|
uyku
|
 |
« : Ekim 10, 2007, 07:59:04 » |
|
Sis
İki şehri var gecenin, biri gözümde tütüyor, birinin dumanı üstünde yağmur gibi çöken siste, bana bu uykusuz şehri niye bıraktın, göze alamadığım bir şehrin yerine bütün şehirlerdesin, gece değil istediğin hayli karanlık bakışlı bir şehrin gözleriyle çarpışmak hevesindesin! Gözlerini anlıyorum henüz bağışlayabileceği gözleriyle çarpışmadı kimsenin; gözlerimizi uzaklıklar değil ki yalnız göze alamadığımız yakınlıklar da acıtır, ve gözleri ancak gözler bağışlayabilir, öyle acıyor ki gözlerim kim bağışlayacak, sis değil, uykusuzluk değil, iki uzak şehir gibi ayrılıktan kavuşmuyor gözlerim : Biri hepimizle gözgöze gibi hala uykusuz, biri sis içinde kirpiklerine kadar açık, bu sessizliği kim bıraktıysa, göremiyorum konuşkan gözlerinde tek sözcük bile, gözlerimiz birbirine değmiyor gecenin iki şehrinde
Kimsenin kimseye gözü değmiyorsa, şiir niye ?
Haydar Ergülen
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Ekim 10, 2007, 08:01:53 Gönderen: uyku »
|
Logged
|
İnsanlar uykudadırlar; öldüklerinde uyanırlar!
|
|
|
|
uyku
|
 |
« Yanıtla #1 : Ekim 11, 2007, 03:26:47 » |
|
Ağızlarına Biber Sürülmüş Kuzuların Cumhuriyeti
kuzular taze ot kokusunu arıyor, taze ot kokusunu özlüyorlar, ama çayıra girmekten korkuyorlar, çimenden, çiçekten korkuyorlar, çünkü otlara ‘biber sürmüş’, çimene, çiçeğe kül saçmış kurtlar, kurum bulaştırmışlar…
kuzular suyun çağıltısını dinliyor, suyun çağrısını işitiyorlar, ama dereye inmekten korkuyorlar, çünkü sulara ateş karıştırmış kurtlar, suları tutuşturmuşlar…
kuzular buluttan korkuyor, kuzular rüzgârdan korkuyor, kuzular yağmurdan korkuyorlar, çünkü bulutu buruşturmuş, yağmuru çürütmüş kurtlar, rüzgârı kokuşturmuşlar…
kuzular sudan korkuyor, kuzular havadan korkuyor, kuzular yerden korkuyor, kuzular gökten korkuyorlar… tanrıdan, tanrının merhametinden, meleklerden, meleklerin kanatlarından, kanatların hışırtısından ve bunun verdiği coşkudan, arınma fikrinden, yücelme hissinden ürküyor, korkuyorlar.
o kadar korkuyorlar, o kadar korkuyorlar ki, giderek kendilerinden, kendi seslerinden kendi nefeslerinden korkmaya başlıyorlar; kendi ayak seslerinden, kendi yürek seslerinden, kendi akıllarından, kendi duygularından, kendi rüyalarından korkuyorlar…
sevgiden korkuyorlar, sevgi denen, inanç denen, özgürlük denen ve yüreğe var olma erinci veren mucizelerden, kabına sığmayan, sığmayınca da yasalara da sığmayan düşüncelerden korkuyor kuzucuklar.
onlar korkularıyla meydanları kırmızıya boyaya dursun, kurtlar, ağıl duvarının dibinde pusuya yatmış, kuzucukların, “mee, meeee!” diye, - tam da kurbanlık kuzu melemeleriyle - korkularını yenmeye çalıştıkları yerden, aklın ve yüreğin kurumuş vadilerinden uslu uslu dönmelerini bekliyorlar, hapur hupur yutmak için kuzucukları...
Cahit Koytak / 1 Mayıs 2007 ‘YOKSULLAR İÇİN TEZLER’ Kitabı
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
uyku
|
 |
« Yanıtla #2 : Ekim 12, 2007, 02:45:43 » |
|
"Tutunamıyorum Tanrım affet, Kadınların saçları dökülüyor."
Mustafa Burak Sezer
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
derbeder
Newbie
Offline
Mesaj Sayısı: 2
|
 |
« Yanıtla #3 : Ekim 13, 2007, 02:20:51 » |
|
Bir 7.65’liğim bile yok
yaşasın konfederasyon!
yaşasın kamçılar ve köleler!
çünkü siyahları sevsem de,
lincoln’ın bir yalancı olduğunu biliyorum.
dengeler adına vuruldu kim vurulduysa
çiftçiler ,marilyn monroe,bağdat
dengeler adına bırakıldım kendimle başbaşa
burada şehremini’de
ve bir hallaç pamuğuna dönüşmüş olarak.
kimim ben
nerden gelip nereye gidiyorum
bunun ne önemi var
mossad besliyor kafka’yı
zen’i amerika finanse ediyor
çünkü hepimizi uyuşturup,
ortadoğu’yu ateşe vermek istiyorlar.
ikilem
üçlem ve dörtlemler
alternatif çöplüğüne döndü üçüncü dünyanın beyinleri
‘hiç akletmezmisiniz’
hayır etmeyiz!
felsefenin soysuz çarkına teslim ederiz ayetleri
öyle büyüttük öyle büyüttük ki felsefeyi
eylemi de aldı içine
eylemi aldı bizden
ve ateşler içre bağdat’ın orta yerinde,
çırılçıplak kalakaldık işte
dengeler adına silahsız
dengeler adına şahsiyetsiz
miskin,geveze,entelektüel..
dengeler adına vuramadı kim vuramadıysa
dengeler adına şair yaptılar bizi
HAKAN ALBAYRAK
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
uyku
|
 |
« Yanıtla #4 : Ekim 13, 2007, 08:46:02 » |
|
DEPLASMANDA PLASEBO
Allah'ım kaderimde anarşi ve protesto antidepresanlar ve içi boş bir gardırop ne de çok yer kaplıyor mesela Al Pacino yardımın gerekiyor Kadıköy'deyim stop.
Allah'ım kaderim bu sentimental ambargo: Alternatif referans potansiyel salvo yok, sadece klostrofobi, hicran türbülans ve şok; cariyeler çekilmiş yeraltına cumburlop.
Allah'ım kaderimi sen yazdın sen bilirsin kalbim oyuncak mı ne, ne kolay kırılıyor? "Deplasmandır bu dünya" diyor albino şeyhim plasebo yutturuyor bana depresif doktor.
Allah'ım kaderimden şikayetçi değilim aksine bahtiyarım evrende bana da rol verdiğin için şahsen, Allah'ım bizler senin falsolu kullarınız, n'olur bizden razı ol.
(Murat Menteş/Kökler-2)
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
uyku
|
 |
« Yanıtla #5 : Ekim 21, 2007, 08:23:34 » |
|
‘Su çekildi, göründü sanki zamanın dibi, Korkuyorum, bu akşam kıyamet varmış gibi.’
N.F.K.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
uyku
|
 |
« Yanıtla #6 : Ekim 26, 2007, 05:36:24 » |
|
Kendime doğum günü armağanım:
Beni Yanlışsız Sakla
Saate baktım yirmibeş yaşındayım Geç kalmadım tanrım yeniden inanmaya Aşka geç kalmadım
Ardında yıkık şehirler ve leylaklar bırakan Bir cümle dudaklarımı geçip beni ihlâl etti Saate baktım müthiş bir yenilme vaktindeyim Sevgilim Ben nerede yağmur yağarsa orada şemsiye kırmanın kitabıyım Ve en güzel cümlen sensin
Saate baktım buzlar ve çiçekler arasındayım Gömleğim asyaya düşerken Beni yanlışsız sakla bu son görünüşüm
Mevlana İdris Zengin
AĞRI
Kendime bir doğum günü hediyesi
Can evim ağrımıyor aşikâre Ben uyanınca hayat uyanıyor ...Ona uyuyor rüya... Her şekli alıyor toprak çeşit çeşit, renk renk, kat kat... ekmek, pasta, çörek...ismim tek Bir kelime...daha demin Bedenimi zapt eden âraz Durmuyor zaman iki ayrı oda içinde
Kapılarla dolu kuş evim...iç içe
Büyük...firar başlamıyor yine de Ben yürüyünce su yürüyor ...Ona uyuyor hayat... Kök, dal, yaprak kardeş oluyor Bir anda saplanıyor gece içime Daha demin...bir isim...o yana Yüzüm bu yana sürükleniyor Uzakta, katı, donuk, sarı a ğ a ç i s m i m... toplanıyor oradan oraya
Can evim ağrımıyor aşikâre!...Hayat!.. Ben uyanınca, rüya ona uyuyor, derinde Tek bir 'kelime'...yüzüm sığmıyor içine
Osman Hakan A. Varlık1187, Ağustos
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
uyku
|
 |
« Yanıtla #7 : Ekim 28, 2007, 04:55:51 » |
|
TENHA ŞİİRLER
Dal kırık bahçe talan sularda yüzün hangi âh, hangi melâl yok şimdi hayal sabahları boyayan kuşlar mıydı sonsuz suskunluktan gayrı yıllar yıllar savrulmuş sanki sonbahar düştü yok şimdi hüzün ve aşk ben bu duvarı ördüm yıktım ördüm dur gece dur akşam dur sabah tak tak tak bu poyraz bu telâş yağmurla örtüşür gibiyiz akşam yüzün gök yüzün yıldızlar yüzün leylim birlikteyiz işte hiç bitmiyor akşam
II
sürülmüş toprak kokuyorsun biçilmiş çayır söğütlüğü geçince her yer çiğdem, gelincik ellerin baktıkça açıyor yüzün baktıkça bulutlar ve güneş serçeler karışıyor gülüşüne
Saat yok gölgemizde zaman ve suyun uzayıp giden öyküsü sevmek kadar seni
III
Rüzgâr esiyor usuldan bir kiremit düşüyor sundurmadan bahçeye elimin üstünde güneş birkaç damla yağmur karışıyor içtiğim çaya sonra bir bulut gemi gibi yanaşıyor masaya elele çıkıyoruz seninle güvertesine akşamın
İşte yıldızlar diyoruz tüm çiçeklerin adını sayıyoruz bahçedeyiz yine masa aynı masa bu kez saçların karışıyor söze sonra hiçbir şey olmamış gibi tavukları yemliyorsun sabah sabah
IV
Taş atılmış su gibi dalga dalga yüreğim bir abdalım, bir yabanım kıyında
Gemilere götür beni misafir kuşlar gibiyim mavilikte öyle ucunda kirpiklerinin
Bir park korkuluğuna takılıp kalan güneş de yok artık yağmur ince bir sızı bir gelir,bir gider sarı solgun resimlerde mi yüzün
Hiç kuş uçmamış gök gibiyim karşında
V
Bir güz ağacıydın erguvan yapraklar düşürdün hüzünden geceler boyu akan çeşmeler ki uzayıp gider ıslıkları bıçkın ve karanfil kokulu tuttun en dar vaktinde durdun yolumun
Acının gurbeti yine acıdır sılası hani orda düşlere vakit yoktur kavrulmuş dudaklarda kalınca sarılmış tütün gibi yaşamın ve ekmeğin kahrı ağır ağır çekilir
işte tarihi ellerimin
Yağmurdun
rüzgârdın
borandın geldin ıssızlık yarım kaldı kuşlar alıştı pencereme saksıda çiçekler değişti yüzü güldü duvarların kurulu bir saatti zaman boşandı birden akşam aynalar lambalar ve üveyikler işte dünyalığı kalbimin çitin önünde yaman bir güneş geldin gelişin en güzeldi
VI
yağmurlardan gelmek
a.
yağmurlardan geliyorsun upuzun gecelerden ay ışığına batmış üstün başın bir hasreti bölüşüyoruz şimdi tüm acıları bölüştüğümüz gibi can erikleri boşaltıyorsun eteğinden zambaklar çocukluğumun giyilmemiş çamaşırları gibi annelerin arada bir açtığı hülya sandıkları anıların kokusu var onlarda
boyuna susuyoruz dünyaya benzer bir şey büyüyor içimizde çözemiyoruz neden uzuyor uzuyor ellerin saçların zaten sonsuzluk can geliyor ağlamak gülmek geliyor ağır ağır uyanıyor gövdem baharda bir toprak gibi yağmurlardan geliyorsun canıma giriyorsun uçsuz bucaksız kokuyorsun yağmurlardan geliyorsun
b.
gül dökülüyor yüzünden gülüşün gülleri bunlar tutup koyamıyorum masaya masa işte aramızdaki sonsuz deniz bir dalga hafiften kabarıyor bir el usulca uzanıyor bir bardak ansızın tuz buz dokunuşun gülleri bir bulut yavaş yavaş açılıyor birlikte aralıyoruz perdesini yağmurun ipek bir mendili gezdirmek gibi yüzünde aramızdan akıp gidiyor gün
sonra akşam geliyor ansızın akşam işte şu dehşetli karanfil “yarin dudağından getirilmiş” kokusu sarıyor önce sonra saçların saçlarının rüzgârı bir serinlik ki sorma gitsin yüzüne dokunuyorum yıldızlar dökülüyor birden yıldızlar hüzün ve karanfil akşam doluyor birden
c.
kapı çalınıyor kuru ekmeğiniz var mı diyor bir kadın geçip gidiyor çünkü İskender de geçip gitmiş gibi sokaklarından akşamın biraz gazyağı biraz is kokusu ve korkunç duvarlar ki tarihin durmadan yapıp yıktığı ateşler akan iki aşk çeşmesi aç ve ilaç gibi yedikleri zehiri köpük ve akşam akşam ve köpük köpüklerden çöker gibi çatısı göğün parçalandı düş ve gerçek ne tükenip bitmesi yıldızların ne dağılan bilyası çocukların yalnız sundurmada yağmuru seyreden tüyü dökülmüş bir serçeden kalma kumral bir bakış mı gözlerin en derin kederinde suların
su akmayınca eskir tarihe yalanın girmesi gibi öyle bak yalnızlıklara dalıyorum işte en kalabalığına yalnızlıkların dört nala uçar gibi bir at düşlerimden dökük saçık bir zaman kalıyor geriye oysa mor bir şafaktasın canım sevgilim güvercinim
VII
şiirde; düşlerde kalan aşk gibi gül de ölüdür şimdi;akşam yine en çok sensin;kandil ıssızlığında kalbin: gece bahçelerinde,bir kuşlar kaldı güllere yanmaktan yorgun
seninle aramızda akan şiirde kan; tuttum günlerce: bir çölü yürüdüm: bir parça mavi sonra seni göğü ve denizi buldum işte elimde çirkin bir balık hep balık kalmış bir balık kayan yıldıza takılmış: deniz çekile çekile kendini doldurmuş
gül de ölüdür şimdi bir aşiret heybesinde kentte bir eskici dükkânında nerden düşmüşse düşmüş akşam gök ve deniz
VIII
cıvıltının en mavisini soluyan çınarların ucunda hışırtısını duyuyorum yükselen ayın duasını dağların işte çoğalan bir gök var şuracıkta sesimi salıyorum yağmura güvertesinde gecenin denizse en hoyrat atı bu saatlerin öptükçe gözlerinden sevgilim güzel bir ateş yak bana
Arif Ay
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
uyku
|
 |
« Yanıtla #8 : Kasım 02, 2007, 07:10:18 » |
|
*** Her şey yaralı bir zamana akarken, kim söyleyebilir çıraların beyhude söndüğünü. bu son düğümün herkese atıldığını, herkese yağdığını bu son yağmurun. ateşin üşüdüğünü, suyun acıdığını... rastladım bir akşamüstü herkese, herkes nasıl yalnız!..
Metin Kaygalak
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
uyku
|
 |
« Yanıtla #9 : Kasım 03, 2007, 11:04:33 » |
|
Mostar Çayı İçin Şiir Köprüsü
Duran'ın Mostar Köprüsü'nde Gülşah'ın nal izlerinin görüldüğü haberini aldığı, Bosna’da, Mostar'a varınca köprünün yıkılmış olduğunu gördüğü ve Neretva nehrini teselli ettiğidir. Bu odur:
I. Ben ki aramaya çıktım Ben aramaya çıkınca bir bulan vardır
Yıkık köprülerin her bir taşından Bir hayat köprüsü kuran Kâbusların yıktığını onaran Bir rüyâ vardır. Köprünün yıkılması Bir kıyının öbürüne küsmesinden Çeyizini yıkarken su perisinin Nişan yüzüğünü kaybetmesinden Nişanlıyı aramaya bir bahanesi
Kötü bir düş görüp yıkılan köprüleri Saçlarından öperek uyandıran Aşkı kalpten kalbe yankılandıran Gözyaşı çiğiyle ışıklı kirpikleri Gökkuşağı özlemiyle nakışlandıran Rüzgâr nefesliler vardır
Okunmuş taşları atıp sulara Yağmur duasına çıkanlar gibi Yananlar vardır.
Köprünün yıkılması Kırkikindilerin yaklaşmasından
Ustalar vardır Hızır'ı danışman olarak çalıştıran Çile yontucuları Sabır nakkaşları Bir rüyâyı taşlarla yorumlayan Medrese çağıltısından Kütüphane hafızasından Taşlara da bir rüyâ armağan eden Kur'an sesi işlemeli Taç kapılardan görünüveren Ölümsüzlük öğrencileri vardır
Ben ki aramaya çıktım Yeni bir derse başladım Mostar Çayı'nı ezberliyorum Köprü Bilgisi sınıfındayım Ölümsüz Atlara Binicilik Kursu'nda
II.
Gülşah öldü diyorlar, haşâ ki yalan! Mostar Köprüsü'nde nal izleri var Ona öldü diyen ağızda dil ölüdür Ölüdür sözlükte kelimeler O diridir, hayattadır, hayattır
Suya düştü, o artık yok diyorlar O var, zira onu bir arayan var
Sesini işitip nehre koşuşan Köpükten atlara binip uçuşan Bosna'da çocuklar var Göğsü tomurcuklanmadan Gözü bulutlanan çocuklar Bombalanmış el yazması şiirler Yanmış kitap sayfaları Göğü çalınmış haritalar Uçurulmuş haber köprüleri Ararken koyduğum işaretlerden Atlı şairlerin süt anneleri.
Bir şehidin omuzundan çözülüp düşen Upuzun bir Müslüman sarığı imgesiyle Akışan şu yeşil Neretva Çayı Soydaşıdır hem eşidir atımın Irgalayan beşiğidir
Düşsün suya Ölüm olmaz Suya sudan Musa'ya Nil'den
/Gülşah biraz gümüş, biraz akarsu Biraz sabah sisi göl kıyısının Uykusu hafifçe kuş uykusundan Nefesi nisan bahçesi Seher yelinin zikridir güllerde yankılanan/
Rüyâlar yarışıyor O’na yetişmek için Rüyâlarda O’na binip yarışıyorlar Filistin'de çocuklar Kudüs'te ihtiyarlar
O’nun sularında yıkanıyorlar Geceye sıçratılan kandan Kirlendiğinde uykuları
O’nun soluğundan besleniyor Demirperdeyi gün gün eriten Ateşin körükleri
Çin ejderhasına karşı duruyor Doğu Türkistan'da Minyatürleri
III.
Düşsün suya Bu yolda düşen suya Düşmüştür bengisuya
Düşsün yüzme bilen umutlarım da Düşmesin kurumuş su yatağına Yeter ki tökezlemesin Umudun delişmen tayı Sen yeter ki susma ey Mostar Çayı Yürekten yıkılışı köprülerin Duyulmaz olmasıdır senin Yeşil şarkılarının Susma ki dönsün kalbimin pervaneleri Çağıldayışının âhengiyle Susma ışısın hülyası Kemerlerin, yakamozlarla Boş kalmasın yatağın, uyumasan da Çık dolaş, bize de gel, sana ninni söylerim Sana köprü yaparım kaburga kemiğimden Gözyaşım kardeşin olsun Dicle’ye Fırat'a eş Çağla cennetlerden bir müjde gibi
Ben suların gördüğü küheylan rüyâları Köprülerle yorumlayan Yusuf'um, bilmez misin? Ben ki aramaya çıktım Bulmaya tabir olunur Tamir değil, kurmaya Mostar Köprüsü'nü Kelimelerle
Şaban Abak
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
uyku
|
 |
« Yanıtla #10 : Kasım 16, 2007, 05:49:15 » |
|
Donuk Aşk
Yine akşam oldu, Yalnızlık omuzlarıma çivisini çaktı yine, Uzaklık aynı gerçi, Heryerdeyken olan uzaklığın pek değişmedi, Yine akşam oldu orda olduğu gibi, Görebiliyorum seni burdan da, Aynısıydı ordayken de, Uzaklıktan korkmuyorum belki de, Orada da aynıydı uzaklık gerçi Donuklaşmış oldu artık bu, Bir o kadar da hüzünlü romanlar gibi, Galiba ben baştan kaybetmişim, Belki de ben baştan kazanmışım, insanlık kaybetmiş... Sezai Karakoç
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
uyku
|
 |
« Yanıtla #11 : Kasım 17, 2007, 11:18:29 » |
|
Montreal Mektupları
Dört
Sadık Sara'ya nişanlı, ben ayrılığa Atılıyoruz dördümüz o soğuk karanlığa Sana acımızdan, kederimizden, Ve günlerin bize sakladığı şeylerden Biraz verebilir miyiz mutlu insanlar ülkesi Amerika?
Meselâ ben oğlumun başında ağladığım O hastane gecelerinden verebilir miyim sana Bir sokağı delirircesine koşarken Morarmış gövdesi kalbine yaslı evlâdınla Tanrı'yla doğrudan konuşabildiğin o anla Birlikte içime doğan o kederden Biraz verebilir miyim sana?
O Afgan çocukları, O Irak şehzadeleri Senin bombalarınla ölen o yavrular Hepsi bizim göğsümüze yaslıdır Biraz daha delirmemiz bu yüzden her bombayla Kan değil entariler giydirecektik onlara Aşkın çöllerinde hepsi bir Leylâ Bir Mecnun olmaya hazır, çıkınlarına Bin yıl öncesinden biçilen rüya Sıkışmış, ruhlarına şifasız bir daüssıla.
Onları eşsiz bahçelerde büyütecektik Hayır kan değil Gökyüzünden elbiseler giydirecektik onlara Yazmalar, entariler, eleğimsağmalar Çöl çocukları, öyle yakışacaklardı hayata. Bunu anlaman için daha ne kadar ölmemiz gerek Kaç evlâdımızı gömeceğiz daha toprağa Mutlu insanlar ülkesi Amerika? Kemal Sayar
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
uyku
|
 |
« Yanıtla #12 : Kasım 19, 2007, 07:18:38 » |
|
YALINAYAK ŞİİRDİR
1.Biz tüzüklerle çarpışarak büyüdük kardeşim
Emrazı Zühreviye Hastanesi'ne kapatıldı anamız Adıyla çalışan ermiş Sirkeci kadınlarındandır
Şeker atar hâlâ mazgallardan Cankurtaran'da Acı Bacı'nın acı bilmez uçurtma çocuklarına
Yıl sonu müsamerelerine kimler çıkarılmaz?
2.Velhasıl onlar vurdu biz büyüdük kardeşim
Babamız dövüldü güllabici odunlarla tımarhanede Acaba halk nedir diye düşünür arada işittiği
Dudullu'dan tâ Salacak'a koşarak alkışlayalım Fazla babalarıyla dondurma yiyen çocukları
Hangi çocukların neye imrenmesi yalınayak şiirdir?
Ece AYHAN
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
uyku
|
 |
« Yanıtla #13 : Kasım 28, 2007, 05:39:51 » |
|
İyi Günler İlerde Anneanne
iyi günler ilerde anneanne iyi günler ilerde bense yirmidört saatlik günlerdeyim anneanne
rüyalarında senin ne kıyamet kopuyor ne de bir gül düşüyor dalından sen böyle istersin bilirim gülümseyerek anneanne
oysa ne sarışın kızlar göz kırpıyor esmer delikanlılara ne de ortadoğu bir gül bahçesi oluyor
yine de iyi günler ilerde anneanne esmerliğimiz kıyamet herkese
halime bakıp üzülme anneanne bir bakarsın dayımla beraber ortak bir iş kurar belki bir süpermarket açarız
ne dersin, kasada da muzaffer durur, gülümseyerek yok yok olur, dandy, pop-corn ve kalve çorba satarız.
kahrolsun amerika deriz sonra kahrolsun fransa için ve mançurya kahrolur biz böyle deyince devr-i daim düzeniyle dönen dünya
mançurya da kahrolur niye kahrolacaksa
anneanne, müzmin başağrılarım artıyor işte yaşamak bu deyip dostlar müttefiklere gülümsediğinde
anneanne, ah anneanne çıkış yok ve bu tereke rahmetli dedemin yüreğinden daha eski bir mesele
yüreğimiz bölüştürülemez iyi günler ilerde
sade ekmeği bildiğimiz günler geçmişte ve güzeldi anneanne şimdi ekmek dile gelse boğazımızdan geçişine utandığını söylerdi
iyi günler yok! iyi günler yok anneanne
kıyamet bize kıyamet bize kıyamet bize
kıyam/et bize
Hüseyin Atlansoy
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
uyku
|
 |
« Yanıtla #14 : Aralık 08, 2007, 11:44:03 » |
|
GECE / Güngör Tekçe
Ne çok insan konuşuyor içimde Suretsiz Bu dünyada yalnız siz mi yaşarsınız Ya da siz mi ölürsünüz Bu nasıl saygısızlık Ağaçlara güneşlere kedilere Bıktım öykülerinizden Zaten hepsi birbirine benziyor Kızgın yağ sanıyorsunuz Altından su çıkıyor Hep aynı basamaklardan Aynı gıcırtılarla İniyorsunuz Boşluğa Kaç duvara çarpıp düşer sesleriniz Tam da gecemin içine Yok sayın duyargalarımı Duvar sayın beni de Sesleriniz Hoyrat Densiz Davetsiz O kadar mı yalnızsınız?
(Edebiyat ve Eleştiri, Sayı: 64)
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|