykusundan
Nefesi nisan bahçesi
Seher yelinin zikridir güllerde yankılanan/

Rüyâlar yarışıyor O’na yetişmek için
Rüyâlarda O’na binip yarışıyorlar
Filistin'de çocuklar
Kudüs'te ihtiyarlar

O’nun sularında yıkanıyorlar
Geceye sıçratılan kandan
Kirlendiğinde uykuları

O’nun soluğundan besleniyor
Demirperdeyi gün gün eriten
Ateşin körükleri

Çin ejderhasına karşı duruyor
Doğu Türkistan'da
Minyatürleri

III.

Düşsün suya
Bu yolda düşen suya
Düşmüştür bengisuya

Düşsün yüzme bilen umutlarım da
Düşmesin kurumuş su yatağına
Yeter ki tökezlemesin
Umudun delişmen tayı
Sen yeter ki susma ey Mostar Çayı
Yürekten yıkılışı köprülerin
Duyulmaz olmasıdır senin
Yeşil şarkılarının
Susma ki dönsün kalbimin pervaneleri
Çağıldayışının âhengiyle
Susma ışısın hülyası
Kemerlerin, yakamozlarla
Boş kalmasın yatağın, uyumasan da
Çık dolaş, bize de gel, sana ninni söylerim
Sana köprü yaparım kaburga kemiğimden
Gözyaşım kardeşin olsun
Dicle’ye Fırat'a eş
Çağla cennetlerden bir müjde gibi

Ben suların gördüğü küheylan rüyâları
Köprülerle yorumlayan Yusuf'um, bilmez misin?
Ben ki aramaya çıktım
Bulmaya tabir olunur
Tamir değil, kurmaya
Mostar Köprüsü'nü
Kelimelerle

Şaban Abak

Logged
uyku
Global Moderator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 636



« Yanıtla #10 : Kasım 16, 2007, 05:49:15 »

Donuk Aşk

Yine akşam oldu,
Yalnızlık omuzlarıma çivisini çaktı yine,
Uzaklık aynı gerçi,
Heryerdeyken olan uzaklığın pek değişmedi,
Yine akşam oldu orda olduğu gibi,
Görebiliyorum seni burdan da,
Aynısıydı ordayken de,
Uzaklıktan korkmuyorum belki de,
Orada da aynıydı uzaklık gerçi
Donuklaşmış oldu artık bu,
Bir o kadar da hüzünlü romanlar gibi,
Galiba ben baştan kaybetmişim,
Belki de ben baştan kazanmışım, insanlık kaybetmiş...
 
Sezai Karakoç
 
Logged
uyku
Global Moderator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 636



« Yanıtla #11 : Kasım 17, 2007, 11:18:29 »

Montreal Mektupları

Dört

Sadık Sara'ya nişanlı, ben ayrılığa
Atılıyoruz dördümüz o soğuk karanlığa
Sana acımızdan, kederimizden,
Ve günlerin bize sakladığı şeylerden
Biraz verebilir miyiz mutlu insanlar ülkesi Amerika?

Meselâ ben oğlumun başında ağladığım
O hastane gecelerinden verebilir miyim sana
Bir sokağı delirircesine koşarken
Morarmış gövdesi kalbine yaslı evlâdınla
Tanrı'yla doğrudan konuşabildiğin o anla
Birlikte içime doğan o kederden
Biraz verebilir miyim sana?

O Afgan çocukları, O Irak şehzadeleri
Senin bombalarınla ölen o yavrular
Hepsi bizim göğsümüze yaslıdır
Biraz daha delirmemiz bu yüzden her bombayla
Kan değil entariler giydirecektik onlara
Aşkın çöllerinde hepsi bir Leylâ
Bir Mecnun olmaya hazır, çıkınlarına
Bin yıl öncesinden biçilen rüya
Sıkışmış, ruhlarına şifasız bir daüssıla.

Onları eşsiz bahçelerde büyütecektik
Hayır kan değil
Gökyüzünden elbiseler giydirecektik onlara
Yazmalar, entariler, eleğimsağmalar
Çöl çocukları, öyle yakışacaklardı hayata.
Bunu anlaman için daha ne kadar ölmemiz gerek
Kaç evlâdımızı gömeceğiz daha toprağa
Mutlu insanlar ülkesi Amerika?
 
