ARAP BAHARI SÜRECİNDE MISIR
06/08/13 | YORUM SAYISI 0 | GÖRÜNTÜLENME 2428 |    Ters Dizgi


T.C.
ATILIM ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANA BİLİM DALI YÜKSEK LİSANS TEZİ

Ali TANDOĞAN

GİRİŞ

Mısır 6 bin yıllık kadim bir tarihi geçmişe sahip olması nedeniyle bünyesinde çok zengin bir demografik yapıyı barındırmaktadır. Bu nedenle de ülke siyasi yapısı sosyalizm, otoriter rejim, liberalizm ve muhafazakâr düşünceleri barındıran renkli bir mozaik sergilemektedir.

Partileşme sürecine 19. yüzyılın başlarında başlamasına rağmen, Cemal Abdunnasır (1952-1970), Enver Sedat (1970-1981) ve Hüsnü Mübarek (1981-2011) dönemlerinde Batı’daki siyasal gelişmeleri halkın isteklerine cevap verecek seviyede takip edemedi.

Mısır’ın İngilizler tarafından işgali sırasında örgütlenen Hizbu’l Ümme (Ümmet Partisi) o dönemlerde ulusal direnişin öncülüğünü yaptı. Sonraki dönemde kurulan Vefd (Delege) Partisi İngilizlerle resmi görüşmeleri yürüten bir kimlik kazandı ve uzun yıllar Mısır siyasi hayatında geniş kitlelerin desteğini alarak varlığını sürdürdü. Hüsnü Urabi tarafından 1922 yılında kurulan el-Hizbu’ş Şuyui’yyu’l-Mısrî (Mısır Komünist Partisi) ve Hizbu’l-Islah (Islah Partisi) Hıdivlik sonrası sosyal yapı üzerinde etkili oldu.1

Halkın istekleri karşısında istenilen hassasiyeti göstermeyen liderler bazı reform hareketlerinde bulundularsa da arzulanan değişiklikleri bir türlü hayata geçiremediler.

Özellikle Hüsnü Mübarek döneminde yaşanan sosyal sorunlar dünyanın da dikkatini çekti. Mısır demokrasisinin ve İsrail ile olan ilişkilerin istenilen seviyeye getirilememesinden şikâyetçi olan ABD, en anlamlı çıkışını Kasım 2003’te yaptı. Heritage Institute for Democracy’de konuşan eski Amerikan Başkanı George Bush Mısır’ın Ortadoğu’daki barış sürecine büyük bir katkı sağladığını ve şimdi de Mısır’ın demokrasi için bir şeyler yapmasının zamanın geldiğini söyledi.2

2010 yılında Yemen, Tunus, Libya, Cezayir, Mısır ve Suriye’de insan hakları uygulamalarında yaşanan ihlaller nedeniyle bir değişim süreci başladı.3 İyice yaşlanmış olan Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek kendinden sonra göreve oğlu Cemal’i getirmeye karar vermesi tepkilere neden oldu. Siyasal çalkantılar halk arasında var olan dini ve etnik ayrımcılığı da körükledi ve 2010 yılında İskenderiye şehrinde Noel gecesinde birçok Kıpti Hristiyan patlayan bombalar sonucu hayatını kaybetti.

Resmi makamlarca bu eylemin Mısırlı aşırı dinciler tarafından yapıldığı açıklandı. Mısır halkı sosyal medya üzerinden haberleşerek yapılan bu eylemlerin iki toplum arasını açmak isteyen gizli eller tarafından planladığı konusunda fikir birliğine varırken Kahire’nin meşhur meydanı Tahrir’de eylemlere başladılar.

4 Eylemlerin günlerce sürmesi sonucu tehlikeyi gören Hüsnü Mübarek 11 Şubat 2011 tarihinde görevini bıraktığını ve yönetimi Yüksek Askeri Konsey (YAK)’e devrettiğini açıkladı.5 Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek, 25 Ocak 2011 tarihinde başlayan halk ayaklanması esnasında protestoculara karşı güç kullanmak üzere güvenlik kuvvetlerine emir vermek suçlamasıyla 25 yıl hapse mahkûm edildi.6 Yönetimi devralan Yüksek Askeri Konsey (YAK) halkın nabzını tutan bir yaklaşımla demokratikleşme yolunda bir yol haritası çizmiş ve sokakların sakinleşmesini sağlamıştı; ancak verilen sözlerin zamanında tutulmaması, parlamento ile cumhurbaşkanlığı seçimleri konusunda net tarihlerin verilmemesi ve sürecin belirsiz bir hal alması sonucu Tahrir Meydanı tekrar eski günlerine dönmüştü. Yapılan gösteriler sonucu zaman zaman halkla karşı karşıya gelen güvenlik güçleri hassas davranmaya çalışsa da artan öfkenin önüne geçemedi.

Nihayetinde 28 Kasım 2011 tarihinde parlamento seçimleri yapılmış ve seçimlerden % 71,5’lık oy oranı ile kazançlı çıkan Müslüman Kardeşler (MK) ve selefi akım milletvekillerinin üçte ikisini oluşturmuştu.7 Sonuçlar ülkenin yakın geleceği konusunda ipuçları vermeye başladı.

Halk Meclisi’ndeki bu dağılıma siyasal dengeler açısından sıcak bakmayan Yüksek Askeri Konsey (YAK)’in itirazı üzerine Anayasa Mahkemesi seçimleri usulsüz olduğu gerekçesiyle iptal etti.8 Daha da ötesi bu iptal kararı yetkisi cumhurbaşkanında bulunmasına rağmen verilmesi ülkedeki taraflı tarafsız birçok kişinin tepkisine neden oldu. Meclisin hukuken var olup olmadığı tartışmaları devam ederken gelecek olan cumhurbaşkanının da yetkilerini kısıtlayan birçok düzenleme yapıldı.9

Cumhurbaşkanlığı seçimine başvuran 23 adaydan 10’unun adaylığı çeşitli gerekçelerle iptal edilerek10 cumhurbaşkanlığı seçimleri de yönlendirilmek istendi. Siyasal yapının yeniden düzenlenmeye çalışıldığı bu dönemde 23-24 Mayıs 2012 tarihlerinde cumhurbaşkanlığı ilk tur seçimleri yapıldı.

Sonuçların açıklaması ile ortaya ilginç bir tablo çıkmıştı. Müslüman Kardeşler (MK)’in temsilcisi Muhammed Mursi ile devrik lider Hüsnü Mübarek’in son başbakanı Ahmet Şefik yarışta sona kalarak ikinci turda kozlarını paylaşacaklardı. Ahmet Şefik’in seçimleri kazanması sonucu devrim kazanımlarının kaybedileceğine inanan bir kesim soluğu yine Tahrir Meydanı’nda alırken YAK halkın nabzını tutmakta zorlanıyordu. Mursi’nin cumhurbaşkanlığı seçimini kazanması durumunda İran’la iyi ilişkiler kurulacağından ve İsrail karşıtı söylemlerin sertleşeceğinden endişe eden diğer bir kesim ise Ahmet Şefik ile hayatın normale döneceği kanaatini taşımaktaydı.11 Bu zihin kargaşası içerisinde olan halk, 16-17 Haziran 2012 tarihinde sandık başına giderek kaderlerini belirleme noktasında önemli bir seçimle yüzleşti. Katılım oranı ise ancak % 46 civarında oldu.12 Merakla beklenen seçim sonuçlarının 21 Haziran’da açıklanacağı beklenirken, 20 Haziran’da Mısır Cumhurbaşkanlığı Seçim Komisyonu Üyesi Hatem Bicato düzenlediği basın toplantısında sonuçların açıklanmasının ileriki bir tarihe ertelendiği bildirdi.13

Nihayet 24 Haziran’da seçimin resmi sonuçlarının açıklanması ile birlikte Mursi’nin % 51,3’lük bir oranla seçimi kazandığı kesinleşmiş oldu. Rakibi Ahmet Şefik ise % 48,7 oranında oy almıştı.14 İki aday arasında az bir farkın olması bundan sonraki dönem için devletin yeniden şekillendirilmesi konusunda sıkıntıların yaşanacağı yorumlarını da beraberinde getirmişti. Yani eski ile yeninin mücadelesi henüz bitmemişti.
Devrimler bir siyasal yapıyı değiştirmekle birlikte toplumsal değişikliği de beraberinde getirmek istemekteydi. Mısır’da bu değişimin olup olmayacağını zaman gösterecekti. Yeni dönemde iç siyasetin yapılandırılması, ABD ve İsrail ilişkileri, ekonominin düzeltilmesi ve Nil suyu problemi Mursi’yi bekleyen en büyük sorunlar olarak görülmekteydi.

Parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine damgasını vuran Müslüman Kardeşler (MK) ve Selefilerin karşısında güçlü bir muhalefet bulunuyordu. Devrim sürecinde yapacakları icraatlar sürekli olarak güçlü bir mekanizma tarafından kontrol edilmektedir. Bu nedenle iktidar ve muhalefetin nasıl bir uyum içerisinde yeni dönemi kurgulayacakları merak edilmektedir. Rejimin temel dinamiklerinden olan YAK ve Anayasa Mahkemesi Mursi’nin üzerinde ne kadar etkili olacağını, buna karşılık MK’in tavrının ne olacağını tahmin etmek zor görünüyor. Halk Meclisi seçimlerinin iptal edilmesi ve anayasa metni üzerinde mutabakatın sağlanamaması Mısır’ı nasıl bir geleceğin beklediği konusunda tüm kesimlerin endişelerini arttırmaktadır. Devrimden amaçlananların ne kadar yerine getirilebileceği en çok merak edilen diğer bir konu olmuştur.

Ali Tandoğan'a ait yüksek lisans tezinin tamamını okumak için aşağıdaki bağlantıya tıklayınız...

https://docs.google.com/file/d/0B7m1_fKKufoRQ3NLUFN4MVQ3azA/edit?usp=sharing
Sezai EkinciAugust 6, 2013, 7:48
[1]
Çevrimiçi Üyeler
0 Üye 7 Ziyaretçi