Kemal Sayar
Logged
uyku
Global Moderator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 636



« Yanıtla #12 : Kasım 19, 2007, 07:18:38 »

YALINAYAK ŞİİRDİR

1.Biz tüzüklerle çarpışarak büyüdük kardeşim

Emrazı Zühreviye Hastanesi'ne kapatıldı anamız
Adıyla çalışan ermiş Sirkeci kadınlarındandır

Şeker atar hâlâ mazgallardan Cankurtaran'da
Acı Bacı'nın acı bilmez uçurtma çocuklarına

Yıl sonu müsamerelerine kimler çıkarılmaz?

2.Velhasıl onlar vurdu biz büyüdük kardeşim

Babamız dövüldü güllabici odunlarla tımarhanede
Acaba halk nedir diye düşünür arada işittiği

Dudullu'dan tâ Salacak'a koşarak alkışlayalım
Fazla babalarıyla dondurma yiyen çocukları

Hangi çocukların neye imrenmesi yalınayak şiirdir?


Ece AYHAN
Logged
uyku
Global Moderator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 636



« Yanıtla #13 : Kasım 28, 2007, 05:39:51 »

İyi Günler İlerde Anneanne


iyi günler ilerde anneanne
iyi günler ilerde
bense yirmidört saatlik
günlerdeyim anneanne

rüyalarında senin ne kıyamet kopuyor
ne de bir gül düşüyor dalından
sen böyle istersin bilirim
gülümseyerek anneanne

oysa ne sarışın kızlar
göz kırpıyor esmer delikanlılara
ne de ortadoğu
bir gül bahçesi oluyor

yine de iyi günler
ilerde anneanne
esmerliğimiz
kıyamet herkese

halime bakıp üzülme anneanne
bir bakarsın dayımla beraber
ortak bir iş kurar
belki bir süpermarket açarız

ne dersin, kasada da
muzaffer durur, gülümseyerek
yok yok olur, dandy, pop-corn
ve kalve çorba satarız.

kahrolsun amerika deriz sonra
kahrolsun fransa için ve mançurya
kahrolur biz böyle deyince
devr-i daim düzeniyle dönen dünya

mançurya da kahrolur
niye kahrolacaksa

anneanne, müzmin
başağrılarım artıyor
işte yaşamak bu deyip dostlar
müttefiklere gülümsediğinde

anneanne, ah anneanne
çıkış yok ve bu tereke
rahmetli dedemin yüreğinden
daha eski bir mesele

yüreğimiz bölüştürülemez
iyi günler ilerde

sade ekmeği bildiğimiz
günler geçmişte
ve güzeldi anneanne
şimdi ekmek dile gelse
boğazımızdan geçişine
utandığını söylerdi

iyi günler yok!
iyi günler yok anneanne

kıyamet bize
kıyamet bize
kıyamet bize

kıyam/et bize

Hüseyin Atlansoy

Logged
uyku
Global Moderator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 636



« Yanıtla #14 : Aralık 08, 2007, 11:44:03 »

GECE / Güngör Tekçe

Ne çok insan konuşuyor içimde
Suretsiz
Bu dünyada yalnız siz mi yaşarsınız
Ya da siz mi ölürsünüz
Bu nasıl saygısızlık
Ağaçlara güneşlere kedilere
Bıktım öykülerinizden
Zaten hepsi birbirine benziyor
Kızgın yağ sanıyorsunuz
Altından su çıkıyor
Hep aynı basamaklardan
Aynı gıcırtılarla
İniyorsunuz
Boşluğa
Kaç duvara çarpıp düşer sesleriniz
Tam da gecemin içine
Yok sayın duyargalarımı
Duvar sayın beni de
Sesleriniz
Hoyrat
Densiz
Davetsiz
O kadar mı yalnızsınız?


(Edebiyat ve Eleştiri, Sayı: 64)
Logged
Sayfa: [1] 2 3 4
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: